Zeynep’in çocukluğu yokluklar ve sıkıntılarla ile geçti. Büyüdü öğretmen oldu. Eğitim Sen Kadın Sekreteriydi. Ankara Gar katliamından kurtuldu, KHK ile işten atıldı. Bu süreç psikiyatri kliniğinde son buldu. Öteki Yayınları’ndan çıkan “KAPALI KADIN PSİKİYATRİ’YE HOŞ GELDİNİZ Parçalanmış Ruhlar Bütün Bedenler” isimli kitabıyla kendini ve oradaki kadınları anlattı.

2016 yılı sonrası solcuların da KHK ile meslekten ihraç haberleri gelmeye başladığında bir türlü anlamlandıramadığımız şeyler yaşanıyordu. Pek çok kişi sebepsizce KHK ile işten atılıyor ama haklarındaki iddianamelere ulaşılamıyordu. Aynı politik duruşta olan mesai arkadaşlarından birini alıyorlar, diğerleri bizi de alırlar mı acaba diye güvencesiz bekliyorlardı. Oysa meselenin solcularla hiçbir ilgisi yoktu. Muhafazakarlar arası yaşanan iktidar savaşını, ardından gelen darbe girişimini sonra ilan edilen olağan üstü hal koşullarını yaşamaya başlamıştık. Sistem öyle bir kurmuş ki düzenini her dönem suçlu ilan etmekte, hiç tereddüt etmediği solcuları hedef alıyordu yine ve bir açıklama bile yapamıyorlardı.
Gerçek olan, meslekten atılmış ve duruşlarını asla bozmayan dünya görüşü güzel insanlardı. Ama hakikat bu güzel insanların çaresizlik ve muhattapsızlık içinde kalmış olmalarıydı.
“Kapalı kadın psikiyatriye hoş geldiniz” kitabını elime aldığımda hakikatte yaşanan o samimi duygu durum hallerini tüm açıklığıyla anlamış oldum. İçtenlikle yaşadığı dönemi kitaplaştıran Zeynep Yılmaz, yaşadığı haksızlıklara karşı hayata tutunmanın yolunu biraz da yazmakta bulmuştu. İyi ki yazmış iyi ki paylaşmış.

Feminist olmak onun doğal duruşu
Çocukluğunda kendisinin ve sevdiklerinin hakkını her koşulda koruyan bu sebeple fiziksel kavgalara karışan bir kız olan Zeynep. Derin bir yoksulluk içinde temizliğe giden bir anne ve paranoid şizofren bir baba ile büyürken, aynı zamanda kendini kız kardeşlerine karşı sorumlu hisseden bir abla. Malatya’dan Akhisar’a göç eden yoksul bir aile. Zeynep, yokluklar içinde büyüdüğünden hayatının her döneminde yoksunlukla empati kurabilmiş aslında.
Büyürken karşılaştığı iyi tesadüflerle üniversiteye gidebilmiş. “Feminist olmak ve solda durmak, benim doğal duruşum gibi” diyor, kendisinden bahsederken. Çünkü haksızlık karşısında susmamak gibi bir özelliği var. Öğretmenliğe başladığında Eğitim-Sen’de örgütlenir ve kadın sekreterliği görevini bir süre yürütür. Kendisini feminist olmaya çalışan bir kadın olarak görmenin yanı sıra demokrasi, ekoloji, emek ve insan hakları konusunda aktivisttir. Büyüdükçe, haksızlıklarla baş etmek için fiziksel gücünün dışında politik araçları vardır artık.
Fakat hayatı zehir edenleri engelleyemiyoruz maalesef. Zeynep Ankara Gar katliamının yaşandığı o korkunç günde orada olduğunu anlatıyor kitabında. Duygu hali olarak kritik kırılma hali orada başlıyor gibi. Halay çekip, taleplerini iletecek, barış, eşitlik, özgürlük için onurlu hayatlar isteyen insanların bomba ile parçalanmış bedenlerini gördüğü günü duygu halinde büyük bir parçalanma olarak okuyoruz.
Yıllardır yaptığı meslek elinden alındı
KHK ile meslekten atıldığı haberini aldığında ilk yaptığı şey bize onun duruşunu anlatıyor aslında. Haberi aldığında görev yaptığı yurtta çocuklar sahipsiz kalmasın diye görevlileri arayıp gelemeyeceğini söylüyor. Yaşanılan tüm haksızlıkları derinden hissetmek bir yana, kendisi yüzünden kızının da fişlenip işini kaybetmesini, annesinin yıllardır ödediği kirasını ödeyemeyecek olmasını, dolayısıyla koruduğu kolladığı yakınlarının kendisi yüzünden zarar görmesini hazmetmek kolay değildi. Aç bilaç okulları bitirip bir meslek sahibi olmak kolay değildi. Yıllardır yaptığı ve sevdiği mesleğin elinden alınması kolay değildi, hele ki küçük yerde “filanca hoca işten atılmış terörist midir, nedir?” “Zeynep hocayı biliriz, severiz, iyidir, ama ya yapmışsa” gibi sözlerin ortaya çıkmasıyla baş etmek kolay değildi.
Cevapsızlık, muhatapsızlık vardı ve KHK süresi uzadıkça, kötülük olağanlaştı. Duyduğumuz dayanışma halleri dışında, intihar haberleri de gelmeye başlamıştı. Zeynep’te de intihar eğilimleri oluşmuştu. Bir yandan sevdiklerini düşünüyor bir yandan ölüm şeklinin onlara daha fazla acı vermemesi için nasıl olması gerektiğine kafa yoruyordu.
Burada bir parantez açmak önemli. Zeynep kitapta terapi sürecinde eşi ile kurduğu destekleyici ilişkiden sıklıkla bahsediyor. Hep Zeynep’in yanında iyi ki dediklerinden.

“Dışarısı iyileşmeden içerdekilerin iyileşmesi…”
Zeynep o dönem gittiği terapi seansında kendisini öldürmek istediğinden bahsediyor ve bu sinyal onun 53 gün kapalı kadın psikiyatri bölümünde yatmasına sebep oluyor.
Hastanede kaldığı süre boyunca birlikte kaldığı kadınların hikayeleri, birbirleriyle kurdukları ilişki ve hayata bakış açılarını anlatıyor kitapta.
Kapalı kadın psikiyatride kalan kadınların hayatları ve hikayeleri sıklıkla erkek egemen sistemin kadınları düşürdüğü durum olarak karşımıza çıkıyor. Sevgisizlik, değersiz görülme, haksızlıklar. Bu şahitlik hali “dışarısı iyileşmeden orada kalanların iyileşmesi mümkün olmaz” dedirtiyor.
Orada, kimse benimki de dert mi? Kimin acısı daha büyük? Hangisi daha zayıf? diyecek durumda değil. Ama yazmak çok sağaltıcı bir işlev görüyor. Kitapta kendi hikayesinden bahsederken, tedavi gören kadınların da isimlerini değiştirerek, onların anlattıklarını, onlarla kurduğu ilişkileri bizlerle olması gereken feminist bir yaklaşımla paylaşıyor. Kitabın etkileyici sonu bu yazınında sonu olsun;
“Hoşçakalın… Ve merhaba “normallerin” iki yüzlü dünyası. Her şeyi, herkesi görmezden gelerek normal kalanlar merhaba. İliklerine kadar acı içinde olup ayakta kalan güçlü insanlar merhaba. Yaşıyormuş gibi yapıp çoktan ölmüş olanlar, düşünmeden sorgulamadan yaşayanlar. Ezberi bir kere bile bozulmamış, at gözlükleriyle vücutlarının bir organı muamelesi yapanlar merhaba. En çok da kadınlara, yaşamı, ölümü, acıları ortak kadınlara. Biz acılarımızdan tanırız birbirimizi. Kadınların acılarını sarmaya çalışan kadınlara merhaba. Gökten üç elma düşmeyecek. Gökten hiç elma düşmeyecek. Mutlu yarınlar için, yaşamak ve yaşatmak için, birinin diğerine üstünlüğünü reddeden ve bu yolda yürüyen, düşen tüm kadınlara merhaba. Tutun diğer kadınların ellerinden, bu halka dünyayı sarmadıkça huzur gelmeyecek. Bunu bilen, bildiren kız kardeşlerime merhaba.”







