Skip to main contentSkip to footer
Öğretmenler açlık grevine devam dedi:

“Tepkimizi en iyi gösterme yöntemimiz buydu”

Ankara’da açlık grevindeki öğretmenlerin eyleminde “mücadeleye devam” kararı çıkarken öğretmen Ayşenur’la konuştuk. Mülakat mağduru olduğundan beri hâlâ gece yarısı ağlamalarının sürdüğünü ve tarifsiz bir acı yaşadığını söyleyen Ayşenur “Haklıydık ve açlık grevi yapmak zorunda kaldık” dedi.

Güncel

Ankara, Haziran 2026. NATO Zirvesi yaklaşıyor, kentin merkezine polis barikatları kurulmuş, sokak sokak denetim altına alınmış. Yüzlerce kişi gözaltına alınıp yine yüzün üzerinde insan, “NATO Zirvesi hazırlığı” kapsamında tutuklanmış durumda. (Bu haberi hazırlarken tutuklanan sayısı 103 idi.) Bu atmosferin tam ortasında Özel Sektör Öğretmenler Sendikası üyesi ve mülakat mağduru öğretmenler 12 gündür (26 Haziran) açlık grevindeler. Yoğun bir engellemeye karşın, kendi deyimleri ile “inat damarları”na tutunarak…

Taban maaş uygulamasının geri getirilmesi ve atama mağduriyetlerinin giderilmesi talebiyle öğretmenlerin başlattığı bu eyleme dair daha açlık grevi başlamadan eylemin ilk günlerinde gazeteci Derya Kap, yine Kadınİşçi için bir haber hazırlamış ve Ankara’ya giden kadınların sesini buraya taşımıştı.* Ardından bir açlık grevi başladı. Şimdiye dek yaşanan polis şiddeti ve engellemesi yetmezmiş gibi bu kez açlık grevi eylemi yine NATO Zirvesi bahane edilerek 28 Haziran’dan itibaren yasaklanmak isteniyor. Bu konuda dün (25 Haziran) bir açıklama yapan Özel Sektör Öğretmenler Sendikası, “Direniyoruz çünkü, bu çürümenin bedelini ödemeye niyetimiz yok” dedi ve eylemlerini sürdüreceklerini söyledi.

Bu açıklamanın ardından 12 gündür açlık grevinde olan mülakat mağduru öğretmen Ayşenur Çalışkan ile konuştuk.

Ayşenur Çalışkan

“Kadın öğretmenden duygusal beklenti çok”

Kadın öğretmenler hem güvencesizliği hem de çalışma koşullarını daha ağır deneyimliyorlar. Hem okullardaki yöneticiler ve velilerin beklentileri hem de evdeki diğer bakım yükünden de kaynaklı. Siz bu güvencesiz hali hem bir kadın hem bir öğretmen olarak nasıl deneyimliyorsunuz?

Gerçekten okullarda görev yaparken bu duruma çok maruz kalıyoruz. Gerçekten çok fazla bu durumla karşı karşıya geliyoruz. Kadınlar daha fazla beklentiyle karşılaşıyor, mobil üzerinden çok daha fazla. Erkek öğretmenler bizim kadar bu durumu yaşamıyor. Çok da zorluk çekiyoruz gerçekten. Daha fazla duygusal anlamda beklentiye giriliyor. Daha çok görevle ilgilenmemiz gerekiyor. Sanki bir annelik görevini yerine getirmemiz gerekiyor gibi bir algı var. Meslek sorumluluklarımızdan çok daha yüksek bunlar.

Kaç senedir öğretmenlik yapıyorsunuz?

Ben 2022 yılında mezun oldum. İki yıl görev yaptım. Normalde kontenjandaydım. Ben mülakat mağduru öğretmenim. 2023 yılında kontenjana girdim. Eylül ayında göreve başlayacaktım. Ama öyle olmadı. İşsiz kaldık. Sonra biraz daha hakkı arama ve mücadele yolları diyeyim.

“Geceleri bir anda ağlamalarım sürüyor”

Peki orada o hakka erişememek yani mülakat mağduru olmak sizde nasıl bir duygu hali yarattı? Sizi nasıl etkiledi?

Öncelikle kimse tabii ki de yaşamasın diyeyim. Çünkü ilk başta bu durumun başımıza geleceğini tahmin etmiyorduk. Bunun bir ihtimal olduğunu biliyorduk. Ama bu kadar büyük bir mağduriyet olacağını düşünmedim. “Olmaz” hissi olur ya. Kötünün gelmesini hayatta istemeyiz. Biz mülakat gelmeden önce de çok fazla uğraştık. Toplu dava açtık. O zaman da yine öyle böyle sesimizi duyurmaya çalıştık. Yetkililerle görüştük. Her yerde sesimizi duyurmaya çalışıyorduk ama hiçbir zaman eleneceğimi, elendiğimi düşünmedim. O yerde kendimi hayal etmiyordum.

Şöyle söyleyeyim size. Ben elendiğimi öğrenmeden bir hafta öncesinde gittim, hastaneden Memuriyet Sağlık Kurulu Raporu’mu aldım. Çünkü her şey çok belliydi! Açıktı, atanacaktım. Mülakatım çok iyi geçti. Üçte üç yaptım. Mülakat komisyonları beni övmüştü. “Hangi ile atanacağınızı seçtiniz mi hocam?” Böyle konuşma geçti ki insan haliyle atanacağını düşünüyor. Elendikten sonrası zaten tarifi olmayan bir acı. 2024’ün Kasım ayında elendiğimizi net olarak öğrendik. Ama şöyle söyleyeyim. Geceleri bir anda ağlamalar hiç bitmiyor.  Aslında buna gerek olacak bir ortam yok. Dışarıda arkadaşlarınızla eğlenirken bile bazen şey diyorsunuz, “Ben görevimde olsaydım, hayatım şu an böyle olmazdı.” Ansızın gelen bir böyle durgunluk. Bitmek bilmeyen bir acı.

“Haklıydık açlık grevi yapmak zorunda kaldık”

O kadar emeğin sonucunda böyle bir durumla karşılaşmak, bunu atlatmak kolay bir şey değil cidden. Diğer yandan şimdi açlık grevine girmek de kolay bir karar değil. Bu karara sizi ikna eden ne oldu?

Öyle böyle hayatta bu şekilde hakkını arama yolu olduğunu, bu şekilde mücadele eden insanlar olduğunu biliyorduk. Belki çoğu arkadaşımız şey hiç düşünmedi. O açlık grevinde kendini hayal etmemiştir bile. Mesela ben yemek yemeyi çok seven biriyim. Hep şey derdim, “ne olursa olsun açlık grevine giremem.” Şu an bakıyorum, çok da güzel yapıyoruz valla. Ama böyle bir durum oldu şimdi, hem de NATO öncesi. Gerçekten çok sert müdahalelerle karşı karşıya geldik. Gösteri hakkımızı yerine getirmemiz bile engellendi. Otel önünden çıkmamız yasaklandı. Ablukaya alındık. Polis şiddetiyle birebir karşı karşıya kaldık. Biz haklıydık. Hakkını almak isteyen, bu hakkını alma yolunda tepkisini gösteren insanların bu durumla karşı karşıya kalması sonucunda aslında biraz zorunda kaldık. Çünkü tepkimizi göstermek zorundayız. Tepkimizi en iyi gösterme yöntemimiz de buydu.

Sizin de bahsettiğiniz kolluk şiddetinin boyutu, Ankara’nın NATO Zirvesi öncesi resmen OHAL bölgesine çevrilmesi gibi durumlar, oradaki bu atmosfer sizin üzerinize nasıl etkide bulunuyor?

Bu da bizim yani ilk ve yeni tecrübelerimizdi. Böyle bu kadar polisin gücüyle, müdahalesiyle karşı karşıya kaldığımız olmamıştır. Bir şekilde hep tepkimizi duyurmaya çalışıyorduk. Sesimizi iletmeye hep uğraşıyorduk. Böyle sesimizi duyurma anlamında bu kadar karşı karşıya net bir şekilde kalmamıştık. Ama şöyle söyleyeyim, hakkımızı almamız gerekiyor. Bir hakkını almak için, o gereklilik karşısında bu sertliği görmek tam tersi olarak biraz inat damarını hareketlendiriyor diye düşünüyorum. Hani böyle bildiğiniz içinizde bir öfke kaynıyor ve şey diyorsunuz: “Ben bu hakkı alacağım, ne olursa olsun.” Tamam, dayakla, öfkeyle geliyor evet ama çok caydıramıyor.

“Desteğin büyümesi gerekiyor”

O inat damarı öğretmenlerin eyleminde net bir şekilde görülüyor gerçekten de. Bu dönemde öğretmenlerin eylemleri ve talepleri daha görünür hale geldiğini düşünüyor musunuz? Bir yandan eyleminize toplumsal bir destek var ve devam da ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz mülakat mağduru öğretmenler olarak çoğumuz direniş nedir bilmiyoruz. Bunu yeni yeni öğrenmeye başladık. Özel Sektör Öğretmenler Sendikası’yla birleştik bu dönemde. Talebimiz ortaktı. Eğitim komisyonu toplanmalıydı. Ve bizim çoğu arkadaşımız da özel sektörde çalışıyoruz. Ücretli öğretmenlik yapıyoruz. O nedenle sendika üyesiyiz bir anlamda. O yüzden eylemi birleştirdik. Gerçekten direnişi öğrenmemizde hem tecrübelerinden hem sesimizi duyurma anlamında sendikanın çok avantajı oldu.

Öğretmenin açlık grevinde olması özellikle tepki çeken bir durum. Ve halkın, sendikaların, örgütlü mücadelelerin desteğini görüyoruz. Bugün de mesela kalabalıklar halinde geliyorlar, desteklerini gösteriyorlar. Bir teyze geliyor, ne istiyorsunuz diyor, şeker alıyor geliyor, su alıyor geliyor. Acını paylaştığını çok net görüyorsun. Halktan destek alıyoruz. Bu destek çok daha büyük görünür, daha da fazla olabilir tabii. Ama şöyle diye düşünüyorum, şu an hakkımızı alamıyorsak, demek ki tam olarak yukarıdakileri zorlayabilecek anlamda desteği göremedik. Destek gerçekten var ama büyümesi gerekiyor. Özellikle Ankara halkı eylemi biliyor, direnişi biliyor, mağduru da biliyor.

* https://www.kadinisci.org/taban-maas-artik-bir-haysiyet-talebi/

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar