Skip to main contentSkip to footer

yanılma payı

“Epstein dosyalarının feministlerin #metoo kampanyasıyla teşhir olduğunu hatırlayalım; ama feminizmi özneleri olmayan, kimin hayatına değdiği belirsiz bir “hareket”ten ve belki bir “teori”den ibaret görenler gözlerini böyle şeylere kapatabilir.”

Kadın Emeği

x’in adının twitter, ortamının daha ümitvâr, hesapların dostane olduğu, mizahın da kara ve acı olmadığı zamanlarda bir twit atmıştım: “üç beyazdan uzak durun, zizek, chomsky, wallerstein” diye.

aradan geçen yıllarda, wallerstein’a haksızlık ettiğimi düşündüm. üçüncü o değil, ya deleuze ya da derrida olmalıydı. zizek zaten kendi kendisini teşhir eden bir persona. chomsky hakkında da yanılmadığımı düşünüyorum.

linguistik ve bilişsel bilimler alanında çığır açan bir bilim insanı. politik değeri, bir abd vatandaşı olarak, abd’yi ve sistemini titizlikle eleştirmesi ve yahudi olduğu halde israil’in politikalarına karşı çıkmasında yatar, bence.*

gördüğü rağbet ise, 1990’larda, sosyalist sistemin çözündüğü yıllarda marksizm dışı arayışlara cevap verecek fikir ve metinler üretmesine dayanıyor, yine bence. ikinci dünya savaşı’nın ertesine denk düşen gençlik yıllarında, anarşist metinlere ve anarşist fikirlere ilgi duymuş. bu onun anarşizme yakın olarak tanımlanmasına sebep oldu. buradan hareketle, o yıllarda çok gözde olan özgürlükçü sol fikirlerin temsilcilerinden sayıldı.** ama o yıllardaki yazılarına bakıldığında, anarşizmle ilintilendirilmesi haksızlık, sistem içi bir muhalefeti dile getirdiği aşikâr. öznesi belirsiz olan ya da entelektüeller olan bir muhalefet.

mürit uçurması

sizin de dikkatinizi çekmiştir, türkiye’den, filistin’den, ırak’tan ya da ne bileyim endonezya’dan hiç kimseye ingiltere seçimlerinin sonuçlarıyla ilgili soru sorulmuyor. hiç kimse, bizim irlanda meselesiyle ilgili görüşümüzü merak etmiyor. ama chomsky kürt sorunuyla ilgili konuştu hep, bu sebeple takdir gördü.

kendisi 2000’li yıllarda sık sık türkiye’ye gelirdi. bunlardan birinde, sanırım 2010’da, katıldığı etkinliği düzenleyen şanar yurdatapan sayesinde, gazeteci olarak tanıştım chomsky ile. röportaj verme konusunda isteksizdi ama şanar yurdatapan, yemekte yanına oturmamı sağlamıştı ve o arada sohbet edebileceğimizi söylemişti ki öyle de oldu. chomsky, kayıt cihazı açmama da ses etmedi. ilk cümlesi “bana kürt sorunu sormayacaksın değil mi?” oldu! “hayır” dedim. “o zaman ben sana sorayım” dedi. açıkçası böyle bir şey beklemediğim için ingilizcem kırılıp döküldüyse de konuştuk. ama bu konuya ilgisinin fikir belirtme ihtiyacına dayanmadığını düşündürdü bu bana.

eşini birkaç yıl önce kaybetmişti, o yüzden erkek kardeşinin, becerikli ve otoriter bir kadın olduğu her halinden belli olan eşiyle yolculuk yapıyordu. yengesi, onun kendisine bakmaktan aciz olduğunu, yemek yemeği unutabildiğini, yorulduğunu fark etmediğini, o yüzden yanında olduğunu anlatmış, nitekim bizim sohbet uzayınca kaşlarını çatmıştı. seksenli yaşların başında, eli ayağı tutan, aklı yerinde bir insanın kendisine bakmaktan aciz olma lüksü üzerine bir şey söylememe gerek yok sanırım.

neyse ki bundan birkaç yıl sonra, 2014’te evlenmiş; ikinci eşi çevirmen ve dilbilimci, meksikalı valeria wasserman chomsky’den 35 yaş küçük, evlendiklerinde 51 yaşında, tabii ki kendi kararlarını verebilen bir yetişkin. ama bu ilişkinin bu kadar kolay kabul görmesinin cinsiyetler arasındaki asimetriyle ilgili olduğunu görmek için feminist olmaya gerek yok, değil mi?

suçlar, travmalar ve histeri

birçok kadın ve erkek gibi ben de epstein dosyalarıyla ilgili ayrıntılara bakmakta zorlanıyorum. bir kadının cinsel tacizle karşılaşmadan yaşamasının nadiren mümkün olduğu bir dünyadayız ama çocukluk travmaları başka. ve çok fazla sayıda çocuk cinsel istismara maruz kalıyor, travmanın izlerini, yaralarını ömrü boyunca taşıyor. bu korkunç vakayla ilgili özellikle görsel malzeme o travmalara dair hatıraları canlandırıyor, insanı hayattan bezdiren duyguları geri getiriyor.  bu görsel malzemenin teşhiri bizzat istismar. o yüzden, eğer konuyu ele alırken derdimiz çocukları korumaksa ilk önceliğimiz, çarpıcı, ilgi görecek malzemeleri kamuya sunmak değil, bu travmaları tetiklememek olmalı. ardından suçun adının konması, cezalandırılması gelmeli.

ama kamuya açılması bu türden bir sorun yaratmayacak belgelerde, chomsky ile epstein’ın ihtiyaç duydukları konularda birbirlerine destek oldukları görünüyor; birinin medyayla nasıl baş edeceğine dair tavsiyeye ihtiyacı var, diğerinin maddi konularda akıl almaya. kadınların istismar edilmesi konusunun bir isteriye dönüştüğünü ifade eden chomsky’nin böyle bir konuda destek vermesi gayet normal; bir entelektüel olarak “iddia”nın “kanıt” olmadığını da düşünüyor tabii! kadının/kadınların beyanı konusu bir yana belgelerin somutluğunu da görmezden geliyor.

ve epstein’ın ilişkisiyle ilgili soruları, onunla tanıştığını ama bunun kimseyi ilgilendirmediği şeklinde cevaplıyor. chomsky, 2023’te eşinin memleketi olan brezilya’da bir felç geçirdi ve artık yürüyemiyor, konuşamıyor. nitekim özür açıklamasını eşi yaptı.

chomsky çiftinin, adadan ve adada olup bitenlerden haberi olmayabilir ama bir adamla yakın arkadaş olup işlediği suçlardan bihaber olmak nasıl mümkün olabilir? örneğin, bill clinton’dan, donald trump’a birçok yöneticinin yolculuk yaptığı özel jetin adının “lolita express” olduğunu, 2020 yılında aynı adlı bir kısa film çekilmiş olmasına rağmen bilmemeleri mümkün mü?

epstein dosyalarının feministlerin #metoo kampanyasıyla teşhir olduğunu hatırlayalım; ama feminizmi özneleri olmayan, kimin hayatına değdiği belirsiz bir “hareket”ten ve belki bir “teori”den ibaret görenler gözlerini böyle şeylere kapatabilir.

en az bunun kadar önemli bir konu; filistin dostluğu ve israil’e eleştirileriyle tanınan chomsky, epstein’ın israil devletiyle ilişkilerinden, en azından bu yöndeki iddialardan bihaber olabilir mi?

dosyalardaki onlarca erkeğin ve onların işbirlikçisi kadının içinden neden solcuların seçilip eleştirildiğini sorgulayanlar var. cevabı çok basit, vaatlerinden, iddialarından dolayı! daha adil bir dünya, daha özgür hayatlar, bir nebze olsun eşitlik vaat edenlerin büyük ve korkunç bir sistemin sonucu olan vahşeti görmezden gelmiş olma ihtimali bile dehşet verici değil mi?

biliyorum, tavşanın dağa küsmesinin bir kıymeti yok ama valeria wasserman’ın kendisi ve eşi adına dilediği özrü kabul etmem mümkün değil. belki yanılıyorumdur ama bu sefer de biz yanılalım değil mi?

*gerçi birçok ülkede, filistin’le dayanışma hareketlerinde yahudiler aktif olarak yer alıyor.

**özgürlükçülüğün sol düşüncenin temellerinden biri olduğunu bilerek, bu ifadenin aslında sola yönelik bir karalama olduğunu düşünüyorum. çünkü özgürlükçü olmayan zaten sol değildir, sorun solda değil o harekettedir.

Fotoğraf: Dantat

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar