“Tut biraz yemeğe gideceksin zaten”

Pandemi döneminde kapanma kapsamı dışında kalan ve iş yükleri iyice artan gıda sektöründeki kadınlar, engellere ve zorluklara karşı örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyor. Bursa’da bu sektörde örgütlü Tek Gıda-İş Sendikası’na üye kadınlarla sorunlarını ve mücadele deneyimlerini konuştuk. 
Paylaş:
Ferhan Petek
Ferhan Petek
ferhan.petek@gmail.com
Ferhan Petek    ferhan.petek@gmail.com

Pandemi döneminde kapanma kapsamı dışında kalan ve iş yükleri iyice artan gıda sektöründeki kadınlar, engellere ve zorluklara karşı örgütlenmeye ve direnmeye devam ediyor. Bursa’da bu sektörde örgütlü Tek Gıda-İş Sendikası’na üye kadınlarla sorunlarını ve mücadele deneyimlerini konuştuk. 

Gıda sektöründe de kadın çalışanlar fabrikaların neredeyse olmazsa olmazı. Sezonluk çalışmalarda çok büyük bir çoğunluğu kadın işçiler teşkil ediyor. Kadınlar hem iyi çalışanlar oldukları için hem de işyerinde fazla sorun çıkarmadıkları(!) için işverenler tarafından da tercih ediliyor.  Makinalarda yapılan seri işlerde kadınlar el becerileri nedeniyle daha hızlı çalışıyorlar. Değerleri yadsınamaz ama bilindiği de söylenemez. Bu sebeple sendika kadın işçilerin arkasında durmaya devam ediyor. Yıllardan bu yana mücadeleleri devam eden sendika üyeleri diğer şehirlerde olduğu gibi Bursa’da da oldukça etkin. 2014-2015 yıllarında Karacabey’de Sütaş ve Nestle eylemleri gerçekleştirildi. Orhangazi’de Cargil eylemi üç buçuk yıldır devam ederken, Eker ve Uludağ Gazoz’daki örgütlenme çalışmaları sürdürülüyor. Örgütlenen yerlerde grev ve direnişler genel anlamda işçi lehine sonuçlanıyor. Nestle örneğinde olduğu gibi bazen işçiler hem işe iade davasını kazanıyorlar hem de sendika işyerine giriyor.

Ülkede sendikalaşma yasalara uygun bir faaliyet buna rağmen sendikalaşma sürecinde işçiler bin bir zorlukla karşılaşıyorlar. Sendikal örgütlenme sürecinde gizlilik neredeyse temel hedef haline gelmiş. Tüm işçiler çalıştıkları yerlerin sendikalı olmalarını istese de bir yandan işinden olmaktan çekiniyor. Geçim sıkıntısının gün be gün artması, işsizliğin zapt edilemez boyutlara ulaşması, bu durumun kaynağı. Bu gizliliğe sıkı sıkıya bağlı olan kadın işçiler yalnız kalmaktan korktuklarını, aile ve toplumun baskısından çekindiklerini belirtiyorlar ve mücadelelerini sessiz kahramanlar olarak vermek zorunda bırakılıyorlar. Kimse işverenlerin, yöneticilerinin hedefinde olmak istemiyor. Aksi takdirde hem eylemleri yavaşlatılacak hem de mücadelelerinin hedefi olan sonuçlara ulaşmaları imkansızlaşacak. Kadının görünür olduğunda kötü gözle bakılması durumundan korkmaktan sıkılmışlar. Kadınlara yönelik eğitim ve toplantılarla, kadın işçilerin bilinçlendirilmesi için yapılacak olan etkinliklerle bu sıkıntının ortadan kalkacağına inanıyorlar.

Kadınlar pandemi döneminin en mutsuz işçileri oldu

Özellikle pandemi sürecinde ve devamında ülkemizdeki geçim sıkıntısının fark edilmemesi imkansız boyutlara ulaşması yine en çok kadınları, kadın çalışanları etkiledi. Sendika üyesi bir kadın şöyle konuşuyor: “Alım gücünün düşmesi insanların geçimini iyice zorlaştırdı. Bu sebeplerle fabrikalarda çalışanlar çözüm arama peşine düştüler. Tabii ki bu çözüm arama sürecine eşlik eden bir de işsiz kalma korkusu var. Kadınlar elbette bu konuda daha çok etkileniyor çünkü kadın çalışanların gelirleri yan gelir olarak görülmesine rağmen neredeyse evi geçindiriyor ve erkekler eşlerine işlerinden olmaması için baskı uyguluyorlar.” Kadınların çok yönlü baskılarla uğraşmak zorunda olduğunun altını çizen ve ismini de bu nedenle vermek istemeyen kadın işçi sözlerine şöyle devam ediyor:  “İşçiler hükümetin uyguladığı politikalarla iyice yalnız bırakıldı. Birçok işçi ücretsiz izin gerçeğiyle karşı karşıya kalırken pek çoğu da Kod 29’dan işten atıldı.  Bursa’da da yine en çok sıkıntıyı tabii ki kadın işçiler yaşadı. Çünkü eşi ücretsiz izne çıkarılan kadınlar da çalışmak zorundaydı.” diye işçi sınıfı ailelerinde durumu özetliyor.

Kapanmanın kadın emeği üzerine etkilerini ise kendi deneyimlerinden hareketle şöyle anlatıyor: “Evdeki kadın işçinin yükünü de on kat daha arttırdı. Ev halkının evde oluşu kadının kendine ayırması gereken dinlenme fırsatını da elinden aldı. Psikolojik olarak da yıpranan kadın oldu. Kendini yetersiz görmeye başlayan kadınlar pandemi döneminin en mutsuz işçileri oldu.” diyor.

Şu an işçilerin direnişinin devam ettiği ve sendikalı olan yere on yıl emek vermiş başka bir kadın üye ise burada karşılaştığı zorlukları şöyle özetliyor: “Kadın çalışma hayatında erkeğe göre çok daha fazla mobbinge maruz kalıyor. Kadınları bilirsiniz, sabreder çocuğu için ailesi için bir şeylere sabretmesi gerektiğine inanır. Bizim fabrikamızdaki kadın işçilerde de durum tam olarak böyle. Bundan dolayı da kadın işçiler kendisine yapılan baskılara boyun eğmek zorunda kalıyor.”

Kadınlardaki  “işsiz” kalma korkusu

İşçi kadın bu sektörde kadınların sayı olarak erkeklerden daha fazla olduğuna dikkat çektikten sonra şöyle devam ediyor:  “Bizim fabrikada da kadınlar erkeklerden daha fazla. Kadınların en büyük sorunu tuvalete gitme ihtiyacı. Üretim seri bir şekilde devam ettiği için yerimize biri geçmeden tuvalete gidemiyoruz. Amire söylediğimizde de ‘Acil mi?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Bazen de ‘Tut, birazdan yemeğe gideceksin zaten!’ deniyor.  Kadınlar amir de olsa aynı soruyu bir erkek işçiye yöneltemiyor.”

.

Ücretlerin düşüklüğünün de hayat pahalılığında çok zorlayıcı olduğuna dikkat çeken kadın işçi, genel olarak bu sorunun ülkedeki tüm işçilerinin ortak sorunu olduğunu vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor: “Erkek ve kadın işçi arasında ayrımcılık, kayırmacılık mevcut. Erkek yöneticiler erkek işçiyle daha ılımlı konuşurken, kadın işçiye daha sert ve tepeden bakan bir üslupla konuşuyor. İki yıldır sendikal çalışmalarda yer alıyorum fakat kadın işçilerin işsiz kalma korkusu nedeniyle çok fazla ilerleme kaydedememiştik.”

Pandemi patladıktan sonra gıda işçilerinin, kapanma dışı olduklarını ve yüklerinin iyice arttığını belirten kadın işçi, nihayet örgütlenme amacıyla Tek Gıda – İş ile iletişime geçtiklerini anlatıyor.  “Artan gıda üretimiyle birlikte gıda işçisi de yoğun ve daha uzun saatler çalışmaya başladı. Fazla mesai ücretleri eksik ödendi.  Birçok sorun yaşandı ve bıçak kemiğe dayandı. Çünkü artık işçinin düşük ücrete ve yapılan baskılara dayanacak gücü kalmamıştı. Şu an bizim fabrikamızda grev veya direniş yok. Bakanlık, sendikamızın yetkisini onayladı. Fakat işveren itiraz ederek süreci mahkemeye taşıdı. Mücadelemiz mahkeme sürecinde” diyor.

Gıda sektöründe de sendikal örgütlenme sürecinde çevresinden destek görmeyen kadın işçiler mevcut. Genel olarak yakın çevresinden “Bulaşma böyle şeylere, başına bir iş gelir!” öte bir şey duyan yok. Ama sendika üyeleri bir kadın olarak bir emekçi olarak yapılan haksızlıklar karşısında tek başına bir şey yapamayacağının farkında. Mücadelenin değerini ve bu değerin ancak birlik olarak hak ettiği yere ulaştırılabileceğini de. Onlar birlik olmayı ve birlikte başarmayı örgütleyerek mücadelelerini omuz omuza sürdürüyorlar. Hemcinslerine örnek olmak ve sessiz çığlıklarını daha çok kişiye duyurmak için.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
Sendikalı oldukları için işten atılan, üç haftadır direnişte olan Lezita işçisi kadınlar, bugünlerin geride kalacağından ve kazanacaklarından emin. Kölelik koşullarında çalıştırıldıklarını, şiddete ve cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıklarını anlatan kadınlar, “Hiçbir kadın kendini ezdirmek zorunda değil. Biz bu ezilmeye ses çıkardık, çıkarmaya da devam edeceğiz. Yalnız değiliz” diyor
Sağlık meslek örgütleri 29 Mayıs’ta Ankara’da Beyaz Miting’de taleplerini bir kez daha dile getirdi. Alanda kadınlar bu kez daha görünürdü. İstanbul Sözleşmesi’nden ücretsiz HPV aşısına, mobbingden ev içi ve iş yeri şiddetine kadar her mesele dövizlere yansıtılırken, femina işaretli SES ve TTB önlüğü giymiş kadınlar dikkat çekiciydi.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!