Stantların önünde ürün, ardında katmerli sömürü var!

Tanıtım-pazarlama işlerinde yevmiyeli çalışan, stantlarda gün boyu gülümseyen kadınlar, katmerli bir sömürüyle karşı karşıya. Bedenleri metalaştırılıyor, birileri onların fotoğraflarını “beğenirse” işe alınıyorlar. Aldıkları ücret, dış görünüşlerine göre değişiyor. Sıklıkla cinsel tacize maruz kalıyorlar. Otellerde kadrolu işçilerin yapması gereken işleri yapıyor, güvencesiz çalışıyorlar.
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Hizmet sektörü, emek sömürüsünün en yoğun yaşandığı, en güvencesiz alanlardan biri. Pandemiyi fırsata çeviren patronlar, bu sektörde kuralsızlığı adeta temel prensip haline getirmiş durumda. Yol, yemek, SGK ve sosyal haklardan yoksun şekilde yevmiyeli çalışma giderek yaygınlaşıyor.

Oldukça geniş bir yelpazesi olan bu sektörde, ‘tanıtım, pazarlama ve reklam’ işleri önemli bir yer tutuyor. Fuarlar, oteller, doğum günü kutlamaları, promosyonlu/kampanyalı ürünlerin tanıtımları, satışları vs… Bu işlerde ağırlıklı olarak öğrenciler, üniversite mezunu işsizler, ek gelir yaratmak zorunda olanlar, herhangi bir mesleki yeterliliği ya da uzmanlığı olmayanlar, düzenli iş bulamayanlar, KHK’liler ve ev emekçisi kadınlar çalışıyor.

Bir organizasyon şirketine bağlı çalışan Rahime ile işin zorluklarını, yaşadıkları sorunları konuştuk.

Kadrolu işçi çalıştırmamak için…

Yaklaşık 2 yıldır işsiz olan Rahime, işsizliğinin birinci yılı dolmak üzereyken gündelik organizasyon işlerine gitmeye başlamış. Ürün tanıtımları da yapmış palyaçoluk da. İşle ilgili kıyafet ve malzemelerin masrafını çoğunlukla kendi karşılamış. Yaptığı işleri şu sözlerle anlatıyor:

“Onlar seni günlük işlere gönderiyorlar. Doğum günü filan gibi… Ya da bir yerde açılış olacak. O açılış için fazladan garson, servis elemanı ihtiyacı oluyor. Çeşitli fuarlar var, bu fuarlarda ürün tanıtıyoruz ya da 3-4 günlük, bir haftalık geçici servis elemanı oluyoruz. Servis elemanı olunca tanıtım yapmıyoruz, tanıtım yapanlara hizmet ediyoruz. Müşterilere çay kahve götürüyoruz, mutfak kısmında çalışıyoruz.”

Bunların dışında, otellerde de çalışıyor Rahime. Normal şartlarda otellerin kendi çalışanlarının yapması gereken işleri yapıyor. Büyük firmalar bu işleri orta ölçekli organizasyon firmalarına bırakarak kadrolu, düzenli eleman çalıştırmaktan kurtuluyor böylelikle. Rahime şöyle örnek veriyor:

“Otel bizim şirkete ‘3 günlüğüne 3 eleman gönder’ diyor mesela. Sen gidiyorsun, otelin banket bölümleri var. Müşteriye sunulan bardak tabak gibi şeyleri önceden hazırlıyorsun. Restoranda çalıştırılıyoruz. Otel restoranlarında çalışanların normalde otelin kendi çalışanları olması gerekir. Ama organizasyon şirketleri tarafından ihtiyaca göre eleman gönderiliyor.”

11 saat mesai, 140 lira yevmiye

Rahime’nin anlattıkları, bu alanın ne kadar sömürüye açık olduğunun bir göstergesi. Bu alanın en belirgin özelliği güvencesizlik ve düşük ücretler. Anlaştığı firmadan aldığı ücretin yarıya yakınına el koyan organizasyon şirketi, kalan parayı çalışanlar arasında bölüştürüyor. En az 10-11 saat çalıştıklarını söylüyor Rahime. Duruma göre ekstra saatler de var tabii. Yevmiyeler ise 140 liradan başlıyor. Rahime “Bu güncellenmiş hali, eskiden daha düşüktü” diyor.

Rahime, çoğunlukla yemek parasının verildiğini ama yol parasını kendilerinin karşıladığını anlatıyor. Yalnızca, merkezler dışında kalan yerlere gidilecekse teşvik amaçlı olarak yol ücretini alabiliyorlar organizasyon şirketinden. Çünkü uzak yerlere, örneğin Şile gibi yerlere gidecek eleman bulamıyorlar. Hem uzak, hem de yol masrafı çok olduğu için talep eden çıkmıyor. “En azından yolu karşılayalım da cazip hale gelsin” diye düşünüyorlar.

Ya sigorta? Günübirlik sigorta ücretinin organizasyon şirketine ödendiğini biliyor Rahime. Buna karşın çoğu firma sigortayı yatırmıyor.

Otellerde çalışırken yaşadıkları zorluklardan da söz ediyor Rahime. “Tuvalete gitmek başlı başına bir dert” diyor; “Asla müşterinin tuvaletini kullanamazsın, alt katlardaki soyunma kabinine ineceksin ki oradaki tuvaletleri kullanabilesin. Onları da mola dışında kullanman imkânsız. Aniden tuvaletin geldi, çok zor işin. 2 kat aşağı ineceksin. Üstelik bazı otellerde tuvalete kartla giriliyor ve o kartlar otellerin kendi çalışanlarında oluyor. Organizasyon şirketlerinden gelenlerin kartları yok. Otel çalışanlarıyla muhatap olup onlardan izin almak zorundasın.”

İşe alım şartı: Beğenilmek

Tanıtım, pazarlama alanında çalışan kadınların sayısı, yapılan işe göre değişiyor. Rahime, kadınların özel olarak çalıştırıldığı işlerin servis elemanlığı, garsonluk ve oyun ablalığı olduğunu belirtiyor. Ama genellikle bir kadının işe girebilmesi, “beğenilmesine” bağlı. Rahime, şöyle anlatıyor:

“Bir iş için başvuru yapıyorsun, fotoğraf istiyorlar. Boydan ya da portre, işe göre değişiyor. Bütün bilgilerinin yanı sıra 4-5 tane fotoğrafı çalışacakları yerlere gönderiyorlar ve seni beğenip beğenmediklerini soruyorlar. Güzel mi değil mi, servis elemanı gibi görünen yüz olabilir mi diye… Birçok işte kadının, belirledikleri fiziksel özelliklere uygun olup olmadığına bakıyorlar.”

Bazılarının daha da ileriye gittiğini söyleyen Rahime,  “A Plus diye bir kavram uydurulmuş durumda. İlanı duyururken bile ‘1.70 üzerinde, 60 kg, S-M bedeni aşmayacak şekilde’ gibi belirlemeler yapıyor, bu kriterlere uygun A Plus çalışan istiyorlar” diye konuşuyor.

Fotoğraflarının kime gönderildiğini, kimlerce ne amaçla biriktirildiğini bilmiyor Rahime: “Bize söylenen, fotoğraflarını şu işyerine göndereceğiz, beğenilirseniz çağırılacaksınız. Neye göre beğeniyorlar, beğenen kişi kim, belli değil. A Plus’ta da senden hem emeğini istiyor hem de meta olarak bedeninden faydalanmak istiyor. Mesela araba fuarlarında kesinlikle boyu 1,65’in altında kadın çalıştırılmaz. Çünkü arabanın görüntüsü kadının görüntüsüyle uyumlu olmak zorunda. Mini etek isterler, jile isterler. Bunlar ilanlarda duyurulan şeylerdir. Üstü kapalı olarak da istemiyorlar artık, açıktan söylüyorlar.”

Dış görüntü ücret farklılığına da yol açıyor. Rahime, “Ben A Plus’la aynı işi yapsam bile onun yarı fiyatı kadar alabiliyorum. Ben 150 lira alırken  A Plus 300-350 lira alabiliyor” diyor.

Cinsel taciz riski çok yüksek

Rahime, tanıtım alanının cinsel taciz riskine çok açık bir alan olduğuna da dikkat çekiyor. Özellikle erkek egemen düşünce yapısının güçlü olduğu yerlerde kadınların bedeni üzerinden yapılan tanıtımlar bu riski artırıyor.

“Mesela araba fuarında…” diyor Rahime,  “Tek yapman gereken mini eteğinle orada durman ve erkek kitleleri arabaya çekmen. Benim katıldığım fuarlardan biri kafe ve mutfak eşyalarının sergilendiği bir fuardı. Bu fuarda bile A Plus çalışan istediler. Sadece kadının güzelliği ile ürünün çekici hale gelmesini sağlıyorlar. Endüstriyel fırın satıyor mesela. Standın önüne mini etekli bir kadın olduğunda daha ilgi çekici olacağını düşünüyorlar. Senin bedenin üzerinden pazarlık yapıyorlar yani…”

Rahime’nin anlattığına göre, bu işlerde çalışacak kadınların bedeninde hiçbir “kusur” istenmiyor. Kadının kısa olması, kilolu olması, vücudunda bulunan herhangi bir farklılık kusur kabul ediliyor. Böylece kadın bedeninin “kusursuz” güzelliğiyle, satılmak istenen ürün için “kusursuz olduğu” imajı yaratılmaya çalışılıyor. Yalnızca tanıtımda çalışanların değil, servis elemanları ve garsonların da prezantabl olması bekleniyor.

Müşteri kılığında çalışanlar

Devlet kurumları tarafından denetlenmeyen organizasyon şirketlerinin iş alanı oldukça genişlemiş. Büyük gece kulüpleri ve barlar, markaların yeni açtığı mekânlar için de teklifler alıyorlarmış. Yine estetik kriterler gözetilerek eleman talep edilen bu mekânlarda, erkekler için de “uzun boy, sportif vücut, eli yüzü düzgün” gibi belirlemeler yapılıyormuş. Buralar için yapılan reklamların temelinde yine kusursuz güzellik anlayışı yatıyor haliyle. Rahime, kendilerinden ne beklendiğini şöyle aktarıyor:

“Dışarıya yapılan reklam şöyle: Buraya güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler geliyor. Ama işin iç yüzü başka. Bir erkeğe diyor ki, kız arkadaşını al gel. 200 lira yevmiye alacaksın. Yediğini içtiğini mekân karşılayacak, sen ödemeyeceksin. Kadına da şunu söylüyor: 1.65’in üzerinde ol, 35 yaşın altında ol, mini etek giy ve gel, sana burada her gün iş bulunur. Gelen müşteri, onların çalışan olduğunu bilmiyor. Büyük şirketler düzenli ve kadrolu eleman çalıştırmaktan kaçtıkça organizasyon şirketlerinin hem sayısı artıyor hem de iş alanı genişliyor.”

‘Işıltıların ardındaki emeğimiz görünmüyor’

Otel gibi yerlerde garsonluk, oda temizliği gibi işler için de organizasyon şirketleriyle çalışılıyor. Sektörün en ucunda tutulan, önemsenmeyen ara işler olarak bakılan işlerin çoğu, organizasyon şirketlerine devredilmiş gibi görünüyor.

Giderek daha güvencesiz bir kitle yaratıldığını vurgulayan Rahime, ev emekçisi kadınlar başta olmak üzere, zaten evvelinden güvencesiz olan kesimlerin bu işleri tercih etmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Üniversite öğrencileri, ataması yapılmayanlar, KHK’liler ilk akla gelen kesimler…

Şirketler işte bu ‘zorunda kalma’ durumunu fırsata çeviriyor. Fırsata çevirirken de görünene ‘değer’ biçiyor, görünmeyeni yine değersizleştiriyorlar. Rahime bu durumu şöyle açıklıyor:

“Hizmet görünür olduğunda ortaya bir şey çıkıyor belki ama arka planı kayıp. Mesela ev emekçisi kadınlar için söylenir ya hep… Yemek hazırlarken geçen sürenin, orada harcadığı emeğin üstü örtülüyor. Ortada sadece yemek var. Yemek yeniliyor ve tükeniyor. Öncesi ve sonrası yok. Bu işlerde de bu böyle. Öncesi yok. Özellikle otellerde öyle bir sistem işletiliyor ki, o otellerin müşteriye ait olan kısmına baktığında her yer pırıl pırıl, ışıl ışıl. Bizim çalıştığımız banket bölümleri ise genelde otellerin alt katlarında olur, binanın en dış, en görünmeyen yerinde… Orada ışıltı filan olmaz. Işıltıların ardında harcadığımız emek görünmez.”

Rahime, son olarak “Bu sözünü ettiğim oteller 5 yıldızlı, geceliği bin avro filan” diyor ve ekliyor: “Benim günlüğüm 150 lira…”

Paylaş:

Benzer İçerikler

LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Diyarbakır’da kadınların çalışabileceği alanlar çok sınırlı. Genç kadınların büyük bir bölümü yiyecek- içecek sektöründe, kafelerde, lokantalarda çalışıyor. Buraları ise kadına yönelik tacizin, mobbingin sıkça rastlandığı çok düşük ücretli yerler… Kafe çalışanı kadınlara uzattık mikrofonu…
Uzun yıllar tekstil üretiminde, makine başında çalışmış Zekiye. Sonrasında mutfak bölümüne geçmiş. “Hiç sendikam olmadı, oysa şu hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi” diyor. Asgari ücretin bir an önce artırılmasını, kadın işi-erkek işi ayrımının kalkmasını, iş güvenliğinin sağlanmasını istiyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!