Diyarbakır’daki fabrikalarda kadın işçiler bin liraya çalışıyor!

Diyarbakır’daki fabrikalarda çalışan çok sayıda kadın, günde 10-12 saat çalışıp, karşılığında bin-bin 500 lira ücret alıyor. 750-800 liraya çalışanlar bile var. Yaşları 15 ile 40 arasında değişiyor. Çoğunun sigortası yok. Kadınlar, “Ne yapalım, mecburuz. Artık şikâyet etmeyi bıraktık” diyor.
Paylaş:
Gülbahar Altaş
Gülbahar Altaş
gulbahar.altash@gmail.com
Gülbahar Altaş       gulbahar.altash@gmail.com

Diyarbakır’daki fabrikalarda çalışan çok sayıda kadın, günde 10-12 saat çalışıp, karşılığında bin-bin 500 lira ücret alıyor. 750-800 liraya çalışanlar bile var. Yaşları 15 ile 40 arasında değişiyor. Çoğunun sigortası yok. Kadınlar, “Ne yapalım, mecburuz. Artık şikâyet etmeyi bıraktık” diyor.

Tekstil ve hazır giyim sektörü, yıllık 17 milyar doları aşan dış ticaret fazlası ile milli ekonominin gözbebeği. Gıda ve içecek sektöründe ise Türkiye, dünyadaki ilk 15 ihracatçı ülke arasında yer alıyor. Öte yandan Diyarbakır’da tekstil ve gıda fabrikalarında çalışan kadınlar, sosyal güvenceden yoksun ve asgari ücretin dahi çok altında kalan ücretlerle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor.

8 bin kadın işçi çalışıyor

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSB) 300’e yakın fabrika var. Bunların yaklaşık 220’si, faal olarak üretim yapıyor. Bu fabrikalarda yaklaşık 8 bin 500 işçi çalışıyor. Bu işçilerin yaklaşık 8 bini kadın işçilerden oluşuyor.

DOSB’de faaliyet gösteren kurumsal firmalarda çalışan kadın işçiler, sigorta konusunda çoğunlukla sorun yaşamıyor. Bu işçilerin maaşları genellikle asgari ücret olarak yatırılıyor.

Bir de her biri 100-200 işçi çalıştıran firmalar var. Sayıları onlarca… Bu firmalarda çalışan kadın işçilere asgari ücretin çok altında, bin ile bin 500 lira arasında ücret ödeniyor.

Bu firmalar kadın işçilerin maaşını asgari ücret üzerinden bankaya yatırıyor. Daha sonra kadınların banka kartını alıp parayı bankadan çekiyorlar ve işçilere belirtilen tutarlarda ödeme yapıyorlar. Paranın kalanına el koyuyorlar.

Bazı fabrikalar ise işçilerin sigorta primlerini İŞKUR üzerinden karşılıyor; ama işçilere yine asgari ücretin altında maaş ödüyor.

750 liraya çalışan bile var

Kadınİşçi’ye konuşan L.A. adlı kadın işçi, “Bizim sosyal güvencemiz yok. Ayda bin-bin 500 lira para alıyoruz. Ama çalışmak zorundayız; çünkü başka çaremiz yok” diyor.

L.A., çalışma şartları şu şekilde anlatıyor: “Düşünün, 750 liraya dahi çalışan kadın var. Burada yine sahtekârlık yapıp işçilerin maaşını ödemeyen işverenler kazanıyor. Devletin verdiği destekten dahi işçileri mahrum bırakıyorlar. Bir ailede 2-3 kişi fabrikada çalışıyorsa şükrediyor; en azından evlerine para götürdüklerini düşünüp, seslerini çıkaramıyorlar. Dediğim gibi, başka çaremiz yok. Ben sesimi çıkarıp ne yapacağım, bir şey çözülecek mi? Hayır, elime geçen 1500 liradan da mahrum kalacağım.”

Söz konusu olan kadın işçiler olunca, sömürü elbette işyeriyle sınırlı kalmıyor. L.A., çifte mesai yaptıklarına dikkat çekiyor: “İşyerinde canımız çıkıyor, sonra eve geliyoruz; bu kez de  evin  işleri, yemek, temizlik derken tüm hayatımız çalışmakla geçiyor…”

15 yaşında çocuklar

Çalışan işçiler arasında çocuklar da var, işçilerin yaş ortalaması 15 ile 40 yaş arasında değişiyor.

Suriyeli göçmen kadınların çalıştırıldığı fabrikalarda maaşlar daha da düşük; 800 TL’ye çalışanlar bulunuyor. Bu kadınlar göçmen oldukları için hiç seslerini çıkaramıyorlar.

Edindiğimiz bilgilere göre, işçi sendikaları tüm bu yaşananlara kayıtsız kalıyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinden sorumlu görevliler, firmalarla sorun yaşamamak için işçilerin hayatlarını tehlikeye atan hak ihlallerini bile göz ardı ediyorlar. Yasaya göre, günlük çalışma süresi 8 saat olması gerekirken, birçok fabrikada işçiler 10-12 saat mesai yapıyor.

‘Mola süremizde bile çalışıyoruz’

Konuştuğumuz bir diğer kadın işçi, K.T., şunları anlatıyor: “Tekstildeyim, günde 9-10 saat çalışıyorum. Bazı fabrikalarda arkadaşlar bazen 10-12 saat çalışıyor. Çalışmaktan o kadar çok yoruluyoruz ki artık şikâyet etmeyi bıraktık, hayatımızın rutini haline geldi çünkü. Sağlık sorunlarım da arttı. Dinlenmemize izin verilmiyor; çoğu zaman fazla dinlendiğimizi söyleyerek, mola süremizi de elimizden alıyorlar. Hastalandığımızda sağlık raporu almaktan çekiniyoruz. ‘Dışarısı işsiz dolu, şu anda sahip olduğun işi üstlenecek çok kadın var’ deniyor. İşsizlikle tehdit ediliyoruz.”

‘Üstümü değiştirip mutfağa giriyorum’

K.T. de diğer hemcinsleri gibi fabrikada günde 10 saat çalışmasının ardından olanca yorgunluğuyla eve gittiğinde bir de yemek, temizlik, bulaşık gibi işlerle uğraşıyor: “Eve adımımı attığım gibi üstümü değiştirip, hemen mutfağa giriyorum. Yemekti, bulaşıktı derken gece 11’de oturabiliyorum. Uykumu alamadan sabah erken kalkıyorum. İki çocuğum var, kahvaltılarını hazırladıktan sonra evden çıkıyorum. Eşim bazen ev işlerinde yardım ediyor; ama o da bir fabrikada çalışıyor ve yoruluyor. Gerçi onun çalıştığı fabrika daha iyi; en azından maaşını kesmiyor, sigortasını yatırıyor.”

Pazar günü ise kadın işçiler için “sözde” tatil. K.T., “Tüm günü temizlikle geçiyorum. Bir de hafta içi fazla mesai olursa diye yenecek yemeklerin bir kısmını hazırlayıp, dolaba bırakıyorum. Bir de misafir geldiyse onlarla uğraşıyorum, derken zaten tatil diye bir şey kalmıyor” diyor.

‘İşin hamallığını biz kadınlar yapıyoruz’

Fabrikada çalışan işçilerin çoğunluğunu oluşturan kadınlar, işyerinde kadın olmalarından dolayı maruz kaldıkları ayrımcılığa da tepkili. İşçiler, deneyimlerini şöyle aktarıyor: “Mola saati dışında tuvalete gitmemize genelde izin verilmiyor. Ancak erkek işçiler çok daha rahat şekilde tuvalete gidip gelebiliyor. Sigara içmeye bile çıkabiliyorlar. Bir de lavabolar çok kötü, onlarca kadınız, 2 lavaboyla idare ediyoruz. Hijyen deseniz yok. Allah’a emanet yaşıyoruz, hiçbir güvenliğimiz yok. Hele bir de kadınsan daha zor her şey. Bu işin hamallığını biz kadınlar yapıyoruz.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
Diyarbakır’da kadınların çalışabileceği alanlar çok sınırlı. Genç kadınların büyük bir bölümü yiyecek- içecek sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışıyor. Buraları ise kadına yönelik tacizin, mobbingin sıkça rastlandığı çok düşük ücretli yerler… Kafe çalışanı kadınlara uzattık mikrofonu…
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!