‘Kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor’

Covid-19 pandemisiyle dünyanın dört bir yanında topyekün mücadele sürerken, ekonomik kriz ve sosyal hayattaki kısıtlamalar, kapanma en çok kadınları etkiledi. Psikoterapist Zerrin Peker’e göre, “Kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor!”
Paylaş:
Gülay Fırat
Gülay Fırat
glyfirat@gmail.com
Gülay Fırat     glyfirat@gmail.com

Covid-19 pandemisiyle dünyanın dört bir yanında topyekün mücadele sürerken, ekonomik kriz ve sosyal hayattaki kısıtlamalar, kapanma en çok kadınları etkiledi. Psikoterapist Zerrin Peker’e göre, “Kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor!”

Dünyayı sarsan Covid 19 pandemisi, sadece sosyal hayatları değil psikolojileri de olumsuz etkiledi. İnsanın bir yanda kendi yaşamı için duyduğu endişe, öte yanda sevdiklerini kaybetme korkusu ve yine pandemi yüzünden büyüyen ekonomik krizle, artan işsizlik ve iş yükü, yaşanan belirsizlikler ve stres… Pandemiyle mücadelede önemli üç kural; maske, mesafe ve temizlik; hayatları Covid 19’dan korusa da ruhsal sağlığı korumaya yetmedi. Pandemi bitmeden kadınlar psikolojik olarak tükendi!

Ekonomi ve yalnızlık psikolojiyi bozar

Ekonomik krizle birlikte yaşanan işten çıkarmalar ve kısa süreli, güvencesiz çalışma biçimleri eve gelen erkek gelirlerinin azalmasına yol açarken, kadınlar arasında ev eksenli çalışma biçimlerini artırıp çeşitlendiriyor. . Haberlerde, sosyal medyada veya çevrenizden de fark edebileceğiniz gibi her geçen gün daha fazla kadın evde yaptığı işleri farklı kılmak için canını dişine takıyor.

Ücretli çalışma alanında yaygın kadın işsizliğine, kapanmayla katlanan ev işlerinin yükü eklenince, pek çok kadın psikolojik olarak da zorlanmaya başladı. Uzman Klinik Psikolog/Psikoterapist Zerrin Peker, ruhsal sağlığın önemine vurgu yaparak, “Tek çalışanlı ailelerde erkeklerin çalışması artık evi geçindirmeye yetmiyor. Alım gücü azaldığı için evde ev işleri yapan kadınlardan maddi katkı bekleniyor. Zaten ekonomik durum ve yalnızlık insanların psikolojisini bozan temel sebepler. Bunlar çevresel faktörler tabii. Bir de insanların genetik geçişleri vardır. Fiziksel koşullar da psikolojiyi etkiler. Sosyal bağların güçlü olması psikolojik olarak insanı daha sağlam yapar. İnsanlara tavsiyem, bu bağları kuvvetlendirmeleri olacaktır. Ayrıca hayat şartları karşısında zorlandıklarında, şöyle düşünsünler, ‘Ben de insanım, gücüm bu kadar. Her şeye yetişemeyebilirim, bu kadar yapabiliyorum.’ Ve bunu kendilerine ara sıra hatırlatsınlar.”

Kadının 50 liraya bir hafta evi idare etmesi bekleniyor

Çevresel baskılar ve olumsuz hayat şartları yüzünden ortaya çıkan tükenmişlik sendromunun kadınların yaşamını çekilmez hale getirdiğinin altını çizen Psikoterapist Zerrin Peker, “Hastaneye gelen hastalar arasında ekonomik güçsüzlük yüzünden zorlanan kadınlar var. Mesela kocanın ücreti düşmüş ekonomik durumu kötü ve adam eşine 50 veya 100 lira gibi bir para veriyor ve ‘Al bu parayı, ne yaparsan yap’ diyerek evin sorumluluğunu olduğu gibi kadının omuzlarına atıyor. Kadın bu şartlarda ne alabilir? Hem alışveriş yapmak zorunda hem de bir hafta bu parayla idare etmek durumunda! Böylesi zor geçim dertleri var kadınların. Bazen hastaneye gelecek yol parası olmayan kadınlar oluyor, yardımcı olmak için elimizden geleni yapıyoruz elbet ama bizlere ulaşamayanlar da mutlaka var. Tüm bu stresler kadını psikolojik olarak hayli yoruyor. Bu da tükenmişlik sendromuna neden oluyor.”

Tükenmişlik sendromunun belirtilerini ise şöyle anlatıyor, “Tükenmişlik sendromu yaşayan kadınlarda her zaman bir ağrı vardır. Psikolojik anlamda yaşadığı problemler bedensel tepkilerle ortaya çıkar çünkü. Hep bir ağrısı vardır ama onun yanı sıra sürekli yorgundur, yataktan yorgun kalkar, canı bir şey yapmak istemez, keyifsizdir. Psikolojik yorgunluğu artan insanlarda duygular bedenselleşir, fiziksel ağrılar olarak ortaya çıkmaya başlar. Bu düşük duygu durumu ise mutsuzluk sebebi yaratır. Tükenmişlik sendromu yaşayan kadınlar yaşanan olayların her zaman olumsuz yanlarını görür. Böyle durumlarda bilişsel davranışçı yaklaşım tekniklerini uygularım, çözüm odaklı çalışıyor olmak önemlidir. Böyle vakalarda ağrı arkasındaki sebepleri bulmaya çalışırız.”

Ne kadar katı olursak o kadar kırılırız

Dünyanın ruh sağlığını da bozan Covid- 19 pandemisi insanları psikolojiye ilgisini arttırdı. Her zaman olduğu gibi kapitalist sistem bunu hemen fırsata çevirdi ve ruhuna iyi gelecek şeylere yönelenlerin karşısına, her türlü psikolojik içerikler sunan diziler ve kitaplar çıkardı. Psikoterapist Zerrin Peker, bunun sebebini şöyle açıklıyor, “Pandemiyle günlük hayatımızda yaşanan değişimin yanı sıra iş ve sosyal hayatta oluşan belirsizlikler insanları bu tür arayışlara sokuyor. Zira belirsizliklerle baş etmek için yeni anlamlara ihtiyacımız var, insanlar birbirlerinde yeni bir anlam aramaya başladı. Filmler de bu merak duygusunu uyandırıyor. Sonuçta hız çağındayız. Her alanda hızlı değişimler oluyor. Nasıl baş edeceğiz? Bu yüzden anlamlandırmak bize belirsizlikle baş etmede katkı sağlıyor. Psikoloji bunlarla ilgili insanlık için en büyük bilgi kaynağı, bu nedenle psikolojiye ilgi arttı” diyor. İnsanın ruh sağlığının; eğitim, sosyoekonomik durum ve fiziksel kapasiteyle alakalı olduğunu belirten Psikoterapist Zerrin Peker,“Bu alanlarda yaşanan problemler, travma şiddetini artırır. Bu sebeple bu alanlarda eksiklerin giderilmesi öncelikle önemlidir. Ayrıca psikolojik esneklik bizi sağlıklı tutar. Ruhsal mutluluğun sırrı esasında esneklikte yatar. Ne kadar katı olursak o kadar kırılırız. Bu yüzden ilişkilerimizde, hayata bakışımızda biraz esnek olmalıyız” diyor.

Kadınlar daha çok travma yaşar

33 yıllık psikoterapist Peker (58), günümüzde kadınların fiziksel, duygusal ve ekonomik şiddete daha fazla maruz kaldıklarına da dikkat çekerek, “Kadınların travma yaşama olasılıkları erkeklere göre daha fazladır. Çevresel koşulları, aile içinde uğradığı ayrımcılık ve eğitim olanaklarına ulaşmadaki güçlük kadınlarda birer travma sebebidir. Kaldı ki dünya genelinde, savaşların, afetlerin ve göçlerin sarsıcı etkisini kadın ve çocuklar daha yoğun yaşayan dezavantajlı gruptur. İşte tüm bu travmalar neticesi depresyondur ve en sık görülen bir psikiyatrik hastalıktır” diye konuşuyor.

Ev içi şiddet arttı

Covid-19 pandemisinin genel anlamda insanların ruh haline iyi gelmediğinin altını çizen Peker, “Bir arada yaşamanın getirdiği sıkışıklık hissi arttı. Bazı ailelerde ev içi şiddetin arttığını gözlemliyorum. Erkekler daha çok evde kalmaya başladı mesafeler azaldı. Böyle hallerde psikolojilerini korumak için, yalnız olmadıklarını düşünmelerini öneriyorum. Pandeminin ve asosyal bir hayatın tüm dünyanın başına geldiğini, yalnız olmadıklarını düşünebilirler. Basit şeyler de insanın psikolojisine iyi gelir. Fiziksel anlamda olduğu kadar psikolojik anlamda da kısa yürüyüşler yapmak da iyi gelir. Yine inançları doğrultusunda hareket ederek dualar edebilirler. İmkanları olanlara online eğitimlere katılmalarını tavsiye ederim. Mutlaka faydasını görecekler” diyor. Psikolojik danışma ofisinde halen çalışmalarına devam eden Psikoterapist Peker, “16 yaş ve üzeri grupla çalışıyorum bunun içinde her meslek grubundan ve her ekonomik düzeyden danışanım var. Yaptığım son çalışmalarda gözlemim, insanlarda ilişkisel ve iletişimsel problemlerdeki artış; depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, çift problemleri ilgilendiğim danışan profili.”

Sosyal medya kullanımına dikkat

Ekonomik kaygıların yanı sıra hızlı hareket etme dürtüsü ve sosyal medyanın pompaladığı “Her şeyi başarabilirsin, yapabilirsin” dayatmasının insanların kendisine odaklanmasına yol açtığını belirten Psikoterapist Peker, herkesin sosyal medyayı nasıl kullandığına dikkat etmesi gerektiğini söylüyor. Psikoterapist Peker, “Haber ve bilgi edinmek için mi sosyal medyada, yoksa başkalarının hayatlarını merak ettiği için mi? Bunun bilincinde olmak çok önemli, bunu ayıralım, fark edelim! Neye ihtiyacımız var, bunu bilir ve ona göre davranırsak, kendimizi olumsuzluklardan korumayı da başarmış oluruz, daha az etkileniriz. Bir de sosyal medyaya fazla düşkünlük, etrafı görmenizi engeller. Hayatta hızlı olan detayları kaçırır, sonucu bencilliktir. Çünkü insanların uğraşması gereken o kadar detay var ki sadece kendi derdine düşer.”

Acısı olan bize gelir

Psikoterapist Peker, bir psikolog olarak psikolojisini nasıl koruduğunu ise şöyle anlatıyor, “Her şeyden önce insanlara yardım etmek ve onların acılarını iyileştirmek, onların acılarına ortak olmak, onların iyileştiğini görmek en büyük motivasyonum. Bunun dışında ben de meslektaşlarımla mutlaka bir dayanışma içindeyim. Sosyal bağlarımı güçlü tutarım, tiyatro ve konserlere mutlaka giderim. Kendi mesleki eğitimlerimi sürdürürüm.”

Hastalara karşı her zaman nazik ve şefkatli olunması gerektiğine de dikkat çeken Peker, “Çünkü neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Mesela bir keresinde polikliniğe randevusuz bir hasta geldi. İyi ki de geri göndermemişim. Çünkü 40 gün önce trafik kazasında Amerika’da yaşayan 26 yaşındaki oğlunu kaybettiğini öğrendim. Bu beni de çok etkiledi, yani acısı olan bireyler bize geliyor” diyor.

Kızılay gönüllüsü olarak da insanlara yardımcı olmak için çalışan Psikoterapist Peker, “Kızılay gönüllüsüyüm bu meslek dışı bir durum, orada amacımız sadece ihtiyacı olanları belirleyip onların o ihtiyaçlarını gidermek..”

Psikologların Meslek Odası girişimlerinin sürdüğünü belirten Peker, ilgili kanunun çıkmasını beklediklerini belirtiyor.

Zerrin Peker (Uzman Klinik Psikolog/Psikoterapist)

Ankara Üniversitesi’nde Psikoloji eğitimi alan; Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans yapan Peker, ayrıca 4.5 yıl süren Kognitif Bilişsel Davranışçı Psikoterapi eğitimini de aldı. Avrupa lisanslı Psikoterapist olan Peker, Bursa Devlet Hastanesi, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve en son K.K Yüksek İhtisas Hastanesi’nde Psikolog olarak çalıştı. Peker halen Psikolojik danışma ofisinde Psikoterapist olarak çalışıyor.

 

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!