“Ayrımcılık her yerde ama özellikle iş yerinde”

Sendikal hareket içinde 1970’lerde başlayan LGBTİQ eşitlik mücadelesi, Avrupa Sendikalar Birliği’nde (ETUC) LGBTİQ Komisyonunun kurulmasıyla sonuçlandı. Ama ayrımcılık devam ediyor. Çalışma yaşamında daha fazla eşitlik için sendikaların uluslararası mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.
Paylaş:
Necla Akgökçe
Necla Akgökçe
nakgokce@gmail.com
Yazan: Christine Esterbauer
Çeviri: Necla Akgökçe

Sendikal hareket içinde 1970’lerde başlayan LGBTİQ eşitlik mücadelesi, Avrupa Sendikalar Birliği’nde (ETUC) LGBTİQ Komisyonunun kurulmasıyla sonuçlandı. Ama ayrımcılık devam ediyor. Çalışma yaşamında daha fazla eşitlik için sendikaların uluslararası mücadeleyi yükseltmesi gerekiyor.

İşyerinde LGBTİQ bireyler için daha fazla eşitlik mücadelesi, dünya sendikal hareketinin tarihinde çok uzun süre görmezden gelindi.  Cinsel yönelim kişisel bir meseleymiş gibi algılanıyordu. Ancak 1970’lerde işyerinde belgelenen ilk ayrımcılık vakaları, sendikal hareketin ve eylemin bu konuda çok fazla yaratıcı olması gerektiğini gösterdi. Böylece mücadele başladı.

Sendikal hareket ve eşcinsel hareket yakınlaşması

İşyerinde eşcinsel bireylere yönelik ayrımcılığa karşı en erken protestolardan biri, 1977’de ABD’li bira üreticisi Coors’un boykot edilmesi eylemiydi. Şirket ayrımcı uygulamalarıyla tanınıyordu. İşe alımlarda hem cinsel yönelim hem de sendika üyeliği sorgulanıyordu.  Her ikisi de bir dışlama kriteriydi.  Bu ayrımcılık karşısında Ulaştırma İşçileri Sendikası, Gay barlarla birlikte bir boykot düzenledi. Coors birası, ülkedeki tüm barlarda gösterişli bir biçimde kanalizasyona döküldü. Protestonun kalıcı etkileri oldu: Coors hisseleri yere çakıldı ve o günden sonra artık Gay barlarda Coors birası servis edilmiyor.

Daha sonra İngiltere’deki öğretmenler sendikasında da protestolar başladı. Bir öğretmen, ‘tehlikeli’ diye nitelendirildikten sonra yetkililer tarafından görevden alındı. Başlangıçta, sendika konuyu ele almak konusunda isteksizdi ama kendi saflarında olaydan etkilenen eşcinsel gruplar tarafından eleştirilerek motive edildi. Sendika içinde grup oluşturuldu ve böylece LGBTİQ sorunları ve çıkarları sendikanın siyasi gündemine doğrudan girmiş oldu.

1984/85’te İngiliz eşcinsel hareketi madencilerin grevini destekledi. Ve zamanın güçlü neoliberal başbakanı Margaret Thatcher tarafından her iki hareket de muhalif ilan edildi. Hareketler başlangıçta önyargılar nedeniyle yakınlaşmak için epey zorlandılar. Ama bu süreçten güçlü bir dayanışma hareketi ortaya çıktı. Sonuç: 1985’te madenciler Lezbiyen ve Gay Onur Yürüyüşü’ne öncülük etti ve İşçi Partisi’nde LGBTİQ bireyler için eşit haklar yönergesi kabul edildi. Bu olayın hikayesi Pride (Gurur) filminde gayet dokunaklı bir biçimde anlatılmıştır.

Uluslararası Sendikal Gündem: LGBTİQ Hakları

1993 yılında sendikalarda artık LGBTİQ haklarını uluslararası düzeyde ele almanın zamanı gelmişti. Uluslararası Öğretmen ve Kamu görevlileri Sendikaları Birliği 25. Dünya Kongresi’nde, üyelerini işyerlerinden parlamentolara kadar kendi ülkelerindeki ayrımcılıkla aktif olarak mücadele etmeye çağırdı.

ETUC 2008 Kongresi

2008’de Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) çok net bir biçimde tutum belirleyerek bunu: “ETUC, tüm çalışanların insan hakları ve sendikal haklarını savunmada toplumun en ön saflarında yer alır.” diye kamuoyu ile paylaşan ETUC,  bu tutumun başlangıçtan itibaren LGBTİQ’ya yönelik ayrımcılıkla savaşma, saygı ve onur mücadelesini kapsadığının altını çizdi.

Avusturya bu kararın alınmasında önemli bir rol oynadı. Daha doğrusu, işi kotaran Uluslararası Gıda, Tarım ve Gastronomi İşçileri Sendikası  (IUF)’nda yönetimde olan eski PRO-GE şube sekreteri Gerhard Riess’ti. Riess ayrımcılığın her yerde özellikle de işyerlerinde olduğunu vurguladıktan sonra buna karşı mücadele edilmesi gerektiğinin de altını çiziyordu. Riess ETUC içinde bir LGBTİQ Komisyonu’nun kurulmasına öncülük etti.  2018’de yerel zorlukları ve küresel çözümleri tartışmak için Viyana’da bir konferans düzenlendi.

ÖGB şu anda AB’nin LGBTİQ bireyler için eşitlik stratejisi grubunda sosyal partner olarak yer alıyor. Bu grupta “nefret suçu”na, yani nefret söylemi ve ajitasyonuna karşı bir kılavuz hazırlanıyor. Buna da AB ​​Milletvekili ve ÖGB yönetim kurulu üyesi Evelyn Regner öncülük ediyor.

Daha fazla eşitlik için sendikal mücadele devam edecek. LGBTİQ bireyler 70’den fazla ülkede yasal olarak ayrımcılığa uğruyor ve eşcinsellik sekiz ülkede ölümle cezalandırılıyor. Daha yapılması gereken çok şey var.

https://www.oegb.at/themen/gleichstellung/antidiskriminierung/diskriminierung-erfolgt-ueberall–aber-besonders-am-arbeitsplatz

Paylaş:

Benzer İçerikler

Ceva Lojistik Amazon Depo’da baskı, hakaret, mobbing ve kadınlara yönelik ayrımcılıklarla baş etmek için DGD- Sen’e üye olan ve usulsüz bir biçimde işten atılan kadın işçiler kapı önünde eylemdeler. Kendilerine haksızlık yapan yöneticileri teşhir eden kadınlar depo işçilerini mücadeleye çağırıyor.
Yıldız Soylu, PTT’de yaşanan taşeron zulmüne ve sefalet sözleşmesine karşı olduklarını sonuna kadar direneceklerini belirtiyor. Kadınların ev işi de yaptıkları için daha ağır yük altında olduklarının altını çizdikten sonra “Kadın emeği sömürüsüne, ayrımcılığa, cinsiyetçi politikalara karşı mücadele etmeliyiz” diyor.
Tuzla’da patronun kapatacağını söylediği ve kıdem tazminatlarını kuşa çevirdiği EFT’te, işçiler fabrikayı işgal etti. Kadın işçiler, “Kadın usta yetiştiriyoruz” diye kendilerini üç kuruşa mobbing ve ekonomik şiddet koşullarında çalıştıran patrona karşı çok öfkeli.
Haziran “Onur Ayı”dır, bu ay içinde queer bireyler kendi kaderini tayin etme özgürlüğünü kutlayarak, süregelen ayrımcılığa dikkat çeker. Bu, sendikalar için bir ayla sınırlandırılamayacak kadar önemli bir konudur.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!