LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler: “Vahşi kapitalizmin dibinde yaşıyoruz”

LC Waikiki'de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın "Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Paylaş:
Yadigar Aygün
Yadigar Aygün
yadigaraygun93@gmail.com

LC Waikiki’de işçiler asgari ücret + prim yöntemi ile çalışıyor. Bir mağazadan bir ayda 37 milyon TL’lik ürün satması bekleniyor. Ekonomik kriz, artan enflasyon karşısında işçilerin primleri güncellenmedi. Çeşitli bahanelerle bu primlerden kesintiler yapılıyor. Kendileriyle görüştüğümüz ve işten atılmamak için ismini vermeyen kadın işçiler, mağaza zincirinin yüksek hedef ve ciro belirlemesiyle iş yüklerinin arttığını ve vahşi kapitalizm koşullarında çalıştırıldıklarını söylüyorlar. LC Waikiki’de hiç sendika olmadığını belirten kadın işçiler, ucuz emek sömürüsüne karşı sendikalaşmanın ve örgütlenmenin yollarını arıyor.

Sekiz yıldır mağazada çalışan bir kadın işçi, çalışma koşullarının ağırlığı ve enflasyon şartlarında ücretlerin düşüklüğünü anlatarak başladığı konuşmasını şöyle sürdürüyor: “En büyük şikayetimiz ekonomik sorunlar. Satış hedefimiz sürekli artırılıyor. Pandemiden önce 18 milyon satış yapmamız bekleniyordu. Pandemide satış hedefimiz 10 milyona düştü. Altı milyon ciro yaptığımızda 2 bin TL prim alırken geçen ay 37 milyon TL hedef verildi. Bu ay 35 milyon hedefi gerçekleştirdik. Ben 1300 TL prim aldım. Hizmet sektöründe her zaman üç kişilik çalışırsın. Şu an bir kişi beş kişin yerine çalışıyor. Çalışma yükümüz hedefler yükseltildiği için üç katına çıktı. Ev kiram 2 binden 4 bin TL’ye çıkarıldı. Alışverişe iki haftada eskiden 300 TL harcarken şu an 1000 – 1500 TL harcıyorum. Aldığım ücret asla geçinmeme yetmiyor. Artık her şeyimizden kısıyoruz. Bütün fiyatlar üç- dört katına çıktı. LC Waikiki bizi vahşi kapitalizm koşullarında çalıştırıyor. Emeğimizin karşılığını vermiyor. Pandemi sonrası değişen bir zihniyet var. Vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz. Aralıksız hiç durmadan beş dakika oturmadan çalışıyoruz. Psikolojimiz bozuldu. İş verimliliğimiz düştü. İş yerinde baskı ve mobbing arttı. Ben ve birçok arkadaşım depresyona girdik. “

Beş dakika oturmuyoruz

Sosyal hayatının da kalmadığını belirten kadın işçi yaşadığı sorunları şu sözlerle dile getiriyor: “Önceden az çok yaptığımız işten tatmin oluyorduk ama şu an öyle değil. Önceden bir iş arkadaşımızla yemek yiyebiliyorduk. Sinemaya, konsere gidebiliyorduk. Tatil yapabiliyorduk şimdi ise hiçbir şey yapamıyoruz. En son ne zaman konsere, tiyatroya gittiğimi hatırlamıyorum. İş çıkışı aylardan sonra ilk kez dışarı çıktım. Ekonomik olarak sarsılınca sosyal hayatımız da kalmadı.”

Yemek için yapılan ödemenin çok düşük olduğuna da dikkat çeken kadın işçi, kendilerine verilen para ile büyük şehirde sağlıklı bir yemek yenilmeyeceğini, bu parayla ancak kahve alabildiğini de vurguluyor. Evde yemek yapmanın daha uygun olduğunu belirttikten sonra kendisinin ev işleri meselesini nasıl çözdüğünü anlatıyor; “Hayatımı paylaştığım insan yemeği ve temizliği yapıyor. Evin sorumluluğunu üstleniyor. Mağazadaki evli kadın arkadaşlarımız hem iş yerinde perişan oluyor hem de ev işleriyle uğraşmaktan perişan oluyor. Çocukları olan kadınlar, çocukla, evin sorumluluğu ile uğraşıyor. Yorgun bir şekilde çalışmak zorunda kalıyorlar. Ev işleri sadece kadının omuzunda olmamalıdır. Erkekler de ev işleri yapabilir.” 

Hapishanede çalışıyorum

28 yaşında başka bir kadın işçi aynı arkadaşı gibi ücretlerin az olması ve primlerin az yatırılmasından şikayetçi, “Altı yıldır LC Waikiki’de çalışıyorum. Hepimizin ortak problemi her ay primlerimizin az yatması esasında. Karın tokluğuna çalışıyoruz. Biz orada bir ömür harcıyoruz 10 yıl 12 yıl çalışanlar var. Ne kattık kendimize. İçinde bulunduğumuz sistem bizi pasifleştiriyor. Ekonomik problemlerden kendimizi geliştirmeye vaktimiz kalmıyor. Fazla mesainin karşılığını evet para olarak alıyoruz ama bir sonraki gün tamamlamamız gereken mesailerimiz oluyor. Haftada bir gün iznimiz var, o da yetmiyor. Bu yüzden kendimizi geliştiremiyoruz. Bu sorunları söylediğimizde ‘Dışarıda iş yok işsiz kalırsınız’ diyerek iş bulamama korkusunu, kaygısını bize yaşatıyorlar. Bazı zamanlar hapishanede çalışıyormuşum gibi hissediyorum. 10 yıllık çalışan ile bir aylık işe yeni başlayan işçi aynı primi alıyor. Kıdemli personel ile yeni gelen personel arasında fark yok. Bu ekonomik krizde aldığımız ücret bize yetmiyor” diye ekliyor.

Çeşitli bahaneler ile primlerden kesinti yapıldığını vurgulayan kadın işçi, “Prim miktarını etkileyen pek çok etmen var. Müşteri memnuniyeti, kasa memnuniyeti… Alışveriş yaptığınızda benden ne kadar memnun olduğunuz bana vereceğiniz bir kağıt parçasındaki oya bağlı. Telefonunuza gelen SMS ile vereceğiniz oya bağlı. Müşterinin bana vereceği oy benim primime yansıyor. O gün biriyle tartışsanız ve kötü bir yorum yapsanız 250-300 TL kadar primden kesinti oluyor. Çalışan olarak bunu hak etmiyoruz. Alın terimizi, en değerli varlığımız zamanımızı verip emeğimizin karşılığını alamadığımızda depresyona giriyoruz. İnsan kendini değersiz hissediyor. Meslek hastalığı olarak kronik bel ağrıları yaşıyoruz. Depocu arkadaşlarımız arasında bel fıtığı olmayan yoktur.” diye belirtiyor.

Regl iznimiz bile yok

Müşterilerin hakaret ve küfrüne maruz kaldıklarını anlatan kadın işçi, pek çok arkadaşının işten atılma korkusu ile ses çıkaramadığını da sözlerine ekliyor; “Kapitalizm ve sermaye işsizliği kullanıyor. İşten atılma korkusu ile çalıştırılıyoruz. ‘Sen olmazsan başkası olur’ yaşadığımız en büyük mobbing. Bir at yarışında gibiyiz. Daha çok satış yapan örnek gösteriliyor. İşçiler arasında kıyaslama yapılıyor. ‘Sen ondan daha fazla satış yapabilirsin, daha hızlı olabilirsin’ diyerek birbirimizle rekabet etmemiz isteniyor. Bizlerden hep daha fazlasını, hep daha fazlasını istiyorlar. Sermaye kazandığı rakamdan asla tatmin olmuyor. ‘Nasıl satıyorsan öyle sat yeter ki sat. İster 10 kişilik çalış ister mesaiye kal ama yeter ki sat ve hedeflenen ciroyu tuttur’ mantığı ile çalıştırılıyoruz. İş yetişmediği için mesaiye kaldığım çok oldu.”

Satış bölümünde çalıştıkları için müşteriyle devamlı karşı karşıya kaldıklarını, mağazanın ve iktidar tarafından alınan kararların ceremesini kendilerinin çektiğini belirten kadın işçi, işte yaşadığı mobbing ve baskılar konusuna da değiniyor; “Bir müşteri bir arkadaşımıza küfür ve hakaret etti. Müşterinin biri bana elbise fırlattı. Parayı yalayarak önüme atanlar oluyor. Poşet parası için yıllarca müşterilerle biz kavga ettik. Hükümetin ve firmanın aldığı saçma kararların sonucunu işçiler yaşıyor. Bir kuruş için olay kavga çıkaran yüzlerce insan var. Regl iznimiz bile yok. Hem işte hem de evde çalışmak zorundayız. Evin tüm yükü bizim üzerimizde. Eve gidince yemek, temizlik, bulaşık, çocuk bakımı ile uğraşmak zorundayız “

Yarattığımız değerden pay almalıyız

İşyerinde hiç zaman sendika olmadığını belirten kadın işçiler, bir an önce sendika kurulması gerektiğine dikkat çekiyorlar. “Zenginler servetine servet kattı. LC Waikiki bir günlük kazandığı paranın yüzde 25’ini prime yatırsa bir günü bizimle paylaşsa yeter ama yapmıyor. Hep kendi cepleri dolsun istiyorlar. İşçileri düşünen yok. Üreten biz işçiler, biz kadınlarız. Ben yoksam onlar da yok. Bunu fark etmemiz gerekiyor. Sendikasız olduğumuz için birçok hakkımızı alamıyoruz. Sendikalı olmak çok önemli ama biz işçiler hala sendikalaşamadık. Kendi aramızda sendikalaşmanın yollarını arıyoruz. Örgütlenmemiz ve sendikalaşmamız gerekiyor. Bütün işçiler olarak ortak hareket etmemiz gerekiyor. Ucuz emek sömürüsüne karşı, kötü çalışma koşullarına karşı, baskı ve mobbinge karşı mücadele etmeliyiz. Üreten biziz tükenende biziz. Artı değerden biz de payımızı almalıyız.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!