‘Fazla mesailer psikolojimizi bozuyor’

Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Hayat pahalı, yaşamsal ihtiyaçları temin etmek için kırk takla atıyoruz, ev fiyatları/kiralar almış başını gidiyor, maaşlar insanlık onuruna yakışır ücretler değil… Yaşama tutunmak için adeta mucizevi yöntemler bulduğumuz bu günlerde bir de işsizlik ve işsiz kalma korkusu, iş bulma derdimiz var ki neresinden anlatmaya başlasak sayfalar yetmeyecek. Güvencesizliğin, her türlü kuralsızlığın, baskının, tehdidin ve emek sömürüsünün yüzlerce biçiminin hududu nerededir bilmiyoruz. Böylesi bir çalışma hayatı içerisinde savrulup gidiyoruz.

Bir işyerinde asgari ücretle dahi sigortalı olarak çalışıyor ve maaşımızı gününde alıyorsak şanslı olduğumuzu düşünüyoruz adeta. Çünkü ya işsiz olsaydık düşüncesi hele de bu dönemde en büyük korkularımızdan oldu dersek, abartmış olmayız kesinlikle. Peki halihazırda işsizsek? İşte belki de burada başlıyor aslında ‘şükürcülüğümüz’, tepkisizliğimiz, ta en başından eyvallah deyişimiz. Aç açıkta kalmaktansa bir yerde çalışıyor olmak için, daha ilk günden, önümüze konulan sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle ‘rıza’ göstermek zorunda kalıyoruz.

İşte bu zorla kabul ettiğimiz şartlardan biri olan fazla mesai sözleşmeleri, sömürünün ücret ayağında çok önemli bir yerde duruyor. Zaten yıllardır karşılaştığımız ama bir şekilde imzaladığımız ve fazla mesailere kalma ‘yükümlülüğü’ doğuran bu sözleşmeler, sektör ne olursa olsun, artık her işletmenin dayattığı bir uygulama olmuş durumda. İtiraz etme şansınız yok. İşe alındığınız söylendiğinde sağlık için istenen tetkikler, eğitim durumu, ikametgâh, SGK dökümü vb. evraklar hazırlanıyor, işe başlayacağınız gün bir dolu evrak imzalamamız gerekiyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları, işyerinde uyulması gereken kurallar, belirli/belirsiz iş sözleşmeleri, sosyal medya hesaplarının ilgili firma tarafından takibe alınması (KVKK metni olarak dayatılır), geçmişte hakkında herhangi bir nedenle soruşturma dahi açılmadığına dair teminat (özel sektörde giderek yaygınlaşan ve yasal olarak yalnızca resmi dairelerin isteyebildiği Adli Sicil Arşiv Kaydı istenmesi, bu teminatı ortadan kaldıracaktır bir süre sonra) gibi belgeler ilk elden aklıma gelenler.

Bu evraklardan biri eksikse genellikle ‘en kısa zamanda getirin’ deniliyor ve bu durum işbaşı yapmaya engel olarak görülmüyor. Ancak üç belge için durum farklı. KVKK, Adli Sicil Arşiv Kaydı ve Fazla Mesai Muvafakatnamesi.

İmzalamayanlar işe alınmıyor

Diğer iki belgenin neden zorunlu kılındığına dair de yazılar yazacağım elbette. Bu yazıda fazla mesai sözleşmesine öncelik vereyim. Zaten bildiğimiz, sürekli karşılaştığımız ve artık alıştırıldığımız, normalleştirdiğimiz bu sözleşmeleri ve fazla mesailere kalmaktan kaynaklı yaşadıkları sorunları Amazon depo, Mitsuba, Legrand, Farplas’tan kadın işçilerle konuştuk.

Mesaiye kalmak istemediklerinde gördükleri muameleyi anlatan kadınlar, itiraz ettiklerinde, bu muvafakatname gereği mesaiye kalmaları gerektiği; kalmadıklarında tazminatsız işten çıkarılabilecekleri tehdidine maruz kaldıklarını söyledi. 12-16 saat, hatta 24 saate varan fazla mesailerden dolayı kendilerine ait bir hayatlarının olmayışından dert yandılar. Bir o kadar da evde iş yapıp çocuklarıyla ilgilenmek zorunda kalırken dinlenme imkânı bulamayan kadın işçiler, ağır stresten dolayı psikolojilerinin bozulduğuna dikkat çektiler.

Kabul etmezsen işlem yapıyorlar

Amazon depodaki kadın işçiden başlayalım dinlemeye: “İşe girerken fazla mesai sözleşmesi imzalatıyorlar. İmzalamak zorundasın. Eğer onu imzalamazsan işe alınmazsın. İmzalamayan arkadaşlar oldu, işe alınmadılar. Sırf bunu imzalamadı diye işe alınmayanların olduğunu bizzat gördüm. Mesai yapmak istemediğimiz zaman ‘Siz buna imza attınız çalışmak zorundasınız’ diyorlardı. ‘Çalışmazsan bununla ilgili işlem yapılır’ diye bizi tehdit ediyorlardı. Bize o imzayı başında attırıyorlar ki, daha sonra itirazımız olduğu zaman şak diye önümüze koysunlar.

Bu noktada, insanlar artık bir şekilde bir bahane üretiyorlar. Sağlık sorunları ya da ölüm/kalım, düğün/dernek varsa işte. Onun dışında mesaiye kalmak zorundasın. Kalmayanlara direkt işlem uygulanıyor. Bir de resmi tatillerde bile yüzde 50 ödeniyordu. Tüm mesailerin aynı olmaması lazımdı ama kimse bunu bilmiyordu. Benim de iyi bildiğim bir konu değil açıkçası.”

Mesaisi, mobbingi biter mi işçinin?

Sendikalaşma süreci geride bırakan Farplas işçisi kadınlar için bu dönem bilinmezliklerle dolu. Sendikal başarısızlığın faturasının işçilere kesileceğini dile getiren kadınlar, eski çalışanlara yönelik fazla mesai dayatmasının bu dönem yoğun olmadığını söyledi. Birleşik Metal-İş Sendikası’nın üye sayısını düşürmek için getirilen Sentor İK adındaki taşeron firmada işbaşı yapan yeni işçilerin fazla mesai yükünü omuzlamak zorunda kaldığına dikkat çektiler. Örgütlenme sürecinden önceki durumu Farplas işçisi anlatıyor:

 “12 saate dönebiliriz, iki vardiya olarak çalışabiliriz diye imzalatmışlardı işe başlarken. Şirket değişikliği yaparken de imzalattılar. Ekip liderim daha geçen gün ‘mesaiye gel’ dedi. Gelemem deyince diğer fabrikaya gönderme tehdidinde bulundu inceden. Benim küçük çocuğum var, zaten kalamıyorum mesailere. Bunu bildikleri halde ara ara yoklama çekiyorlar hâlâ Sorsan espri yapıyordur.

Mesaiye çok ihtiyaç olduğu dönemde soruyorlar herkese. Müsait olan kalıyor. İşini kaybetmek istemeyen kalıyor. Mesaisi, mobbingi biter mi işçinin? Hele de kadınların… Hafta içi mesailer yüzde 100 diyorlar ama maaş yattığında insanlar yüzde 50 olarak ödendiğini görüyorlar. İşçiyle muhasebenin mesai hesaplamaları birbirini tutmuyor. 600 lira alacağını hesaplayan bir kadın arkadaşımız 135 TL almış mesela.

Eskiden resmi tatil ve bayram tatilleri yüzde 100 olarak ödeniyordu. Şimdi, bizim eylemlerden sonra resmi tatiller yüzde 200, bayram tatilleri yüzde 300 olarak ödenecek dediler. Oran artınca insanlar gönüllü kalmaya başladılar mesaiye desem yeridir. Herkesin ödemeleri var, ihtiyaçları olan çok fazla, bu süreçte işten çıkarılma korkusu daha ağırlaştı. Bayram mesaisine yazmışlardı. Koca holde mesaiye gitmeyen bir tek ben vardım.”

Ayda 100 saat mesai yaptığımız oldu

Sendika üyesi oldukları için Ekim 2021’de işten atılan arkadaşlarının işe alınması, işten atılmaların durması ve sendikal hakların tanınması için fabrikayı işgal eden Mitsuba işçisi kadınlar, kimi zaman 24 saate kadar mesaiye kaldıklarını anlattı. Vardiyanın bitmesine az bir zaman kala mesaiye kalacaklarını öğrendikleri için, fabrika dışındaki hayatlarının yönetildiğini ve plan yapmanın kendileri için lüks olduğunu dile getirdiler:

“Mitsuba’da her sene bu sözleşmeleri imzalıyoruz. Sürekli mesaiye kalmak zorundaydık sözleşmeyi imzaladığımız için. Bu da aylık 22-23 saat fazla mesaiye denk geliyor diye biliyordum. O saatleri geçerse mesaiye kalmamamız gerekiyor. Ama işveren bunu kılıfına uyduruyor. Ayda 100 saate kadar mesai yaptığımız oldu. Zorunlu bırakıyorlardı beni. Kalmama tercihim yoktu. İtiraz ettiğimde tehdit ediyordu beni üretim müdürü. ‘Kalmıyorsanız yukarı çıkın, isminizi yazdırın’ diyordu. Gözümüzü korkutuyordu. Ya işten çıkartacak ya da bölümümü değiştirecekti. ‘Mesai kağıdını imzaladığın için kalmak zorundasın’ diyorlardı.

Son dakika söylüyorlardı mesaiyi. Planını yapıyorsun, işten çıkıp işlerini halledeceksin. Bütün planlarını iptal etmek zorunda kalıyorsun. Sabah 8’de gidip akşam 10’da çıktığımı bilirim fabrikadan. Sipariş çok acil diyorlar, kalıyoruz. 16 saat de çalıştığım oldu. Bazen herkesi zorunlu tutuyorlar. 8-8 çalışacaksın diyorlar ve servisleri de ona göre ayarlıyorlar. İstesen de çıkamazsın fabrikadan. Sanayiden kendi imkânlarınla gitmek zorundasın.

Hastasın, bayılacak duruma geldiğinde bile eve bırakmıyorlar. Uykusuzlukla sersemlik arasında iş kazasına açık hale geliyoruz. Ben mesela iş kazası geçirdim elimden. O halde çalıştım işimden olmayayım diye. Çocuğum var, tek başıma bakıyorum. Bir ara artık evladım ‘anne gitme’ diye bırakmıyordu beni. Mental olarak çok yoruluyordum. Evimle, çocuğumla ilgilenemiyorum. Üzerimizde hep bir baskı, hep bir tehdit. İşsizlikle korkutmaya çalışıyorlar. Elleri mahkûm diye düşünüyorlar bizi. Ülke ekonomisi belli, çalışmazsan açsın. Çok talihsiz bir ülkede yaşıyoruz. Nereden vurabilirlerse vuruyorlar. Ortada kalmış durumdayız. Bunu değiştirelim diye sendikaya üye olduk, sendikadan da boyumuzun ölçüsünü aldık.”

Amirler surat asıyor

Uzun yıllardır sendikalı olan Legrand Elektrik fabrikasındaki kadınlar da mesaiye gitmediklerinde mobbinge maruz kalmaktan şikayetçi. Ekip liderlerinin vücut dilleriyle dahi “Sen mesaiye kalmıyorsun, o yüzden bir sorun olduğunda yanıma gelme” tavrını net biçimde gördüklerini söylüyorlar:

“Aslında bize öğleden önce soruyorlar mesaiye kalıp kalmayacağımızı. Kalacağım dediğimde canım cicimli konuşuyorlar, kalmayacağım dediğimde pat diye telefonu suratıma kapattığını biliyorum ekip liderinin. Bizde mobbinge dönüşüyor. Amirler surat asıyor. Makinemde arıza varsa gelip yapmıyorlar mesela. Bakım geç geldiğinde sayıyı nasıl yetiştiririm diye düşünüp duruyoruz. Bone denilen performans kağıtlarına yazacağımız duruş süresi fazlaysa eğer, yine gelip bana soruyorlar. Kağıttaki açıklamaya ne yazdığımı okumuyorlar. Mesaiye gelmiyorsun diye yapıyorum demiyorlar bunu ama ondan dolayı olduğunu çok net anlıyorsun.

Bizdeki sözleşme soyut aslında. 10 yıldan fazladır çalışıyorum, o zaman var mıydı sözleşme hatırlamıyorum. Ama imzalamaya gerek yok zaten burada. Bir de daha onur kırıcı olan yanı şu: Legrand’da resmi ve bayram tatillerindeki mesai ücretleri daha yüksek. Her mesaiye kalmak istemiyorum ama resmi tatillerde ya da pazar mesaisine gitmek istediğimde, benim hattımda çalışmayan insanları yazıyorlar listeye, beni yazmıyorlar. Hizaya çekmeye çalışıyorlar herhalde. Sorduğumda ‘Sen gelmiyorsun ki zaten o yüzden yazmadık’ diyorlar. İyi de istemediğim zaman yazıyorlar. O listede adımı görmek bile rahatsız ediyor beni. Bana sormuyorsun ki yazarken.

Dediğim gibi ben hatırlamıyorum imzaladık mı imzalamadık mı diye. Yeni başlayanlara imzalatıyorlar. Zaten iki aylık üç aylık sözleşmelerle işe başlayan işçiler sözleşme bittiğinde çıkarılacaklarını bildikleri için o süre zarfında ne kadar mesai yaparlarsa o kadar kârdır diye düşünüyorlar. Çünkü kim bilir kaç ay işsiz kalacaklar. Ya da Legrand yeniden çağırana kadar kaç ay geçecek bilmiyorlar.”

Sendikalı işyerlerinde de uygulanıyor

Sendikaların örgütlü olduğu işyerlerinde de var bu sözleşmeler. Bu işyerlerinde taşeron firma varsa-ki çoğunda var ve bunu bir sorun olarak görmüyorlar-başta sözünü ettiğimiz üç belge de kritik önemde. Modern işçi pazarları olarak tanımladığımız bu taşeron firmalar, ‘makbul’ işçi, çöpsüz üzüm diyerek en ‘itaatkâr köle’yi bulmakla yükümlüler.

Legrand işçisi de bu duruma dikkat çekiyor: “İnsanlar zannediyor ki işyeri sendikalı olunca her şey güllük gülistanlık. Sendikalı işyerlerinde asgari ücretten yüksek alıyoruz ve sosyal haklarımız var diye minnet duymamız gerekiyor sanki. Her iki laflarından biri ‘Siz dışardaki koşulları bilseniz bu kadar rahat davranmazdınız’ oluyor. Sendikayı ben getirmişim, istediğim gibi daha rahat koşullarda yaşayabileyim diye… Ama yıllardır bir mesaiye kalma olayını bile halledemedik. Bu kafayla halledemeyiz de zaten.”

Hukukçular ne diyor?

Fazla mesai sözleşmesi imzalamak İş Kanunu’na göre zorunluluk mu? İmzalansa bile aylık ya da yıllık en fazla kaç saat mesaiye bırakılabilir işçiler? Muvafakatnameyi imzalayan işçi mesaiye kalmak istemediğinde tazminatsız işten çıkarılabilir mi? İşe alınmama korkusuyla bunu imzalayan işçi çalışmaya devam ederken sözleşmeden tek taraflı feragat edebilir mi?

Av. Hatice Tuğba Yılmaz’a sorduk. İşte yanıtı:

Yönetmelikle düzenlenmiş: İş Kanunu’nun 41’inci maddesi ve diğer maddelerinde işçinin fazla mesai onayının nasıl alınması gerektiği konusunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte bu husus yönetmelikle düzenlenmiştir. İş Kanunu’na İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nin 9’uncu maddesine göre, fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay iş sözleşmesinin yapılması esnasında ya da bu ihtiyaç ortaya çıktığında alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır. İşe başlarken fazla mesai onayının alınması işverenin keyfiyetine bırakıldığından, zorunluluktan bahsedilemeyecekse de işçinin imzalamaması halinde işe alınmayabileceğini biliyoruz. Baştan alınan onay nedeniyle işveren işçiye, “onay verdiği halde fazla mesaiye kalmadığı” gerekçesiyle fesih uygulayabiliyor.

Bir yılda en fazla 270 saat: İş Kanunu’nda çalışma süresinin haftada en çok 45 saat olacağı kararlaştırılmıştır. Bu sürenin aşılması durumundaki çalışmalar ise fazla çalışma olarak kabul edilmekte ve işçiye bu kapsamda fazla mesai ücretlerinin ödenmesi gerekmektedir. Fazla çalışmaların toplamı bir yılda 270 saatten fazla olamaz. İş Kanunu açısından günlük 11 saatlik çalışma sınırı, fazla çalışmanın da üst sınırı olarak kabul edilir. Bu sınırın aşılmadığı hallerde de günlük 3 saatlik üst sınırın fazla çalışmanın günlük üst sınırını belirlediği düşünülebilir. Bu süreler maden işlerinde günlük en çok 7,5 saat, haftalık en çok 30 saattir.

Onaya rağmen özel haller: Fazla çalışmaya onay veren işçi, fazla çalışmaya katılmamışsa, sözleşmede özel bir düzenleme de yoksa bu durum, işveren bakımından iş sözleşmesini fesih için sebep oluşturur. Ancak, onaya rağmen işçinin fazla çalışma yapmayacağı özel haller de vardır. Yönetmeliğe göre, iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile önceden veya sonradan fazla çalışmayı kabul etmiş olsalar bile sağlıklarının elvermediği, işyeri hekiminin veya Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı hekiminin, bunların bulunmadığı yerlerde herhangi bir hekimin raporu ile belgelenen işçilere (8/b), fazla çalışma yaptırılamayacaktır.

İşçinin kaçınma hakkı: Koşulları oluşmamış veya kanuna aykırı fazla çalışmalar için işçiden fazla çalışma yapması istenemeyeceğinden, işçi her halde çekinme hakkına sahiptir. Kanunun emredici düzenlemelerine aykırı olarak yapılacak fazla çalışmalara onay verse bile işçi, haklı bir nedeni olmasa dahi bu çalışmaları yapmaktan her zaman kaçınabilir. Aynı şekilde, işverenin öne sürdüğü fazla çalışma sebebi ile ilişkisi olmayan, işyerinde yürütülen işin gereklerinden sayılmayan, duruma göre bilgi ve yetenekleri dışında kalan işler için de işçi fazla çalışmayı reddedebilir.

Onay geri alınabilir: İşçi iş sözleşmesinin yapılması esnasında veya çalışırken verdiği fazla mesai onayını otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak şartıyla geri alabilir. Fazla mesai onayının geri alınması işverene fesih hakkı tanımaz.


Fotoğraf: serraakcan/csgorsel

Paylaş:

Benzer İçerikler

LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Diyarbakır’da kadınların çalışabileceği alanlar çok sınırlı. Genç kadınların büyük bir bölümü yiyecek- içecek sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışıyor. Buraları ise kadına yönelik tacizin, mobbingin sıkça rastlandığı çok düşük ücretli yerler… Kafe çalışanı kadınlara uzattık mikrofonu…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!