Sendikalardan ortak talep: ILO 190’nı imzalayın

İşçi kadınlar için önemli bir kazanım olan ILO 190 sözleşmesi, cinsel istismar, taciz, tehdit ve takiplerin sona ermesi için yaptırım gücü taşıyor. 25 Kasım yaklaşırken Türkiye’nin henüz imzalamadığı sözleşmeyi sendikacı kadınlarla konuştuk. Konfederasyonların, bağlı sendikaların hükümetten talepleri açık ve net: ILO 190’nı imzala.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

İşçi kadınlar için önemli bir kazanım olan ILO 190 sözleşmesi, cinsel istismar, taciz, tehdit ve takiplerin sona ermesi için yaptırım gücü taşıyor. 25 Kasım yaklaşırken Türkiye’nin henüz imzalamadığı sözleşmeyi sendikacı kadınlarla konuştuk. Konfederasyonların, bağlı sendikaların hükümetten talepleri açık ve net: ILO 190’nı imzala.

Tehdit, hakaret, yıldırma, insanlık dışı ve aşağılayıcı tutumlarla kadınların susturulmak istendiği bir kültürde yaşıyoruz. Ücretli çalışan kadınların yarısından fazlası işyerinde fiziksel, psikolojik şiddete ve cinsel tacize uğruyor! Kadına uygulanan şiddet bu noktadayken, nasıl mücadele edileceği de gündemde. İki yıl önce kabul edilen ILO 190 sözleşmesi, oldukça olumlu bir adım. Bu sözleşmenin iktidar tarafından onaylanması yönünde talepler yükseldi. Sendikalarla görüşmelerimizde 190 sayılı sözleşmenin işyerinde cinsel taciz ve şiddetle mücadele etme gücü olumlanırken, kabul edilmesi için de kampanya planlarından söz ediliyor. ILO 190’ın önemine değinen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, sözleşmenin bütün ülkeler için ortak bir çerçeveye sahip olduğunu vurguluyor. Şiddet ve tacize karşı mücadelede bir yol haritası olduğunun altını çiziyor ve bu çerçevede eylem planı oluşturmaya hazırlandıklarını söylüyor.

Kampanya hazırlıkları

Çalışan kadını şiddetten korumada önleyici tedbirleri almak, risk altında olanları korumak için özel stratejiler geliştirmek bazı sendikaların öncelikle gündeminde. Bu konuda hiçbir sorumluluk taşımayan sendikalar da var elbette. İşyerinde cinsel tacize karşı mücadelenin ön saflarında yer aldığını söyleme hakkını gerçekten kazanmak için öncelikle ILO’nun 190 sayılı sözleşmesi benimsenmeli ve uygulanması için adımlar atılmalı. Bilindiği üzere Haziran 2019’da kabul edilen ve şiddetle mücadelede çığır açan sözleşme, işyerinde şiddet ve tacize DUR diyor. Çalışma yaşamında bu sözleşmenin onaylanmasını ve uygulanmasını teşvik etmek kadın işçiler ve LGBTİ+’lar açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda işçi ve kamu çalışanları sendikaları kampanya hazırlıkları yapıyor. Çalışanların korunmasındaki boşlukları kapatmak için hayati önem taşıyan ILO 190 sözleşmesini sendikalara sorduk.

İşyerinde şiddet ve taciz

Şiddet ve taciz, erkek egemen kültüre yaslanan toplumsal bir sorun. Araştırmalar, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin arttığını gösteriyor. Buna psikolojik şiddet de dahil. Önlenebilmesi, kadınlara yönelik toplumsal normların ve tutumların değiştirilmesi, yasaların iyileştirilmesine bağlı. 2019 yılında 190 sayılı Sözleşme’yi kabul eden Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre, iş yaşamında şiddet ve taciz asla görmezden gelinemez. Kabul edilemez ve insana yakışır iş ile asla bağdaştırılamaz. Bu nedenle ILO, şiddete ve cinsel tacize sıfır tolerans gösteriyor. Üretim yapan veya hizmet üreten bir işyerinin cinsiyetçi şiddet içermemesi gerektiğini söylüyor. Ve bundan işverenin sorumlu olduğunu açıkça belirtiyor. İşyerinde şiddet konusunda yasal olarak bağlayıcı ilk uluslararası sözleşmeden söz ediyoruz. Ancak ILO 190’nın devletler tarafından onaylanması veya ulusal hukuka dahil edilmesi gerekiyor.

ILO 190’ın varlığı DİSK için önemli

.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, hükümeti 190 sayılı ILO Sözleşmesini onaylamaya çağırıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin daha etkin şekilde uygulanması beklenirken gece yarısı bir kararname ile feshedilmesinin ardından, ILO 190’ın daha da önem kazandığını vurguluyor. Bu sözleşmenin şiddeti çok geniş kapsamlı tanımladığını, işyerlerinde şiddet ve tacize karşı uluslararası standartlar içerdiğini, bu bakımdan DİSK için önemli olduğunu söylüyor. Arzu Çerkezoğlu şöyle diyor; “Kadınlara yönelik şiddetin kaynağı eşitsizlik, cinsiyetçilik ve ayrımcılıktır. Kadınlar yaşamın her alanında, evde, sokakta ve işyerlerinde, şiddetin çeşitli biçimleriyle karşı karşıyadır. Olağan dönemlerde de varlığını sürdüren kadına yönelik şiddet ve taciz Covid-19 döneminde daha da arttı. Bu nedenle böylesi bir dönemde ILO’nun 190 Sayılı Sözleşmesi çok daha önemli bir hal aldı. Haziran 2019’da Sözleşme’nin kabul edilmesinin ardından, DİSK olarak çeşitli basın açıklamaları ve eylemlerde Hükümet’i ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’ni onaylamaya çağırdık, çağırmaya da devam ediyoruz. ILO Sözleşmesi için çeşitli toplantılar düzenledik, eğitimlerimizde Sözleşme’ye ve önemine yer verdik. Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinin ardından hazırladığımız bir videoyla Sözleşme’nin daha geniş kitlelere duyurulmasına çalıştık. ILO’nun Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından onaylanması ve yaşama geçirilmesi için mücadele edeceğiz. Haklarımızı koruyan ve geliştiren her türlü yasa ve sözleşmeye sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

Uygulanması için ne gerekiyorsa yapacağız

KESK, bu konuda mücadelelerinin yanı sıra araştırmalarıyla da bilinen bir sendika. Geçen yıl sendikanın düzenlediği bir araştırmaya katılan kadınların yüzde 48’inin işyerlerinde cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılığa maruz kaldıkları belirlendi. Aynı zamanada fiziki-cinsel-sözlü taciz sorusuna yönelik olarak katılımcıların (çok açık belirtmeseler de) yüzde 34’ü bu konuda “haksız duruma maruz kaldıklarını” ilettiler. Görüşünü istediğimiz KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher Koyun, İstanbul Sözleşmesinin geri çekilme kararına çok tepki gösterdiklerini ve aktif uygulanması için bir çok kampanya gerçekleştirdiklerini anlattı. “İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasına tepkimiz kadına yönelik şiddetin önlenmesi içindi” diyor KESK Kadın Sekreteri. Kamu’da çalışan kadınların şiddet yaşadığını, ILO 190 sözleşmesinin bu çerçevede çok önemli olduğunu söylüyor ve şunları ekliyor; “Hükümet tarafından bu sözleşmenin imzalanması için birçok kampanya hazırlığımız var. 2-3 Ekim’de toplayacağımız kadın meclisinde bunlar ele alınacak. ILO sözleşmesinin şiddete karşı sıfır tölerans göstermesini çok önemsiyoruz. ILO 190’ın etkin olarak uygulanması için ne gerekiyorsa yapacağız. Bu arada büyük nüfusa sahip belediyelerde sığınma evleri açılması ve bu evlerde şiddet görmüş kadınların korunması ilk taleplerimiz arasında. Bu evlerde trans kadınların da kalması gerektiğini söylüyoruz. Türkiye toplumsal cinsiyet eşitsizliğini çok fazla yaşamış ülkelerden biri. Bu yüzden kamuda toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırmak ve kadınların yönetim düzeylerinde yer almalarını sağlamak için eşitliği sağlayan mekanizmalar uygulanmalıdır. Eğitim alanında müfredat, toplumsal cinsiyet eşitliği esas alınarak düzenlenmeli. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığının ortadan kalkması için, okul öncesinden itibaren tüm kademelerde ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi’ zorunlu ders olarak okutulmalıdır. Ders kitaplarından bütün cinsiyetçi ifadeler kaldırılmalı, ayıklanma yapılmalı ve yeniden düzenlenmeli.”

Yaşamdaki gerçekleri kapsıyor

.

SES Genel Merkez Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli ise İLO 190 Sözleşmesi’nin çalışma yaşamında şiddet, taciz, korkutma ve tehdit gibi baskılara karşı bir yaptırım gücü taşıdığını söylüyor. Uygulanabilirliğinin kadınların ses getiren talepleriyle oldukça yüksek olduğunu belirtiyor. Adıbelli şöyle söylüyor; “Sözleşme’nin kapsayıcılığına özellikle dikkat çekmek gerekir. Çalışma yaşamında, zorbalık ve tacize maruz kalan kadınları korumayı ve güçlendirmeyi hedefliyor. Sözleşme, ayrımcılığın tüm kaynaklarının bileşkesini içeriyor. Dolayısıyla birçok çalışanın yaşamındaki gerçekleri kapsıyor diyebiliriz. Kamu çalışanları bunları yaşıyor. Biz SES olarak, ILO 190 Sözleşmesi’nin önemine, kadın taleplerimiz içinde yer vereceğiz. Bununla ilgili çalışmayı hem SES olarak hem de KESK bütünselliğinde yürüteceğiz. Bu sözleşmenin hayata geçirilmesi için gerekenleri yapacağız.”
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü çerçevesinde, SES Kadın Meclisi olarak bir dizi eylem ve etkinlik kararları olduğunu belirten Gönül Adıbelli, şöyle devam ediyor; “İşyerlerinde şiddet, taciz, tecavüz ve mobbinge karşı tepkiyi gündemleştirecek videolar hazırlamayı ve sosyal medya etkinlikleri yapmayı planlıyoruz. Tüm kadın örgütleriyle birlikte kadına karşı şiddete, tacize ve kadın cinayetlerine yönelik olarak eylemler planlıyoruz. SES olarak kadın cinayetlerini CİMER’e şikayet yazılarıyla da gündeme taşımayı planlıyoruz. Tabii ki böyle bir süreçte işyerinde kadına yönelik şiddete karşı mücadelemizi en etkin bir şekilde yürüteceğiz. Buna itiraz eden, karşıtlık ortaya koyarak gündemine alanları da her platformda teşhir ediyoruz ve edeceğiz. ILO 190 sayılı sözleşmenin hükümet tarafından onaylanması için SES ve KESK olarak tartışmalar yürütüyoruz. Kadın meclislerimizde bu tartışmalar sonucunda mücadele programları çıkarmayı hedefliyoruz. Uluslararası sendikalarla görüşmeler yapmak ve onların izlediği süreçler doğrultusunda da biz de buradan doğru bir çalışma yürütmeyi hedefliyoruz.”

Şiddet ve tacizden arınmış işyerleri

Birçok sendika, toplumsal cinsiyete dayalı olarak çalışma dünyasında şiddet ve tacizi sona erdirmek için bağlayıcı uluslararası standartların onaylanmasını talep ediyor. Tümtis Kadın Sekreteri Mukadder Anadolu’ya göre, şiddet ve tacizden arınmış işyerleri için dünyanın dört bir yanındaki sendikalarla da işbirliği yapabilmeli. Anadolu, toplumsal cinsiyete dayalı her türlü hak ihlalinin önlenmesi için, uluslararası standartların onaylanmasını talep ettiklerini belirtiyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet de dahil olmak üzere bütün ihlallerin ILO 190 Sözleşmesi’yle sona ereceğini söylüyor. Hükümet tarafından onaylanması gerektiğinin altını çiziyor. “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 190 Sayılı Sözleşmesi, tarihi ve işyerlerinde şiddeti, tacizi ele alan ilk uluslararası belge. Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti ve tacizi ortadan kaldırma mücadelesinde çok önem taşıyor. Şu anda kadınların yaşadığı onur kırıcı tutumlara karşı tek güçlü çalışma bu. Şiddet ve tacizden arınmış bir çalışma dünyası hakkına bütün kadınlar sahiptir. Bunu teyit eden sözleşme birçok onur kırıcı vakanın önünü kesecektir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün şiddet karşıtı sözleşmesini hükümetin kabul etmesi için Tümtis olarak kampanyalarımız olacak” şeklinde görüşlerini paylaşıyor Tümtis Kadın Sekreteri Mukadder Anadolu.

Gerçek, göründüğünden çok fazla

Cinsel saldırı ve taciz bir çok işyerinde, fabrikada, çok sayıda kurumlarda devam ediyor. Yapılan araştırmalar kadın çalışanların yüzde 35’inin bir meslektaşı tarafından cinsel tacize uğradığını ortaya koyuyor. Bu oran göründüğünden daha fazla. Hem korku, hem de geçim kaynaklarının sınırlı olması tacizin gizli kalmasına neden oluyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele, feministler için bir öncelik. İşyerinde taciz ve şiddet kadınların ruh sağlığını ve fiziksel güvenliğini tehdit ettiğinin altını çiziyor feministler. Buna maruz kalan kadınlar, işten erken ayrılmak zorunda kalıyor. Saldırılardan kaçınmak için çalışma saatlerini azaltanların ise ücretleri düşüyor. (Mesaiye kalamama gibi) Tacizcilerden kaçınmaya çalışan kadınların yükselmeleri engelleniyor. İşyerinde cinsel taciz, her yaştan ve tüm sektörlerdeki kadınları etkileyen çok can yakıcı bir durum. Olumsuz etkiler zamanla birleşerek işsiz kalmalarına ve ekonomik gücün sıfırlanmasına neden olabiliyor. O nedenle ILO 190 sözleşmesini işçi-memur tüm çalışanlara anlatmak, bu konuda farkındalık yaratmak gerekiyor. Sendikaların bu konudaki kampanyaları ise ILO 190 Sözleşmesinin hayata geçirilmesi için çok önemli.

Kadınİşçi’nin notu:

Güçlerimizi birleştirelim

İş yerindeki şiddetin evdeki şiddetle bağlantısını kuran ve uluslararası düzeyde cinsiyet temelli şiddet ve taciz konusunda asgari standartlar getiren ILO 190 Kadınİşçinin başlangıçtan itibaren önem verdiği bir belge. Ülke deneyimlerini şimdiye kadar sayfalarımızda yansıttık. Geçtiğimiz yıl Ekvator, Şili’de sendikaların ve kadın örgütlerinin ortak çabaları ile hükümetler sözleşmeyi imzaladılar. Ortadoğu’da, Fas’ta yine büyük farkındalık kampanyalarıyla hükümetler sözleşmeyi imzalamaya çağrıldı, bu çağrı parlamentolarda cevabını buldu. Türkiye’de de herbiri kendi alanında bir şeyler yapmaya çalışan sendikaların ve ücretli çalışmayı dert edinen feministlerin ve kadın örgütlerinin bir araya gelerek bu konuda ortak kampanya yürütmesi lazım. Kadınİşçi de işyerlerinin daha yaşanılabilir bir hale gelmesi için bu elinden geleni yapmaya hazır. Önerimiz güçlerin birleştirilmesi yani: ORTAK KAMPANYA…  

Paylaş:

Benzer İçerikler

Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
Sendikalı oldukları için işten atılan, üç haftadır direnişte olan Lezita işçisi kadınlar, bugünlerin geride kalacağından ve kazanacaklarından emin. Kölelik koşullarında çalıştırıldıklarını, şiddete ve cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıklarını anlatan kadınlar, “Hiçbir kadın kendini ezdirmek zorunda değil. Biz bu ezilmeye ses çıkardık, çıkarmaya da devam edeceğiz. Yalnız değiliz” diyor
İşçi avukat Sibel Soydemir’in patronuna açtığı kötü niyet davasını kazanması, erkek yargı düzeninde kadınların yaşadığı cinsiyet temelli ayrımcılığı ve şiddeti bir kez daha gündeme getirdi. Mobbing, cinsiyetçi iş bölümü, taciz, güzellik dayatması, emek sömürüsü… Sorunlar saymakla bitmiyor. Kadın avukatlarla konuştuk.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!