Kadın işçilerle asgari ücreti konuştuk: “Öğün atlıyoruz, ikinci el kıyafet alıyoruz…”

Asgari ücret konusunda, konfederasyonlar açlık ve yoksulluk sınırları arasında bir ücret telaffuz ederken, siyasi partiler de kendi rakamlarını açıkladılar. Cinsiyetçi ücret politikalarıyla belleri bükülen kadınlar “hiçbir zammın hayat pahalılığına yetişemeyeceğini” söylüyorlar.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com

Türkiye’de 10 milyona yakın işçi ve emekçi asgari ücret ile geçimini sağlamaya çalışıyor. Artan enflasyon ve her gün gelen zamlar ile birlikte asgari ücret cebe girmeden eriyor. Derinleşen ekonomik kriz koşullarında asgari ücret ile geçinmeye çalışmak, kadın işçileri daha fazla etkiliyor.

Türk-İş’in verilerine göre Kasım 2022’de açlık sınırı 7 bin 785 TL. 5 bin 500 TL olan asgari ücret, açlık sınırının 2 bin 285 TL altında kaldı. Yoksulluk sınırı 25 bin 364 TL’ye yükselirken, dört kişilik bir ailede herkes asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. 

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, 2023 yılında geçerli olacak asgari ücrete ilişkin “kırmızı çizgilerini” 7 bin 785 TL olarak açıkladı. Pazarlığı açlık sınırı üzerinden açması, üyeleri arasında itirazlara yol açtı. DİSK, 2023 yılında geçerli olacak asgari ücretin 13 bin 200 TL olmasını talep etti. Siyasi partiler de devreye girdiler; 2023 asgari ücreti için CHP 10 bin 128 TL teklifinde bulunurken, HDP ise asgari ücretin 12 bin 500 TL olması gerektiğini duyurdu.

Peki, yukarıda rakamlar tokuşurken asgari ücretle geçinmek zorunda olan işçiler ve asgari ücretlilerin önemli bir bölümünü oluşturan kadınlar neler yaşıyor, talepleri neler? Kadın işçi ve sendikacılarla asgari ücreti konuştuk.

Evler birleştirildi

Berna tekstil işçisi, artan fiyatlar karşısında geçinemedikleri için kendisini güçsüz ve mutsuz hissettiğini, bunun da yaptığı iş de dahil tüm hayatına yansıdığını söylüyor:

“Sebze meyve çok pahalı; maaşımızı alıyoruz, onuncu günden sonra elimizde bir şey kalmıyor. Çocukların beslenme çantasına meyve koymak tümüyle imkânsız. Fabrikada yaptığımız iş çok ağır, 10 saat boyunca verimlilik bekliyorlar bizden. Yeterli gıdayı alamıyoruz, güçsüz ve halsiz düşüyoruz. Et, balık, tavuk gibi gıdaları yemek ayda bir sefere mahsus. Yoksulluğun altında, açlık sınırında yaşıyoruz. Ev kiraları maaşın yarısı. Doğalgaz, elektrik derken maaş zaten bitiyor.”

Pek çok işçinin geçinemediği için evleri birleştirdiğine de dikkat çeken Berna, kayınpeder ve kayınvalide ile birlikte yaşamak zorunda olmanın ev içi gerginliklere sebep olduğunu belirtiyor.

Berna eşinden ayrılmış, bir oğlu var, onunla birlikte yaşıyor. Sinema, tiyatro gibi etkinliklerin kendisi için bir hayal olduğunu, hafta sonları ek iş yapmak zorunda kaldığı için çocuğuna yeteri kadar zaman ayıramadığını söyleyerek şöyle devam ediyor: 

“Çocuğumun bakımına tam manasıyla yetişemiyorum. Dershaneye yazdırmak hayal oldu, özel öğretmen tutmak istedim zayıf olan dersleri için. Fakat bu beni aştı. Karnını zor doyuruyorum, her istediği olmuyor. Sürekli bir şeylerden mahrum kalıyor maalesef.”

Her öğünü geçiştiriyoruz

Tekstil işçisi Seval de asgari ücretin kendisine yetmediğini, çocuğuna sağlıklı bir yaşam temin edemediğini, bunun için çok üzüldüğünü söylüyor: 

“Bize verecekleri kırıntının ne kadar olacağını devlet temsilcisi ve sözde bizim temsilcimiz bir araya gelerek konuşacaklar. Uzun süredir onlardan umudu kestik zaten. Biliyoruz ki yine üç kuruş artıracaklar ve 1 Ocak’tan itibaren tüm tüketim ürünlerine zam gelecek. Bunun yanında şimdiden birçok fabrikadan işten atma haberleri duyuyoruz. Bu da kadın işçileri daha fazla etkileyecek.”

Artan fiyatlar nedeniyle hiçbir şey alamadıklarını söyleyen Seval, bu koşullarda asgari ücret civarında ücretlerle geçinmenin imkânsız olduğunu vurguluyor:

“Biz kadınlar krizi de bize reva görülen ‘asgari’ yaşamı da iliklerimize kadar yaşıyoruz. Aldığım aylık sadece faturalara yetiyor; doğalgaz, elektrik, su… Kira ödemiyorum, 25 yıllık tekstil işçisiyim. Tekstilde asgari ücretin 200 ila 400 TL üzerinde bir ücret alıyoruz. Bu ücretle geçinmemiz imkânsız. Düzenli beslenmiyoruz, uzun zamandır eve et girmedi. Onun yerine nohut, fasulye gibi gıdalar tüketmeye çalışıyoruz. Onlar da köyden geliyor. Düne kadar kırmızı et alamıyorduk, şimdi tavuk da alamıyoruz.”

Sebzenin bile ateş pahası olduğunu, meyvenin ise artık lüks hale geldiğini ve ancak çocuk için birkaç tane alabildiklerini belirtiyor Seval. Kış mevsiminde giyim derdinin de başladığını, hiçbir şeye yetişemediklerini dile getirerek sözlerini şöyle bitiriyor:

“Mont, ayakkabı almamız gerekiyor; fakat nasıl alacağız diye kara kara düşünüyoruz iki aydır. Fiyatlara baktık, normal bir şey almaya kalsak bile neredeyse asgari ücret kadar tutuyor bir mont, bir ayakkabı…”

DİSK, asgari ücret talebini 13 bin 200 TL olarak açıkladı.

Şova dönüştürdüler

Tekstil işçisi Seçil, kadınların erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen daha düşük ücretle çalıştırıldığını söylüyor:

“Biz kadınlar her alanda eziliyoruz. Emeğimiz her alanda sömürülüyor, yok sayılıyoruz. Sadece kadın kimliğimizden kaynaklı, aynı işi yapsak da daha düşük ücret alıyoruz. Bu hep böyle oldu. Asgari ücret zaten sefalet ücreti. Bizi açlığa mahkûm edenler, asgari ücreti bile şova dönüştürmüş, müjdeli habermiş gibi veriyorlar.”

Sebze ve meyveyi düşük fiyattan alabilmek için pazara akşam gittiklerini, çürük sebze ve meyvelere bile bir sürü para ödediklerini, boğazlarından kısıp diğer ihtiyaçlara yetişmeye çalıştıklarını, bu şartlar altında asgari ücretteki artışın bir işe yaramayacağını anlatıyor Seçil. “Asgari ücret 9 bin TL olsa ne olacak? En temel ihtiyaçlarımızı karşılayamadıktan sonra… Ekmeğin fiyatı 5 TL, içme suyunun 5 litresi 15 TL olmuş. Bunlar en temel ihtiyaçlarımız. Et, peynir, süt, yumurtayı hesaba dahi katmıyorum. Onlar artık zengin işi deyip geçiyoruz. Kiranın asgari ücretin çok üstünde olduğu bir yerde, bu ücret biz işçilere ne getirir? Şimdi yine asgari ücrete zam gelecek, yine her şeye zam. Bu arada ‘Asgari ücret çok arttı, işçi masrafları çok’ diyerek biz kadınları kapının önüne koymasalar iyi” diyor.

Şiddete katlanmak zorunda kalıyorlar

Seçil, kadınların ekonomik olarak zorlandıkları ve geçinemedikleri için şiddet gördüklerinde ayrılamadıklarına, erkek şiddetine katlanmak zorunda kaldıklarına da  değiniyor:  

“Asgari ücretin kadınlar üzerindeki etkileri çok boyutlu. Eşinden, babasından şiddet gören kadınları düşünüyorum da; tek başına eve çıkması, evi geçindirmesi çok zor. Mesela ev kiraları çok yüksek, asgari ücretin neredeyse iki katı. Böyle bir durumda nasıl ayrı eve çıkalım? Ev içi şiddete sessiz kalıp, her gün daha fazla şiddete uğruyoruz.

Ayrıca belirtmek istediğim, üzerinde durmamız gereken bir konu da, kadınların kullandığı hijyenik ürünler. Artık bunlara bile ulaşmamız çok zorlaştı, çünkü onlara da her gün zam üstüne zam geliyor. Sağlık için ücretsiz ulaşılması gereken şeyler bunlar, buna bir çözüm bulunmalı.”

Ailesinin evinde kaldığını, kira vermediğini belirten Seçil, her ay su, doğalgaz, elektrik faturalarına 3 bin TL  harcadığının, bunun asgari ücretin yarısından fazla olduğunun altını çizdikten sonra “Bir de çocuk var” diyor; “En büyük dert çocuğun beslenmesi. Çok pahalı her şey. Yarı aç yarı tok, borç harçla ayı kapatıyoruz. Sinemaya gitmek, bir yerde oturup çay içmek, bunlar çok lüks. Dedim ya önce temel ihtiyaçlar, ama biz en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyoruz ki…”

Ped, tampon alamıyoruz

Çağrı merkezinde çalışan Gamze de asgari ücret ile geçinemediğini ve açlık sınırının altında yaşadığını dile getiriyor. Gamze, kirayı ve faturaları ödedikten sonra gıdaya maaşının yetmediğini, bu nedenle sağlıklı beslenemediğini belirtiyor. Kadınların ped ve kişisel sağlık ürünlerine ulaşmakta da güçlük yaşadığını söylüyor: 

“Çoğu zaman maaşım yetmiyor. Her istediğim gıdayı alamıyorum ne yazık ki. 15 liraya salatalık mı olur? Yüzde 98’i sudan oluşan bir sebze bu. Tek yaşadığım için alacaklarımı az miktarlarda almak durumundayım. Sağlıklı beslenebilmek pek mümkün olmuyor. Ben tek başıma asgari ücretle geçinmeye çalışan ve kira ödeyen biriyim. Tek kişi yaşamama rağmen her kulvarda zorluk çekiyorum. Kişisel bakım ürünlerini geçtim, gıda alırken bile zorlanıyorum.”

İşyerlerinde aynı işi yapmalarına rağmen kadınların daha az ücret aldıklarına da dikkat çekiyor Gamze:

Birçok işyerinde maalesef kadınlar erkeklerden daha az maaş almakta. Aynı nitelikler, kadınlar söz konusu olduğunda daha az değere sahip demek ki. Neden kadınlar daha az maaş alsın? Nitelikler eşitse haklar da eşit olmalıdır. AKP’nin ekonomi politikaları sadece kadını değil herkesi yoksullaştırıyor. Fakat bu noktada Siyasal İslam her alanda olduğu gibi burada da devreye giriyor. Genelde kadınların çalışması fikrini benimsemedikleri için, kadın işçilerin hakları da önemsenmiyor.”

Son olarak kadınların işyerlerinde maruz bırakıldığı cinsiyetçi baskılara ve ayrımcılığa değinen Gamze, “Genellikle tüm sektörlerde erkekler için askerlik tazminatı, izni, kadınlar için ise doğum ve süt izni bulunur. Erkekler askerlik yaptıktan sonraki iki aylık süreçte isterse işe geri dönebiliyorken, kadınlar için doğum ve süt izni tam bir işkence. Mobbinge maruz kalıyorlar ve aslında istifa etmeleri için onlara baskı yapılıyor. Çok acı verici. Burada yine gücü yeten yetene mantığı hâkim. Bu noktada kadınlar kolay lokma olarak görülüyor” diye konuşuyor.

Gamze, birçok firmanın evli kadınları işe alırken hamile kalmamaları için onlara sözleşme bile imzalattığını belirtiyor.

Bit pazarı bile pahalı 

Bir yayın evinde sosyal medya uzmanlığı yapan ve asgari ücret ile geçinen Ayşegül ise asgari ücretin enflasyon karşısında eridiğini, bu nedenle her gün yeni bir tasarruf önlemi almak durumunda kaldığını söylüyor: 

“Günümüz koşullarında asgari ücretle geçinmeye çalışmak oldukça zor, çünkü asgari ücret enflasyon karşısında hızla eriyor. Bu hızlı erime hayatta kalmak için her gün yeni bir önlem almamıza sebep oluyor. Yeni kıyafetler almak hayatımdan tamamen çıkmış durumda, bit pazarları bile artık çok pahalı. Kira ve faturaları ödedikten sonra cüzdanımda çok küçük bir miktar kalıyor. Hesaplamaya çalışıyorum, bu ay ne almazsam ay sonunu getirebilirim diye.”

Yaşamak için gerekli en temel ürünleri bile alamadığını, meyvenin lüks hale geldiğini, düzenli beslenemedikleri için de hastalıklara açık olduklarını, fakat çalışmak ve gelirin devam etmesini sağlamak için hasta bile olamadıklarını, onun da bir masraf kalemi olduğunu anlatıyor kadın işçi:

“Öğünlerimiz azaldı, porsiyonlarımız küçüldü, eskiden sofraya üç çeşit yemek koyabiliyorken artık koyamıyoruz. Mesela kadın pedinde KDV’yi  düşürdüler, ancak hâlâ 50 TL. Ped almak için büyük marketlerin indirimlerini bekliyorum ama iki ay sonra onu da alamayacağım diye korkuyorum açıkçası. Eskiden büyük paket ped alabiliyorken artık küçük, kalitesiz ve ucuz olanını alıyorum ve bunlar da sağlığımız için tehlikeli. Gözlerim bozuk, gözlük 300 TL ama satın alamıyorum. Galiba kör olacağım bu gidişle.”

İşyerlerine kadın kotası

Kadın istihdamının düştüğüne dikkat çeken Ayşegül, kadınların belli işkollarında yoğunlaştığını, bunların da düşük ücretli işler olduğunu söylüyor:

“Kadınlar asgari ücretin altında bir ücretle kayıtdışı çalıştırılıyorlar. Aynı üretim bandında çalışan kadınlar erkeklerden daha düşük ücret alıyor. İşyerlerindeki eşitsizlikler kadın yoksulluğunu artırıyor. Aslında sendikaların ve meslek örgütlerinin bu konuda kapsamlı bir çalışma yapması gerekiyor. Kadın istihdamını artıracak politikalar uygulanmalıdır. İşyerlerine kadın çalışanlar için kota konmalı ve bu sürekli denetlenmelidir. Toplumsal eşitliğin sağlanabilmesi için eşit işe eşit ücret ilkesinde ısrar edilmelidir.”

Asgari ücret bir kazanımdı ama “açlık” ücretine dönüştü

Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV TEKSTİL) Başkanı Fatma Alökmen ise işçi ve emekçilerin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkati çektikten sonra şunları kaydediyor:

“Yoksulluk sınırının 26 bin TL’ye dayandığı bir ülkede asgari ücret 5 bin 500 TL. Bu ücretle değil insanca yaşamak, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamak mümkün değil. Ama şu gözden kaçırılmamalı, asgari ücret aslında işçi sınıfının bir kazanımıdır. Kapitalistlerin işgücümüze karşılık verebilecekleri en alt ücrete bir sınır çekmek manasına geliyordu bu. Sınıf mücadelesinin gerilediği koşullarda bu ücret bir ‘açlık’ ücretine dönüştü. Bugün devam eden asgari ücret süreci ise kelimenin gerçek manasıyla bir mizansendir.”

Fatma Alökmen

Alökmen, “Türkiye’de işçi ve emekçiler bu ekonomik krizde asgari ücret ile geçinebilir mi?” sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Geçinmekten anladığımız kendisinin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamaksa hesap ortadadır. Krizin giderek derinleştiği, zamların ardı arkasının kesilmediği, alım gücümüzün iyice dibe vurduğu bugünkü koşullarda ne mevcut rakamla ne siyasal iktidarın bize müjde diye sunmaya çalıştığı yeni rakamlarla ne de  konfederasyonların talep diye açıkladıkları rakamlarla geçinmek mümkün.”

Toplumsal cinsiyet temelli politikalar üretilmelidir

Alökmen, işyerlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve buna yönelik politikaların üretilmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Tüm işçi ücretlerinin insanca yaşam seviyesine yükseltilmesini esas almak gerekir. Tam zamanlı ve güvenceli olarak kadın istihdamının artırılması önemli. Ev işlerinin kadının sırtından alınarak toplumsal örgütlenmeler yoluyla çözülmesi için mücadeleyi temel bir alan haline getirmek gerekir. Kreşlerin, yaşlı ve çocuk bakım gibi kurumların yaygınlaşması, kadın işçilerin kadın, ana ve çocuk sağlığına zararlı işlerde çalıştırılmasının yasaklanması, doğumdan önce ve sonra ebeveynlere ücretli izin hakkının genişletilmesi, anne ve çocuğa tıbbi bakım ve yardım sağlanması gerekiyor. Kadınların çalıştığı tüm işyerlerinde kreş ve emzirme odaları kurulmalıdır” diye ekliyor.

Alökmen, son olarak “Asgari ücret ne kadar olmalı?” sorumuzu şu şekilde cevaplıyor: 

“Doğrusunu isterseniz biz kendi adımıza tam rakam telaffuz etmeyi çok anlamlı bulmuyoruz. Zira biliyoruz ki kapitalizmde ücretleri belirleyen esas şey sınıflar arası mücadelenin düzeyidir.” 

 Fotoğraflar: Yadigar Aygün, Mezopotamya Ajansı

Paylaş:

Benzer İçerikler

İşçi ve emekli kadınlar, son zamlarla adeta ekonomik pranga içine sıkıştırıldı. Düşük ücretli sektörlerde çalışan ve cüzi bir emekli aylığı bağlanan kadınlar, bu “zam”larla açlığa ve ölüme mahkûm edildiklerini, belirtiyorlar. Konunun önemine binaen sendikacı ve işçi kadınlarla konuştuk.
Mersin Serbest Bölgesi’nde çalışan Menekşe, çocukluğundan beri çalışmasına rağmen 49 yaşında ilk kez sigortalı olabilmiş. “Gündüz iş, akşam iş. Sadece yaşamak, nefes almak için çalışıyorum” diyor.
Mersin Serbest Bölge’de tekstil işçisi olarak çalışan Nazlı erkek işçilerin sokak ağzı ile konuşmasından rahatsız olduğunu dile getirdikten sonra, kadınların giyimleriyle ilgili laf etmelerine vurgu yaparak, “Diyelim, bir kadın hafif önü açık bir şey giydi. Çatal ucu gözüküyor. Arkasından neler neler derler.” diyor. Tüm bunların adını ise birlikte koyuyoruz; cinsel taciz…
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda bulunan bir grup erkeğin belirlediği yeni asgari ücreti kadın işçilere sorduk. Nesrin, “Bu koşullarda tek başına yaşamak da sosyalleşmek de çok zor. Sadece hayatta kalıyoruz” diyor. Trans bir kadın işçi olan Deniz ise asgari ücret bile alamadığını, borç harçla yaşamaya çalıştığını anlatıyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!