Artan hayat pahalılığının yükü de kadınların omuzlarında: “İttire kaktıra götürüyoruz her şeyi”

Her şeyin, her gün zamlandığı asgari ücretin açlık sınırının da altında olduğu bir dönemde ücretli çalışmanın dışında ev işlerinin de artan yükünü kadınlar taşıyor. Yemesinden, giyiminden, gezmesinden kısarak, sosyal aktivitelerden uzaklaşarak buldukları ‘çarelerin’ çare olmadığını biliyorlar bilmesine de yine de dayanmaya çalışıyorlar. Ancak nereye kadar?
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com
Bahar Gök  bihargok1982@gmail.com

Her şeyin, her gün zamlandığı asgari ücretin açlık sınırının da altında olduğu bir dönemde ücretli çalışmanın dışında ev işlerinin de artan yükünü kadınlar taşıyor. Yemesinden, giyiminden, gezmesinden kısarak, sosyal aktivitelerden uzaklaşarak buldukları ‘çarelerin’ çare olmadığını biliyorlar bilmesine de yine de dayanmaya çalışıyorlar. Ancak nereye kadar?

Yoksulluğun derinleştiği, yaşamsal ihtiyaçların her gün zamlandığı haberleriyle güne başlıyor olduk. Elektrik, doğalgaz, su faturalarının birkaç ayda bir en az yüzde 15 zamlandığı memlekette, insanlar hangi ihtiyaçlarından kısacaklarını bilemez bir duruma gelmeye başladı. Şundan kıs, bunu ertele, bu çok lazım değil, diyerek idare etmeye yönelik yöntemler de işe yaramıyor artık. Her iki kişiden birinin kredi kart borcunun yalnızca asgarisini ödediği, işyerinde verilen yemekleri paketleyip evine götürdüğü, fiyatların düştüğü akşam saatlerinde pazara gittiği, boş tarla, arsa gibi yerlerde yenilebilir yeşillik arayışında olduğu, belediyelerin sosyal hizmet büroları önünde kuyrukların uzadığı,  insanların SGK priminin kendisine elden ödenmesi karşılığında kayıtdışı çalışmayı kabul etmek zorunda kaldığı bir dönemde yüksek kiralar da bel büküyor. Bunun yanında işsizlik özellikle de genç kadın işsizliği ülke tarihinin en üst seviyesine ulaşmış durumda.

Yoksulluk kıskacında ‘çözümsüz’, hayata tutunmaya çalışan insanlar psikolojik olarak sancılı dönemler yaşıyorlar elbette. Sosyolojik/psikolojik araştırmalar sokakta, işyerinde, evde, okulda vs artan huzursuzluk/mutsuzluk hallerinin, her alanda artan şiddetin en önemli sebebi olarak gittikçe zorlaşan yaşam koşulları olduğunu gösteriyor. Tabii bu sürecin yükünü de her zaman olduğu gibi yine kadınlar taşıyor.  Aktif çalışan kadınlar işyerlerinde yaşadıkları sorunlar karşısında işten çıkarılma kaygısını daha fazla yaşamaya başladılar. Ev eksenli, güvencesiz işlerde çalışan kadınların sayısında artış olduğunu da eklemek gerek.  Ücretli çalışan çalışmayan fark etmeksizin, ev geçindirme işinin tamamen kadınların ‘görev alanı’ olarak görülmesinden dolayı, yoktan var etmeye çalışırken hiçbir şeyi “yettiremeyen” kadınlar başarısızlık hissini de derinden yaşıyor bu günlerde.  O nedenle kadınlara pahalılığın yaşamlarını nasıl etkilediğini ve baş etme yöntemlerini sorduğumuzda aldığımız cevaplarla yeniden görüyoruz ki hayatı sürdürülebilir kılmak için kadınlar kendi hayatlarından feragat ediyorlar. Yemesinden, giyiminden, gezmesinden kısarak, sosyal aktivitelerden uzaklaşarak buldukları ‘çarelerin’ çare olmadığını biliyorlar bilmesine de yine de dayanmaya çalışıyorlar. Ancak nereye kadar?

Evde sinirler gergin kimse kimseyle konuşamıyor artık

Reşide Alabuga: 55 yaşında evliyim.  Üç çocuğum var. En küçüğü 21 yaşında. Bir çocuğum çalışıyor. Başka gelirimiz yok. Eşim iş kazası geçirdiği için ağır işlerde çalışamıyor, inşaatlarda çalışıyordu önceden. Emekli de değil. Büyük oğlum da beş-altı yıldır işsiz. Sancaktepe’de 1500 TL kira ile oturuyoruz. Hayat pahalılığı gerçekten belimizi büktü artık. Mutfaklarımızda yangın var. Evlerimize meyve, sebze, et girmiyor. Akşam pazarlarını bekliyoruz bir şeyler alabilmek için. Yine de önceden bir kilo aldığımız bir şeyi şimdi bir tane salatalık iki tane domates iki tane biber olarak alıyoruz. Markete gidiyoruz yine aynı şekilde. Birini alıyoruz birini alamıyoruz yani. Faturalar yüksek geliyor ödeyemiyoruz. Elektriği yakamıyoruz, ütü yapmıyoruz artık, çocuklar kırışık elbiselerle dışarı çıkıyor.

Bir çocuğum çalışıyor, onun getirdiğiyle kıt kanaat geçiniyoruz. Çocuklarım genç, sigaraları oluyor, ihtiyaçları oluyor ama imkanımız yok. O yüzden evde çok huzursuzluk oluyor. Mutsuzuz. O kadar ki evde kimse kimseyle konuşmuyor artık. Konuştuğumuz zaman neredeyse birbirimizi öldürecek duruma gelmişiz. O kadar bunalımdayız yani.

Yaşımdan dolayı kimse iş vermiyor

Sürmeli Aslan: 60 yaşındayım, iki oğlumla birlikte yaşıyorum. Kaynarca’da oturuyorum, 850 TL kira veriyorum. Pahalılık aldı başını gitti. Yoksullar artık ölme derecesine geldi. Biz sadece temel ihtiyaçlarımızı alıyoruz. Her şeyi alıp da yiyemiyoruz ki. Bir kilo domates olmuş 5 TL. Bir kilo meyve olmuş 10 TL. Elektriğe, suya, doğalgaza her gün yüzde 15 zam geliyor. Geçinmek kolay mıdır bir asgari ücretle. Son altı ayda da vergilere gidiyor asgari ücret. Elimizde kalıyor 2 bin TL. Bununla kirayı mı vereyim, evi mi geçindireyim, faturaları mı ödeyeyim?

Yarı aç yaşayıp baş edebiliyoruz. Her ihtiyacımızı alamıyoruz. Ne bulursak onu pişirip yiyoruz. Bir yere gezmeye gitmiyoruz. Her şeyi alamayınca ne olacak? Bünye de zayıf düşüyor. Hastalıklara da yol açıyor. 2002’de sigorta başlangıcım var. 68 yaşında emekli olabiliyorum. Ama yaşımdan dolayı iş vermiyorlar, çalıştırmıyorlar ne yapayım? Bize bir çare bulunması lazım. Bu zamlara biraz dur desinler. Bu nereye kadar sürecek böyle?

Gereksiz kullanım uyarıları asacağız evde artık

Fatoş Yılmaz: İzmir Torbalı’da oturuyorum. 38 yaşındayım, iki yaşında bir oğlum var. Eşim asgari ücretle çalışıyor. 1200 TL kira veriyoruz. İki gün önce nefes alamadığımı hissettim artık. Bir kadın olarak boğulduğumu hissettim. Çocuğum büyüyor şu an. Şimdiye kadar sağdan soldan gelen yardımlarla çocuğumu giydirdim. Ama büyüdüğü için her şeyi küçüldü ve kış geliyor, çocuğa alışveriş yapmam lazım, evin ihtiyaçları var. Temel ihtiyaçları karşılayamayacak bir noktadayım. Sabah peynir almak için markete gittik ama fiyatlara bakamadık. Altın alıyorsun gibi olmuş. Kendimi, eşimi, evi geçtim çocuğumu besleyemeyecek bir noktadayım. O yüzden de sıkıştığımı hissediyorum. İşe girmek istiyorum ama çocuğuma bakacak kimse yok. Burada kreşler 3 bin 500 TL fiyat veriyorlar. Bezi bırakmış çocuklar için 2 bin TL’den başlıyorlar konuşmaya. Bu hafta pazara gittim hiçbir şey almadan geri geldim anlatabiliyor muyum? Çocuğuma üç tane muz alıp eve döndüm. Salatalığın kilosu yedi lira olmuş nasıl alayım? Bir de üretici pazarından bahsediyorum, aracısız pazarlarda da tablo aynı.

Baş edemiyorum pahalılıkla. Üzülüyorsun, öfkeleniyorsun, kendini prangaya vurulmuş gibi hissediyorsun artık. Baş etmenin yolu nedir, kılı kırk yararak, ya yemeyerek, ya az alarak, ya hiç almayarak. Ben giymesem de çocuğu giydireyim, doymasam da olur çocuğu doyurayım şeklinde devam ediyoruz. Kış geldi çocuğum hala yazlık ayakkabılarla duruyor, kışlık ayakkabı alamadık. Her şeye rağmen alışmışız herhalde ölümü görüp sıtmaya razı olmaya. Çıkamıyoruz çünkü işin içinden, kredi kartlarını çeviremiyoruz, faturaları çeviremiyoruz, doğalgazı açmıyoruz. Banyo etme sayımızı mı kısaltsak acaba diye düşünüyoruz. Evin içinde tetik halindeyiz artık. Fişleri çektik mi, ışıkların hepsini kapattık mı, camları iyi örttük mü? Sürekli askeri moddayız anlayacağın, evi kışlaya çevirmiş durumdayız. Gereksizse kullanma uyarıları asmadığımız kaldı bir tek.

Boğula boğula geçiriyoruz zamanı

Öznur Karaman: Biri üniversite öğrencisi olan iki çocuk annesiyim. Gülsuyu’nda annemle birlikte yaşıyorum. İki senedir işsizim aslında. Kısa çalışma ödeneği döneminde bin 600 TL para alıyordum. Başka hiçbir gelirim yoktu. Kızım Aydın’da okuyor. Boş duran evine çalışmadığım dönemde de kira ödüyordum. Kredi ödemelerim vardı. Elimde bir şey kalmıyordu. Bir süredir de işsizdim hiçbir şeye yettiremiyordum. Kendimden kısıyordum, bir arkadaşımla bir yere gidemiyordum, sadece evde öyle oturuyordum. Hiçbir sosyal faaliyetim olmuyor, bir şeyler almak istiyorum alamıyorum.

Ekstradan borçlar çıkmaya devam ediyor. Düzenli çalışmış olsaydım kredi borcumu bitirecektim. Ama pandemide kısa çalışma ödeneği ve sonrasındaki işsiz kaldığımda ödeyemediğim için kredi ödemelerimi öteledim, o da ayrıca bir borç olmuş oldu. Annemin maaşı olduğu için faturalar ve diğer alışverişi annem karşılıyordu. Şu an asgari ücretle çalışıyorum, yetmiyor ama ittire kaktıra götürüyorum bir şekilde. Sürekli zam geliyor her şeye. Maaşa zam yapılsa her şeye zam geliyor. Çalışmadığım dönemde elektrik faturası bir geldi 150 TL. Normalde 70-80 geliyordu. Bütün çevremizdeki komşulara 160 civarı gelmişti. Üstüne suya da zam geldi. Boğula boğula geçirdik/geçiriyoruz, zamanı.  Kiracı olmadığım için şanslıyım diye düşünüyorum biraz.

Çoluğum çocuğum olsa ne yapardım bilmiyorum

Oya Akdeniz: 50 yaşında bekar bir kadın olarak ailemle Gebze’de yaşıyorum. Pahalılık hepimizi etkiliyor, çalışan çalışmayan. Hükümet fiyatları aşağı çekeceğiz, enflasyon düştü filan deyip zincir marketleri denetliyorlar ama bu çok komik. Fiyat artışını zaten onlar yapıyor. Oynuyorlar resmen insanlarla. Benim eşim çoluğum çocuğum yok. Yani bakmakla yükümlü olduğum kimse yok. Buna rağmen tek kavgam ayakta kalabilmek. Temel ihtiyaçlarımız dışında da bir şeyler tüketmek istiyoruz ama zorlanıyoruz. Mesela bugün kız kardeşimle çarşıya çıktık dolaştık. Baktık bir sürü yerde indirim var. 120-130 TL olan kıyafetler 30 TL’ye düşmüştü. İnsan ister istemez şunu düşünüyor, demek ki bu fiyatlara alınabiliyor. Aradaki bu fark nedir? Sezon fiyatı devam etmiş olsa almayacağım/alamayacağım.

Markete gidiyorsun bir kalıp peynir 40 TL’den başlıyor. Dört kişilik bir aileye kaç gün yetecek ki? Okullar açıldı, kardeşimin okula başlayan çocuğu için milyarlık alışveriş yapıldı. Kiracı insanlar, iyi maaşlara da çalışıyorlar ama onlar da yettiremiyorlar. Tam okulun açıldığı haftalarda bir markete girdim alışveriş yapmak için. Markette yanlarında 6-7-8 yaşlarında çocuk olan insanlar vardı. Bir çocuk kalem kutusu beğenmiş, babasından almasını istedi. Babası çocuğa alamam şimdi, biraz pahalı dedi. Sonra fiyata ben baktım, kalem kutusu sekiz TL. Günlerdir aklımdan çıkmıyor, içim sızladı.

Yeni bir işe başladım 3 bin TL maaşla. Günlük 15 TL yemek parası, aylık 250 TL de yol parası alıyorum ayrıca. 3bin 500 TL diyelim toplamda. Sigara, yemek ve yol günlük 50 liraya mal oluyor bana. Geriye 2 bin TL para kalıyor elimde. Ailemle yaşıyorum ama aldığım parayı kendime mi harcıyorum sadece? Evin ihtiyaçları şu bu derken hiçbir şey kalmıyor. Kiracı olsam çoluğum çocuğum olsa ne yapardım bilmiyorum.

Emekli bir kadın olarak mutsuz ve öfkeliyim

Ayşe Yılmaz: 63 yaşında emekliyim. İstanbul’da yaşıyoruz annemle birlikte, onun da emekli maaşı var. Babadan kalma bir evimiz var, ev kirası da vermiyoruz yani.  Pandeminin başında 50 lira vererek aldığımız bir kilo peyniri şimdi 90 liraya alıyoruz. Birileri saray mutfağı hakkında kitap yazadursun, biz emekliler evimize artık et alamıyoruz. Et diye yediğimiz en lüks şey yarım kilo kıymadan iki kez çıkarttığımız köfte oluyor.  Ev kirası vermiyoruz, dedim… Ama elektrik parası, apartman masrafları, doğal gaz parası emekli aylığının yarısından fazlasını götürüyor. Annem hala odalardaki elektrikleri tek tek söndürüyor. Oysa ikimiz de ışığı severiz. Evdeki çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, buzdolabı her şey eskidi devamlı tamir parası veriyoruz. Yaşlıyız, elimizde mi yıkayacağız çamaşırları bu saatten sonra. Korkarım o da olacak bu gidişle. Evimiz de eski, geçen ay su borusu patladı, başımıza iş açılacak değiştirmek gerekecek diye ödümüz koptu. Annemin tansiyonu çıktı.  Neyse ki bağlantı yerinde bir sorun varmış halledildi. Ama ek çıkan böyle tamir masrafları, hastalık gibi durumlarda her şey alt üst oluyor. 35 sene çalışıp bir yerde hastalık için beş kuruşunun olmaması insanın gücüne gidiyor… Aile apartmanında oturuyoruz, çocuklar sağ olsunlar destek çıkıyorlar. Fakat onlar da maaşla çalışan insanlar, çocukları var, şimdi bir de okullar açıldı, evladı da olsa, yok, diyemiyor insan. Yaşlılığınızda bir az olsun rahat etmek istiyorsunuz nerede? Rahat etmek derken de en temel insani ihtiyaçları karşılamaktan bahsediyorum, yoksa sinemaya gitmek, ya da seyahat etmekten değil. Bu hükümet yaşlıları avuç açacak duruma getirdi. Emekli bir kadın olarak mutsuz ve öfkeliyim…

Paylaş:

Benzer İçerikler

Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Konut kredisi faizlerinin düşürülmesiyle daha da derinleşen konut krizi,  asgari ücretle geçinmeye çalışan kirada veya borç harçla zamanında ev kredisi almış olan kadın işçileri zor durumda bıraktı. Kimi, ev sahibi kirayı arttırsa kaygısından uyuyamıyor kimi banka kredisini nasıl ödeyeceğiz, derdinde…
Diyarbakır’da kadınların çalışabileceği alanlar çok sınırlı. Genç kadınların büyük bir bölümü yiyecek- içecek sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışıyor. Buraları ise kadına yönelik tacizin, mobbingin sıkça rastlandığı çok düşük ücretli yerler… Kafe çalışanı kadınlara uzattık mikrofonu…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!