Skip to main contentSkip to footer

İhlali ifşa eden kadın sağlıkçıya yoksulluk cezası

KHK ile ihraç edildi ama yılmadı, işine geri döndü. Bu kez tarihi geçmiş sağlık malzemelerini belgelediği için hedef alındı. Fatma yaşadıklarını bireysel mağduriyet değil, itiraz eden kadınlara yönelik sistematik bir cezalandırma olarak değerlendiriyor.

Sağlık Bakanlığı bünyesinde İstanbul Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde görev yapan anestezi teknisyeni Fatma Akaltun Fırat’ın maruz kaldığı idari ve hukuki süreç, yıllardır süren çok yönlü bir hak ihlali zincirine dönüşmüş durumda.

SES üyesi olan Fatma, KESK tarafından 2018 yılında düzenlenen “Savaşa hayır, sağlığa bütçe” açıklamasında gözaltına alınmış, dört buçuk ay tutuklu kalmış ve sonrasında bu davadan beraat etmişti. Buna rağmen KHK ile görevinden alındı. Yasal süreçlere başvurarak 2021 yılında görevine geri döndü. Burada yapılan ihmal ve ihlallere göz yummayan Fatma, tarihi geçmiş sağlık malzemelerinin kullanıldığını belgeledi. Tam bunlar yaşanırken 2024 Aralık’ta yeniden görevinden alındı. Ama vazgeçmedi, mesleğine dönmek için mücadele etmeye devam etti. 2025’in Ocak ayında görevine ikinci kez iade edildi. 2025’ın Aralık ayında ise Sağlık Bakanlığı’nın temyiz başvurusu üzerine Danıştay kararı bozdu. Üçüncü kez Fatma’nın memuriyetine son verilirken, daha önce iade edilen özlük ve parasal haklarının da geri istenmesine hükmedildi.

Fatma, bu süreci yalnızca bireysel mağduriyet olarak değil, itiraz eden kadın sağlık emekçilerine yönelik sistematik bir cezalandırma olarak değerlendiriyor.

“Halk sağlığı yok sayılıyor”

1988 yılından bu yana devlet hastanelerinde çalışan Fatma, sağlık alanında yaşanan hukuksuzlukların münferit olmadığını vurguluyor. Siyasal bilinci olan bir kadın olduğunu özellikle ifade eden Fatma’ya göre idarecilerin beklentisi açık: “Devleti temsil eden idareciler, sağlık alanındaki ihmalleri, hukuksuzlukları görmezden gelmemizi istiyor. Hem çalışan sağlığını hem halk sağlığını yok sayıyorlar. Sorunları dile getirmemizi istemiyorlar, insani yaklaşmamızı bile istemiyorlar. Kanunları, yasaları tanımıyorlar. Yalakalık ve muhbirlik dayatmalarıyla koltuklarını koruyorlar.”

Fatma, bu düzene itiraz edenlerin sistematik biçimde hedef alındığını söylüyor: “Karşısında duranları ya ‘terörist’ ya ‘iş huzurunu bozan’ ya da ‘uyumsuz’ diye etiketleyip üst mercilere şikâyet ediyorlar. Çalışanların haklarını bilmemesini, sesini çıkarmamasını, biat etmesini istiyorlar. Genel anlamda siyasal bilinci olan kadınları hem idareciler hem iktidarlar istemez. Kadın bakış açıları yok. İdarecilerin çoğu erkek ve bu bakış açısı hiç değişmiyor.”

Tarihi geçmiş malzemeleri belgeledi

İlk görevden alındığı dönemde ağır psikolojik yıkım yaşadığını anlatan Fatma, sonraki ihraçlara ise başka bir yerden baktığını söylüyor: “İlkinde çok kötü etkilendim. Kimyan alt üst oluyor. Ama sonra şunu öğrendim: Güçlü ve onurlu durmazsan seni bitiriyorlar. Tebliğ aldığımda hep ‘tüm yasal haklarım saklı kalmak kaydıyla’ imzaladım ve herkese geri döneceğimi söyledim. Döndüm de.”

Göreve iade edilip ardından yeniden ihraç edilmesini tek cümleyle tanımlayan Fatma, yaşananları şöyle özetliyor: “Bu yapılan tek kelimeyle eziyet, işkence ve yıldırmadır. Aynı zamanda diğer çalışanlara gözdağı vermektir.”

Çalıştığı hastanelerde tarihi geçmiş malzemeleri ve ihmalleri belgelediği için hedef haline getirilen Fatma, tutumunun mesleki ve insani bir zorunluluk olduğunu vurguluyor. İdarecilerin yaklaşımını ise şu sözlerle anlatıyor: “Bana ‘neden dilekçe verdin, kulağıma fısıldasaydın’ dediler. Bu muhbirliktir. Bugün ülkede hukuksuzluklar muhbirlik üzerinden yürütülüyor. Ben isim vererek, resmi yollarla başvurmayı tercih ederim.”

Sürgün, mobbing ve sürekli tedirginlik hali

Fatma, yıllar boyunca farklı hastanelere sürgün edilmesinin yalnızca mesleki değil, bedensel ve ruhsal bir yıpranma yarattığını söylüyor: “Her gün işe giderken ‘bugün acaba neyle karşılaşacağım’ kaygısı yaşıyordum. Ellerim titreyerek hasta uyuttuğum, uyandırdığım günler oldu.”

Yaşının ilerlemiş olmasına rağmen yoğun şehir hastanelerine gönderilmesini ise şöyle anlatıyor: “Yaklaşık 60 yaşındayım. 15 yıl hizmet hastanesinde çalıştıktan sonra şehir hastanesine gönderildim. Yoğun tempo, yeni bilgi ve beceri… Bu resmen işkenceydi. Eşim ve çocuklarım da etkilendi. Yıprandık. Suçlu olsam kabullenirdim. Benim suçum yok, tam tersine delilleriyle ihlalleri dile getirdim.”

“Çocuklarıma harçlık veremiyorum”

İhraç ve hakların geri istenmesi kararının aynı zamanda bir ekonomik şiddet biçimi olduğunu söyleyen Fatma, son üç ayı şöyle anlatıyor: “Eşimle ikimiz çalışırken bile ay sonunu zor getiriyorduk. Şimdi tek maaşla geçiniyoruz. Çocuklarıma üç aydır doğru düzgün harçlık veremiyorum. Oğlum üniversitede, kızım üniversite sınavına hazırlanıyor.”

Günlük hayatlarının nasıl daraldığını ise şu sözlerle ifade ediyor: “İki kişi çalışırken bile arada dışarıda yemek yiyorduk. Şimdi hiç çıkamıyoruz. Ama şunu bilin: Aç da kalsak, onurumuzla mücadele edeceğiz. Ben işime geri döneceğim.”

Yeterli destek alamadı

Sendikasının son dönemde yeterli destek sunmadığını, kadın örgütlerinden ve sivil toplumdan da destek görmediğini söyleyen Fatma, “Son süreçte ailem dışında kimseden destek almadım. Kendime olan inancım, yanlış yapmadığımı bilmem beni ayakta tuttu” diyor.

8 Mart 2024’te işyerinde panoya asılan kadın bildirisi nedeniyle maruz kaldığı ağır hakaret ve şiddetin cezasız bırakıldığını da hatırlatıyor: “Panoyu yere atıp çiğnediler, klinikte herkesin içinde ağır cinsiyetçi küfürler edildi. Kimsenin sesi çıkmadı. Oysa bu görevden alma sebebiydi.”

Fatma, sözlerini kararlılıkla tamamlıyor: “Bu kararlar hukuksuz. KHK diye bir yasa yok. Ben davalarımı kazandım. Bu ülke halkın ve çalışanların sağlığını tehlikeye atanlarla yüzleşmek zorunda. Kadınlar birlikte güçlü. Jin, jiyan, azadî.”

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar