Sanayide bir kadın çalışma biçimi: Yevmiyecilik

Pandemi sürecinde şirketler, depo, paketleme, ürün toplama gibi işlerde, el becerisi yüksek kadınlara istihdam sağlıyoruz, şeklinde ilanlar verdiler. Bu çalışma bazen 16.00-24-00 arasında sabitleniyordu. Kadınlar hem ev işi yapacak hem de üç kuruşa ücretli çalışacaktı. Yevmiyeci kadınlarla konuştuk.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com
Bahar Gök  bihargok1982@gmail.com

Pandemi sürecinde şirketler, depo, paketleme, ürün toplama gibi işlerde, el becerisi yüksek kadınlara istihdam sağlıyoruz, şeklinde ilanlar verdiler. Bu çalışma bazen 16.00-24-00 arasında sabitleniyordu. Kadınlar hem ev işi yapacak hem de üç kuruşa ücretli çalışacaktı. Yevmiyeci kadınlarla konuştuk.

Çalışılan sektöre göre, günlük ücretin belirlendiği yevmiye usülü çalışmada günlük sigorta yapılması yasal olarak zorunlu ancak istismar edildiği yerler oldukça fazla. Pandemi döneminde patronlara, işçilerin, temel haklarını gasp ettirecek bir sürü düzenleme yapılmasıyla birlikte güvencesiz çalışma da yaygınlaştı. Ücretsiz izin uygulamasının kalıcılaştırılması, kodlarla tazminatsız işten çıkartmalar, yıllık izinlerin gasp edilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarının hiçe sayılması gibi ilk elden sıralayacağımız birçok saldırıyla karşı karşıya kaldı çalışanlar. İşsizliğin artması ve ekonomik şartların giderek zorlaşmasını fırsat bilen patronlar, esnek çalışma biçimlerinden olan sözleşmeli, taşeron ve yevmiye usulü çalışmaya daha fazla başvurdu elbette bu dönemde. İnsan Kaynakları firmaları adıyla taşeronluk yapan şirketler de pandeminin kaymağını yiyenler oldu. Bu şirketler kadın emeğinin yoğun sömürüsüne aracılık etmeye başladılar aslında. Depo/lojistk, paketleme, ürün toplama gibi işlerde, el becerisi yüksek kadınlara istihdam sağlıyoruz şeklinde ilanlar vermişlerdi. Talep eden kadınların 16.00-  24.00 vardiyasında sabitlenecekleri garantisini veren ilanlarla da karşılaşmıştık. Kadınlar için 16.00- 24.00 vardiyasının avantajlı olduğunu düşünür üretim alanlarındaki yöneticiler.  Çünkü kadınların sırtında bir de ücretsiz emek yükü var. Sabah kalktığında yemeğini yapacak, çocukları okula hazırlayacak, evi temizleyecek, öğleden sonra para kazanacak. Bulunmaz nimet kadınlar için. İş görüşmelerinde de bunun ne kadar avantajlı olduğunu anlata anlata bitiremezler. Zaten oturduğun yerde çalışacaksın, fazla yorulmayacaksın diye süslerler süslemesine de, ne yönlendirilen sektörler ne de işyerleri anlattıkları gibi olmaz hiç bir zaman.

Yakın dönemde, güvencesiz ve ağır koşullarda çalışan yevmiyeci kadınlara ulaşıp taşeron/yevmiyeci çalışmanın zorluklarını dinledik. 43 yaşındaki Melek soyadım yazılmasın diye başladığı hikayesinde, küçük yaşlardan itibaren, 15 yıldan fazla tekstilde hem yevmiyeci hem de düzenli işlerde çalıştığını anlatıyor. Çoğu yerde sigorta girişi yapılmış primleri yatırılmamış, ne kadar çalışsa da aldığı ücretler, kendi hesapladığı ücretlerle aynı olmamış hiç. Birkaç ay maaş almadan çalıştığı da olmuş, iflas gösterip kaçan patronlara hakkını helal etmediği de. Hatta düzenli çalıştığı atölyelerden birine, sabah gittiklerinde bomboş bir binayla karşılaşmış. Üç kardeş olarak çalıştıkları o atölye, büyük mağduriyetler yaratmış. Yalnızca tekstilde çalışmamış yevmiyeci olarak. Paketlemede, seramikte, metalde, plastik fabrikasında, ilaç paketlemede, şeker paketlemede vs yevmiyeci işlerde çok çalışmış aslında. Bazılarına taşeron firmalar aracılığıyla bazılarına eş dost çağrısıyla gitmiş. Geçmişte sigortalı çalışmanın önemini çok bilmezken, bugün ise bir anlamı olmadığını söylüyor. “Emekliliği görebileceğimiz yok zaten. O yüzden çok önemsemedim aslında. Bir de o zamanlar günlük sigorta diye bir şey yoktu. Tekstilde halen daha olmadığına eminim. Zaten tekstilde yevmiyeci olarak çalışmak daha mantıklıydı. Yevmiyemizin üstüne yatmaları için fırsatları olmuyordu. Haftalık, 15 günlük ödemeler alıyorduk. Kaçıp gidecek patron tüm maaşımızın üstüne yatamıyordu. Aylıkçı olarak çalıştığım zaman emeğimizi daha fazla sömürüyorlardı. Bu sektörde sigortalı çalışmak başlı başına bir lütuftu patronlar açısından.  Karşılığını vermek zorundaydık yani. O yüzden de sigortalı çalışmak işime gelmiyordu ama oradan oraya koşturarak çalışıyordum tabii. Taşeron firmalar üzerinden gittiğimiz fabrikalarda ise gittiğimiz gün kadar yatıyordu ama aldığımız ücretler yine eksikti, yetmiyordu. Tekstil, hayatı gerçek anlamda öğrendiğimiz bir yerdi.”

Ağır İş Göremezlik Raporu var artık

İşe ihtiyacı olduğunu bilen bir arkadaşı, kendi çalıştığı alüminyum fabrikasına yevmiyeci olarak çağırdığında, hiç bilmediği bir alanda çalışmak zorunda kalmış. Küçük yaşlardan itibaren ağır koşullarda çalışmanın bedeninde kalıcı hasarlar bırakması nedeniyle Ağır İş Göremezlik Raporu var. Kolay kolay iş bulamıyor. Gittiğinde alüminyum profilleri silme, temizleme, paketleme gibi işler yapmış. O zaman ki ücreti hatırlamıyor ama saat sekiz- dokuz arası işe başlayıp gece 22.00-23.00’e kadar çalıştığını unutmuyor. Beceremiyorsun, sayı yetiştiremiyorsun diyorlarmış sürekli. Maaşlı çalışanlardan daha fazla çalışmak zorunda bırakılmışlar. “Her yer işsiz dolu, günlük çalışmanın bile ayrıcalık olduğunu hissettiriyorlardı sürekli. Sadece ustalar değil, işçiler de yapıyordu bunu. Üzerimize iş yıkanlar, amirlerden daha fazla takip edenlerle çok karşılaşıyorduk. Tekstilde de yaşıyorduk bunu ama orada profesyoneldik. Bu işler yabancısı olduğum, zamanla öğrenmeye başladığım işlerdi. Açığımı kapatan arkadaşlarım oluyordu elbette ama o arkadaşlar olmadığı zaman ağır kaldıramadığımda göze batıyordum. Ucuz işçiydik, itiraz edemiyorduk, sigortalı değildik, paraya ihtiyacım olduğunu bildikleri için mesaiye bırakılıyorduk. Nasıl olsa bu şartlarda çalışmak zorunda olduğumuzun bilindiği bir yerde çalışmak eziyetti. Bir de kadroya kalırız ümidiyle, sosyal hakları güzel olan fabrikalarda normal performansımın dört katını sergiliyordum. Göze girmem lazımdı. Pazarları da full mesaiye gidince bir maaşa yakın oluyordu. Hiç dinlenmeden çalışınca vücudum zamanla iflas etti işte. Kendi yakınlarını kadroya bıraktırmak isteyen işçilerin, kadroya kalma zamanı ayağımızı kaydırmalarını nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Hakkımı sadece patron değil yan yana çalıştığım insanlar da çok yedi” sözleriyle, yevmiyeci çalışmanın psikolojik ve fiziksel olarak kendilerini ne kadar yıprattığına dikkat çekiyor Melek.

Yevmiyeci olarak çalışan kadınların genelde eşinden ayrılmış, emeklilikte yaşa takılmış, aile baskısından kurtulmak için kendini dışarı atıp çalışmak isteyenler, babasının maaşını alanlar, bakıcı parası alanlar olduğunu, söylüyor. Buna rağmen sigorta isteyenlerin olduğunu, talep edenlerin sivrilik yaptığını söyleyip bir daha işe çağırılmadığını biliyor. Birçok kadının, bir daha iş bulamayız diye çekindiği için razı gelmek zorunda kaldığını dile getiriyor. “Sonuçta herkes ev geçindiriyor. Ben de öyle. Kiracı insanlarız. Anneme babama bakıyorum, boşanıp geldikten sonra yüküm daha da arttı, tüm sorumluluk bende şu an. Şimdi bir kafede düzenli olarak çalışıyorum. İşten çıkınca yine yevmiye işine gidiyorum. Bir ara haftanın beş günü bakıcılık yapıyordum. Alzheimer hastası bir teyzeye bakıyorum. Şimdi iki gün gidiyorum. 18.00’de gidiyorum gece 21.00-22.00’ye kadar bakıyorum. Bazen 70 lira alıyorum bazen 100 lira” derken hayatın gittikçe zorlaştığına değinmeden geçemiyor. Zaten ek iş yapmadığı takdirde masraflara yetişemeyeceğini söylerken sosyal hayattan elini tamamen çekmek zorunda kalmış. “Ne zamana kadar idare edeceksin, hayattan nasıl bir beklentin var” diye sorduğumuzda, aldığımız cevap şaşırtmıyor ama yüreğimizi burkuyor. “Bu saatten sonra çok verimli bir hayat yaşayacağımı sanmıyorum. Kendi adıma bir şey istemiyorum. Çok da bir beklentim yok hayattan.”

Hüngür hüngür ağlattılar beni

Henüz 25 yaşında olan Hilal, arkadaşı Dilek’in yönlendirmesiyle, çapak temizleme işi yapacağı plastik enjeksiyon fabrikasında çalışmış 15 gün. Annesinin Covid-19 olması nedeniyle karantinaya girmiş 14 gün. Karantina bittikten sonra aynı iş yerine çağrılmamış bir daha. Aylık olarak vereceğini söyleyen işyerinden bir buçuk ay sonra ödemeyi aldığında 300 lira eksik olduğunu görmüş. Günlük 10 saat karşılığı 100 lira, 12 saat karşılığı 120 lira olarak konuşmuş işe başlarken. Çok ihtiyacı olduğu için full mesaiye kalmış. Muhasebeye sorduğunda “Benim sorumluluğumda değil. Günlükçülere kaç saat çalışırlarsa çalışsınlar 100 lira veririm ben” cevabıyla karşılaştığında sinirden oturup ağlamış. “Mecburen de kaldığım oluyordu. Akşam 18.00’de servis olmuyordu hiç. 20.00’de geliyordu servis. Nasıl gideceksin sanayinin ortasında. Kendi çalışanlarına göre ayarlıyorlardı servisi. Herkes 12 saat çalışıyordu. Madem ödemeyeceklerdi, ben o 2 saat geçer yemekhanede dinlenirdim. Ama çapak temizleme diye aldıkları işte makine altlarını topluyordum, makine yağlarını temizliyordum, sevkiyat hazırlığını yapıyordum. Ki makinaların altına girmek ölüm gibiydi. 20 kiloluk damacanaların üst kısmını kesip taşıyıcı yapmışlar. Makinenin altına girip bir kerede ürünü doldurup sonra koliye koyuyorduk. Eğil kalk hem de o ağırlıkla, akşam eve gittiğimde rengim atıyordu artık. 15 günde 7 kilo vermişim. Ama ödemeye gelince banane, çalışmasaydın dediler. Şikayet etmeye gittim SGK’ya, kanıt istediler. Orada çalışmıyor görünüyorum nasıl kanıtlayacağım. Hüngür hüngür ağlattılar beni fabrikanın ortasında.” O günden sonra bir daha yevmiyeci olarak çalışmamış ama çalışan çok kadın olduğunu söylüyor Hilal. Erkeklerin geldiği gibi gittiğini, durmadığını anlatıyor. Sadece Suriyeli erkeklerin kaldığını çünkü mecbur olduklarını söylüyor. Hatta 6 çocuğu olan Suriyeli göçmen bir işçinin 16.00’da fabrikaya gelip ertesi sabah 8.00’de çıktığını anlatıyor.  İki yıldır 16 saat çalışan göçmen işçi, asgari ücret bile almadığını anlatmış Hilal’e.

Cinsel taciz korkusuyla makina aralarına tek girmiyordum

28 yaşında olan Dilek ise aynı fabrikaya, daha önceden maske dikim imalathanesinde çalışan bir arkadaşının, vardiya amirine rica etmesiyle çağırılmış. Babasının sigortası olmadığı için, işsiz kaldığı her gün GSS’ye tabi olmuş. O yüzden de sigortalı başlayacağına dair güvence almış. Bir gün telefonuna gelen mesajda ödeme emrini görünce SGK’ya gitmiş. 17 gün sigorta girişinin yapılmadığını öğrenmiş. Ödeme, tarihinde yapılmadığı için GSS ödemesi faize girmiş. O haliyle ödemek zorunda kalmış. İşyerine gidip nedenini sorduğunda “Biz zaten giren herkese anında sigorta yapmıyoruz. Bir hafta bekliyoruz. Gelen durmadığı için, sigortasını yaptığımız kişi ertesi gün çıkıp gittiğinde bu işlemler çok yoruyor bizi. Seni unutmuşuzdur, aklına başka bir şey gelmesin” cevabını almış. “O zaman bu cezayı siz ödeyeceksiniz” deyince kapıyı göstermişler. “Pandeminin ortasındaydık abla. O an çıkıp gidecektim ama GSS’yi nasıl öderim bilemedim. Babamdan istesem tonla laf sayacak, memlekete geri çağıracak. Çalışmak bahanesiyle Gebze’ye ablamın yanına gelip kurtulmuşum onlardan. Yapamadım, gidemedim. İş aradım aylarca ama gittiğim her yer yevmiyeci gönderecekti. Birkaç ay düzenli olsa yine giderdim ama iş olmayınca çağırmayız diyorlardı. Bir de ilk defa fabrikada çalıştım. İş tecrübem yok. Güzel fabrikalara başvurdum, karşıma tecrübe engelini çıkardılar hep. Mecbur kaldım orada ama o günden sonra mesailere kalmadım” dediği fabrikada 6 aydan biraz fazla çalışmış Dilek. “Nasıl çalıştım bir de onu sor” dedikten hemen sonra yaşadığı diğer sorunları anlatmaya başlıyor.

Gece vardiyasında karşılıklı iki kapının arasına masa kurdurulup öyle çalıştırılmışlar. Soğuktan elleri buz kesmiş, itiraz etmişler ama çapak aldıkları yerin kameraların karşısında olmasını şart koşmuşlar. 7/24 izlendiklerini belli etmişler yani. Ustaların küfürlü ve cinsel içerikli şakalarına maruz kaldıklarında tepki göstermişler, değişen bir şey olmamış. “Bir tanesi, evli barklı ama kaşı gözü hep ayrı oynuyor. Gelip benim çalıştığım masaya oturuyor elleri cebinde, bir sürü kadın fotoğrafı gösteriyor. Hepsi ağır makyajlı açık giyinmiş kadınlar. Karısını o kadınlarla nasıl aldattığını anlatıp duruyor. Sen bunlarla mı övünüyorsun dediğimde, bunların normal olduğunu, yarın öbür gün benim de evlendiğimde bu şekilde gönül ilişkilerine başlayacağıma emin olduğunu söylüyordu. Yol yapıyordu açıkça. Baktım dinlemiyor. Bir gün onun yanında nişanlımla telefonda konuşuyor gibi yapıp, fabrikadaki ustaların ahlaksızlıklarını anlatır gibi yaptım. Karşı tarafın kalkıp buraya geleceğini ima eden şekilde sakinleştirmeye çalıştığımı gördükten sonra kendini toparladı biraz. Ama yine de gece vardiyasında makina aralarına girip ürün toplamamaya çalıştım. Tek girmek istemiyordum makina aralarına.” Bir süre daha dayandıktan sonra bir arkadaşının ricacı olmasıyla halen daha çalıştığı montaj fabrikasına geçmiş Dilek. Yeni işyeri biraz daha kurumsal bir firma olduğu için olsa gerek, ağır korkularla ve güvencesizlikle karşı karşıya kalmadığı için rahat olduğunu düşünüyor şimdilik.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Çağrı merkezlerinde çalışan kadınlar bir yandan meslek hastalıklarıyla diğer yandan mobbing ve performans baskısıyla mücadele ediyor. Müşterilerin küfür ve hakaretlerine maruz kalıyorlar. Ekonomik kriz de cabası. “Krizi en dibine kadar yaşıyoruz, ay sonunu getiremiyoruz” diyorlar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!