Kadın cinayetlerini ortak mücadele durdurabilir

Bir ortaokulda çalışan Gülsüm Kuyar, iş çıkışı, kocası tarafından öldürüldü. KESK İstanbul Kadın Meclisi, cezasızlığın kadın cinayetlerinin artmasındaki rolüne vurgu yaparak “erkek adalet değil gerçek adalet istediklerini” belirtti. Cins kırımına dönüşen bu cinayetleri dayanışarak engelleyebiliriz.
Paylaş:
İpek Deniz
İpek Deniz
ipekkdeniz@gmail.com
İpek Deniz ipekkdeniz@gmail.com

Bir ortaokulda çalışan Gülsüm Kuyar, iş çıkışı, kocası tarafından öldürüldü. KESK İstanbul Kadın Meclisi, cezasızlığın kadın cinayetlerinin artmasındaki rolüne vurgu yaparak “erkek adalet değil gerçek adalet istediklerini” belirtti. Cins kırımına dönüşen bu cinayetleri dayanışarak engelleyebiliriz.

Ankara Sincan’da bir okulda temizlik görevlisi olarak çalışan Gülsüm Kuyar’ın mesai çıkışı uzaklaştırma kararı bulunan eşi tarafından öldürülmesi üzerine KESK İstanbul Kadın Meclisi, 25 Şubat Cuma günü bir açıklama yaptı. Kadına yönelik şiddetin her geçen gün kadın yaşamlarını daha fazla kuşatma altına aldığını, devlete önleme, koruma ve etkin soruşturma sorumluluğu yükleyen İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle birlikte erkek şiddetinin giderek tırmandığını belirten KESK’li kadınlar şöyle devam ettiler: “Kadın katliamına varan kadın cinayetlerinin en önemli nedenlerinden biri, koruyucu ve önleyici tedbirleri hayata geçirme yükümlülüğü bulunan iktidarın sorumluluklarını yerine getirmemesidir. Siyasi iktidar, kadınların ve toplumun tüm haklı itirazına ve protestolarına rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi başta olmak üzere, kadın erkek eşitsizliğini savunan, erkek şiddetini ve ayrımcılığını derinleştiren politikalarla birbiri ardına yaşanan kadın cinayetlerine zemin hazırlamaktadır.”

Erkek egemen sistemin kadına yönelik şiddette, LGBTİ+ lara yönelik nefret cinayetlerinde ve çocuk istismarında da cezasızlık politikalarını sürdürdüğü belirtildikten sonra erkeklere yönelik iyi hal ve haksız tahrik indirimlerinin cinayetlerin artmasına neden olduğu gibi failleri cesaretlendirdiğine de dikkat çekildi. Gülsüm Kuyar’ın mesai çıkışı öldürülmesinde bu cezasızlık ortamının ne kadar etkili olduğunun altı çizilerek, “29 yaşındaki Gülsüm Kuyar’ın katili Mehmet Kuyar’dır. Failin ivedilikle yakalanması ve etkin bir şekilde yargılanmasını talep ediyoruz ve buradan tüm yetkililere sesleniyoruz. Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz.” denildi.

Hastanelerde X-Ray cihazı yok

Gerçekten de artık her yer suç mahalli! Kadınlar evde, iş yerinde sokakta her yerde şiddete maruz kalıyor, öldürülüyorlar. Hayatlarımızın hiçbir alanında güvende olmamamızın nasıl bir izahı olabilir? Ev olunca özel hayat diyenler kamu kurumunda öldürülen kadınlar için nasıl bir açıklama yapabilir? Sanırım yine gerek bile duymayacaklar.

Hastane koridorunda beraber çalıştığı sekreter arkadaşını korumak isteyen kadın doktor Aynur Dağdemir bıçaklanarak öldürülmüştü. Koca hastaneye silahla, bıçakla çok rahat girilebiliyor çünkü. AVM’leri yığınla X-Ray cihazı ile koruyanlar her gün binlerce insanın girip çıktığı, sürekli şiddet haberlerinin yer aldığı hastanelerde buna gerek dahi görmüyor. Yaklaşık bir ay önce ASM’de hemşire Ömür Erez silahla öldürüldü, şimdi olay mahalli bir okul bahçesi. Kamu kurumlarının güvenlik önlemlerinden uzak yerler olduğu, yaşanan bunca şiddet olayına rağmen bir adım atılmaması can güvenliğimiz olmadan çalışmaya devam etmek anlamına geliyor. Ne uzaklaştırma kararı ne de resmi bir kurumda çalışmak bir kadını daha koruyamadı. Bu denli kör sağır olmak bunun son olmayacağı yönünde ciddi kaygı yaratıyor aslında.

Kadınlar korunmuyorlar

Kadını eve hapseden zihniyet özel hayat, karı-koca arasına girilmez gibi yaklaşımlarla yıllarca birçok kadının katledilmesine göz yumarak, sürekli yeni cinayetlerin işlenmesinin de zeminini hazırladı. Türkiye’de kadın cinayetleri hızla artarken önlem almak yerine İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek daha da cesaretlendirici bir adım atıldı. Artan cinayetlerle birlikte vahşileşen öldürme şekilleri şiddet potansiyellerinin ne kadar derinleştiği hakkında da düşündürüyor. Kadın cinayetleri en sık boşanma ve ayrılık aşamasında yaşanıyor ve fail çoğunlukla koca. Uzaklaştırma kararı olmasına rağmen kadına yaklaşabilen, onu öldüren bu cüret aslında bu koruma denen şeyin içinin ne kadar boş olduğunu gösteriyor. Evet, koruma kararı çıkarabilmekte ‘bir şey’ bu dönemde. Çünkü kadınlar tehditler, taciz, şiddet, boşanma arifesinde yaşanan gerginlik gibi durumlarda şikayetçi olsalar dahi korunmuyorlar, başvuruları ciddiye alınmıyor hatta suçlanıyorlar. Kocandır döver de sever de, gece dışarda ne işiniz vardı, bu etekle mi gezdiniz, tayt mı giyinmiştiniz ve yığınla benzer cümleleri çok duyduk yetkili ağızlardan.

Kadının en makbul halini eve hapsolmuş, çocuk doğuran bakan, yemek pişiren olarak gören siyasi iktidarlar bizlerin doğuracağı çocuk sayısını bile belirlemeye çalışırken, bir yandan da ciddi bir cins kırım yaşanıyor. Bu kırımı durdurmak bizim elimizde. Kadın cinayetlerini dayanışarak, erkek şiddetini her alanda teşhir ederek, mücadele zeminlerimizi genişletip ortaklaştırarak durdurabiliriz ancak.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
Türkiye’nin her yerinden kadınlar ve LGBTİ+lar olarak şiddetsiz bir yaşama kavuşmak açısından bizler için hayati öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını tanımıyoruz demek için 19 Haziran Cumartesi günü Maltepe’deydik. DİSK Kadın Komisyonu, KESK Kadın Meclisi alandayken, Türk-İş’in kadın yapıları mitinge kayıtsız kaldı. 
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!