Kadınların karma örgüt ve yapılarda var olması, karar masalarında eşit düzeyde temsil edilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin en haklı taleplerinden biridir. Fakat bu konuda engeller var. Mor Merdiven’den Ayşe Kaşıkırık Van ve Şanlıurfa’daki atölye deneyimleri ışığında konuyu tartışıyor.

Yıllardır meydanlarda, kurultaylarda ve raporlarda hep aynı hedefi vurguluyoruz: “Kadınlar karar mekanizmalarına katılsın.” Ancak madalyonun diğer yüzünü, yani bir kadının o karar masasına oturana, o sendika odasının kapısını aralayana veya o siyasi kürsüye çıkana kadar gündelik hayatın içinde tek başına üstlenmek zorunda kaldığı görünmez, ağır ve yıpratıcı yükleri çoğunlukla gözden kaçırıyoruz.
Geleneksel kurumsal yaklaşımlar, kadın katılımını ne yazık ki yalnızca sayısal veriler üzerinden okuma yanılgısına düşüyor. Bir yönetim kurulunda kaç kadının olduğu, bir delege listesinde kaç kadının adının geçtiği ya da bir panele kaç kadının dinleyici olarak katıldığı gibi sığ istatistikler, katılımın önündeki gerçek engelleri görmemizi engelliyor. Oysa bir kadının herhangi bir kamusal mekanizmaya adım atması, arkasında ciddi bir “Katılım Maliyeti (KM)” barındırır. Bu maliyeti sadece cebimizden çıkan somut bir ulaşım ya da yemek parası olarak görmemeliyiz. Bu maliyet; kadının gündelik ömründen, zihinsel enerjisinden, psikolojik dayanıklılığından ve duygusal gücünden ödediği çok ağır, görünmez bir bedeldir.
Mor Merdiven olarak tam da bu görünmez bariyerleri görünür kılmak, kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılımını gizlice sabote eden bu yapısal mekanizmaları deşifre etmek amacıyla yola çıktık. Van ve Şanlıurfa’da gerçekleştirdiğimiz yerel katılım atölyelerinde, kadınların sendikalardan siyasete kadar her alanda karar mekanizmalarına katılımının önündeki en büyük ve en aşılmaz duvarlardan birinin bakım emeği ve bu emeğin yarattığı çok boyutlu zihinsel yük olduğunu sahada, kadınların kendi seslerinden bizzat gözlemledik.
Gündelik yaşamın koşturmacası içinde, herhangi bir sosyal veya siyasal faaliyete dahil olmak isteyen her kadının zihninde, kamusal alana ilk adımı atmadan hemen önce şu formülün gizlice döndüğünü net bir şekilde söyleyebiliriz:
KM = (B + Z + E + D + T)-(S + G)
Bu matematiksel modelleme, aslında her kadının yaşayarak deneyimlediği ama adı konulmamış o haksız faturayı açıkça ortaya koyuyor. Gelin, kadınların karar mekanizmalarına katılırken omuzlarına binen bu haksız maliyetin gündelik hayattaki karşılıklarına daha yakından bakalım:
1. Bakım Emeği Kıskacı (B): Çocuk bakımı, evdeki yaşlıların ve hastaların gözetilmesi, bitmek bilmeyen temizlik, çamaşır, yemek ve ev içi düzenin sürdürülmesi toplumsal normlar tarafından doğrudan kadının omuzlarına yıkılmıştır. Bir kadının kendisine ait özgür bir zaman dilimi yaratabilmesi, bu bakım emeği kıskacından ne kadar sıyrılabileceğine bağlıdır. Ancak kreşlerin olmadığı, bakım merkezlerinin bulunmadığı ya da ateş pahası olduğu bir düzende, kadının temel bir hakkı olan katılım hakkı daha en baştan ev içinde ipotek altına alınmaktadır.
2. Dijital Şiddetin Getirdiği Zihinsel Yük (D & Z): Van ve Şanlıurfa sahalarında karşımıza çıkan, günümüzün en tehlikeli ve yeni nesil bariyerlerinden biri de dijital şiddet ve görünürlük riski Kadınlar, bir sendika eyleminde, bir mahalle meclisinde ya da bir siyasi çalışmada fikir beyan ettiklerinde, hatta sadece bir etkinliğin fotoğrafında göründüklerinde bile çevrimiçi linç, siber zorbalık, aile veya çevre baskısı, dijital takip ve taciz gibi ciddi tehditlerle yüzleşmektedir. Bu durum, katılım anında bile kadının aklında çok ağır bir zihinsel yük yaratır: “Çevrem ne der? Bu fotoğraf internete düşerse başım ağrır mı? Dijitalde bir saldırıya uğrar mıyım?” Bu korku ve risk algısı, kadınların zihnine çok ağır bir otosansür mekanizması olarak yerleşmekte ve katılımlarını fiziksel olarak gerçekleştirseler bile niteliksel olarak baltalamaktadır.
3. Erişim Koşullarının Zorluğu (E): Toplantıların kadınların gündelik yaşam ritmine uymayan geç saatlerde yapılması, kadın dostu olmayan ve güvenli hissettirmeyen ulaşım ağları, mesafeler ve hatta aşırı iklim koşulları bile katılım maliyetini katlayan unsurlardır. Kadın, o eyleme ya da toplantıya giderken yolda başına gelebilecek güvenlik risklerini de bu maliyet hesabına eklemek zorunda kalır.
4. Katılım Sonrası Telafi Yükü (T): Kadınların katıldığı her bir sendikal eylem, her bir sivil toplum toplantısı ya da her bir siyasi faaliyet, eve dönüldüğünde onları bekleyen ve ertelenmiş ev işlerinin yarattığı devasa bir “telafi baskısı” olarak geri döner. Toplantı bitmiştir ancak kadının ikinci mesaisi evde yeni başlıyordur. Gece geç saatte temizlenecek mutfak, ertesi güne yetiştirilecek yemek ve çocukların ütülenecek kıyafetleri, kadına kamusal alanda var olmanın fiziksel ve psikolojik faturasını bir kez daha keser.

“Kapımız Açık” Demek Yetmez!
Van’da kuramsal ve kavramsal çerçevesini çizdiğimiz bu “katılım maliyeti” ve “dijital şiddet” eksenli modelimizi, Şanlıurfa sahasında kadınların doğrudan kendi canlı deneyimleriyle, verdikleri yaşam mücadeleleriyle test ettik ve somutlaştırdık. Sahadan yükselen ses bize çok net bir gerçeği fısıldıyor: Kadınların karar mekanizmalarındaki varlığını artırmak için sendikaların, siyasi partilerin, derneklerin veya yerel yönetimlerin sadece fildişi kulelerinden “Bizim kapılarımız kadınlara sonuna kadar açık, buyurun gelin” demesi tamamen yetersiz ve karşılıksız bir çağrıdır.
Eğer samimi bir eşitlik isteniyorsa, o kapının önündeki görünmez bariyerleri yıkmak, yani kadının omuzlarındaki katılım maliyetini azaltacak somut, pratik ve gündelik çözümleri hayata geçirmek zorundayız. Denklemin sağ tarafındaki Sosyal Destek (S) mekanizmalarını kurumsal olarak büyütmeli, katılımın getirdiği Güçlenme Etkisini (G) kadın dayanışmasıyla beslemeliyiz.

Peki, Nereden Başlamalıyız?
- Erişilebilir Bakım Hizmetleri: Kadınların katılım sağlayacağı her türlü kurumsal etkinlikte, sendikal buluşmada, parti toplantısında veya mahalle meclisinde ücretsiz, nitelikli ve güvenli çocuk bakım alanları (mobil kreşler) oluşturulması yasal ve kurumsal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Kadın, çocuğunu güvenle bırakabileceği bir mekân bulamadığı sürece o karar masalarında asla tam anlamıyla var olamaz.
- Dijital Şiddete Karşı Koruma Ağları: Kadınların kamusal alanda söz üretirken karşılaştıkları dijital şiddet, siber taciz ve linç girişimlerine karşı onları yalnız bırakmayacak yerel dayanışma ağları, hukuki ve psikolojik destek birimleri ile farkındalık mekanizmaları kurulmalıdır. Dijital alanın güvensizliği, kadınları kamusal alandan çekmeye yönelik sistematik bir saldırıdır ve buna karşı kolektif bir duruş sergilenmelidir.
- Gündelik Ritme Uygun Planlama: Toplantı ve faaliyet saatleri, kadınların ev içi ve profesyonel çalışma yaşamı dengesi göz önüne alınarak, ulaşımın güvenli ve erişilebilir olduğu saat dilimlerine göre planlanmalıdır.
- Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Kurumlar, sendikalar ve yerel yönetimler bütçelerini planlarken, parayı sadece gösterişli salonlara veya basılı broşürlere değil; kadınların katılım maliyetini doğrudan düşürecek olan kreş hizmetlerine, güvenli ulaşım desteklerine ve kadın danışma merkezlerine aktarmalıdır.
- Yükün Paylaşımı ve Zihniyet Dönüşümü: Bakım emeği ve ev içi sorumluluklar sadece kadının sırtındaki “doğal ve kutsal bir görev” olmaktan çıkarılmalıdır. Erkeklerin ev içi sorumlulukları ve bakım emeğini eşit paylaşması yönünde sendikalarda ve iş yerlerinde dönüştürücü politikalar, eğitimler ve farkındalık çalışmaları radikal bir şekilde uygulanmalıdır.
Karar mekanizmalarında, sendikalarda ve siyaset sahnesinde gerçek, adil ve nitelikli bir eşitlik; ancak ve ancak biz kadınların omuzlarına yıkılan bu haksız, görünmez katılım maliyetleri tamamen sıfırlandığında mümkün olacaktır.
Kaynakça
- Mor Merdiven Yayınları, “Yerel Yönetimlerde Cinsiyet Eşitliğine Van’dan Bakmak: Dijital Şiddet, Katılım Maliyeti ve Kadınların Yerel Katılımı Araç Seti”, Nisan 2026.
- Mor Merdiven Yayınları, “Yerel Yönetimlerde Cinsiyet Eşitliğine Şanlıurfa’dan Bakmak: Katılım Maliyeti, Dijital Şiddet ve Kadınların Yerel Katılımı Raporu”, Temmuz 2026.







