Konya’da Fatmagül sekiz yıldır doğalgaz tesisat arızalarına koşturuyor. Kombilere ve gaz borularına ait her şeye vakıf. Kimi zaman sil baştan kuruyor bazen de tamirlerini yapıyor. Bu alanda öncü olan genç kadın, ülkenin de tek doğalgaz tesisatçısı, tamircisi olduğunu söylüyor. Erkek egemenliğindeki bu işi sürdürürken, başta insanların önyargılarıyla karşılaştı ama hepsini kırdı. Fatmagül’le meslekteki tırmanışının hikayesini konuştuk.
“Türkiye’de benden başka doğalgaz tesisatçısı ve tamircisi kadın yok”

Fatmagül, koca bir kombiyi söküyor, içindeki bazı parçaları kısım kısım yerinden alıyordu. Arızalı bölümü bulmasının ardından tamire başlıyordu. Hayli uzun süren bu çalışmadan sonra o parçaları tekrar bir araya getirip monte ediyordu. Bu esnada tesisatın karasının bulaştığı elleriyle alnında biriken teri defalarca siliyordu. O sadece Konya’nın değil Türkiye’nin de tek kadın doğalgaz tesisatçısı ve tamircisi! Bundan 8 yıl önce bir dükkan için eleman aranıyormuş. Konya gibi bir yerde, kadınların erkek işlerine girmesi hayli zorlu bir süreç demek. Ama işyeri sahibi semtten tanıdık biri olunca Fatmagül için bir problem yaşanmamış. Diğer yandan çalışmasına mani olmayacak önemli bir durum daha var; Büyük kızına gözü arkada kalmadan evi emanet edebiliyor. O işten gelene kadar iki kardeşine bakacak, göz kulak olacak yaşta çünkü.
Elinde alet çantası başında çatkısı
8 yıl önce girdiği bu işyerinde, kombi ve doğalgaz tesisatı için gerekli alet, edevat satılıyor. Onun buradaki görevi satış elemanı. Her malzemeyi tanımak zorunda, boru vs. almaya gelen müşteriye bilgi vermek için. Patron bütün bunları, meslek hakkında bildiği her şeyi öğretiyor tabii. Baktı ki, bir çıraktan daha fazla bilgiye sahip olmuş, elemanını kombi bağlama ve doğalgaz tamirat işlerine de yardımcı olarak yanında götürmeye başlıyor. Zorluklarla geçen bir sürenin sonunda onun kişisel bir özelliğini, teknik işlere hayli eğilimli olduğunu fark ediyor. Bu işte kendini ispatlayan Fatmagül Çağlan, tamiratlara tek başına da gitmeye başlıyor. Karatay’da başı çatkılı Fatmagül’e yolda rastlayanlar, ya bir tamirle ilgili veya kombideki sorunlar için bir talepte bulunmadan çekip gitmiyor. Elindeki alet çantasıyla evlere veya işyerlerine bazen ustasıyla, bazen yalnız koşturuyor. Nerede problemli bir tesisat işi varsa oraya yöneliyor.

“İçlerinde tek kadın benim”
Fatmagül’e haber isteğimizi bildirdikten bir süre sonra “kabul” mesajı geliyor. Hem işini hem de kadın olarak hayattaki duruşu dahil her şeyi konuşuyoruz; “Bir arıza sorunu olmayan ev çok az. Benim gibi birçok insan geçimlerini tamiratla ve tesisat işleriyle sağlıyor. Asıl işim kombi ve her yönüyle doğalgaz tesisatı. Ama çamaşır makinesinden de, diğer elektrikli aletlerden de anlıyorum. Bir sorun olduğunda beni telefonla arıyorlar, gidip tamir ediyorum” diyor. Yaşamına dair şunları anlatıyor; “Konya Meram’da doğdum ve çocukluğumdan beri bu şehirde yaşıyorum. Benim için buradan daha iyi bir yer yok. Birçok insan bu alanda çalışıyor ama içlerinde tek kadın benim. Hatta çok araştırdım, Türkiye’de de doğalgaz tesisatçısı ve tamiratçısı kadın benden başka yok! Şunu da özellikle belirtmek isterim; İşimi çok severek yapıyorum”.
“Görücü usulüyle evlendirdiler”
Hayatı küçük yaşta çok değişiyor. 17’ye henüz girmişken, “görücü usülüyle” evlendiriliyor. Ardından üç çocuk. 8 yıldır çalışıyor. Arıza yönünde bir talep geldiğinde gidip sorunu çözüyor. Fakat başka teknik işler de alanında. Bazen çalışmayan bir buzdolabına el atmak, kimi zaman da su borularındaki kaçağı tespit etmek durumunda. Bütün elektronik eşyaların arıza çözümlerine vakıf. Yapacak çok işi olduğunu söylüyor; “Her an bir talep gelebiliyor. Arayıp, ‘kombi bozuldu ev çok soğuk’ diyorlar örneğin. Onları ev buz gibiyken o halde bırakmama sorumluluğunu da hissediyorum.” Elindeki işi bitirip hemen yeni talebe doğru koşuyor Fatmagül. “Bazı sorunlar iki-üç saat içinde çözülebilir, bazıları ise iki gün sürebilir. Bu yüzden kimi zaman 24 saat bile bana yetmiyor” diyor.

Kombi başında her daim bakımlı, makyajlı
Çalışmasını gözlemleyebilenler, toza, karaya bulaşmış ellerle arızalarla uğraşına tanık oldu. Ama kirli ve özensiz bir iş kıyafetiyle dolaştığı, solgun iş tulumlarıyla tesisat söktüğü hiç görülmedi. En dikkat çekici yönü de tesisat çağrılarına her zaman çok şık gitmesi. Kimi zaman şeker pembesi bluzuyla, bazen de canlı bir renge sahip gömleğiyle şıkır şıkır çıkıyor yola. Şimdiye dek onu makyajsız olarak gören hemen hemen yok. Her zaman mükemmel sürülmüştür ruju, rimeli, allığı… Fatmagül hep böyle. Fiziksel görünüşüne de dikkat etmek onun olmazsa olmazlarından. İşinin manevi yönü de genç kadını teşvik ediyor. “Sen kombçıiyi tamir etmeseydin bu gece soğuktan donacaktık” sözü onu o kadar mutlu ediyor ki.
“Kız okutulmaz, evden çıkmaz!”
Üç çocuk annesi Fatmagül, işçi bir baba ve aşçı bir annenin kızı. Yaşadığı yerin özelliğinden dolayı ailesi çok istediği halde ilkokuldan sonra okutmadı. Ne yapıp etti yıllar sonra dışardan sınava girerek ortaokul diplomasını da aldı. Büyüdüğü koşullara geliyor söz; “Benim çocukluğumda bizim oralarda (Konya Meram sınırlarında bir kırsal bölge) kızlar ne okula yollanır ne de çalıştırılırdı. ‘Kız okutulmaz, kız evden çıkmaz’ derlerdi. Ama benim için biraz farklı oldu. Küçüktüm, kırsal alanda yaşıyorduk. O bölgede birçok aile, ekme-biçme veya hasatla geçiniyor. Ben de yaşım küçük olmasına rağmen tarlalarda çalıştım ailemle. Çünkü ekonomik olarak ihtiyacımız vardı. Babam bir şey demiyordu ama çevreden çok laf çarpıyorlardı. Komşular tarafından kızların dışarda oyun oynamasına bile tavır gösterilirdi.”
Tamire özel ilgi
Yine geçmişin, çocukluğunun kulvarlarına götürüyor bizi; “16 yaşlarındaydım. İkinci iş deneyimim bir gelinlikçi oldu. ‘Orası kadın işi, daha rahat oluruz’ diye bir şey yok bizim oralarda. Önce de anlattım, o senelerde, ‘kız kısmının ev dışında ne işi var’ anlayışı çok yaygındı. Çevreden de çok söylendiler, ‘evde otursun’ dediler”. Bu arada zamanla evin “teknik kızı” oluveriyor. Diyor ki; “Evde çamaşır makinesinde bir sorun olduğunda ne yapar ne eder annemi tamir edeceğime ikna ederdim. Önce güvenmezlerdi ama sonra alıştılar. Makinenin ilgili bölümünü söker, arızayı giderip yeniden monte ederdim. Bir de zaten sorun olunca kim giderecek? Eskiden tamirciler çok uzak yerlere gelmezdi. Bir fiş çalışmadığında ya da bir boruya bir şey olduğunda usta bulmak böyle ücra yerlerde oturanlar için sorun yaratırdı.”
“Gözler bana değil ustaya çevriliyordu”
Konya gibi bir şehirde var olan yerleşik kuralların dışına çıkmak. Bir kadın tesisatçı olarak kendini nasıl kabul ettirmiş? Bu soruya dair yansıttıkları ilginç. Zaten uzunca bir süre tamirat gereken evlere ustasıyla birlikte gitmiş. Nasıl karşılandıklarına dair anlattıklarına kulak veriyoruz; “Evin kapısından içeri girdiğimizde, işi benim yapacağımı kimse düşünmüyordu tabii. Gözler ustaya çevriliyordu. Fakat benim elime aletleri alıp kombiyi sökmeye başlamamla birlikte şaşkınlık yaşıyorlardı. Bazı yerlerde tepki gösteren de oluyordu. Şunu anlamıyorlardı. Benim yanımda o sırada işyerinin sahibi var. Usta zaten bana güvenmese arızayı yaptırmaz ki. Çünkü riskli bir iş bu. Doğalgaz’da her şeyi prosedüre uygun yapmak zorundasın.” İşinin bir başka yönünü de paylaşıyor; “Bir çok kadın da evine erkek bir tesisatçının gelmesini istemiyor burada. O nedenle kapıdan girdiğim anda, ev sahibi kadınların yüzlerindeki gülümsemeler fark ediliyor.“

Ne işin var burada, git yemeğini yap”
Bir kadın doğalgaz tamircisi olmanın zorlayan yanı ne peki? Yanıtı şöyle; “Malzeme taşırken sorun oluyor tabii. Güç isteyen bir iş çünkü. Kaldıramayacak ağırlıkta malzeme çok bizim işte. Böyle durumlarda yardımcı oluyor insanlar, taşırken tutuyorlar ucundan. Ama asıl şunu söylemek isterim; İşini seviyorsa bir insana asla zor yoktur.” Fatmagül’ü kabullenmeyenlere, üstten bakan bir tavır sergileyenlere de geliyor söz. “Başıma geldi tabii. Şaşkınlıkla, ‘aa kadın kombici’ diyenlerin yüzünde sanki bunu yapamazmışım gibi bir ifade oluyordu. Hatta bazı erkeklerde de dirençle karşılaştım. Hayli ileri gidip şöyle diyenler oldu; ‘Sen evine git, ne işin var burada. Git yemeğini yap!”. Bir çok erkekten açık açık duyduğum ‘Kadın tamirci olur muymuş?’ yargısına karşı tek tutumum şu oldu; İşimi en iyi ve kusursuz bir şekilde yapmak. Bunu da sağladım. Kimse işimin aleyhine tek söz edemedi, edemiyor da”.
“Konu döner dolaşır hep tamire gelir”
Fatmagül’ün kadın arkadaşlarıyla bir araya geldiği zamanlar hatır sormanın, sohbetin ötesinde konu illaki tek bir yere geliyormuş. Genç kadından dinliyoruz o an oluşan atmosferi; “Bazen birkaç arkadaş, komşu bir araya gelip çay içip, konuşuruz. Ben daha içeri girer girmez herkes evindeki bir hasardan, bozulmuş musluktan ya da problemli bir borudan yakınmaya başlar. Kapının zilini çalıp, içeri adım atıp, merhabalaşmanın ardından peş peşe gelen bu şikayetlere ben çok alışığım. Kimi evinin bir odasındaki yanmayan bir lambadan, öteki doğalgazın bir türlü ısıtmamasından başka biri pencere kolunun bozulmasından yakınır.” Tabii hepsine de bunları halletme sözü veriliyor. Peki, onun yaptığı işten dolayı, ismi dışında bir lakabı var mı? Kendisine bu şekilde takılan bir isimden söz ediyor. Kadın komşularının ona, “Güzel Borucu” adıyla hitap ettiğini söylüyor!
Morali kadınlar veriyor
Elinde tesisat çantası tanıdık bir mahallede ilerlerken, yolda karşılaştığı insanlarla arasında nasıl konuşmalar veya diyaloglar geçiyor? Şunu paylaşıyor Fatmagül; “Tanıdık mahallede zaten bildikleri için kadınlar gelip sarılırlar, sevgi gösterirler “. Yabancı bir yerde ise yaptığı işten dolayı bir şekilde yine tanınıyor. Şöyle aktarıyor bazı yaşanmışlıklarını; “Tanımayanların çoğu da konu doğalgaz ve tesisat olduğu için benden haberdar. Kadınlar daha çok cesaret veriyor. Yanıma gelip, ‘Helal olsun sana, nasıl da güzel bir meslek sahibi olmuşsun’ gibi sözlerle gururumu okşayanlar da var. Çoğunun tabii bu olumlu sözleri, bir kadın olarak ‘erkek işini’ yaptığım için. Bu tür olumlu ifadeler, övgüler tabii ki benim için büyük bir moral kaynağı”.
Kararlı olanın önüne dizilen engelleri aşamaması mümkün değil. Kadın gücü her şeyin üstesinden gelir. Erkek için mümkün olan fakat kadının “başaramadığının” söylendiği hiç bir iş yok. Bunların tersi tamamen bir algı. Fatmagül’ün hikayesi bunu bir kez daha kanıtlamış olmuyor mu?










