Emeğimin karşılığı 20 lira olmamalı

Cilt bakım ve güzellik merkezleri birçok kadının uğramadan geçmediği yerler. Kusursuz güzelliğin dayatıldığı kapitalizm ve patriyarka koşullarında oldukça karlı olan bu merkezler, çalışanlar için emek sömürüsünün katmerlendiği işyerleri olarak karşımıza çıkıyor. Asgari ücretle, kadın işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarına dikkat edilmeyen işyerlerinde durmaksızın çalışıyorlar.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Cilt bakım ve güzellik merkezleri birçok kadının uğramadan geçmediği yerler. Kusursuz güzelliğin dayatıldığı kapitalizm ve patriyarka koşullarında oldukça karlı olan bu merkezler, çalışanlar için emek sömürüsünün katmerlendiği işyerleri olarak karşımıza çıkıyor. Asgari ücretle, kadın işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarına dikkat edilmeyen işyerlerinde durmaksızın çalışıyorlar.

Bahar Gök  bihargok1982@gmail.com

Kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı bu pırıltılı mekanlarda, her daim bakımlı olması gereken çalışanların aldıkları ücretler asgari ücret ya da altında kaldığı gibi izin günleri de hafta içi olmak zorunda. Esnek çalışma adı altında, çalışma saatlerinin belirsiz kılındığı sektörde çalışan kadınların yaşadığı sorunlar oldukça kapsamlı aslında. Çünkü adım başı açılmış olan bu merkezler, vahşi rekabet koşulları altında sürekli kar eden işletmelere dönüşmek için özellikle genç kadınların hayatlarını gasp ederek ilerliyor. Bu kadınlardan biri olan Deniz ile tanışıp sohbet ettiğimizde, güzellik sektöründe çalışan kadınların hem çalışma yaşamının hem de özel hayatının nasıl yöneltildiğine dair bir parça fikir edinmiş olduk.

Çalışanlar sık sık değişiyor

Biri üniversiteye hazırlanan diğeri liseye giden iki çocuklu bekar bir anne Deniz ve 40 yaşında. Yedi yıl önce öğrenmek için kurslara gidip cilt bakımı üzerine sertifikalar almış. Bu esnada yeteneğinin farkına vararak eğitimini mesleğe çevirmiş. Profesyonel güzellik uzmanı olarak çalışmaya başlamış. En son girdiği merkezde iki yıldır çalışıyor ama birçok yerde çalışmış. Gebze biraz küçük bir yer. O nedenle iş değiştirmek istediğinde, bu alandaki yeteneği bilindiği için fazla işsiz kalmamış ama emeğinin karşılığını hiç alamamış. “Başka güzellik merkezlerinde de aldığım ücretin fazlasını hak ettiğimi bildiğim için çıktım. Şimdi de hak ettiğimi almıyorum. Asgari ücretle çalışıyorum. Patronla konuşup anlattığımda fazlasını veremeyeceğini söyledi. Mecbur olduğum için kabul ettim ve çalışıyorum. Güzellik merkezleri asgari ücret ya da altında ücretler veriyor çalışanlarına. Üstünü veren bir merkezle karşılaşmadım. O yüzden güzellik merkezlerinde çalışanlar çok sık değişir. Çünkü kimse geçinemiyor. Daha yüksek ücretlere çalışamayacağını anlayan birçok genç kadın bir süre sonra başka işler yapmak zorunda kalıyor. Bu sektörden çekiliyor. Ben de geçinemiyorum açıkçası” sözleriyle dikkat çekiyor çalışan sirkülasyonuna.

Her şey müşteri memnuniyeti için

İşlem yaparken müşteri memnuniyeti olsun diye birçok insanın kaprisini çekmek zorunda olduğuna değiniyor Deniz. “Müşteri her zaman haklıdır” politikasıyla yürüyen merkezlerle ilgili olumsuz söylemler olduğunda, bunun, çalışanların hizmetteki kusuru olduğu dillendiriliyormuş mesela. Yani işletmeler oldukça kaliteli. Bir sorun varsa, çalışanın eksikliği. Ancak gece yarılarına kadar çalışmak zorunda kalan kadınların esnek çalışma içerisinde ne kadar yıpratıldığı dillendirilmiyor elbette. Ya da sosyal haklardan mahrum, iş güvencesiz, kuru maaşla çalıştırıldıkları… Lazerli işlemlerde yanık kokusundan kaynaklanan akciğer ve solunum rahatsızlıklarından, göz rahatsızlıklarından, kimyasal işlem yaptıklarında yaşadıkları dermatolojik hastalıklardan da bahsedilmez. Kimin haklı olduğuna bakılmaksızın tek bir şikayetle işten çıkarıldıklarından da… Bunun gibi birçok şeyle baş etmek zorunda kalan Deniz bir yandan da ek iş yaparak yaşamsal ihtiyaçlarını bir nebze olsun gidermenin derdinde. Geçinmek için eve iş alıyor. İpek kirpik, tırnak protez, cilt bakım işlemleri ve kalıcı makyaj gibi uygulamaları evinde de yapıyor. Nedenleri çok haklı ve tanıdık. “Uzman olmama rağmen ben de asgari ücretle çalışıyorum. Merkeze gelen müşteriye satış yapıyorum aldığım pirim 20 lira. 400 liralık işlemden 20 lira alıyorum düşünsenize. Dört-beş bin liralık işlemlerden 100 lira pirim alıyorum. Parası peşin ödenmişse alıyorum bu pirimi. Taksitle ödendiğinde yine düşüyor tabii. Ama evde yaptığımda, güzellik merkezine kalacak kârı almıyorum. Dört-beş bin liralık bir uygulamayı evde iki bin liraya yapıyorum. Bana kalıyor. Mecburum böyle çalışmaya. Çünkü oradan aldığım 100 lira ile eve hiçbir şey yapamam. Ama evde aldığım 2 bin lira ile kiramı ödüyorum, çocuğumun okul masrafını karşılıyorum, servis parasını veriyorum, faturalarımı ödüyorum.”

İşine gelmiyorsa çık

Patronla konuşmuş daha önce pek çok kez. Patronu, sistemin böyle olduğunu, bütün güzellik merkezlerinde aynı olduğunu, işine gelmezse çıkabileceğini söylemiş. “İşveren hiçbir zaman işçiyi düşünmez. Sen işi iyi yapıyormuşsun, hem bu işin pazarlığını yapıyormuşsun hem işlemi yapıyormuşsun, hem de müşteriyi memnun bırakıyormuşsun umurunda değil. Çünkü müşteriyle birebir o ilgilenmez. Sen ilgilenirsin. Mecbur olduğumuzu da biliyorlar. Ülkenin durumunu görüyorlar. Çalışan buradan çıksa ertesi gün iş bulamayacak. İş bulması en az bir hafta sürecek. O bir haftamın boş geçmesi benim iki-üç ay evde sıkıntı çekmem demek. Bunu bildikleri için kullanıyorlar işte” sözleriyle mecburen evde çalıştığını anlatıyor.

Boşandığında ailesinin görüşmeyi kestiği Deniz, tek başına ayakta kalmak için çok çabalamış. Çocukları henüz küçükken ayrıldığı eşinden nafaka da almamış. 13 yıldır ne ailesinden ne de güvendiği insanlardan, nasıl geçiniyorsun, tek başına ne yapıyorsun sorusunu da duymamış. “Ne olursa olsun sen bizim evladımızsın, bir şeye ihtiyacın var mı, çocuklarının ne ihtiyacı var diye bile sormadılar. Karar senin, çektiğin ceza da senin olacak dediler yani” diyor gözleri dolarak.

Savcıya da gitsem ülkemde sahipsizim

Ayaklarının üstünde duran güçlü bir kadın olmaya çalışırken kimseye dayanmamış ama bir hayat arkadaşı olsun istemiş bazen. Hatta dört senedir ilişki yaşadığı adamın kendisine uyguladığı ekonomik fiziksel ve psikolojik şiddete biraz da bu nedenle katlanmış. ‘Dul’ kadın olduğunu düşünenlerin hayatını takip etmesinden yorulmuş. “Ciddi” bir ilişkim olsun, sonu evlilikle bitsin mutlu olayım diye düşünmüş ama hayat ona hayallerini değil acımasız gerçekleri yaşatmış. Üç-dört ay önce uzaklaştırma kararı dahi aldırdığı adamdan kopamamış bir türlü. Kavga ve gürültüyle yürüttüğü ilişkisini bitirmek için karakola gittiğinde, adamın, kendisini tehdit etmesine rağmen polislerin bir şey yapmadığını gördüğünde devletin onu korumayacağını anlamış olmanın getirdiği hayal kırıklığıyla da belki, bir kez daha ‘affetmiş’. En sonunda bitirmiş bitirmesine ama korkuları devam ediyor. Neden korktuğunu şu sözlerle anlatıyor Deniz: “Parmağım çatlaktı geçen haftaya kadar. Kendi adıma değil ama çocuklarım adına korkuyorum. 19 yaşında bir kızım var her şeyden önce. Daha önceki şiddetinde uzaklaştırma kararı almıştım ama bu kez aldırmak istemedim. Ona gidecek kağıt belki daha fazla tetikler diyerek aldırmadım. Savcıya da gitsem, karakola da gitsem ülkemin bana sahip çıkacağını düşünmüyorum.”

İlişkisini bugün kesin olarak bitirirken nasıl karar verdiğini sorduğumda, adamı değiştiremeyeceğini artık anladığını söylüyor. “Bana ne yaparsa yapsın umurumda değildi. Ben atlatabilirim, üstesinden gelebilirim diyordum. Ben kazandıkça o yedi. En sonunda, biriktirdiğim birkaç bin lira paramı ve son maaşımı aldı gitti. Çocuklarımın rızkını da alıp gidince kararımı verdim artık. Boşandığım günden beri hayatta tek başınayım ve kimseden destek almadan devam ettim. Biraz da bu yüzden, ben düzeltirim, ben bu adamı değiştiririm var bende. Ama öyle olmuyormuş işte. Diyorlar ya Allah’ın hakkı üçtür, bir insana ikinci üçüncü şansı vereceksin diye. Yok. Biri size bir kere yanlış yapıyorsa sileceksiniz. Çünkü değişmiyor. Kimse sizden daha kıymetli değil.”

Müşteriyi bana getireceksin

Yine iş konusuna geldiğimizde, evde çalışmasının riskleri üzerine konuşuyoruz Deniz ile. Evde daimi olarak iş almasa dahi yine de pek kimseye duyurmamaya özen gösteriyor. Bu şekilde çalışan güzellik uzmanları olduğunun bilinmesine rağmen, duyulduğunda işinden olacağını söylüyor. “Çalıştığım yerin müşterilerini almıyorum kesinlikle. Mesela eskiden çalıştığım bir yerden, müşteri bana ulaşıyor. Şunu şunu yaptırmak istiyorum diyor. Bunu patronum duysa ‘niye benim şubeme getirmedin’ diyecek. ‘Bana kazandır’ diyecek. Aslında o müşteriyi dışardan tanıdığımı, onun müşterisi olmadığını anlatamam. Benim çevremdeki insanların bana yönlendirdiğini anlatamam. ‘Sen burada çalışıyorsan bana getireceksin’ diyecek. Ama ona getirdiğimde alacağım 20 lira 100 lira. Patrona niye yönlendireyim ki bu durumda. Emek benim, masraf benim. Karşılığı 20 lira değil kesinlikle.”

Hayalim kendi işyerimi açmak

Üniversite mezunu olduğu halde kendi mesleğini Türkiye’de yapamadığını söyleyen Deniz, para kazanabileceği bir meslek olmadığını söylüyor mezun olduğu bölüm için. Tanınırım kaygısıyla mesleğinin yazılmasını istemiyor ancak sanatla ilgili olduğunu söylemeden geçmeyelim. Kızının konservatuara girmesi dışında bir tek hayali var. Kendi işyerini açmak. “Niye başka bir hayalin yok” diye soruyorum son olarak. Elini, boş verrr, diye sallayarak cevaplıyor Deniz: “Kendi adıma fazla bir şey istemiyorum hayattan. Belki duygularımı kaybetmiş olabilirim. Ya da güvenimi. Çünkü bu hayatta asla yapmam dediğim ne varsa yaptım. Asla kimseden borç istemem dedim, istedim. Düşmem dedim düştüm. Parasız kalmam dedim kaldım. Bir erkekten dayak yemem dedim, bana bir kere yaparsa affetmem dedim affettim. O yüzden büyük büyük konuşmayacağım. Kendi ayaklarımın üstünde durduğum zaman en azından kimsenin gözünün içine bakmıyorum. Bir erkeğe bağımlı kalmıyorum. Az kazanıyorum belki ama huzurlu oluyorum. Kendi işyerimi açmanın dışında bir hayal kurmuyorum bu yüzden.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
Uzun yıllar tekstil üretiminde, makine başında çalışmış Zekiye. Sonrasında mutfak bölümüne geçmiş. “Hiç sendikam olmadı, oysa şu hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi” diyor. Asgari ücretin bir an önce artırılmasını, kadın işi-erkek işi ayrımının kalkmasını, iş güvenliğinin sağlanmasını istiyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!