Skip to main contentSkip to footer

üslerini de al, git

Nato’ya defol demek lafın gelişi aslında. türkiye’nin farklı yerlerindeki üsleriyle zaten o hep “evde”. ama belki de bu durum karşısında sanıldığı kadar çaresiz değilizdir.

Kadın Emeği

bütün savaşlara eşlik eden cinsel suçlara filistinli kadınlar da maruz kalıyor. geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haber, sözlü ve fiziksel cinsel tacizin sadece işgal askerleri değil, yerleşimciler tarafından da, bir zorla yerinden etme aracı olarak kullanıldığını gösteriyor… tanıklıklarına başvurulan kadınlar, yerleşimcilerin onlar çocuklarıyla önlerinden geçerken cinsel içerikli sözler sarfettiklerini, bazı işgal askerlerinin kontrol noktalarında kendi pantolonlarını indirerek cinsel organlarını teşhir ettiklerini ve kadınları utandırmaya çalıştıklarını anlatıyor. bazı kadın askerlerin de kontrol noktalarında filistinli kadınları soyunmaya zorladığı, onlara elektroşok uyguladığı anlatılanlar arasında. yine filistinli kadınlar, yerleşimci erkeklerin evlerine girip avlularında içki içtiklerini, onları aşağıladıklarını, rahatsız ettiklerini de söylüyor. bütün bunlar bu insanları bıktırıp evlerine terk etmek zorunda bırakmak için yapılıyor.

ama en ağır erkek şiddeti israil hapishanelerinde işleniyor. sadece kadınlara karşı da değil, geçen yıl bir erkek esir, toplu tecavüz sonucu hayatını kaybetti.

resmi görevlilerin ya da askerlerin işlediği suçları takip etmeye çalışan kurumlar var, pek işlevli olmasalar da. çünkü tacize uğrayan kadınların o sırada -olup biteni telefonla kaydetmek gibi- delil toplama işleri yapması mümkün değil.  “sivil” yerleşimcilerin suçlarını takip edecek kendi “devlet”leri dışında bir merci yok! tanıdık bir tablo.

filistin bu konuda tek örnek değil tabii ama nato’yu en iyi şekilde ağırlamaya çalışanların dillerinden düşürmedikleri bir coğrafya olduğu için özellikle oradan örnekler verdim. dünyanın pek çok yerinde, savaşlarda ve çatışmaların savaş olarak adlandırılamayacak kadar seyrek olduğu gerilimlerde kadınlar benzer suçlara maruz kalıyor. ve bu gelişmelerin hepsinin ardında nato var.  çok açık örneklerin dışında, daha üstü kapalı olgular da mevcut. örneğin ukrayna’daki neonazileri silahlandıran nato güçleri. onların işlediği suçlar, örneğin 2014’te odessa’da rusya yanlılarının bulunduğu bir sendika binasını ateşe verip 38 kişinin ölümüne sebep olduklarından veya ukrayna’da insanları ağaçlara bağlayıp eziyet ettiklerinden hiç bahsedilmiyor.

nato yani abd hegemonyası

nato’ya üye 32 devlet var fakat türkiye, malum zirve için her yeri abd’nin renklerine boyayarak nato’nun esasen kimin örgütü olduğunu açıkça gösterdi. tam da abd’nin “bağımsızlık günü” olan 4 temmuz’da istanbul’da köprünün abd bayrağının renkleriyle ışıklandırılmasından üç gün sonra, abd iran’ın güneyini bombaladı; gerekçesi iran’ın, abd ile ateşkesin bitmesinin ardından, hürmüz boğazı’ndan geçen iki ticari gemiyi füzelerle vurmuş olması.

abd, yıllarca iran’a çeşitli biçimlerde ambargo uyguladı, ülkenin bugünkü ekonomik durumunun tek sebebi bu değil tabii ama etkisi yok da denemez. yine abd küba’ya da yıllardır ambargo uyguluyor ve bu süre boyunca bu küçücük ülkeye milyonlarca dolarlık zarar verdi. ama küba teslim olmuyor. iran’da kadınlar da dahil olmak üzere rejim muhalifleri, abd karşısında kendi ülkelerini savunmayı tercih ediyor. iran, israil’in lübnan’a saldırılarını durdurması konusunun abd ile ateşkesin vazgeçilmez bir maddesi olduğunu açıkladı. yemenli husiler filistin’in yanında. bütün bunlardan çıkarttığım birkaç sonuç var.

-başka halkların toprağına göz koymadan vatanseverlik mümkün, hatta bu vatanseverliğin tek biçimi, diğeri emperyal bir heves.

-baskı, otokrasi de dahil olmak üzere iç meseleler o ülke halkının gücü ve mücadelesiyle çözülebilir; nato üyelerinin referansı ve müdahalesiyle değil.

-israil saldırganlığına karşı retorikle -yani lafla, hamasetle- sınırlı olmayan etkili bir mücadele vermek mümkün.

-halklar arasında adı bu şekilde konmasa da yeni enternasyonalist pratikler ortaya çıkıyor.

biliyorum, bütün bunların farklı yönleri var, devletlerarası ilişkiler çok daha karmaşık ama bir o kadar da sade.

türkiye’de trump’a ve genel olarak nato’ya gösterilen misafirperverlik halkın kaynaklarını savunma sanayii aracılığıyla nato’nun emrine vermeye hazır olunduğu anlamına geliyor. dünya halklarına, kadınlara, çocuklara işlenen suçların sorumlusu olması bir yana, trump’ın pedofil bir çetenin parçası olması dahi hoş karşılanmamasını gerektirirdi.

fevziye şenoğlu ve sabiha baturay

nato ve abd dünyanın her yerinde protesto ediliyor, birçok yerde protestocular şiddetle karşı karşıya kalıyor ve bu şiddet dünyanın her yerinde insanlık suçu! nato zirvesi öncesinde gözaltına alınanlar arasında filistin dayanışma hareketinde yer alıp kendini müslüman olarak tanımlayanlar, örneğin fevziye şenoğlu ve sabiha baturay olsa da nato’nun gerçeğini, dünyanın her yerinde halklara düşman olduğunu anlatmak bu toprağın eşitlikten ve özgürlükten yana güçlerine düştü. o protesto meydanlarında mor bayraklarımızın dalgalanması da gurur verici. orada atılan her slogan alnımızın akıdır. nato protesto edilmeyi fazlasıyla hak ediyor ama özellikle küba örneğinde gördüğümüz gibi, nato’dan kurtulmak, ona karşı mücadele edebilmek, bir halkın ortak kararını ve kararlılığını gerektiriyor. bu noktada hüznümüzün sebebi de şudur ki, türkiye’nin geleceğine talip olanlar arasında, zayıf da olsa başarılı olması ihtimali bulunanlar içinde, nato’dan çıkılmasını vaat eden kimse olmadığı gibi ona umut bağlayanlar var. bunu değiştirmenin ve o kararlılığı inşa etmenin yolları üzerine düşünmeliyiz bence.

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar