Hemşireler, genç kadın hekimler yurtdışına gidiyor: “Değersizleştirildik hiçbir hayalimiz gerçekleşmedi”

Canlarına tak etti. Hemşireler, genç kadın hekimler hiçe sayılma, şiddet, mobbing devamlı artan iş yükü, artmayan maaşlar karşısında ülkeyi terk ediyor. Gidenler hasret çekiyor ama çalışma koşulları ve çocuklarının geleceği için memnun. Gidemeyenler ise gitmeye hazırlanıyor. İpek arkadaşlarıyla sağlıkta göçü konuştu.
Paylaş:
İpek Deniz
İpek Deniz
ipekkdeniz@gmail.com
İpek Deniz    ipekkdeniz@gmail.com

Canlarına tak etti. Hemşireler, genç kadın hekimler hiçe sayılma, şiddet, mobbing devamlı artan iş yükü, artmayan maaşlar karşısında ülkeyi terk ediyor. Gidenler hasret çekiyor ama çalışma koşulları ve çocuklarının geleceği için memnun. Gidemeyenler ise gitmeye hazırlanıyor. İpek arkadaşlarıyla sağlıkta göçü konuştu.

Sağlıkta yaşanan dönüşümler, artan iş yükü, pandemi ile beraber iyice değersizleştirilen sağlık çalışanları artık başka yollar arıyor. Almanca kursları dolup taştı, İngiltere, Amerika… Daha fazla dayanacak gücü kendinde bulamayanlar, burada iyi şeylerin olabileceğine dair umudu tükenenler, yurtdışı olanaklarını araştırmaya başladı. Sağlık emekçilerinin çoğu bu ülkede en düşük memur maaşını, üç parça halinde (maaş, sabit döner ve döner sermaye) alıyor. Bazıları da emekliliğe yansımayan ücretlere mahkûm bırakılıyor. Ne kreşleri var, ne de indirimli yol kartları… Pek çok sosyal yardımdan muaflar…

Dolup taşan hastaneler, alınamayan randevuların yarattığı gerginlik, kışkırtılmış sağlık hizmeti anlayışı ve bütün bunlara yetişmeye çalışarak mesleğini icra etmeye çalışanlar, artan sözel ve fiziksel şiddet karşısında kendilerini daha da çaresiz hissediyor. Mesleğini bu ülkede severek yapan çok az sağlık emekçisine rastlanıyor artık. Öfke patlamaları, tahammülsüzlük gibi duyguların çoğu sürekli olarak hasta-hasta yakınları ile karşı karşıya bırakılmaktan çok yorulmuş olmalarından. Hastanede çok çok yorulmadan, hasta, hasta yakınları ya da çalışma arkadaşlarından birinin şiddetine maruz kalmadan, canını sıkacak bir whasupp mesajı almadan bir gün geçirebiliyorsanız ne ala. Çok mümkün değil artık. Neden yurtdışı, diye sordum giden ve gitmeye hazırlanan kadın çalışma arkadaşlarıma. Bakın neler anlatıyorlar;

Nelere katlanmışız

İmge Hemşire: Ben lisede hemşirelik okuduktan sonra hem çalışıp hem okuyarak üniversite eğitimimi de tamamladım. Yoğun bakım hemşireliği yaptım yıllarca çok severek, 20 yıl. Yüksek lisans yaptım ama bir faydası olmadı. En son 50 TL gibi bir fark alıyorduk. Israrcı olmasan uzmanlık yaptığın alanda da çalıştırmıyorlar. Evlendim bir kızım oldu, boşandıktan sonra memleketime döndüm, orada devam ettim çalışmaya. Her yer aynı, hasta, hasta yakını, çalışma arkadaşları ve bakanlık aynı olunca tabii. Yani genel bir çürüme var ve ben içinden çıkamıyorum. İnsanlar çok mutsuz, öfkeli, ben de öyle. Kendi çapımda sürekli sivil toplum kuruluşlarında, sendikada bir şeyler yapmaya çalışsam da bana yetmeyen şeyler vardı. Kızımın da bu ülkede bu denli yoğun eşitsizlik, çirkinlik içinde olmasını istemiyordum artık. Kursa yazıldım, küçük kızım varken ders çalıştım kaç zaman ve başardım. 42 yaşımda yaptım bunları, herkesin kaç yaşındasın, bu saatten sonra, baskısına rağmen. Hayatımız bu ülkede çoğunlukla bu sözlerle geçmiyor mu zaten, dibe çekilerek! Almanya’dayım üç yıldır ve çalışma koşulları Türkiye ile kıyaslanmaz. Etrafımda yıllarını bu toplumun değişmesi için harcayan herkesten tek duyduğum hiç değişmeyen şeyler olduğu. Ben bu negatif kadın, çocuk düşmanı, höt höt diyen adamlardan çok sıkıldım çok. Gerçekten pişman değilim ama bildiğim sokakları, muhabbetleri bırakıp gelmiş olmanın hüznü ayrı tabii. Yani koşullar farklı olsa aynı kafada olur muydum bilmiyorum. Başka yaşamlara olan merakım belki beni oraya götürürdü. Şu an içim hiç olmazsa kızım için daha rahat. Ama insanın memleketi için duyduğu kaygı azalmıyor. Çalışma koşulları çok insani, yorulduğumu hissetmiyorum, o kadar yoğunluktan sonra belki. Hastalandığında mesela doktor raporunu kimse sorgulamıyor bile, bizde herkese neler neler yaşatıyorlar. Hasta iken aldığın raporu burnundan getiriyorlardı. Gerçekten kıyas yapınca biz nelere katlanmışız diyorum.

Hiç halimin kalmadığını söyleyebilirim

Pelin Hemşire: İşimi yaparken hep çok etik davranmaya çalışırdım. Çok yoruldum gerçekten, hastayı savunarak çalışmaktan, sonra o savunduğum yığınla hastanın nasıl bir sağlık hizmeti alması gerektiğini bilmemesinden, bu davranışlarımın bana sıkıntı olarak geri dönmesinden çok sıkıldım. Eğer çeneniz düşükse, ekibe de hastaya da politik davranabiliyorsanız her türlü gürültüye tahammülünüz varsa, tedavisi de aksasa da hastanın siz çok iyisiniz, gerçekten hasta da anlamaz bile. Nasıl desem her yer reklam ajansı gibi. Polikliniğe geliyor mesela hasta, tek övülen şey ne kadar candan, konuşkan, iyi bir doktor, hemşire birine denk geldikleri, çok candan çok ilgili. Evet, o da önemli ama asla en önemlisi değil. Beş dakika bakabildi, tanı için sürekli tektik, görüntüleme, bütün gününüz hastanede geçiyor. Bu politikalardan, bize sürekli iş yükü olarak dönmesinden çok sıkıldım. Biz biliyoruz iç ortamda neler döndüğünü. Bir iş yapıyorum mesela, kliniğin eksik malzemelerini tamamlıyorum iş olarak algılanmıyor, hastanın çapaktan kapanan gözünü görüyorum ve siliyorum iş olarak algılanmıyor, saatlerce aynı pozisyonda yatmasın diye pozisyon değiştiriyorum iş olarak algılanmıyor. Gerçekten saha bu şekilde… Herkesin işi iş, bizimkisini ne olarak adlandırdıklarını hiç bilmiyorum. Bir hastanın eli ayağı olmanın asla bir anlamı yok, olacağa da benzemiyor. Bu kadar küçümsenen bir emek türü yok yani. Ben toplumsal anlamda daha çok değerli görülseydim ve bu bana hissettirilseydi gitme hazırlığı yapmazdım belki. Hiç umudum yok mesleğe dair. Hasta yoğunluğu bitse iş arkadaşları başlıyor, o bitse hastane idaresi, yani boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor mevzusu. Ülkenin durumu da iyi hissettirmiyor bana. Hastane koridorlarında büyüyen çocuklar, iş yerinin önünde öldürülen arkadaşlarımız, her gün başka başka bir şiddet vakası hangi birine katlanalım. Gittikçe daha kötüye gidiyor. Çalışma alanımızda barışı bozan sendikalar kuruldu. Hekim-Sen denen sendika bize hakaret etmek üzerinden politika yapıyor. Alanda adından dolayı da yer etti. Pandeminin üzerine bütün bunlar çekilmez bir hal aldı, orada da benzer şeyler yaşanıyor ama hiç olmazsa sınırları daha belirgin olan, daha insani koşullarda çalışır ve yaşarım. Ben bu ülkede bu mesleği yaparken sürekli aşağılanıyorum, zaten kimliğim, bedenim üzerinden de maruz kaldığım bir duruma mesleki durumlar da ekleyince hiç halimin kalmadığını söyleyebilirim.

Anatomide hemşirenin ne işi var?

Meral Hemşire: 15 yıl hemşirelik yaptıktan ve akademik anlamda çaba harcadıktan sonra vazgeçtim. Öncelikle Türkiye de mesleğimi güvenle yapamıyorum. Hem meslek olarak hak ettiğimiz değer verilmiyor hem de hasta yakınları tarafından şiddete maruz kalıyoruz. Yetkinliğimiz yadsınıyor, çok sık küçümsemelere maruz kalıyoruz. Örneğin yoğun bakım sertifikası eğitimi alıyorum ama çeşitli sebeplerden (en çok ücret farkı yüzünden) yoğun bakımda çalıştırılmıyorum. Master yapıyorsun ya da deneyim kazanıyorsun ama bunların da hiçbir anlamı yok. Çünkü son 20 yılda her kurumda olduğu gibi liyakat kalmadı. Bu çok üzücü. Sürekli olarak idare, sorumlu hemşireler ya da doktorlar tarafından mobbinge maruz kalıyoruz, o olmasa hasta hasta yakınları tarafından her gün illa bir sözel şiddet yaşamadan geçiremiyoruz. Hakkımız olan itibarı ve maaşları zaten alamıyoruz, alacağa da benzemiyoruz zaten. Ben öğrenciyken anatomiye çok meraklıydım. Yüksek lisansa başvuru yaptım. Malumunuz hemşirelik okulları çok fazla ve hemşirelik öğrencilerinin derslerine girerim, hayalim vardı. Üniversitede hemşirelere bu eğitimleri birçok farklı alandan kişiler verirken ben anatomi eğitimini tamamlayamadım, hala hemşirelik öğrencilerinin farklı yığınla alanlardan hocaları var. ‘Hemşirenin ne işi varmış’ anatomide dediler. O kadar yoğun yaşadım ki bu baskıyı, bırakmak zorunda kaldım. Hepsinden daha çok çalışmak, kendimi ispat etmek zorundaydım, çalışsan da kabul etmiyorlardı. Gerçekten kaldırılır bir durum değildi ve ben vazgeçtim. Hemşirelik dışında bu işi yapanlara kimsenin lafı olmuyor, yapmaya da devam ediyorlar. Çocuğum olduktan sonra kursa gitmeye başladım, biraz ilerledikten sonra ücretsiz izne ayrıldım. Geçen ay sınavı geçtim. Anlaşmalarımı yaptım, kısa süre sonra gideceğiz biz de. Çocuğum için daha güvenli, güzel, huzurlu bir hayat istiyorum, kendim için de.

Çocuğumun geleceği için endişeleniyorum

Uzman Doktor Berfin: Ben doktor, sonradan uzmanlık eğitimi alıp psikiyatrist olurken, bu kadar kötü şartlarda çalışacağımı tahmin etmemiştim. 15 dakikada bir hasta bakmak beni çok yoruyor, çok yıpratıyor. Evime sürekli yorgun ve mutsuz gidiyorum ve böyle bir yaşantı istemediğime eminim. Mesleğimi huzurla yapmak istiyorum. Hasta ve hastane yönetiminden, bakanlıktan duyduğum memnuniyetsizlik… Çok talepkârlar ama hep kendi baktıkları açıdan. Bizim bilgi birikimimize, tecrübemize güvenmiyorlar. Bakkaldan beyaz peynir alır gibi, ilaç talep ediyorlar. Ha tabii ki isteyebilirler ama ret ettiğimiz zaman çok öfkeleniyorlar ve her durum kavgaya dönüşüyor. Bütün bunlardan sonra o moral bozukluğu ile randevulu hastalara devam etmek zorundasınız, şiddete maruz kalsanız dahi devam etmeniz gerekiyor. Sadece poliklinik değil, aynı zamanda heyet, asker muayenesi, silah ruhsatı yığınla başka muayeneler de yapıyoruz. Şimdi bir çıkar mevzusu olan görüşmeler de var. Evet, uygun demediğiniz her durumdan sonra her gün kavga gürültü oluyor. Çok huzursuz bir ortam, gerçekten can güvenliğimiz yok. Her şey çok pahalandı ve gofret alırken bile iki kere düşünmek zorunda kalıyorum. İlk bu mesleğe girdiğimde asistanken çok büyük harcamalar yapmıyordum ama o kadar düşünmem de gerekmiyordu. İyi yaşıyordum, tatilimi de yapıyordum, dışarıya daha rahat çıkıyordum, çok sık yemek te yiyordum ya da ihtiyacım olmayan ama beğendiğim için bir şey alabiliyordum. Şimdi yıllarca okumuşum, uzman da olmuşum bu denli hesap yapmak ağır bir durum. Çocuğumun geleceği için çok endişeleniyorum. Sürekli endişeli, eleştirel, öfkeli, beğenmeyen saldırgan bir toplum içinde yetişmesini istemiyorum. Huzurlu, neşeli bir hayatı olsun istiyorum. Bu durum şu an bize çok normal geliyor ama uzun vadeli nelere neden olabileceğini tahmin edebiliyorum ve bu durum beni çok rahatsız ediyor. Kadın hekim olmak, tek ebeveyn olmak yığınla sorunum bu atmosferde katlanarak büyüyor.

İnsanlara yararlı olacaktım…

Pratisyen Hekim Elif: Almanya ya gitmek istememin en önemli nedeni iş tanımına ve sosyal haklarıma önem verildiğini bilmem. Türkiye de maalesef çalışma koşulları günden güne kötüleşiyor. Özellikle sağlık çalışanlarının yasadığı psikolojik ve fiziksel şiddet her geçen gün artarken bu konuda önleyici adımların atılmaması ikinci sebep. Yaşanan ekonomik kriz de, bunu faturasının bize kesilmesi de ayrıca ciddi bir etken benim hayatımda. Sadece altı ayda bile yüzde 40 fakirleştik ama benim açımdan sorun kesinlikle sadece ekonomik değil, mesela bizimle ilgili yaratılan bu algı da çok rahatsız edici. Bizzat yaratıp beslediler bu algıyı, tek sorunumuz paraymış gibi gösterilip iyice hedef haline getirildik. Hukukun hiçe sayıldığı korkunç günlerde yaşıyoruz. Politik istikrarsızlık yaşamın her alanına yansıyor. Bugün sahip olduğun haklara yarın sahip olacağının ya da sebepsiz yere işten çıkarılmayacağının ya da varlığına el konulmayacağının bir garantisini göremiyorum. Üniversiteye başlarken en çok ihtiyacı olan, çevremde her gün temas ettiğim insanlara faydalı olabileceğim düşüncesi vardı, ben iyi, yararlı işler yapacaktım. İnsanüstü bir çaba ile çalışmamızı bekliyorlar, yasalaştırıyorlar bu uygulamaları. Sağlık politikaları değişmediği sürece bunun mümkün olmadığı çok açık. İki dakikada bir görebildiğim hastaya reçete yazıp bir ay sonra sıra bulabilirsen şu polikliniğe git demekten öte çok faydalı olamayacağım inancı güçlendi. Sevk zincirinin sağlanamaması çok uzun zamandır var olan bir problem bu da çalışma koşullarımızı zorlaştırıyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!