Skip to main contentSkip to footer

Kadın imecesinden kooperatife

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Bektaş Köyünde kadınların çabasıyla bir kooperatif kuruldu. Bektaş Kadın Kooperatifi kadın emeğini değerlendirmenin yolarını gösterdiği gibi yeni üretim kapıları da açarak, bir örnek oluşturuyor.

Ücret

Kooperatif, birlikte üretmek, tüketmek, kazanmak ya da tasarruf etmek için kurulan ortak bir mülkiyete dayalı işletme modeli. Başarının bireyselleştiği, iş bölümünün patronlar tarafından kurgulanıp, gelirin piyasa sınırlarıyla belirlendiği koşullarda yaşayan günümüz insanı için birlikte üretmek, tüketmek ve kazanmak deyince, ütopikmiş gibi algılansa da bu model hala özellikle kırsal hayatta uygulanabilirliğini sürdürüyor.

Bektaş Kadın Kooperatifi

Bu kooperatiflerden biri olan Bektaş Köyü Kadın Emeği Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, gösterdiği başarı ve çabayla, örnek kooperatif haline gelmiş durumda.

Bektaş köyünün eski okul binasından dönüştürülen, pazar yeri ve düğün alanı olarak kullanılan yapı güzel bir manzaranın karşısına konumlanmış. Çevrenin doğasından kopmayan malzemeler ve renk seçimleriyle, oldukça şık bir ortam oluşturulmuş. Kışın kocaman bir soba ısıtıyor ortamı, yazın Çanakkale’nin sert rüzgarı serinletiyor.

Mutfak ve imalat bölümü teknik detaylarla verimli bir şekilde kurulmuş,  iki sene önce evlerden getirilen mutfak eşyalarıyla yola çıktıkları düşünülürse büyük bir dönüşüm görülüyor.

Teşhir raflarında erişteden reçele, zeytinyağına kadar yöreye ait ürünler sergileniyor. İki yıldan beri ekşi mayalı ekmek üretiminde bölgede ciddi bir isimleri var. Kooperatifin ihtiyaçlarını karşılamada ekmek geliri önemli bir rol oynamış.

Köydeki bir grup kadının, “Sigortamız yok, harcadığımız paradan hesap soran çok, kendi ürettiğimizi satıp neden gelir elde etmeyelim ki” diyerek çıktıkları yol onları bugün ikinci senesini dolduran kooperatif sürecine kadar getirmiş. Kooperatifin başkanı ve kurucusu Güldan Özkan, “Bir gün halı dokurken, sigortasız olmayı konuşuyorduk. Kooperatif kursak sigortalı da olabiliriz diye düşündük. O sıralarda başka bir köyde kooperatif çalışması yapan Esma Civcir hocayı aradım; diğer köyde işin kayıtla, günlük düzenle sürdürülmesi zor geldiğinden, kooperatif kurulumu olmamıştı. Esma Hanım o gün geldi baktı buralara… Burası kooperatif olabilir ama kooperatifçilik zor iş. İsterseniz burada ürünlerinizi kooperatif olmadan da satabilirsiniz. Kooperatif zor iştir dedi ama biz sigortalı olmak istiyorduk ve kooperatifi kurduk” diye anlatıyor bu yol öyküsünü.

İnanç, İnat ve süreklilik

Kadın kooperatifleri çoğunlukla Muğla, Balıkesir, Ankara, Antalya, Mersin, Gaziantep gibi illerde toplanmış. Çanakkale’deki 20 civarındaki kooperatiften biri olan Bektaş Kadın Kooperatifi, kuruluşunu 64 yaşındaki Bektaş doğumlu Güldan Özkan’ın çabalarına borçlu. Özkan’ın hayatı hep çalışmakla, köy içi üretimle geçmiş. Evliliğinden çocuğu olmadığında, bir çocuğa verebileceği her şeyi, köyüne verebileceğini düşünmüş ve mücadelesi böylece başlamış. Önce mezarlık duvarlarını tamir ettirmiş, arkasından köyde düğünler yapıldığında, yemek artıkları, çöplerin ortalığa yayılmasından rahatsız olup, bir düğün alanı yapımının gerekli olduğuna karar vermiş.

“Koca kazanlar, evlere yakın bir yerlerde kaynatılıyordu ve ortalık kazandan geçilmiyordu. Okuduğum ilkokulun bahçesi düğünler için kullanılabilir diye düşündüm. Eski okulun binasından aşçılar için bir oda yapılabilir, gelin odası yapılabilir diye düşündüm ve inşaat işlerine giriştim.” diye anlatıyor çabasını. Bu işlerin giderini nasıl karşıladı derseniz, yüksek iletişim başarısıyla ve inadıyla diyebiliriz. Seramikleri Zeynep Bodur bağışlamış, beton döktürmesi gerektiğinde veresiye yazdırmış… “Bir gün o kadar sıkışmıştım ki, 17 kişiyi aradım. Hiçbirinden para bulamadım. Ustaya borcum vardı. 10 kişilik ekipti. Onlara borcumun karşılığını yemek olarak ödemeyi teklif ettim. Kabul ettiler. 20 gün, üç çeşit yemek yaptım tek başıma” diyor gururla. Kervanı yolda düzmüş bildiğiniz. Bütün bunlar kooperatifin kurulma öncesinde olanlar. O günlerden sırtında, eşinin yardımıyla yüklenip taşıdığı 8 ton seramikten 6 platin parça yadigar kalmış. Bugün o platinler bir çeşit onur madalyası onun için. İhtiyar heyeti azası olarak görev aldığı, köy için bir şeyler yapmaya uğraştığı süreçte, yaptığı her şeyin eleştirildiğini, yargılandığını ama sonradan beğenildiğini söylüyor.

Sırada yün fabrikası var

Güldan Hanımın kooperatif tecrübesi DOBAK adlı kooperatifle ilişkisine dayanıyor aslında. Kadınların dokuduğu halıları yurt dışına gönderen ve o sıralar kazanç elde etmelerin sağlayan bu kooperatif kapandığında, kazanç kapıları da kapanmış. “Biz de kooperatif kuralım. Halı kilim üretelim, gıda üretelim derken bu yola girdik” diye anlatıyor.  Kooperatif yatırım maliyetini karşıladığı için henüz üyelerine kâr dağıtmamış ama bu gelişmesine engel olmuyor. Bakla, yörenin en kolay üretilen, gübreleme, sulama, özel bakım istemeyen bir ürünü. Geçtiğimiz yıl bakla satışlarında başarılı olunmuş ve bu yıl beş dönüme bakla edilerek bu bir yatırıma dönüştürülmüş. “Dünya Gıda Örgütü kıtlık üzerinde durduğu için üretin diyor ha bire… Tarımsal üretimden kopmamak gerekiyor” diyor Güldal Hanım. Üretilen baklaları kırmak için gereken bakla kırma makinesi de şimdiden sipariş edilmiş.

Tek başına yılmadan…

Güldal Hanım 10 teneke peyniri tek başına üretmiş bu sene, Üstelik nispeten kolay olan geleneksel yöntemle değil, gıda mühendisinin öğrettiği biçimde… “Kaymakam Bey, Ezine sizi kıskanır” dedi diyor. Aslında bütün işler Güldal Hanıma bakıyor son zamanlarda. Yazın gelişiyle birlikte kadınlar başka işlere yönelmişler. Gruplara kahvaltı verdiklerinde, yardım edecek insan bulmak yaz aylarında güçleşmeye başlamış. Zaman zaman konu komşu da koşuyormuş yardıma…

Yeme içme bir yana, işin bir de kültürel miras tarafı da var. Kooperatifin bünyesindeki Kültürel Miras Atölyesi, genç neslin elini çektiği halı ve dokuma işine yönelik çalışmalar da yapmaya başlamış. Esma Civcir’in kurulmasına önayak olduğu dokuma ve tasarım atölyelerinde, eski kumaşlardan yeni tasarımlar üretilmiş. Bütünüyle doğal boyalar kullanılarak yapılan üretimi geliştirmek ve kültürel devamlılığı sağlamak için yeni bir proje başlamak üzere. Temmuz ayının 7’sinde, 20 tezgahta 20 usta, 20 öğrenci birlikte oturtulacak. Bilen bilmeyene halı dokumayı öğretecek. Bu çalışma 50 kişinin katılımıyla yapılacak. Böylece coğrafi işareti olan Ayvacık halıları yeniden yaşamaya başlayacak.

Halıcılığın canlandırılması ve yörede çoğunlukla yakılan, atılan koyun yünlerinin değerlendirilmesi için bir fabrika fikrini ortaya çıkarmış. Fabrikada yün yıkanacak, didilecek, eğrilecek, ip haline getirilerek boyama ve dokuma atölyelerine doğru kullanıma girecek. Yünün yıkanmasından çıkan su, yağından ayrıştırılarak, gübreleme amaçlı kullanılacak. Bu fabrikanın yüzde 65’i kooperatife, yüzde 35’i köylere hizmet götürme birliğine ait olacak.

Kooperatifte bugün 16 üye var.  İlk günlerinde yüz lirayı veren üye olabiliyorken, fabrikanın kurulması, üretimin artmasıyla üyelik ödemesi de artacak.

Bektaş Kadın Kooperatifi, hedefleriyle, gerçekleştirdikleriyle bir başarı hikayesi. Dün, bugün ve yarını bir arada tutuyor.

Bektaş Kadın Kooperatifinde karşılaştığımız Esma Civcir FAO’nun kooperatifler için ürün geliştirme ve marka danışmanı ve kültürel miras uzmanı… Bektaş’taki çalışmanın gözlemcisi, destekçisi, tasarımcısı ve üreticisi. Onunla da kooperatif sürecini konuştuk:

Bugüne nasıl gelindi? Kooperatif nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Biz destek kuvvetler, projeciler Güldan Hanımın lokomotif gücü ile bir araya geldik. Onun enerjisi beni çekti o talep etti biz yaptık. Güldan beni arayıp da, biz bunları yapıyoruz ama kurumsal bir çalışmamız olmadı. Kooperatif kurmak istiyormuşsunuz, biz arkadaşlar olarak hazırız. diye çok istekli davrandı ve öncülük etti. Muhtar da benzer şekilde isteğini ortaya koydu. Hep birlikte kuruluşları tamamladık hızlıca ama araya pandemi girdi. Pandemi sırasında küçük esnafın önemi, çiftçinin önemi daha da ortaya çıktı. Güldal Hanım zaten bu düğün alanını elinden geldiğince yapmıştı. Biz binayı da iyileştirme çabasına girdik. Benim bağlı bulunduğum Birleşmiş Milletler Tarım Örgütü’ne sunduk ve bu kooperatifi kooperatifler destek programına aldık. Yapabileceğimiz her tür eğitim, kooperatif eğitim programı kapsamında gıda üretimi, kültürel miras üretimi, kültürel miras atölyesi, diğer eğitim uzmanları; kooperatifçilik, dijital medya eğitimi, dijital pazarlamaya hazırlık ve aynı zamanda burada üretilen raf ömürlü ambalajlı ürünlerin, pazarlamayla bir platform, bir çatı altında toplanmasını ve pazara çıkmasını sağladık. Çok uzun soluklu bir çalışmaydı. Araya deprem girdi, başka şeyler oldu, yapısal sorunlar oldu. Tuvaletlerin yerleştirilmesi, buradaki kahvaltı salonunun hazırlanması ve aynı zamanda kültürel miras atölyesinin hazırlığı zaman aldı.

Kültürel Miras Atölyesi konusunu anlatır mısınız?

Bu benim için çok önemliydi. Bu bölgedeki kirkitli ve mekikli dokumaları görmüştüm daha önce. Bütün bunların bir araya getirilmesi çok önemliydi. Benim burada bulunuş sebebim, 2018 yılından beri dokumalardı. O vesileyle Güldan’la tanışmıştık. Çamkalabak köyünde DOBAK gibi bir kooperatif kurulsun istedim ama onlar bu işlerde resmiyeti başaramadıklarını söylediler. Güldan talip oldu bu çalışmaya. Ne yaptık Gıda atölyesinin yanında hem kirkitli, hem mekikli dokuma tezgahlarını kurduk. Bütün açılışlar bitti, açılışları yapıldı, gıdalar reçetelendi ambalajları, marka ürünleri oluştu.

Yünlerin çöpe atılmaması ile ilgili, hizmet birliği ve kooperatif ortaklığında yürütücüsü kaymakamlık olan bir kalkınma ajansı projesi yapıldı. Önümüzdeki ay dokuma atölyesi eğitimleri başlayacak. 50 kadın eğitilecek. Çalışma başlayacak ve Ayvacık yöresel işaretli halı ve kilimler üretilmeye başlanacak. Bu herkesi kucaklayan bir proje olacak. Başarılı olmasını diliyorum.

Buradaki bütün faaliyetin birey gücüne ve sebatına bağlı olması kaygı verici değil mi? Bu tip oluşumlarda çalışma ve dayanışma azmi nasıl güçlendirilir?

Burası bir rant alanı. Turizm girdiği her yeri önce darmadağın eder. Plansız göç ciddi bir sorun ve burası tersine göçün büyük bir işgali altında. Köylerin, İstanbul kentinin çöpünü taşımak zorundaymış gibi bir hali var. Çok üzücü. İnsanlar gelip doğayı görüyorlar; tavuğu, kediyi, ineği görüp hevesleniyorlar ama geldikten sonra onun kakasından, çöpünden, pisliğinden rahatsız oluyorlar. Burası köy ve bir üretim alanı. Buraya İstanbul’daki çöplüğünü taşırsan, burası yaşanmaz olur. Şu anda burada yaşayan insanlar ise rantın kurbanı. Tarlasını, evini yüksek fiyata sattığında ranta alışıyor ve üretmek istemiyorlar. Yakında aç kalacağız. Bunu açık açık söylüyorum. Kimse ekip biçmek istemiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar