Sigortasız çalışan mevsimlik tarım işçilerine 5 TL yemek parası!

Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde mevsimlik tarım işçisi kadınlar, şu günlerde bağda bahçede harıl harıl çalışıyorlar. Yazın gelmesiyle başlayan iş temposunun ekim ayına dek devam edeceğini söylüyorlar. Güneşin altında günde 10 saat sigortasız çalışıp 85 lira ücret alan kadın işçilere, yemek parası olarak da yalnızca 5 lira ödeniyor
Paylaş:
Gülay Fırat
Gülay Fırat
glyfirat@gmail.com
Gülay Fırat     glyfirat@gmail.com

Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde mevsimlik tarım işçisi kadınlar, şu günlerde bağda bahçede harıl harıl çalışıyorlar. Yazın gelmesiyle başlayan iş temposunun ekim ayına dek devam edeceğini söylüyorlar. Güneşin altında günde 10 saat sigortasız çalışıp 85 lira ücret alan kadın işçilere, yemek parası olarak da yalnızca 5 lira ödeniyor.

Herkes pazardaki meyve ve sebzelerin ne kadar pahalı olduğundan yakınıyor. Çiftçi ise emeğinin karşılığını alamadığı için isyan ediyor.

Bir de zor şartlarla hayat mücadelesi veren mevsimlik tarım işçileri var. Onlar sadece hasat zamanı hatırlanıyor.

Türkiye’de çalışan kadınların beşte biri tarım sektöründe. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Kasım 2020 verilerine göre, tarımda çalışan 4 milyon 515 bin kişinin yüzde 39,5’ini, yani 1 milyon 782 binini kadınlar oluşturuyor. Bu kadınların çoğu sigortasız. Prim ödemekte güçlük çeken kadınlar, eşleri üzerinden sağlık hizmeti alıyorlar.

Türkiye’de iş hayatının en dezavantajlı grubu olarak nitelendirilen mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarında yıllardır yapılacağı söylenen iyileştirmeler hâlâ gerçekleşmedi. Mevsimlik tarım işçileri, tarım alanlarında ekim, dikim, yetiştirme, hasat aşamalarında, sabah 08.00’den akşam 18.00’e kadar emek harcıyorlar. Pandemiyle birlikte büsbütün geçim derdine düşen işçiler, bağda bahçede, tarlada kayıt dışı, iş güvencesinden yoksun şekilde çalışmayı “hayat şartları” diyerek kabullenmiş görünseler de, aslında haklı olarak “sigortalı” çalışmak istiyorlar. Her yıl, yaz mevsimini çalışarak geçiren Dinarlı kadınlar, sözlerinin tepki çekmesinden çekindikleri için isimlerini kodlamamızı rica ettiler ve yaşadıklarını anlattılar.

Keşke düzenli bir işimiz olsa

Kendini bildi bileli mevsimlik işçi olarak çalışan ancak bu zamana dek bir gün bile sigortası yapılmayan A.D., “Eşim inşaatlarda çalışıyor. Ben de eve destek olmak için mevsimlik işçi olarak çalışıyorum. Genelde hasat ve dikim zamanlarında bana iş çıkar. Açık havada çalışırız. Lavanta bahçeleri, meyve bahçelerinde, sebze tarlalarında çalışıyorum. Yazın işler oluyor da kışın seyrek oluyor; bazen soğana bazen de lavantaya gidiyorum” diyor.

Erkeklerle aynı ortamda, aynı ücrete çalıştıklarını belirten A.D., yaptığı işi şu sözlerle anlatıyor: “Tarımda da iş bölümü var. Herkesin bir görevi var. Ben hepsini yapabilirim; ürünü eker, diker, toplarım da. Ama kiraz toplamada mahsulü sınıflamak benim işim. İşçilerin dalından koparıp getirdiği ürünleri, boylarına ve sağlamlığına göre tek tek 1. Sınıf, 2. Sınıf, 3. Sınıf diye kasalara ayırırım. Bizim işler böyledir; kimi toplar, kimi taşır, kimi sınıflandırır.”

A.D., “ Açıkçası iş bulunca seviniyorum ben. Keşke sürekli ve sigortalı bir işimiz olsaydı” ifadelerini kullanıyor.

Eşimi fabrikadan çıkardılar

Yazın bereketiyle geldiğini belirten K.B.’nin ise iki çocuğu var. 26 yaşındaki K.B., “Yazın meyve türleri bol olduğu için meyve bahçelerinden iş çok çıkar. Ayrıca soğan, turşuluk sebzeler için de tarlalara giderim. Kışın evdeyiz. İşlerimiz genelde mayıs sonu haziran başı başlar, ekime kadar sürer” diye konuşuyor.

Bir süre önce kocasının, çalıştığı yem fabrikasından çıkarıldığını belirten K.B., “Dört kişilik bir aileyiz. Eşim, yeni iş bulana kadar benimle birlikte mevsimlik işçi olarak bağda bahçede çalışıyor. İnşallah yeniden düzenli sigortalı bir iş bulur” diyor.

K.B., günlük yevmiyelerinin ürünün çeşidine göre değiştiğini söylüyor: “Mesela lavanta 80 lira iken diğer meyve ve sebzeler için 90 lira ödenir. Biz şu an bir kiraz bahçesindeyiz, eşimle kiraz topluyoruz. Burada erkeler de kadınlarla aynı parayı alıyor, aynı işi yapıyorlar.”

Kendisi çalışırken çocuklarına annesinin baktığını anlatan K.B.’ye, ‘Bu şartlarda hayatını böyle idame ettirmek zor olmuyor mu?’ diye sorduğumuzda şu yanıtı alıyoruz: “Yapacak bir şey yok, yaşam şartları böyle. Bir de şu Covid 19 hastalığı çıktığı için zaten zor olan şartlar daha da güçleşti, iş yok! Çevremdeki herkesin hayatı şu günlerde öylesine zorlandı ki. Eşim iş arıyor. Eskiden de iş yoktu ama şimdi hiç yok! Evimiz de kira.”

Ömrüm boyunca çalıştım ama…

49 yaşındaki S.B. de kendini bildi bileli mevsimlik işçi olarak, tarlaya bahçeye giderek çalışmış. Büyük oğlu ODTÜ mezunu, Amerika’da işe başlamış. Kızı ise avukat olmuş, İzmir’de çalışıyor. Şu an liseye giden iki çocuğu daha var. S.B., şunları anlatıyor:

“Ben lisede okurken babam vefat etti. Okulu bırakıp çalışmaya başladım. Bu yaşıma kadar mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştım ama sorsanız sadece altı aylık sigortam var. O da İŞKUR aracılığı ile çalıştığım lavanta tarlasından. Hayatımdaki tek sigortalı süreç o dönem oldu. Normalde sigortamız falan olmaz.”

Dinar’daki yetişkin kadınların hepsinin tarım işçisi olduğuna dikkat çeken S.B., “Kızlar da 15 yaşından itibaren bahçeye, tarlaya gitmeye başlarlar. İşimizin nasıl olacağı hava şartlarına bağlıdır. Benim eşim de çiftçi. Bağ bahçe, buğday, besicilikle uğraşıyor. Ben de evimize katkı olsun diye yazları çalışırım. Ayrıca çocukların eğitimine de katkım olsun diye de çalışıyorum. Dediğim gibi çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum. Lise terkim, babamın vefatıyla okulu bırakmak zorunda kalsam da kendimi yetiştirdim. Boş zamanlarımda kitap okumayı severim” diye konuşuyor.

Beş liraya nasıl doyacaksın?

Mevsimlik tarım işçiliğinin zor yanlarını S.B., şöyle anlatıyor: “Şahıs işlerinde genelde sıkıntılar olur; çünkü sıkı ve çok çalıştırırlar. Getir götürü, yani bağa bahçeye ulaşımı şahıs kendisi halleder ama yemek vermez. Mesela bu yıl günlük yevmiye 90 lira. Bunun 5 lirası yemek parası. Bu paraya nasıl doyacaksın? Hele bu devirde? Beş lira bugün iki simit parası! Bu yüzden işçilerin hepsi yemeğini yanında getirir.

Pancar, ayçiçeği, sebze tarlalarında da çalışırız. Bazı tarlalar ise zorludur, çok otlu olur. Şöyle anlatayım; diyelim ki 10 kişinin halledeceği bir tarla ama çok otlu. O zaman bir kişinin de o otları temizlemesi gerek. Yoksa iş uzar, harcanan emek artar. İşte bazen o bir kişiye para vermek istemezler. O zaman o otları temizlemek de bizlere düşer. İş yükü artar. Ayçiçeği, pancar, sebze çapaları farklı olur; ürüne göre bakımı, çapası, iş şartı değişir.”

Zor günler yaşıyoruz

Mevsimlik işçilerin ekonomik kriz yüzünden zor günler yaşadığını dile getiren S.B., “Bir pazara gittiğinde 4 kişilik aileye 200 liralık para yetmiyor artık.  Bir de çocuk okutuyorsanız geçinmek çok daha zor. Ne yazık ki mevsimlik işçilere sigorta yapılmıyor. Onların açısından bakılınca, diyelim ki şahsın 15 – 20 dönüm işi var. Ama o da, oradan aldığı mahsulle geçinecek, evini idare edecek. İçinde malzemesi, gübresi, mazotu var, bizlere de veriyor. Karşı tarafı da düşünmek gerekiyor yani. Bu yüzden iş bulduğunda bereket versin demek gerekiyor” diyor.

Yaz bitiğinde Dinarlı diğer kadınlar gibi evde olduğunu belirten S.B., “Kışın, kısa günü evde oya-patik gibi ufak tefek şeyler yapıp satarak değerlendirmeye çalışıyorum” diye konuşuyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Fazla mesai sözleşmeleri… Artık her işletme dayatıyor bunu. Aç açıkta kalmaktansa daha ilk gün önümüze konulan bu sözleşmelerle modern köleliğe geçişimize, kendi elimizle onay veriyoruz. Amazon depo, Mitsuba, Legrand ve Farplas’tan kadın işçilerle bu sözleşmeleri ve fazla mesailer nedeniyle yaşadıkları sorunları konuştuk.
Engelli kadınlar, toplumsal yaşamda ve iş yerlerinde ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz kalıyor. Engelli maaşı çok düşük. Pek çok engelli kadın iş bulamazken, hasbelkader iş bulanlar da mimarinin ve işin uygun olmamasından dolayı zorlanıyor. İşten ilk atılanlar da yine onlar oluyor. HDP Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, “Feministler cinsiyetçiliğe ve ayrımcılığa, bedeni sınırlayan, köleleştiren zihniyete karşı eş zamanlı, ortak politikalar üretmeli” diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!