Zeynep Irmak Öcal anne olduğu için işten atıldı: ‘Annelik yüceltiliyor ama ücretli çalışmayla da bağdaştırılmıyor’

Gazeteci Zeynep Irmak Öcal’ın işten atılması feminist politikanın da gündemine oturdu. Gazeteci Ayşe Düzkan durumu “Doğum izni bir hak ama sanırım sahibine karşı kullanılan nadir haklardan biri!" diye yorumlarken, avukat Arzu Aydoğan bunun bir bedensel hak ihlali anlamına geldiğini de vurguluyor.
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

Gazeteci Zeynep Irmak Öcal’ın işten atılması feminist politikanın da gündemine oturdu. Gazeteci Ayşe Düzkan durumu “Doğum izni bir hak ama sanırım sahibine karşı kullanılan nadir haklardan biri!” diye yorumlarken, avukat Arzu Aydoğan bunun bir bedensel hak ihlali anlamına geldiğini de vurguluyor.

Hamile ve anne olan işçinin işten atılması birçok emekçi kadının yaşadığı sorun. En son Demirören Haber Ajansı, Sinop’ta bir kadın muhabirinin anne olduğu gerekçesiyle işine son verdi. Ajans muhabiri Zeynep Irmak Öcal’ın işten atılması tepkilere yol açtı. İşverenler için hamileler “daha az verim sağlayacağı, verilen işi düzgün yapamayacağı, duygusallaşacağı, güçsüzleşeceği” için istenmiyor! Gebe işçinin çeşitli bahaneler öne sürülerek işten çıkarılması her türlü delille ispatlanabilmekte. Bu nedenle bu hak ihlali sürecinin hukuksal yönü de var. Bu çerçevede, hamile olan çalışanlara, diğer işçilerden “farklı” davranılarak bazı haklardan yoksun bırakılması mevzuata aykırı. Nitekim yargıtayın, verdiği pek çok kararda da, bu konudaki hukuka aykırılık tescillendi ve ilgili yasayı çiğneyen işverenlerin tazminat ödemesi hükme bağlandı.

Tuvalette sütünü sağan yazı işleri müdürü!

Gebe kadının iş hakkının feshi ciddi bir hak ihlali. Kanunda da işten uzaklaştırma durumlarında patronun öne sürdüğü “haklı nedenler” arasında işçinin gebe kalması yer almıyor. Dolayısıyla hamile işçinin işten çıkarılmasının geçerli bir nedene dayandırılması mümkün değil. Ana akım medyada uzun zaman çalışan ve aynı zamanda DİSK Basın-İş’te sendikal mücadele içinde yer alan Gazeteci-Yazar Ayşe Düzkan, anne kadınların işte zor durumlarına şahit olduğunu söylüyor; “Bir yazı işleri müdürünün tuvalette sütünü sağdığına şahit oldum. Bir editörün bu iş için yakındaki kuaföre gittiğini biliyorum. Çok başarılı bir editöre, ‘Doğum izninin tamamını kullanmayı düşünmüyorsun herhalde’ dendiğine de tanık oldum” diyor. O kadın editörün müdüre “Tabii ki kullanacağım” yanıtını verdiğine dikkat çekiyor ve ekliyor; “Çok başarılı ve zor vazgeçilecek bir editör olmasaydı, bunu demeye cesaret edemeyeceğini düşünüyorum çünkü işinden olmaktan korkardı. Bugünün işsizlik ve ağır enflasyon koşullarında bunun daha da zor olacağına inanıyorum. Çünkü işveren ve daha önemlisi yöneticiler için birini işten çıkarmak veya mobbingle yıldırıp istifa ettirmek zor değil.”

Hemen kara listeye alırlar

Bir araştırmaya göre hamile kadınların yüzde 33’ünün işten çıkarılma veya iş pozisyonunu kaybetme korkusu nedeniyle anneliği erteledikleri ortaya çıkmış. Anneliği erteleyen kadınların yüzde 16’sını işveren ikna etmiş. Oysa 4857 sayılı İş Kanunu 5’inci maddesinin 3’üncü fıkrası şöyle diyor; “İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan ya da dolaylı farklı işlem yapamaz”. Demirören Haber Ajansı muhabiri Zeynep Irmak Öcal’ın vakasını değerlendiren Düzkan bu olayda ciddi bir yüzsüzlük olduğunu vurguluyor; Şöyle diyor Düzkan; “Bu meslektaşımızın, belki de başka iş bulamama pahasına bunu açıklaması tebrik edilecek bir şey. İş bulma şansı azalıyor çünkü böyle konularda medya patronları ve insan kaynakları arasında büyük bir dayanışma vardır, hemen kara listeye alırlar. Doğum izni bir hak ama sanırım sahibine karşı kullanılan nadir haklardan biri!”

Kadın hareketinin ortaya çıkardığı bilinç

Mevzuatlar hem yetersiz hem de kolaylıkla delinebiliyor Düzkan’a göre. Çözüm olarak önerilerini sıralıyor; “Bu işin çaresi iki adımlı bence; birincisi belli bir sayıda insanın çalıştığı her yere kreş açılması; belli sayıda ‘insan’ diyorum, kadın-erkek fark etmeksizin… İkincisi de doğum izninin hem anneler hem babalar için, devredilemeyecek şekilde geçerli olması; böylece doğum izni kadınların çalışma hayatındaki bir dezavantajı olarak sunulamaz, onlara karşı kullanılamaz”.

Medyanın ikiyüzlü olduğu konulardan birinin kadın hakları olduğunun altını çiziyor Ayşe Düzkan. “Tacizci editör de, kadına taciz vakasını haberleştirebilir” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor; “Bence yeni olan bu konunun gündemleşmesi. Bu da kadın hareketinin ortaya çıkardığı bilinçle oldu. Diğer yandan şu da önemli bir faktör; İç göçle birlikte insanlar ailelerinden ayrı yerlerde yaşıyor. Böylece eskiden anne ücretli çalıştığında anneannelerin, babaannelerin sorumluluğuna bırakılan çocuk bakımı işi ortada kalıyor. Halbuki çocuk bakımında anne- babaya destek olması gereken başka kadınlar değil kamudur!”

İşyeri babaya ve anneye eşit haklar tanımalı

Hem “anneliğin yüce olduğu” anlayışı hem de buna kalkıştığında iş yerindeki kadının cezalandırılması, her zaman karşımıza çıkan o yaman çelişkilerden. Bunu feminist bir bakış açısıyla değerlendirmesini istediğimizde ise şu yanıtı veriyor Düzkan; “Annelik yüceltiliyor ama ücretli çalışmayla bağdaştırılmıyor. Bu da o yüceltmenin bir parçası. Kadınları, anne olmaya karar verdiklerinde çocuklarının babasına bağımlı kılan bir sistem bu. Yani bu kısıtlamalar, anne olma hakkı kadar, kadınların ücretli çalışmasına da yönelik bence. Anne olmak istiyorsan ücretten de vazgeçeceksin, demek. Bunu ortadan kaldırmanın yolu, yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, işyerinin babaya ve anneye eşit haklar tanıması.”

Çocuk doğurma ihtimali dahi!

.

Avukat Arzu Aydoğan ise “Bu ayrımcılık biçimini tarihin tozlu sayfalarında görmek istesek de maalesef güncel bir mücadele alanı” diyor. Hukukçu Aydoğan, kadınların her koşulda ve biçimlerde ayrımcılığa uğradığını belirtiyor. Anneliğin ise hem toplumsal düzlemde hem de iş hayatında ayrımcılık alanında çok büyük yer kapladığını anımsatıyor. Şöyle diyor Feminist Hukukçu Aydoğan; “İş hayatındaki kadınların çok büyük kısmı ‘çocuk doğurma’ ihtimali üzerinden dahi işe alınmadıkları ya da kademe atlayamadıklarına ilişkin deneyimlerini paylaşıyorlar. Zeynep Irmak Öcal’ın yaşadığı ayrımcılığı paylaştığım bir kadın arkadaşım bana 24 yaşındayken iş bulmakta bu sebeple zorluk yaşadığını ve yeni evli olduğu için iş başvurularında ‘sen şimdi çocuk istersin seni işe alamayız’ gerekçesiyle (!) işe alınmadığını anlattı. Bu durum her ne kadar hukuka aykırı olsa da ispat sorunu nedeniyle kadınlar hukuki yollara başvurmaktan çekiniyorlar. Devlet eşitliği sağlamakla yükümlü olsa da ayrımcılığı önleme konusunda maalesef sınıfta kalıyor. İspat etmesi gereken ve bütün bu süreçte mücadele etmesi gereken kadınlar.”

Sorun mevzuat değil uygulama

Bu hak ihlalini cezalandırma konusunda devletin, kadınların gösterdiği mücadele iradesinin hemen ardından devreye girdiğini anımsatıyor Arzu Aydoğan ve ekliyor; “İşe alım süreçleri kamusal süreçlerdir. İş yeri güvenliği iş görüşmesi itibariyle başlar. Ancak pratik hayatta kadınlar iş hayatına ayrımcılık deneyimleriyle başlıyor”. “Hamile kadın işçinin haklarına dair yasal ‘koruma’ içeren mevzuatlar göstermelik mi?” sorusuna ise şu yanıtı veriyor; “Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yasa tasarısında da, Türk Medeni Kanunu nafakaya ilişkin düzenleme önerilerinde de kadın örgütleri olarak aynı şeyi söyledik; mevcut yasal düzenlemeler şu an için yeterlidir. Biz daha iyisini önerene kadar var olan mevzuata dokunmak bizi iyi bir yere götürmez. Bu ülkede sorun mevzuat değil uygulama maalesef. O nedenle sorunuzun içindeki ‘göstermelik’ ibaresi durumu özetliyor. Mesele hakimin önüne gelene kadar zaten onlarca toplumsal ve hukuksal engele takılıyor kadınlar. Bir kadına bu yola çıkarken “cesaret” telkin ediliyor mesela. Bir durup düşünsek bir vatandaşın yasal haklarını kullanması için neden ‘cesarete’ ihtiyacı olur? Önünde uzun ve zorlu bir maratonun olduğu konusunun bir nevi itirafı gibi değil mi? Halbuki Anayasa’da geçen ‘Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür’ ifadesi çok nettir”.

Bedensel haklarımıza aykırı

Avukat, kadınların “doğurma” ve “doğurmama” kararını kendilerinin verdiğinin altını çizerek şu yorumunu paylaşıyor; “Anneliği yücelten anlayışa karşı çıktığımız gibi anneliğe ayrımcılık uygulanmasına da karşı çıkarız. Her iki durum da bedensel haklarımıza aykırıdır. Anneliğe özendirmek de kadını şartlandırır, anneliği zorlaştıran uygulamalarla karşılaşmak da. Demirören Haber Ajansı yaptığı bu uygulama ile kadın kimliği üzerinden Zeynep Irmak Öcal’a haksızlık ederken diğer kadınlarda da çocuk doğurma konusunun zorluğuna ilişkin bir algı oluşturmaktadır. Bu kadar insani bir sürecin bu şekilde hırpalayıcı devam etmesi insan haklarının temel ilkeleriyle uyuşmamaktadır. İnsanların temel hakları da şirketlerin insafına bırakılamaz.”

CEDAW’a bireysel başvuru yolu açık

Peki, bir çalışanın hamile olduğu için işten çıkarılmasına yönelik işverenlere uygulanan cezalar neler? Yanıtı verirken şu ifadeyi kullanıyor; “Açılacak davalar sonucu işe iade süreci, ayrımcılık tazminatı ve idari para cezaları söz konusu olabilir. İşe iade talep edilse ya da işe iade edilmesine rağmen iş yeri çalışanı tekrar işe almazsa bu sürece ilişkin de tazminat hakları ayrıca talep edilir. Bu tür ayrımcılık konularında Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) komitesine de bireysel başvuru yolu açıktır. Başvurunuzu CEDAW komitesi inceleyecek ve neticesinde bu yönde karar verirse ayrımcılığın uygulandığı ülkeye Özel Tavsiye Kararı verecektir. Bu yolda yürürken avukat desteği alınması gerekmektedir. Dava stratejisinin en başında doğru kurulması sağlanırsa hem hak kaybının yaşanma şansı azalır hem de bu tür davalar neticesinde toplumsal kazanımlar elde edilir.”

Eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı önlemekle mümkün

Anayasa’da geçen, “Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ifadesinin çok net olduğunu, bunun da eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı önlemekle mümkün olacağını anımsatıyor Avukat. Hamile kadının hakları ile ilgili anayasal ve cezai kuralları sıralıyor; haksız ve yersiz işten el çektirilen kadınlar için bu kuralların titizlikle uygulanmasının önemine işaret ediyor;

*Anayasa Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

*İş Kanunu Eşit davranma ilkesi Madde 5: (Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz.

*Madde 74: Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Çağrı merkezlerinde çalışan kadınlar bir yandan meslek hastalıklarıyla diğer yandan mobbing ve performans baskısıyla mücadele ediyor. Müşterilerin küfür ve hakaretlerine maruz kalıyorlar. Ekonomik kriz de cabası. “Krizi en dibine kadar yaşıyoruz, ay sonunu getiremiyoruz” diyorlar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!