Toplum Yararına Çalışan Kadınlar: ‘Tuvaletin olmaması büyük bir risk’

Bir süredir, Toplum Yararına Çalışma (TYÇ) adı altında kadınlar bağ, bahçe işlerinde kısa süreli ve güvencesiz çalıştırılıyorlar. Nurcan da toplum yararına çalışan kadınlardan biri sigortasının olması bu çalışmanın özünü değiştirmiyor. Bütün gün ağaç, fidan ve çiçek dikiyorlar, ortak alanları düzenliyorlar. Bizler, düzenledikleri parkların, yeşil alanların tadını çıkartırken onlar geçici işçi olmanın sıkıntısıyla evlerine dönüyor..
Paylaş:
Ayla Önder
Ayla Önder
onderayla@gmail.com
Ayla Önder onderayla@gmail.com

Bir süredir, Toplum Yararına Çalışma (TYÇ) adı altında kadınlar bağ, bahçe işlerinde kısa süreli ve güvencesiz çalıştırılıyorlar.  Nurcan da toplum yararına çalışan kadınlardan biri, sigortasının olması çalışmanın özünü değiştirmiyor. Bütün gün ağaç, fidan ve çiçek dikiyorlar, ortak alanları düzenliyorlar. Bizler, düzenledikleri parkların, yeşil alanların tadını çıkartırken onlar geçici işçi olmanın sıkıntısıyla evlerine dönüyor.  

Onlar şehrin faklı noktalarındaki fidanlıklarında çalışan işçi kadınlar.. Sürekli dışarıda, kendi deyimleriyle “sahada” oldukları için, zorlu koşullara karşı savaşıyorlar. Nem, toz, gürültü ve başka birçok olumsuzluklarla karşı karşıyalar. Kışın soğuk, yaz aylarında ise aşırı sıcak hava koşulları bu zorluğun diğer parçaları. Fidanlıklarda ekim, dikim, bakım, uzayan otları biçme, gereksiz bitkileri ayıklama, seyrekleme, ilaçlama ve gübreleme gibi birçok işle uğraşıyorlar. Tarla ve tarım yaşamında kadınları her zaman temel bir rolde görüyoruz. Nesilden nesile aktarılan tarımda genellikle, “doğada üreten insan imajı” kadın oldu. İş olarak da dikim, ekim ve ağaçlandırma söz konusu olunca kadınlar daha çok tercih ediliyor. Sektördeki koşullar çok ağır esasında. “Orman Ağaçlandırma ve Fidan Yetiştirme İşçisi” olarak adlandırılıyor. Kaza ve yaralanma riskleri de olan bir alan. Çok uzun yıllar SGK’sı yapılmadan kayıt dışı çalıştırılmış Nurcan. Uzun bir bekleyişten sonra nihayet sigortalı olduğunu söylüyor. “SGK kadrosuna geçince çok rahatladım” dese de aklı hala sigortasız çalıştırılan iş arkadaşlarında…

Eli toprağa değdiği için…

Kendi deyimiyle “rızık peşinde koşan” bir toprak işçisi Nurcan.. Ankara Yenikent’teki Fidanlığa İşkur aracılığıyla girmiş. Sahada her işi yapmış. Orman İşletme Müdürlüğü’ne ait park ve bahçe alanlarında kazma vurmuş, toprağı çapalamış. Diğer işçi kadın arkadaşlarıyla birlikte, yoğun bir emekle yeşil sahaları çoğaltmak için emek harcamış. Yaklaşık 12 yıldır “Eli toprağa değdiği” için mutlu olduğunu belirtiyor. Doğayı çok seven kadın işçi evli ve üç çocuklu olduğunu söylüyor. Aile olarak bazı acı olaylar yaşamışlar. Oto tamirciliği yapan eşi, bir kış günü üşümesine çözüm bulmak için garajdaki bir taksinin egzoz gazını uzun süre açık bırakınca zehirlenerek yaşamını yitirmiş. “O dönem para yetmediği için rahmetli eşim garajlarda ek iş olarak otomobil tamiri yapıyordu” diyor. O talihsiz kaza yaşanana kadar geçinebilmişler. Ama o olaydan sonra hem maddi hem manevi hayli zorlanmışlar. Ailesi Kars Kağızman’dan gelerek yerleşmiş şehre. Dört kardeşi daha var, Geçim kaynaklarını apartman hizmetlerinden sağlamışlar; “Annem de babam da kapıcıydı Ankara Keçiören’de bir apartmanda”.

En büyük hayali okuldu ama..

Okula gidemiyor Nurcan, annesi çalıştığı için ilkokul 1. sınıftan alınıyor. Annesi “Artık kardeşlerine sen bakacaksın” diyor. O kadar üzülüyor ki okulu bırakmasına. Yıllarca en büyük hayali tekrar okula gitmek olarak yer ediyor kafasında. Ama bambaşka bir durumun içinde buluyor kendini. İlginç bir olayla evlilik giriyor hayatına. Bir yakınının düğünündeyken yaşlı bir adam Nurcan’ı görüp beğeniyor! Bekar bir oğlu olan adam, eşine “Bu kız bizim aileye iyi gelin olur, ailesinden gidip isteyelim” diyor. Adamın oğlu da başka bir kıza aşıkmış! Ama zorla ne yapıp edip oğlunu Nurcan’la evlendiriyor. Eşi belediyede çöp kamyonlarında temizlik işçisiymiş. “Ben de evlenene kadar farklı işlerde çalıştım” açıklamasını yapıyor.

Tohumu işliyor fidanı büyütüyor

“Fidan yetiştiriciliği ihmale gelmez, çocuk bakımı gibi emek istiyor” yorumunu yapıyor. Artık park ve bahçelerde bitki türü eskiye göre daha fazlaymış. Gezi ve oyun parklarında rastlanan yüzlerce çeşit bitkiye bu kadınların eli değiyor. Park-bahçeleri oluşturan bu üretimlerin yanı sıra tohum bahçelerinden toplanan tohumlar da işleniyor. Bakımları yapıldıktan sonra tesislerde fidana dönüştürdüklerini söylüyor ürettikleri tohumları. Fidanlıklarda kızıl selvi, kara selvi, kızılçam, fıstık çamı, sedir, sarıçam, porsuk, meşe, sakız, dut, kızılağaç, okaliptüs, palmiye gibi çok fazla çeşit ağaç fidanı yetiştiriliyormuş. Süs bitkileri ve onlarca çeşidi aşkın farklı park ve bahçe fidanları da yine işçi kadınların emeğiyle meydana geliyor. Toprak zemini bazen onları yoruyor. Kimi zaman otoyol kenarlarında çok eğimli yerleri yeşillendiriyorlar. Bazen zeminde taşları, iri kayaları bazen de eski ağaç köklerini tek tek temizliyorlar.

Tuvaletleri yok!

Ormancılıkta, fidan dikimlerinde, bakımlarında ve bu çerçevedeki tarım işlerinde çalışanların büyük çoğunluğu orman köylerinde yaşayanlar. Ancak köylüleri işçi olarak istihdam etmiyor Park ve Bahçeler Müdürlükleri. Bu sistem TYÇ (Toplum Yararına Çalışma) olarak tanımlanıyor. “Köylerde yaşayan kadınlar genellikle talip oluyor buna” diyor Nurcan. “Periyodik ve kısa süreli işler” şeklinde değerlendirildiğinden bu emekçilerin sigortaları maalesef yapılmıyormuş! Fidanlıkta bu şekilde “toplum yararına çalışma” olarak işe alınan kadın arkadaşlarının sorunlarını anlatıyor; “İşçi kadınlar arazide yazın çok sıcakta kış ayında ise çok soğukta zor anlar yaşıyor. Tuvalet olmaması da çalışanları çok riskli durumlara sokuyor. Otoban kenarındaki süs ağaçlarıyla ilgilenen kadın işçiler için örneğin çok zor bu çalışma. 65-70 yaşlarında insanlar. Bizim buraya yakın olan Pursaklar semtinde bir protokol yolu var. O yolun kenarlarının ağaçlandırılması ve süs bitkileri dikiminde çalışan bu kadınların ihtiyaçları için böyle bir yer yok. Mecburen protokol yolunun karşı tarafındaki ormanlık bölgeye gidiyorlar tuvalet için. Orası ıssız ve ağaçlıklı çünkü. Otoyoldan karşıya geçerken hızla geçen araçların çarpma olasılığı var. Ki böyle bir vaka da oldu!” Hayatları pahasına tuvalet için karşıdan karşıya geçmeye çalışan işçiler kimsenin umurunda değil. Kadınlara küçücük bir kabin tuvalet yapılmaması ise çok büyük bir ihmal.

Tabiata sevdalı

Fidan türleri ve ekilen toprağın özellikleri hakkında adeta bilirkişisi olmuş yıllardır. İşi hızla yapabiliyorlar. Bazen bir günde 50-60 adet fidanı yol kenarından alarak, dikim yapılacak çukurlara taşıyor. ‘Doğa”, “çevre”, “orman” ve “ağaçlandırma”ya dair ne varsa ayrıntılara sahip. Diktiği fidan ektiği tohum sayısı onbinleri buluyor. Fidanlıklarda, park ve bahçelerde ağaçlandırmalar tekdüze yapılamıyor. “Doğa sanatı” gerekiyor. Tabiata sevdalı orman işçisi budamanın da önemini anlatıyor. Elinde çapasıyla, budama makasıyla adeta bir bütün olmuş. Yetiştirdiği bitkilerle her bir köşenin yeşillenmesi onu çok mutlu ediyor. “Ağaç ve fidan dışında mevsimlik çiçek üretimi de yapıyoruz. Onları ekerken peyzajlarını da biz yapıyoruz. Bahar olsun kış olsun mevsimlere göre çiçeklendiriyoruz işlediğimiz toprağı” yorumuyla işinin ayrıntılarını da aktarıyor. Bu arada onun parkları güzelleştirmekten başka bir iş yapmadığını düşünmemiz hata olur! İlkokul 1. sınıftan zorla alınmasının acısını çıkarmış, dışardan ilköğretimi bitirmiş. Yetinmemiş liseye başlamış. Annesinin yazgısına inat diplomayı alır almaz açıktan eğitim veren üniversiteye de gireceğini söylüyor gururla.

Annem büyüyene kadar babam ona dokunmamış!

Babası ile çok zaman geçirememiş. Nurcan 10 yaşındayken baba vefat ediyor. Annesinin hayatından söz etmek istiyor özellikle. Yıllarını kapıcılık yaparak geçirmiş olan anne şu an 67 yaşında ve çok trajik bir hikayesi var. “Babam 40 yaşındaymış ve annemi 12 yaşındayken kaçırmış!” diye söze başladığında “Yani siz bir çocuk gelinin kızısınız öyle mi?” diyorum. “Ama” diye devam ediyor; “Babam anneme üç sene dokunmamış. Halama bırakmış çocuk olduğu için. ‘Senin yanına emanet veriyorum. Büyüyene kadar sende kalsın. Serpildiği zaman alacağım’ demiş! Annem o kadar küçüktü ki babamdan çilolata isterdi. Çocuk Seyran, her şeyden habersiz o evde yaşarken “kadın olması” için beslenip, büyütüldüğünün hiç bir zaman farkında olmamış.

Dört- beş ay işsiz ve parasızlar

Bazen başka yerden sökülerek getirilmiş büyük ağaçları kucaklayıp dikim yapılacak fidan çukurlarına taşıyor. Bu işi ona yaptıran şef veya yetkili, gücünün sınırlarının da farkında üstelik! Fidan emekçileri kimi kez en ücra bir köşeyi de restore etmek için çalışıyor. Bahçe sanatının, peyzajın en ince özelliklerini biliyorlar. Kadın ağaçlandırma ekipleri, estetik görünmesi gereken arazileri dönüştürüyorlar. Gelecek nesiller için flora ve faunayı koruyorlar. Ana hedefleri sadece dikmek değil, gencecik fidanlardan uzun otları, çalıları ve yabani bitkileri ayıklıyorlar. “Sıkışmasını engelleyip özgürce büyümelerini sağlamak için yapıyoruz. Özellikle yeni dikilenler hassastır, üç ay iyi bakım yapılmazsa kuruyabilirler” şeklinde açıklama yapıyor. Fidanlara, peyzaj ve süs bitkilerine gözleri gibi bakıyorlar. Ne var ki mevsimlik işçi statüsünde oldukları için yılın dört-beş ayında işsiz olarak evlerinde oturuyorlar ve bu sürede maaş da almıyorlar.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Bir tas çorba, bir parça ekmek ve ev kirası ödeyebilmek için başka şehirlerin yolunu tutuyorlar. Bazen dört ay bazen de daha fazla süre ile evlerini terk edip, soğuk depolarda 10 saatten fazla çalışıyorlar. Sigorta yok, güvence yok. 42 yaşındaki Hatice Uslu da onlardan biri iki kızı ve eşi de aynı işi yapıyor.
Uzun yıllar tekstil üretiminde, makine başında çalışmış Zekiye. Sonrasında mutfak bölümüne geçmiş. “Hiç sendikam olmadı, oysa şu hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi” diyor. Asgari ücretin bir an önce artırılmasını, kadın işi-erkek işi ayrımının kalkmasını, iş güvenliğinin sağlanmasını istiyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!