‘Artık meyve-sebzeyi taneyle bile alamıyoruz’

Gıda fiyatlarındaki artış hız kesmiyor. Kadın işçiler, eskiden bir iki kilo aldıkları meyve-sebzeyi artık taneyle bile alamadıklarını söylüyor. Bir işçi “Ürünlerin fiyatı sadece cebimizi değil, canımızı da yakar hale geldi. Tek bir öğün, bazen bir iki atıştırmalık ile tüm günü geçiriyorum. Sağlıklı beslenemiyorum” diyor.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com
Yadigar Aygün yadigarayggun93@gmail.com

Gıda fiyatlarındaki artış hız kesmiyor. Kadın işçiler, eskiden bir iki kilo aldıkları meyve-sebzeyi artık taneyle bile alamadıklarını söylüyor. Bir işçi “Ürünlerin fiyatı sadece cebimizi değil, canımızı da yakar hale geldi. Tek bir öğün, bazen bir iki atıştırmalık ile tüm günü geçiriyorum. Sağlıklı beslenemiyorum” diyor.

Gıda enflasyonu durdurulamıyor. Milyonlarca işçi ve emekçi, marketlerden ve pazarlardan eli boş dönüyor. Bu durum en çok kadın emekçileri, dar gelirli yurttaşları ve günübirlik çalışanları etkiliyor.

Asgari ücretin 4 bin 253 lira olduğu ülkede bir kilo domatesin 50 liraya, taze fasulyenin 70 liraya, bir adet kıvırcığın 20 liraya satıldığı günleri yaşıyoruz. İşçi ve emekçiler gıda fiyatlarından dolayı sağlıklı beslenemiyor, hatta gıdaya ulaşamıyor. Çok sayıda yurttaş, pazardan bozulan sebze ve meyveleri ucuza satın almaya çalışıyor. Bazıları çöplerden yiyecek topluyor.

Blomberg HT’de yer alan habere göre, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) küresel gıda fiyat endeksinde yıllık artış, mart ayında kaydedilen rekor seviyeden geriye çekildi. FAO verilerine göre, nisan ayında küresel gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 29,81 oldu. Türkiye’de ise nisanda yıllık gıda enflasyonu yüzde 89,10 olarak gerçekleşti. Böylelikle Türkiye’de gıda enflasyonu, küresel gıda enflasyonunun 61 puan üzerine çıktı ve bir rekora imza atıldı.

Ankara Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Memiş ve kadın emekçiler ile gıda fiyatlarındaki bu rekor artışın nedenlerini, emekçilerin yaşamı üzerindeki etkilerini konuştuk.

Kriz derinleşiyor, enflasyon artıyor

Doç. Dr. Memiş, Türkiye’de gıda enflasyonun bu denli yüksek olmasının, hem küresel hem de Türkiye’ye özgü nedenlerden kaynaklandığını belirtti:

“Dış kaynaklı nedenler arasında pandemi sürecinin küresel arz zincirlerini sekteye uğratması ve elbette Ukrayna krizi var. Fakat bunların etkisi, yaşadığımız gıda enflasyonunun yurtiçi kaynaklı nedenlerine oranla çok daha düşük. Tüm dünyayı etkileyen dışsal nedenler yurtdışı enflasyon oranlarını yüzde 7-8 seviyelerine çıkarırken, TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon yüzde 70 seviyesinde. Bizde döviz kurunun patlamasıyla birlikte ithal girdi maliyetleri ve hammadde fiyatlarında yaşanan artış, genel olarak Türkiye’deki enflasyonun ve gıda enflasyonun ardındaki en önemli neden.”

Gıda enflasyonu en çok kadın emekçileri etkiliyor

Memiş, gıda enflasyonunun en çok kadın emekçileri ve düşük gelirli yurttaşları etkilediğinin altını çizdi. Kadınların eşdeğer işe eşit ücret alamadığına, daha düşük ücretlerle çalıştırıldığına dikkat çeken Memiş, şu bilgileri verdi:

“Gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları, düşük gelirli haneleri yüksek gelirlilere göre yaklaşık iki kat daha fazla olumsuz etkiliyor. Gelir dilimlerine göre tüketim harcamasının ağırlıklarına bakıldığında, en düşük gelir diliminde yer alan hanelerin tüketim harcaması içinde ‘gıda ve alkolsüz içecekler’in payı yaklaşık yüzde 36. En yüksek gelirli hanelerde ise bu oran yüzde 21 seviyesinde. Diğer yandan Türkiye’de ortalama ücretlere bakıldığında kadınlar erkeklere kıyasla yüzde 15,6 daha düşük ücret alıyor. Bu oran kadınların ücretli çalışma oranlarının çok daha düşük olduğu gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde, yaşanan enflasyonun en ağır faturasının sabit gelirliler ve kadın emekçiler tarafından ödendiği görülüyor.”

Hane bütçesinde ve mutfak harcamalarında sorumluluğun çoğunlukla kadınlarda olduğuna da değinen Memiş, “Bu türden kriz dönemlerinde kadınlar imkânsızı mümkün kılmaya çalışıyorlar. Dışarıdan satın alınamayan gıda ürünlerini evde üretmek ve aynı zamanda bütçelerine uygun ürünleri satın alabilmek için harcadıkları zaman artıyor, bu yükü de çoğunlukla kadınlar üstleniyor” diye konuştu.

Ekonomi politikalarında dönüşüm gerekiyor

AKP iktidarının ekonomi politikaları ve tercihlerinin gıda enflasyonunu artırdığını söyleyen Memiş, sorunun çözümü için emekçiden yana bir iktidar dönüşümünün ve doğru politikaların gerekli olduğunu vurguladı:

“Türkiye ekonomisini yorumlayabilmek için aslında iktisatçı olmaya gerek yok. Sermaye de dahil ülkenin tüm kesimleri mevcut durumdan şikayetçi. Ama elbette krizi ve yoksulluğu en derinden yaşayanlar yine kadınlar ve emekçiler. Bu, aslında bugünün krizi değil, 20 yıllık AKP iktidarının ekonomi politikaları ve tercihlerinden, bu politikaları giderek daha liyakatsiz kadrolara teslim etmesinden kaynaklı bir kriz.”

Memiş’e göre bu krizin ortadan kalkabilmesi için ilk şart, “krizin kaynağındaki sebeplerin ortadan kalkması.” Bunun için de emekçiden yana bir iktidar dönüşümü ve doğru politikalar gerekiyor. Yaz aylarında gıda enflasyonunda bir gevşeme beklense de sorunun temel kaynağı olan mevcut politika tercihleri devam ettiği sürece, maalesef kriz ve gıda enflasyonu kalıcı olacak gibi gözüküyor. Gıda enflasyonunun azalması için ekonomi politikalarında dönüşüm gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Artık tane ile bile gıda alamaz hale geldik’

Büro personeli Duygu Yurtsever, gıda fiyatlarının çok yüksek olduğunu, bu nedenle yeterli ve sağlıklı beslenmediğini söyledi. Derinleşen ekonomik kriz, ardı arkası kesilmeyen zamlar, sürekli pahalılaşan yaşam şartları nedeniyle maaşının artık hiçbir şeye yetmediğini belirten Yurtsever, şöyle konuştu:

“Çiftçiye nefes bile aldırmadan motorine, tohuma, gübreye, elektrik ve suya üst üste zamlar yaptılar. Bunun sonucunda üretilmeye çalışılan her ürün, raflara afaki fiyatlarla yansıyor. Bir, iki kilo aldığımız meyveyi, sebzeyi artık taneyle bile alamaz olduk. Pazara ve markete her gittiğimde elime attığım her ürünün fiyatı sadece cebimizi değil, canımızı da yakar hale geldi.”

“Psikolojik bir deney içerisindeyiz adeta. En sağlam iradeyi test ediyor gibiler” diyen Yurtsever, içinde bulunduğu durumu şu sözlerle anlattı:

“Markete almak için girdiğim birçok ürünün fiyatını görünce sinirim bozuluyor, hiçbir şey almadan çıkıyorum. Aldığım maaş yol, yemek dahil 5 bin 600 lira. Eski kiracı olduğumdan bin 100 lira kira ödüyorum. Faturalar 550-600 lira arası değişiyor. Bunlara sağlık problemlerim nedeniyle olduğum ameliyatın ayda 4 bin liralık ödeme ücreti de eklenince… Tek bir öğün ve bazen bir iki atıştırmalık ile tüm günü geçiriyorum. Yani gıdaya neredeyse hiç bütçe ayıramıyorum. Temel temizlik ürünlerini de en aza indirgedim. ”

‘Kadınlar boyun eğmeyecek ve direnecekler’

Yurtsever, gıda fiyatlarındaki artışın bir an önce durdurulması gerektiğinin altını çizdi. Kadınların iktidarın baskı politikalarına ve ekonomik krize boyun eğmeyeceklerini, direneceklerini vurgulayan Yurtsever, son olarak şunları kaydetti:

“AKP iktidarı hukuksuzluk devleti yarattı. Bunun en büyük ceremesini, her zamanki gibi kadınlar ve doğadaki diğer canlılar çekiyor. Kadını erkek olmadan yaşayamaz hale getirmenin temelini önce ekonomik sıkıştırma taktiğiyle, sonra hukuksuzluk anlayışıyla (iyi hal indirimleri gibi) atıyorlar. Böylelikle kadınlar her yerden kendilerini saldırı altında hissediyor.

Sistemin bu iradesizleştirme, köleleştirme, ehlileştirme, bir zaman sonra varlığını yok sayma çabalarına rağmen kadınlar, yaşamda en güzel halleriyle müthiş bir irade göstererek varlıklarını sürdürüyor. İşyerlerinde mobbing ve taciz uygulamalarına, evlerinde ailenin erk zihniyetine boyun eğmeyen kadınlar, ekonomik kriz ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılsalar da boyun eğmeyecek ve direneceklerdir. Gıda fiyatları başta olmak üzere insani yaşam temelinde tüm olanakları olanaksız hale getiren bu zamlar geri çekilmelidir.”

.

‘Öğrenciyken bile daha iyi yaşıyordum’

İsmini vermek istemeyen bir diğer kadın işçi, iktidarın emekçileri açlık ve sefalet ücretleriyle yaşamaya mahkûm ettiğini vurguladı. Geçinemediğini ve çoğu zaman gıda alamadığını söyleyen kadın işçi, alım gücünün giderek düştüğünü aktardı:

“Gıda fiyatları gerçekten pahalı. Her geçen gün daha da artıyor fiyatlar. Ekonomik krizi ciddi manada hissediyorum. Bekâr bir kadın çalışanım, buna rağmen geçiremiyorum. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti aylık 6 bin 965 lira olmuş. İstanbul’da yaşama maliyeti daha da yüksek. Öğrencilik zamanımda bile şu anki mevcut durumdan çok daha iyi koşullarda yaşıyordum. Alım gücüm bugüne kıyasla çok daha iyiydi. Kaldı ki öğrencilik yıllarımı çalışmakla geçiren bir emekçi olarak bunu söylüyorum.”

Marketten birçok insan gibi kendisinin de eli boş dönmek zorunda kaldığını belirten işçi, “Sağlıklı beslendiğimi düşünmüyorum. Makarna fiyatlarının bile her geçen gün değiştiği bir sistemde marketten eli boş dönmeyen işçi, emekçi yoktur tahminimce. Tane ile ürün alıyorum” dedi.

AKP iktidarının ekonomiyi yönetemediğini vurgulayan kadın işçi, “İktidarın ekonomi politikası konusunda bir yöntemi dahi olduğunu düşünmüyorum. Durum o kadar vahim. Kaldı ki bir kadının zaruri ihtiyacı olan hijyen ürünlerine ulaşması bile o kadar zor ki. Bir paket ped alırken bile 2 defa düşünüyoruz. Kadın düşmanlığından başka bir şey değil bu” ifadelerini kullandı.

Yetkililere tek bir sözüm var: Artık gidin!

Kadın işçi sözlerini şöyle tamamladı: “Kadınların istihdama dâhil olmasını istemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız maalesef. Hal böyleyken kadınların iş yaşamına katılmaları da güçleşiyor. Böylelikle kadınların çok daha etkilendiği krizler ortaya çıkıyor. Bunu kamusal alanda da hissediyoruz. Gıda fiyatları toplumun her kesimini, özellikle de işçi ve emekçi kesimini etkiliyor. Gıda fiyatları düşürülmeli. Yetkililere ise bu konuda söylemek istediğim tek şey var: Artık gidin!”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
Kadın mühendis, mimar ve şehir plancıları, uzaktan çalışmanın yeni meselesi “buradayımcılık”tan ve “hazır ve nazırcılık”tan mustarip. Bu nedenle “bağlantısızlık hakkı”nı daha fazla dillendiriyorlar. İşsiz kalma ve temel ihtiyaçları karşılayamama konularında erkeklerden daha kaygılılar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!