‘Muhalefet bizi bir yere sığdıramadı’

Biri boşanmış ve küçük çocuğu olduğu için sosyal yardım alıyor. İçlerinde yeni emekli olan da var, ücretli çalışmayı sürdüren de. Geçim sıkıntısından yakınıyorlar ama hükümet değiştiğinde, durumlarının düzeleceğine de inanmıyorlar. Bu seçimlerde de AKP’yi desteklemeye devam eden kadınlara kulak veriyoruz…
AKP’ye oy veren işçi kadınlar anlatıyor:
Paylaş:

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde sandığa yansıyanlar üzerinden hâlâ tartışmalar sürüyor. Depremzedelerin hedef gösterilmesinden tutalım da ‘bu halka her şey müstahak’lara kadar, suçu halka atan birçok söylem ayyuka çıkmış durumda. AKP’ye oy veren taban konusunda çok çeşitli argümanlar üretiliyor. Bunlardan biri de AKP’yi iktidara taşıyanın kadınlar olması.

Çok sayıda kadın, kadınların özgürlük alanlarını daraltan, nefes almalarını bile zorlaştıran bir zihniyeti, HÜDA PAR’ın da dahil olduğu kadın düşmanı ittifakı neden destekledi? İşsizliğin, pahalılığın, döviz kurlarının, enflasyonun zirve yaptığı bir dönemde bu gelişmeler, AKP’ye oy veren kadınları etkilemiyor mu ya da nasıl etkiliyor? Nefret söylemleri, ayrımcılık, ötekileştirme onları rahatsız etmiyor mu? Rahatsızlıkları siyasi tercihlerine neden yansımıyor? Muhalefete neden güvenmiyorlar?

Bunlar gibi bir dizi sorunun cevabını bulmak için AKP’li işçi kadınlara ulaştık. Sohbet etmeye çalıştığımız kadınlar içinde eskiden aynı fabrikalarda çalışma koşullarına, mobbinge, düşük ücretlere, amirlere, ustalara, patronlara birlikte itiraz ettiğimiz kadınlar da direniş çadırlarında tanıştığımız kadınlar da vardı.  

Neden AKP?

Oldukça yoğun bir görüşme trafiği sonunda yalnızca dört kadın doğrudan görüş vermeyi kabul etti. Diğer kadınlarla ise memleket hallerini konuştuğumuz sohbetler edebildik sadece. Hayat pahalılığı, seçim sonuçları, ev fiyatları, yaz tatili planları, kurban parası, işyerindeki sorunlar vb… Her konu, “Allah sonumuzu hayır etsin. Hiçbir şey iyiye gitmiyor” cümleleriyle bitti.

“Neden AKP?” sorusunu sorduğumuzda ise farklı cevaplar aldık. Altılı masaya güvenemediklerini çok net söyleyen kadınlar, başörtüsünün seçim malzemesi yapılmasına da öfkenmişler. Kendilerine gösterilen güvensizliği eleştiriyorlar. ‘Koyun’ etiketiyle düşünmeyen cahiller topluluğu olarak lanse edilmek de rahatsız oldukları konulardan biri. Muhalefet partilerinin kendilerine açık göründüğünü fakat pratikte işlerin öyle yürümediğini söylüyorlar. “Türbanlı kadınlar, başörtülü kadınlar” şeklinde tanımlanmakla ayrıştırıldıklarını düşünüyorlar. Makyaj yapmaları, açık ayakkabı giymeleri, sosyal yaşamları, renk tercihleri, şarkı söylemelerinin bile “İslamiyet’te bunlar kadınlara yasak, madem dinini yaşayacaksın o zaman tam yaşa” gibi söylemlerle karşılandığını ve inancını çağdaş biçimde yaşamak isteyen kadınlara zorbalık yapıldığını savunuyorlar.

“AK Parti gelene kadar bizi kimse görmedi. Mükemmel olmadıklarını ben de biliyorum. Ama hatalarını görüp düzeltiyorlar.”

Nevin

‘Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyorum’

Mesela 48 yaşında ve iki çocuk annesi olan Nevin, prim gün sayısı yeterli olmadığı için hâlâ tekstil atölyesinde çalışıyor. 2003 yılında sigortası başlamış. EYT’den yararlanamıyor. Maaşını ve fazla mesailerini vermediği için dava açtığı işyerleri var. “İşçinin rahat yaşamasını istemiyor bu düzen” diyen bir arkadaşımız.

Seçimlere ilk girdiği yıldan itibaren AKP’ye oy vermiş. “Kim ne derse desin Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyorum” diyor. “AK Parti gelene kadar bizi kimse görmedi. Bunu unutup da başka partiye oy vermem” diye devam ediyor. Kızının nişanı için para biriktirmeye çalıştığı bu dönemde çok zorlandıklarını anlatırken emekli olmak isteğini dile getiriyor daha çok. Ülkenin durumuna kayıtsız değil. “Mükemmel olmadıklarını ben de biliyorum. Ama hatalarını görüp düzeltiyorlar. Bence AK Parti kan kaybediyor. Daha fazla kaybetmemek için telafi edecekler elbet. Edemeseler de teröristlerle bir araya gelenlere oy filan vermem” diye konuşuyor.

‘Sosyal destekle yaşıyorum’

36 yaşında bekâr bir anne olan Semra, çocuk yaşlarda çalışmaya başlamış. Liseyi açıktan bitirmiş. Şoförlüğü çok iyi. Çalıştığı yerlerde iş makinesi kullandığı dönemler olmuş. Bakımlı bir kadın olduğu için fabrikalarda tacize daha çok maruz kaldığını düşünüyor. CHP’li bir ailede büyümüş. Baba tarafından Kürt’müş.

Son iki seçimde AKP’ye oy vermiş. 2018 seçimlerinde “Nasıl olsa kazanacaklar. Oyum boşa gitmesin” diyerek AKP’ye oy verdiğini anlatıyor. Sonrasında evlenmiş. Çocuğu olduktan bir süre sonra kocasının kumar borçları nedeniyle boşanmaya karar vermiş. Doğum yaptıktan sonra çocuğuna bakacak kimse olmadığı için çalışma yaşamından uzak kalmış. Şimdi devletin sosyal yardımlarıyla hayatını sürdürmeye çalışıyor.

“Aslında CHP’ye verecektim. Ama düşündüm ki deprem oldu, hazinede para yok, insanlar mağdur oldu. Kendi bölgelerindeki insanlara yardım etti AK Parti. CHP gelmiş olsa nereden kaynak yaratacak, hangi biriyle ilgilenecek? Bize sıra gelene kadar sokağa düşeceğiz belki.”

Semra

Tek başına ve kirada yaşarken Sosyal Hizmetler’e başvurmuş Semra; şöyle diyor:

“Devlet bana şimdi 2 bin 100 lira bebek parası veriyor çalışmadığım için. 1200 lira aile yardımı yapıyor. 600 liralık market kartı veriyor. Elektriğimi, suyumu ödüyor. 240 lira doğalgaz parası veriyor. 2 bin lira nafaka alıyorum. 6 bin lira ile geçiniyorum. Boşandığım için ev sahibim kiraya zam yapmadı. ‘Ödeyemezsen sorun etme’ diyor bana. 1600 lira kira veriyorum. 250 lira aidat. Her ay 1500 lira da kendim market alışverişi yapıyorum. Bin lira civarında düzenli taksitlerim var. Kızımın bezini, ıslak mendilini bir arkadaşım veriyor. Çalıştığı işyerinde bebek bezi ve ıslak mendil hakkı var. Kendi çocuğu tuvalete başladı. Artık ihtiyacı yok. Kira yüksek olsaydı daha zor olurdu belki. Bu kiraya ev kalmadı çünkü.”

Sosyal yardım alabildiği için mi AKP’ye oy verdiğini öğrenmek istiyoruz tabii. Desteğin sürdürülebilmesi için de oy verdiğini söylüyor:

“Aslında CHP’ye verecektim. Ama düşündüm ki deprem oldu, hazinede para yok, insanlar mağdur oldu. Kendi bölgelerindeki insanlara yardım etti AK Parti. CHP gelmiş olsa nereden kaynak yaratacak, hangi biriyle ilgilenecek? Bize sıra gelene kadar sokağa düşeceğiz belki. Çalışmayı düşünüyorum elbette. Ama kreşler ateş pahası. Çocuğa bakacak kimse yok. Ne yapacağım? Çocuğum okula başlayana kadar mecburum bu şekilde yaşamaya.

Sosyal hizmetlere başvuru yaptığım gün ne kadar kuyruk vardı, bir görseydin. Suriyelisi, Kırgızı, Türkistanlısı, kucağında çocuklarla çok kadın vardı. Hemen hepsinin elinde imzalanmış kartvizit vardı. Görevli memura gösteriyorlardı. Bir tek benim elimde kart yoktu. Başörtülü olmayan birkaç kadın vardı benim gibi. Başvurumu kabul etmezlerse araya sokacağım insanlar vardı elbette. Ama çıktı yine de…”

‘Ekonomiyi düzelteceğiz söylemine hiç inanmadım’

“HÜDA PAR gözünü korkutmuyor mu?” diye soruyoruz; şu yanıtı veriyor:

“Aslında HÜDA PAR’ın geçmişini çok bilmiyorum. Domuz bağı hikâyesini duydum. Bugün yapamazlar. Muhafazakâr kadınların da izin vereceğini zannetmiyorum.  ‘Giyimime karışamazsın’ diyen, sosyal yaşamı, zevkleri olan kadınlar var. Öyle kolay değildir artık bu kadınlara ‘Evden dışarı çıkman günah’ laflarını kabul ettirmek. Ben daha özgür yaşadığım için, benim için tartışılacak bir konu değil bence.”

Ekonomik gelişmeler konusunda kaygılı olduğunu da ekliyor Semra. “Biz alışkınız zaten ucu ucuna yaşamaya. Değişmez bizim hayatımız. Yerine kim gelirse bu ekonomik kriz yaşanacak zaten. Kimse değiştiremez. ‘Ekonomiyi düzelteceğiz’ söylemine ise hiç inanmadım” diyor son olarak.

‘Üniversiteye gidemedim’

45 yaşındaki Firdevs ise biraz öfkeli seçim konusunda. Kendisi EYT’den taze emekli. Hiç evlenmemiş. İlk girdiği fabrikada yıllarca çalışmış ve oradan emekli olmuş. Boyun fıtığından Karpal Tünel Sendromu’na* kadar birçok meslek hastalığı edinmiş çalışma yaşamı boyunca. Bir bacağından varis ameliyatı olmuş.

İşyerinde saat başına üretilmesi hedeflenen ürün sayısı her yükseltilmek istendiğinde, bu acımasız talebi karşılamamak, istenilen sayıda ürün vermemek için çok direnmiş. “Sayı tutulurken hep oyalandım, vermedim. Ama sen yapmayınca illa bir yalaka bulup verdiriyorlar sayıyı. Sonra elin mahkûm, sen de vermeye başlıyorsun.” Çok kavga etmiş bu yüzden amirlerle. EYT düzenlemesi yapılınca ilk başvuranlardan olmuş. “Sonunda kurtuldum o fabrikadan” diyerek mutluluğunu paylaşıyor.

Hayatı birçok yerden sorgulayan biri de olduğunu bildiğimiz Firdevs’e, AKP’de yanlış giden bir şey olduğunu düşünüp düşünmediğini soruyoruz; şöyle yanıtlıyor:

“Bütün AK Partilileri aynı şekilde sevmiyorum. Zihniyete güvenmiyorum çünkü. Gözüm kapalı değil. Güvensem ben de Kılıçdaroğlu’na oy verirdim. Ama geçmişte yaşadıklarımızın tekrar etmeyeceğine dair bir güven duymuyorum. Hele Muharrem İnce’nin konuşmaları korkunçtu. Gerçekten koltuk sevdası. Bana başka bir şey hissettirmediler. Bizi bir yere sığdıramadılar bu ülkede. Bunu yaşayan bilir. Ben başım kapalı diye üniversiteye gidemedim mesela. Dershaneye de gidememiştim. O dönemler dershanelerde deneme sınavları olurdu. Yalnızca deneme sınavlarına girerek kazanmıştım sınavları. O zaman gençliği darmadağın ettiler. Türbanlı genç kadınlar şimdi rahat okuyorlar. Ötekileştirilenler biz olduk.”

“20 yıl boyunca ‘Erkekler dört kadınla evlenecek’ tehdidiyle dolandı muhalefet. Kim dört eş alabildi? Biz de izin vermeyiz ki zaten. Bunlara izin verecek bir kesim yok bence dindar kadınlar içerisinde…”

Firdevs

‘Bir perde çekmişler gözlerine’

Kıyafetinden, cinsiyetinden, tercihlerinden dolayı hedef haline getirilen çok insan olduğunu söylüyoruz Firdevs’e. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıyla kadınların hayatının tehlikeye atıldığını hatırlattığımızda, “İstanbul Sözleşmesi’ne niye imza atıldığını bilmiyorum ama çıkılması iyi oldu bence. Gençlerin hali ortada. Eşcinselliğin bu kadar gözümüze sokulması doğru değil” cevabıyla karşılaşıyoruz.

HÜDA PAR için ise “HÜDA PAR’ın geçmişini çok bilmiyorum. Meclis’te temsiliyetleri az. Öyle istediği gibi hareket edemez. Zaten AK Parti buna izin vermez. Recep Tayyip Erdoğan izin vermez. Geçmişteki gibi olacağını düşünsek biz de izin vermeyiz. 20 yıl boyunca ‘Erkekler dört kadınla evlenecek’ tehdidiyle dolandı muhalefet. Kim dört eş alabildi? Biz de izin vermeyiz ki zaten. Bunlara izin verecek bir kesim yok bence dindar kadınlar içerisinde” diyor. Tam da burada koyun söylemine ne kadar öfkelendiğini anlatıyor:

“Mühendis, doktor arkadaşlarımız var, son derece çağdaş. Ama başörtüsü var diye koyun olarak bakıyorlar. İstersen bilim insanı ol. Bir perde çekmişler gözlerine, bizi ötekileştiriyorlar. Benim kız kardeşim de açık. Namazında niyazındadır. Sırf açık diye ‘Nasıl AKP’ye oy verirsin’ diyorlar. Üniversiteler için şimdi bir şey diyemem; ama muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlasaydı türbanlı milletvekili olmayacaktı muhtemelen.”

‘Fabrikada kadınların başını açtırdılar’

33 yaşındaki Meryem ile konuşuyoruz bu kez. İki çocuk annesi. Evlendikten sonra kapanmış. Evlenmeden önce de düşünüyormuş; ancak hayalindeki gelinlik kapalı bir model değilmiş. O yüzden evlenmeyi beklemiş. “Allah’tan erken evlendim de fazla günaha girmek zorunda kalmadım” diyor gülerek.

Şimdi çalıştığı işyerine de evlendikten sonra girmiş. “Ben işyerine girdiğimde başım kapalıydı. Benden sonra girenlerin başını açtırdılar bir dönem, ‘İş güvenliği açısından riskli’ diye. Bize karışmadılar. Karışsalardı çalışmayacaktım mesela. Bir süre sonra vazgeçtiler. O yüzden kaldım.”

“Kim gelirse gelsin, zaten bizim hayatımız üç kuruş eksik beş kuruş fazlası. Tamam, bizi mağdur edenlerden biri de AK Parti. Ama hatalarını anlıyorlar. Bak EYT’yi çıkardı. Oy verenlerin şikâyetlerini dinlediler sonuçta.”

Meryem

Küçük çocuğu sekiz yaşındaymış Meryem’in. Ev kredisi, okul masrafları derken parasal açıdan çok zorlandıklarını belirtiyor. İki kişi çalıştıkları halde ayın sonunu zor getiriyorlarmış. İnsanların yaşam standartlarının yükselmesi gerektiğini düşünüyor. 21 yıldır iktidarda olan partinin ekonomi politikalarının bir sonucu olarak bu kadar zorlandığına dikkat çekiyoruz; şunları söylüyor:

“Bizim ekonomik şartlarımız zaten hep aynıydı. Babam da işçiydi. Zor geçinirdik. Kardeşlerimizi okutmak için ne zorluklar çektiğimizi biliyorum. Kim gelirse gelsin, zaten bizim hayatımız üç kuruş eksik beş kuruş fazlası. Maaşımız olmazsa acımızdan ölürüz tabii. Tamam, bizi mağdur edenlerden biri de AK Parti. Ama hatalarını anlıyorlar. Bak EYT’yi çıkardı. Oy verenlerin şikâyetlerini dinlediler sonuçta.

Kuru ekmekle de idare ederim ama benim inancıma, türbanıma kimsenin dokunmasına izin vermem. Bu yüzden oy verdim. Yine veririm. İlk fırsatta da işyerinde namaz kılmakla ilgili bir düzenleme yapılmasını bekliyorum. Arkadaşlarla birbirimizi idare ederek gidiyoruz işyerinde. Bu konuyla ilgili henüz hiçbir parti düzenleme yapmadı mesela. Yapsa yapsa yine AK Parti yapar.”

‘Kadının sesi haram diyen oldu’

“Her şeyi sattı diyorlar. Belki doğrudur. Ama yerine yenisini koyuyor. Yollardan, köprülerden bahsetmiyorum. İHA var, TOGG var. Ha diyeceksin ki sen faydalanamıyorsun. Evet alamayacağım ama dünya piyasasına açılıyor olduğunu görüyorum. Satılan yerlerin ürettiği her şey evimize giriyor muydu? Muhalefet ekonomik istikrarsızlığı çözecekmiş. Nasıl çözecek? Kaynağı nasıl yaratacaklardı, bilmiyoruz. ‘Hesap soracağız, yargılayacağız’ deyip durdular” diyen Meryem, partide aktif olmadığını da ekliyor:

“Daha bir ilçeye üyeliğim yok, bir tane etkinliklerine gitmedim. Ama evime çok geldiler. Zannediyorlar ki zikir çekiyoruz, beynimiz sulanıyor. Öylesi yoz kesimler var tabii, inkâr edemem ama azınlıklar. Böyle yaşamıyoruz. Kahkahalarla sohbet ediyoruz. Memleketteki meseleleri de konuşuyoruz, kocalarımızı da çekiştiriyoruz. Tartıştığımız yerler oluyor zaman zaman. Tarikatlar, cemaatler benim kabul etmediğim bir örgütlenme. İstismar… Kabul etmiyorum kesinlikle. Duyduğum biriyle selamı sabahı kesiyorum. En büyük cezadır bence. Allah’ın selamını vermem böylelerine. Hiçbirimizin kabul ettiği şeyler değil zaten. Çoğunluk onlarda olsa bitecek mi bu olaylar? Aksine onlar da üstünü kapatmaya çalışacaklar.

Dinde bunlar yok. Buralarda tartışıyoruz. Ama çocukluğumuzdan tanıdığımız, bildiğimiz, güvendiğimiz eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız… Bir araya geldiğimizde oldukça özgürüz. Ama sokaklar hâlâ bizi yadırgayan insanlarla dolu. ‘Kadın doktor istersin sen şimdi’ deyip laf atan var mesela. Tabii ki isterim. Türbansız kadın da kadın doktor istemiyor mu? Bu sadece benim talebim mi? Kız çocukları okumayacakmış. Okula gitmemizi sağladılar. Türbanlı öğretmen, mühendis, doktorlarımız var. Kendi kendime şarkı söylediğimde ‘Kadının sesi haram değil mi Müslümanlıkta?’ diyen oldu. Yazlık ayakkabı giymiştim, ayak parmaklarım görünüyor diye ‘Sizin gibilere yakışmıyor’ diyen oldu. Solcu arkadaşlarım söyledi bunları.”

“Konuştukları her şey laf salatasıydı. İcraat yoktu. Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine mitinglerde cevap vermek dışında bir şey yapmadılar. Ben görmedim.”

Meryem

‘Altılı masaya güvenmedim’

HÜDA PAR konusunda yorum yapmak istemeyen Meryem, herhangi bir seçimde Kemalistlere de oy verebileceğini söylüyor. Yeşil Sol Parti için “Kesinlikle oy vermem” diyor. Altılı masaya bileşenlerinden dolayı güven duymamış. AKP’nin de birçok partiyle ittifak yaptığını ve öyle kazandığını hatırlatıyoruz; şunları söylüyor:

“Hepsi seçimi kazanmak için bir ittifakın parçası oldu. Altılı masaya güvenmedim. Kendilerinin bile güvenmedikleri o kadar belliydi ki. O kadar farklı partileri bir araya getiren, sadece Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığıydı. CHP dışında hiçbiri güven vermedi bana. AK Parti’nin eski kadrolarıyla AK Parti’mi devireceklerdi? Komikti gerçekten. CHP tek başına girse düşünebilirdim oy vermeyi. Ben dini bütün yaşayan, Mustafa Kemal’in ilkelerine bağlı, cumhuriyet yanlısı biriyim çünkü. İsteseydi CHP tek başına götürürdü. Kılıçdaroğlu tek parti olarak girse daha fazla oy alırdı bence. Meral Akşener, ilk patlayan balon o oldu mesela. Konuştukları her şey laf salatasıydı. İcraat yoktu. Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine mitinglerde cevap vermek dışında bir şey yapmadılar. Ben görmedim.”

*Talepleri üzerine işçilerin adlarını değiştirdik. Fotoğraflar da temsili.

** Karpal Tünel Sendromu; elde ve ön kolda uyuşma, karıncalanma ve ağrıya sebep olan bir hastalık.

***Bu haber, Rosa Luxemburg Stiftung tarafından desteklenen ‘Solun Kadın Emeği Politikaları: Sorunlar ve Çözümler’ başlıklı çalışmamız kapsamında yayımlanmıştır.

Fotoğraflar: İHA, Ekmek ve Gül

Paylaş:

Benzer İçerikler

Kocaeli’nden feminist kadınlar, 14 Mayıs’ta halkın yarısının tek adam rejimine ‘dur’ dediğine dikkat çekiyor. “Biliyoruz ki kadınlar karanlıktan kurtulursa tüm toplum kurtulur. Ya bu koyu karanlığı birlikte yırtacağız ya da nefessiz kalacağız” diyorlar. Tüm kadınları oy vermeye, sandıklara sahip çıkmaya, mücadeleye çağırıyorlar.
Kadın işçilerle 14 Mayıs seçimlerini ve 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci turu konuştuk. Endişeliler. HÜDA PAR’ın Meclis’e girmesi, kaygılarını daha da artırmış. Erdoğan’ın gitmesini istiyorlar. Hayat pahalılığının sona ereceği, kadın olarak kendilerini özgür ve güvende hissedebilecekleri bir ülke düşlüyorlar.
“İstanbul Sözleşmesi’ni geri kazanmak, 6284 sayılı yasayı değiştirmek isteyenlerin karşısında durmak, dişimizle tırnağımızla elde ettiğimiz haklarımıza sahip çıkmak artık en önemli mücadelemiz. Geri adım atmayacağız, bu karanlığa teslim olmayacağız!” diyen Adıbelli, tüm kadınları oy kullanmaya çağırıyor.
Kadın düşmanı ittifak Meclis’te çoğunluğu etse de ‘tek adam’ rejiminin mimarı Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanamadı. Peki feministler, 14 Mayıs’ı nasıl değerlendiriyor? 28 Mayıs’taki ikinci tur seçimine dair ne söylüyorlar? Feminist hareketten arkadaşlarımız Ayşe Düzkan, Hülya Osmanağaoğlu ve Feride Eralp ile konuştuk.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!