Skip to main contentSkip to footer

sadece hayvanların dostu değildi

bir davası, derdi olan insanların yüzünde, gözünde gördüğünüz ışık emel’de de da vardı. lafını, eleştirisini esirgemezdi. bilirsiniz, bir kadının “panter” lakabını alması için panterleri savunması yetmez. entelektüel değildi ama bilgiliydi. bugün siyasal gündemin önemli bir parçası olan hayvan özgürlüğü konusunun öncüsüdür

Kadın Emeği

lynne segal yaslan bana: radikal bakım programı adlı kitabında, sosyal devletin ayakta, paranın ve zamanın daha fazla olduğu ve bu sayede insanların dünyayı değiştirme dürtüsüne ve birbirlerine daha fazla zaman ve emek ayırabildiği yıllarda kurulan alternatif hayatları, dayanışma ağlarını ve tabii feminist kampanyaları anlatıyor özlemle. kitap bundan ibaret değil ama bu tema öne çıkıyor. hak kayıplarımızı ve bu kayıpların sonuçlarını tespit etmenin önemli olduğunu düşünmekle birlikte yeni ihtimalleri aramanın daha yararlı olduğuna inanıyorum. yine de, o canlılığı unutmak mümkün değil.

türkiye’de ise benzer şeyler 1980’lerden itibaren tartışılmaya, eyleme dökülmeye başladı, sosyal devlet yoktu, sağlık vb. kimi hizmetlerin şimdikinden daha kötü olduğunu söylemek yanlış olmaz. ama para kazanmanın sonraki yıllarda git gide zorlaştığı düşünülürse, ekonomik olarak en kötü zamanlar olduğu söylenemez. darbenin etkilerinin üzerine gidilirken daha önce hesaba katılmayan alanlar da açılıyordu.

türkiye hem çok geniş hem de çok çeşitli siyasal toplumsal dinamiklerin bulunduğu bir ülke, herhangi bir zaman diliminde ülkenin farklı yerlerinde farklı gerçeklikler yaşandı, yaşanıyor. birazdan anlatacaklarım daha çok istanbul’a ilişkin.

yeni kapılar açılırken

lgbti+ hareketin filizlenmesinde büyük katkısı olan rahmetli ibrahim eren –nokta dergisine verdiği röportajda kendisini biseksüel bir tc vatandaşı olarak tanımlamıştı- italya’daki radikal parti deneyimini yakından tanıyordu ve ona yürekten bağlıydı, 1985 yılında benzer bir oluşumu türkiye’de de kurmak üzere seferber oldu ve varını yoğunu bu işe harcadığını söylemek yanlış olmaz. sıklıkla aklından ziyade duygularıyla hareket eden, biraz inatçı, epeyce otoriter bir kişilikti ve ilerleyen yıllarda hiç kendisine yakışmayacak hareketleri de oldu. ama niyet ettiğinden biraz farklı da olsa önemli bir şey yaptı; o yıllara kadar politik özneler olabilecekleri akla bile gelmeyen lubunyaları, seks işçilerini antimilitarist, ateist, anarşist, çevreci olarak tanımlayan insanlarla buluşturdu. feminist hareketin de filiz verdiği zamanlardı. iki topluluk arasında sıcak ilişkiler olmakla birlikte hareketten feministlerin orada yer aldığına şahit olmadım.  panter emel lakabıyla tanınan emel yıldız da o yapının önemli bir unsuruydu. o yıllarda benim de mesafeli olduğum radikal parti’nin (son dönemde adı yeşiller olmuştu) farklı mücadele alanlarının iç içe geçmesine büyük katkısı oldu.

radikal partinin, büyük bir siyasal etkisi olduğu söylenemez ama istanbul’un toplumsal hayatına çok katkısı oldu. emel yıldız da dahil hareketin öne çıkan kişilikleri, istanbul’un en olmaları gereken yerinde, bir curcuna olan yeraltı ile özgürlükçü siyasetin ortasında, ikisine de değen bir noktada duruyorlardı.

çok yönlü bir hayat

devam etmeden emel yıldız’la ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. bulgaristan kökenli, rusçuk’da dünyaya gelmiş, karagümrük’te büyümüş, sinema oyunculuğu yapmış. rivayet odur ki türkan şoray’ı bir sete götüren ve oyunculuğa adım atmasına vesile olan da oymuş. onu tanıdığımızda kırklı yaşlarında olmalı. geriye dönüp baktığımda ya kargo pantolon ya da süper mini etek giyilen bir ortamda onun bir istanbul hanımefendisi tarzında giyindiğini ve hiç de emanet durmadığını hatırlıyorum. bir davası, derdi olan insanların yüzünde, gözünde gördüğünüz ışık onda da vardı. lafını, eleştirisini esirgemezdi. bilirsiniz, bir kadının “panter” lakabını alması için panterleri savunması yetmez. entelektüel değildi ama bilgiliydi. bugün siyasal gündemin önemli bir parçası olan hayvan özgürlüğü konusunun öncüsüdür. zaten bu özellikleri yaygın olarak biliniyor.

onur’un ilk müttefiklerinden

ama tam da onur ayındayken onun lgbti+ toplulukla ilişkilerine değinmek istiyorum. insan gençken arkadaşları her şeyden önemli oluyor. biyolojik ailelerinin benimsemediği translar, eşcinseller, sistemin önerdiğinden farklı hayatlar sürmeyi tercih edenler için aynı şey ileri yaşlarında da geçerli. şimdilerde buna “seçilmiş aile” deniyor, isabetli bir tanım olduğundan emin değilim. emel yıldız o mücadele ve dayanışma ağları içinde kurulan dostlukları, yakınlıkları ailenin yerine koydu, onları, davalarını, dertlerini anladı. o yüzden başta ülker sokak direnişi olmak üzere birçok eylemde yerini aldı.

bitirmeden emel’in sevda ile dostluğunu anmadan olmaz. sevda, şehir denen cehennemin bütün belalarına bulaşıp hayatta kalmayı ve ekmeğini kazanmayı başarmış, çok birikimli çok özel bir trans kadındı. cinsiyet kimliği konusunda kararını epeyce ileri bir yaşta vermişti, o yüzden sevda adıyla tanıyanlar maalesef azdır. emel’le on yıllara yayılan derin bir dostlukları vardı. anlaşmadıklarında bile birbirlerinden vazgeçmezlerdi. sevda’yı da birkaç yıl önce kaybettik.

bu yazının bir nostalji metni olmasını istemem, derdim bu topraklarda hiçbir şeyin kolay yeşermediğini ve siyasetin siyasetten ibaret olmadığını anlatmak ve emel gibi uyumsuzlara, müdanasızlara bir selam vermek. emel’e, sevda’ya, elif’e ve dostlarına…

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar