‘Bir makinede dip dibe altı kişi çalıştık’

Ayşe, Leyla, Feride Petro-Kimya alanında üretim yapan bir fabrikada çalışıyorlar. Pandemi sürecinde ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneği nedeniyle düşen ücretler, üretimde mesafe kurallarının hiçe sayılması, zamlar ortak sorunları… Artan eviçi emek yükü hepsinin ortak isyanı…
Paylaş:
Selma Korkmaz

Ayşe, Leyla, Feride Petro-Kimya alanında üretim yapan bir fabrikada çalışıyorlar. Pandemi sürecinde ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneği nedeniyle düşen ücretler, üretimde mesafe kurallarının hiçe sayılması, zamlar ortak sorunları… Artan eviçi emek yükü hepsinin ortak isyanı…

Farklı sektörlerde çalışan kadın işçiler işyerlerinde pandemi sürecini farklı yaşadılar. Yaşamın devamı için gerekli, gıda, temizlik, sağlık, perakende alanlarında çalışanların iş yükleri sorumlulukları artarken, fabrikalarda üretim işçisi olarak çalışan kadınların bazıları, işsizlik, kısa çalışma, Kod29, işsizlik ödeneği ile işten uzaklaştırılma gibi durumlara maruz kaldılar. Fakat kadınları ortaklaştıran bir başka üretim daha vardı; ücretsiz emek. Bu alanda tüm kadınların iş yükü arttı, hemen hemen hepsi aynı türden sorunlarla baş etmek zorunda kaldılar. Petro-Kimya alanında üretim yapan bir fabrikadaki kadınların deneyimini paylaşalım istedik, bu hafta. İşte anlattıkları:

Ayşe: Fabrikada çalışan bir kadın işçiyim. İki çocuğum var. Çocuklarımdan birisi ilköğretim 1. sınıf diğeri ise 8.sınıfı okuyor. Pandemi sürecinde biz kadınların iş yükü daha da arttı. Ev işleri, çocuk bakımı gibi yükün dışında bir de bu süreçte çocuklarımızın uzaktan eğitim meselesi de bizim üzerimize kaldı. Benim evimde bilgisayar yok telefon üzerinden EBA’ya giriyorduk. Tek başına çocuğum EBA’ya giremiyor. Girse bile sıkılıyor hiçbir şey anlayamıyor ben destek atıyordum. Yani bir de öğretmenlik yapmak durumunda kalıyordum. Bir çocuğa bir saat ders dinletebilmek öyle kolay değil. Benim vardiyam uygun değilse çocuklarım derse giremiyor ve sürekli dersleri kaçırmak durumunda kalıyordu. Bir keresinde çocuğumun sınavı vardı benim telefonumdan girdiği için yarım bırakamadım ve işe geç gittim. Çocuklar dışarı çıkamadıkları için sürekli telefon ve oyun bağımlısı oldu. İki çocuk olunca dersleri aynı saate denk gelince bizler ne yapacağımızı şaşırıyorduk. Döviz artışı ile birlikte bilgisayar almaya kalksak, hesaplıyoruz en ucuzu 8 bin lira. Benim maaşım 3 bin 100 TL yani iki buçuk aylık maaşımı bilgisayar için ayırmam gerekiyor. Üstelik bir de kredi borcumuz var. Şaşırdık kaldık.

İşyerimizde her işyerinde olduğu gibi maske, mesafe temizlik kuralları vardı. Yemekhanemiz buna uygun hazırlandı. Çay içme alanlarımızda oturma düzenleri değiştirildi. Fakat üretimde bir makinada altı kişi dip dibe çalışmaya devam ettik. Giyinme odamızdaki dolaplar değil bir buçuk metre sıfır mesafe vardı anlayacağınız giyinirken bu virüs bulaşmıyormuş.

Kod-29 işten atma serbest

Pandemi sürecinde hükümet bir yasa çıkarttı. İşten atmak yasak ama Kod-29 la işten atabilirsiniz. Hele ücretsiz izin bir yıla çıkarıldı. Yani işçi bir yıl boyunca işsiz sayılmayacak ücretsiz izinde açlığa mahkûm kalacak. İşyerimizde Kod-29’la işten atılan olmadı. Fakat bu sebepten işten atılan tanıdıklarım var. Sendikalı olmak istedikleri için işten atılmışlardı. Patronlar bu kodu çok sevmiş olacaklar ki sürekli bu kodu kullandılar.

Pandemi süreciyle birlikte en çok belimizi büken de iğneden ipliğe her şeye zam gelmesi oldu. Kısıtlamalarda evde kaldığımız süreçlerde masraflar daha da arttı. Daha önceden aldığımız meyve, sebzeyi yarıdan daha aza indirmek durumda kaldık. Sonra tencerenin başına geçtiğinde bu malzemeyle ne pişirebileceğiz diye kara kara düşünüyorsun. Buzdolabımız var ama boş. Bir türlü dolmuyor. Daha önce marketten 100 TL ye aldığımız ürünleri 300 TL vererek alıyorsun. Sonra ben ne aldım ki diyerek eline bakıyorsun. Bir de bize yoksulluk yok diyorlar bizim aklımızla dalga geçiyorlar.

Bence biz işçilerin bir araya gelmesi yaşanılan bu süreçte çok önemli. Sendikalı, sendikasız işçiler bir araya gelip mücadele etmemiz gerekir başka çözüm yolumuz yok.

Her şeyi sayı ile alıyoruz

Leyla: Ben üç çocuk annesi vardiyalı çalışan bir işçiyim. Çocuklarıma eşimle dönüşümlü bir şekilde bakıyoruz. Kimi zaman annemden destek almak durumunda kalıyoruz. Hem işyerinde hem de evde çalışmak biz kadınlar için zor oluyor. Zamanla yarışıyoruz. Alışveriş, yemek, temizlik, çocukların ihtiyaçlarını giderme, derken nasıl zaman geçtiğini anlayamıyoruz. Bu süreçte eşim işyerinden virüs kapmıştı karantina sürecinde herkes evdeydi.  Daha dikkatli olmaya çalıştım ve sürekli temizlik yaptım. Bağışıklık sisteminin güçlü olması için vitaminli yemekler yapman gerekiyor. Herkes evde olunca canı sıkılan mutfağa geliyor. İş yükü arttı mı, evet arttı.

Uzaktan eğitim meselesi var. Çocukların dersleri ile ilgilen, doğru mu yapmış, nasıl yapması gerekir, araştır, doğruyu anlat derken, kendimi öğretmen gibi hissettim. Bu süreçte başka şeyler yapılamaz mıydı diye düşünmedim değil. Uzaktan eğitim yerine yüz yüze eğitim olamaz mıydı? Yani önlemler alınarak yapılamaz mıydı? Bazı özel okulların açıldığını görüyorduk. Bizim çocuklarımız özel değil mi? Bence sınıfların sayısı azaltılıp, atanamayan öğretmenleri atayıp, okul temizliğinde çalışan işçi sayıları arttırılabilirdi. Çünkü çocuklarımız evde uzaktan eğitime çok uzak kaldılar. Bir anne olarak nasıl bir öğretmen yerine konulabilirim ki. Çocukların kendi yaşıtlarıyla üstelik öğretmen otoritesiyle öğrenmesi başka, evde uzaktan eğitimle benim anlatımlarımla öğrenmesi bambaşka. Bu sürecin iyi yönetilemediğini düşünüyorum.

Fabrikamızda pandemi sürecinde çeşitli önlemler alındı meşhur, maske, mesafe, temizlik kuralları… Üretim alanlarına dezenfektan konuldu, yemekhane düzenledi. Fakat aynı makinede iki kişi yan yana sıfır mesafeyle çalışmaya devam etti. Giyinme dolaplarımız da dip dibe giyinirken kolumuz bacağımız diğer arkadaşına çarpıyor. Kendi aramızda dalga geçiyoruz;  giyinme dolaplarında virüs bulaşmaz.

Bu süreçte aldığımız maaş sürekli eriyip gitti. Her şeye o kadar zam geldi ki nereden kısıtlasak diyerek kara kara düşünmeye başladık. Örneğin çocuklar börek, kek çok severler ben haftada bir kere yaparken şimdi ayda bir kere yapıyorum. Artık çocuklarımıza yeterince meyve alamıyoruz. Her şeyi sayıyla alıyoruz doyumluk değil tadımlık. Allah sonumuzu hayır etsin.

Bence değişim olması gerekir büyük bir değişim. Bu süreçte birçok patron zenginliklerine zenginlik kattı. Biz işçilerin payına ise işsizlik, ücretsiz izinler düştü. Bu nereye kadar devam edebilir ki?

Ücretsiz izinlere hayır, zamlar geri alınsın

Feride: Ben de bir çocuk annesi vardiyalı çalışan bir işçiyim. Pandemi süreci, benim açımdan da çok zor geçti.

İş yükümüz kesinlikle çok arttı. Virüs kapmayalım çocuğuma geçmesin diyerek temizlik hastası olduk. Bizim işyeri de birçok fabrika gibi kısa çalışmadan yararlandı. Evde olunca canı sıkılan buzdolabına sarılıyor. Mutfak masrafı daha da artıyor. Virüs kapmamak için vitaminli yemekler yapalım bağışıklık sistemimizi güçlendirelim diyoruz. Bu sefer de aldığımız her şeye zam üstüne zam geliyor. Ay sonuna kadar dayanacak halimiz kalmıyor.

Uzaktan eğitim meselesi çok canımızı sıkıyor. Benim çocuğum hiç oyun oynamazdı sevmezdi. Şimdi ise oyun bağımlısı oldu. Kafasını oyundan kaldırmıyor. Eve hapsoldukları için enerjilerini atamıyorlar. Kendi yaşıtlarıyla buluşup bir aktiviteye katılamıyorlar. Bu süreç çocuklarımıza hiç iyi gelmedi. Hepimiz bunaldık.

Pandemi sürecinde bazı önlemler alındı. Belirli yerlere dezenfektan konuldu, yemekhane düzenlendi. Biz enjeksiyon işçisiyiz kimi makinalarda altı kimi makinalarda üç kişi çalışıyoruz. Mesafe mi dediniz? Mesafe sıfır. Giyinme odasında mesafe sıfır. Yani virüs çalışırken ve giyinirken geçmiyor. Hastalığa yakalanan birçok arkadaşımız oldu. Çok şükür işyerimizde şu anda Covid 19 bulaşıklı işçi arkadaşımız yok.

Zamlar geri alınmalı! Ücretsiz izinlere hayır! Herkese iş! Ücretler yükseltilmeli!

Paylaş:

Benzer İçerikler

Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
Diyarbakır’da kadınların çalışabileceği alanlar çok sınırlı. Genç kadınların büyük bir bölümü yiyecek- içecek sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışıyor. Buraları ise kadına yönelik tacizin, mobbingin sıkça rastlandığı çok düşük ücretli yerler… Kafe çalışanı kadınlara uzattık mikrofonu…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!