Skip to main contentSkip to footer
Kadınların odun mesaisi:

“Yağmur yağarsa sırtımızdaki yük ıslanır ve getirmek çok zor olur”

Nesillerdir tarlaları süren, hayvanlara bakan köy kadınlarının onlarca işi arasında odun sırtlamak da var. Ormanda kuru dalları aramak, küçük parçalara ayırmak. Koca dal demetiyle uzunca bir yol katetmek gencinin de yaşlısının da rutin işi. Sellerin kıyılara sürüklediği dalların da peşindeler. Kadınlar orman mesaisini anlattı.

Ücret

Kırsal kesimdeki kadınların ormanlardan odun toplama uğraşı günlük hayatın bir parçası. Zorlu ve tehlikeli olsa da, hem yemek pişirmek hem de evleri ısıtmak için mecburi. Birçok dağ köyünde bu “yakacak mesaisi” söz konusu. Tabii ki, Orman Bölge Müdürlükleri tarafından toplanılmasında sorun olmayan kuru ve kırılmış dallar bunlar. Sellerle deniz ve akarsu kıyılarına sürüklenen dalların da peşindeler. Genellikle çetin geçen kış boyunca, sobalar her gün sabahtan akşama kadar yanar. Ama bu sadece kışa has değil. Köylüler dört mevsim bu emeği sırtlanıyor. Kuzine üzerinde ayrıca yemek pişirmek için ateşin günün büyük bölümünde yanık tutulması lazım. Banyo suyu ısıtmak için de. Hani sayarız kadının gündelik ve bitmek bilmez işlerini. Köylünün bir de yakacak emeği ile beli bükülüyor. Eskiden çok fazla olan “doğadan yakacak arama” uğraşının yine ilgi görmeye başlaması, zamanın geçim zorluklarından kaynaklı. Bir başka faktör de Karadeniz’de bölgenin çok fazla eğimli olması nedeniyle birçok yerde araçla odun getirmenin neredeyse imkansız olması.

Yakacak emekçileri

Yaşları 50-75 dolayında olan yakacak emekçileri, her seferinde düzinelerce kırılmış veya kuru dallardan oluşan koca yük sırtlarında birkaç kilometre yürüyorlar. Örneğin bu mevsimde engebeli ve çamurlu yollarda geçiriyorlar en az 1-2 saatlerini. Karadeniz veya Doğu Anadolu. Her yerde karşımıza çıkıyor tepeleme yüküyle yolu arşınlayan başı yazmalı kadınlar. Bu iş güç ve iyi bir sağlık gerektiriyor aslında. Gençler genellikle dayanamazken, uzun süredir bu emeği sürdürenler orta yaşlı. Vazgeçilmez aletleri ise ip ve pala. Odunlarla evlerine dönen kadınları bitkin halde o yollarda görmek her zaman mümkün. Soğuklarda sıkı elbiseler giymiş, ağzını eşarbı ile kapatmış köy sakinleri üçlü, beşli yola çıkıyorlar. Fiziksel ağırlık onları rahatsız etmiyor; buna alışkın olduklarını söylüyorlar.

“Bugün oduna gittin mi?”

Hanife Yazıcı ile görüşüyoruz. Evli ve üç çocuğu var. Rizeli köylü, bazı yerlerde özellikle Karadeniz’de dağa, ormana kuru yakacak aramaya gitmeyen kadının çok az olduğunu söylüyor. Bu işi “oduna gitme” olarak adlandırıyorlar.  “Bugün oduna gittin mi?” sorusu günlük konuşmalarda geçiyormuş. Onun işi de her kırsal emekçi gibi, çay ekme ve diğer bahçe işleri. Diyor ki; “Odun bizde ekmek gibi. Güzün de yazın da gideriz toplamaya. Ama hava durumunu çocuklara sorup çıkarız yola. Eğer aniden yağmur yağarsa sırtımızdaki yük ıslanır ve getirmek çok zor olur”. İşin ironik yanı, bazı evlerde gaz tüpleri varmış. Onu çok ani bir durum olursa kullanmak için saklıyorlarmış! Ekonomik güçlüklerin çok yaşandığı bu zaman diliminde çoğunlukla odun yakarak her kuruştan “tasarruf” etme zorunluluğu hissettiklerini söylüyor. Odun mesaisini adeta bir görev olarak görüyor. Bu “görev” ise beraberinde riski de getiriyor. “Bazen domuz da gelebilir dağlık yere. Onun için belli yerlere gidiyoruz tabii” diyor.

Yük ağır adım yavaş

Trabzon Sürmeneli Fatma da (*) Karadeniz’in, o gür orman coğrafyasının bir sakini. Odunları nesillerdir omuzlarında taşıyan nineleri gibi bu geleneği sürdürüyor. Eşini kanserden iki yıl önce kaybetmiş. Orada da mesai aynı. Haftanın üç günü ağaçların arasında geçiyor. 43 yaşındaki Fatma bazı ayrıntıları paylaşıyor; “Kar yağdıktan sonra odun getirmek çok zor. Her yer karla kaplıyken gitmeyiz. O nedenle yazın daha fazla çalışıyoruz”. Havanın iyi olduğu günlerde üç-dört komşusuyla yola çıkıyor. Odun bulabilecekleri bir yere vardıklarında, daha fazla toplamak için farklı yönlere dağılıyorlar. Şöyle bir püf noktasını öğreniyoruz Fatma’dan; “Herkes taşıyacak yük kadar odun kesecek diye bir şey yok. Kimimiz daha fazla yük alıyor omuzuna. Çünkü köy yaşamında çok kıymetli. Tandırdaki ekmeği, taş ocağındaki yemeği onunla pişiririz”. Kendilerini zorlayacak kadar yük olunca ağır ağır ilerliyorlar. İşin kuralı bu.

Cennet Coşkun

“Kızlara küçükken öğretilir”

“Aydın’ın köylerinden Topçam’da yaşayan Cennet Coşkun da sırtında dağdan odun taşıyan kadınlardan biri. 52 yaşındaki Cennet’ten dinliyoruz yakacak mesaisini; “Daha 10-12 yaşlarındayken anneler kızlarına bunu öğretir bizim köyde. Kendi giderken küçük kızını yanına alır ki nasıl yapılıyor görsün diye. Bizler tarım işiyle ve hayvancılıkla da uğraşıyoruz ama asıl işimiz kozalak toplamak. Ormandan odun getirmek ise bizim için çok önemli. En az 45 dakika sırtımızda yüklü çalı çırpı ile yürüyoruz”. Cennet anlatmayı sürdürüyor; “13 yaşındayken annemle birlikte yakacak odun toplamak için ormana gitmeye başladım ve 40 yıldır bunu yapıyorum. Başlangıçta odun taşımak sırtı, omuzları ağrıtıyor ama insan sonra alışıyor. Fakat bele o kadar ağır yük binince yaşlılıkta birçok hastalık yaşanıyor. Örneğin şimdi annem belindeki fıtıktan dolayı çok zor yürüyor.” Bölgede var olan yüzlerce zeytin ağacının belli dönemlerde budandığını, bunun bir fırsat olduğunu anlatıyor. Diğer köylüler gibi budama sonucunda toplanan dalları o da eve taşıyor. Bu iş günlerce sürüyormuş. Öte yandan ekmek pişirmek için “piynar odunu” toplamak da çok yaygınmış burada.

 

Zeynep Canbay

“Yemeği onunla pişiriyorum”

Ev soğumasın diye beli bükülen kadınlar arasında Zeynep Canbay da var. Mart’ın bu soğuk günlerinde o yine dağda. Denizli’nin Aydınlar Köyü’nde yaşıyor. Neyse ki bu kez sırtındaki yük çok eziyet vermiyor. Zeynep Teyze 76 yaşında olunca çok fazlasına gücü yetememiş aslında. Köy insanının yakacak derdi yaşı başı dinlemiyor. Sorunca “Neden olacak, yemeği onunla pişiyorum, evi onunla ısıtıyorum” diyor. Kuru ağaç dallarının bulunabildiği yerlere gidiyormuş. Kesme derdinden kurtuluyor böylece. Onun için de bu bir tür rutin. Sadece orman mesaisi değil birçok işe koşturuyor. Kendisini ikinci bir kez konuşmak için aradığımda eşi çıkıyor karşıma. “Onu bu saatte bulamazsınız, tarlayı kazıyor” diyor.

 

 

 

AyşeTeyze – Fotoğraf: Aşkın Karbuz

Bir ayağı platinli

Karadeniz bölgesinin kadınları emekte güç abidesi gerçekten. Ama bunların arasında bir de Ayşe Teyze’ye yakından bakmak gerekir. Birçok havzası dik yamaçlı Trabzon’un köylülerinden biri. Dağlardan topladığı odunları sırtlayan köylünün bir ayağı platinli, yaşı ise 70! Düzköy ilçesine bağlı Çayırbağı Köyü’nde herkesin yakacağı doğadan. O platinli bacakla, yüklü halde patikalarda bir saat yürüyor. Köylerin rutin işleri eskisi gibi değil. Ne ekecek? Ekse de yağmurlar eskisi gibi yağmadığı için nasıl sulayacak? Yoksulluk kırsal alanda daha fazla. Tarım bu koşullardayken dağda çalı çırpı aramak, hayatta kalma mücadelesi..

 

Evdeki sıkıntılardan uzakta

66 yaşındaki Hatice(**) Sinoplu. Yaşamı boyunca en çok zaman alan faaliyetinin tarla kazmak olduğunu söylüyor. Odun taşıma ikinci sıradaymış. Çünkü orada da odun yaşamları için vazgeçilmez bir yakıt kaynağı. Sık sık evin ihtiyacı ve torunları için yakacak toplamak üzere ormana gittiğini anlatıyor ve diyor ki; “Bizim köylerde adettir. Küçük yaşta annem ve kardeşimle birlikte yakacak toplamaya başladım”. Kaç yük odun taşıdığını, ne kadar yürüdüğünü hatırlamıyor bile. Ormanların her köşesini avucunun içi gibi bildiğini söylüyor. Hatice için bu uğraş sadece yakacak aramaktan ibaret değil. Bir başka amaç; bir anlamda evden uzaklaşmak, rahat nefes almak. Ayrıca, ormana gitmek onun için bir alışkanlık. “Evde iş bitmiyor. Adam hep bağırıyor. Orada iş buyuran da, azarlayan da yok kızım” diyor. Anlaşılıyor ki doğada olmak onun için bir nevi tedavi yöntemi..

Uzmandan uyarılar

Bu koca ağırlığın yaşamlarına nasıl nüfus ettiğinin nedenleri çok açık. Fakat diğer yandan madalyonun bir de öteki yüzü var. Dr. Selma Mutlu Okkaoğlu’na 30 – 40 kilo yükün bedende nasıl etkilere yol açacağını soruyoruz. Şu bilgileri paylaşıyor Dr. Okkaoğlu; “Bu ağır yükleri taşıyan kadınların yaşadığı hastalıklar öncelikle omurgada ve belde oluşuyor. Bel ve boyun fıtığına, bel kaymasına maruz kalabiliyorlar. Bel fıtığı dışında omur kaymalarına, omurgada şekil bozukluklarına neden oluyor. Bele fazla ağırlık bindirmek omurgada birçok farklı sorunlara da yol açabiliyor. Bu ağır yüklerle yürümek kalıcı olarak belde ve dizlerde yoğun ağrılara neden olabilir. Hareket kısıtlılığına yol açan durumlar bu eylemler. Öncelikle omurga zarar görüyor. Sürekli bu işi yaptıkları için hasarlar da kalıcı hale gelebiliyor. Bel ve boyunda da şekil bozukluklarının yanı sıra omurlarda disk kaymaları görülebiliyor. Bu işi mutlaka destek alarak yapmalılar”.

Bir erkeğin odun taşıması çok bilindik bir vaka değil. Çok fazla da rastlamadık açıkçası. İleri yaşlarına rağmen yakacak peşinde mesafeleri kateden nice kadın var. Tabii risklerini de göze alıyorlar. Kırsal bölgeden eksik olmayan dikenler sorun örneğin. Bazen diken batması sonucu oluşan yaralara da katlanıyorlar. Hayat çoğu kez bağırsa da, bu dağ gibi kadınlar kimseye fark ettirmeden ayakta kalabiliyorlar!

(*) İsteği üzerine adını vermeyip takma isim kullandık
(**) İsminin yazılmasını istemedi

Ana Fotoğraf: TRT

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar