Skip to main contentSkip to footer

“Kalıcı Barışın Güvencesi: Özgür Kadın, Örgütlü Toplum” 

Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği barışın parçası olmalı, erkekler arası bir uzlaşı olmamalı diyor.

Güncel

Türkiye bir kez daha “barış” için adımlar attı. Daha önce sekteye uğrayan çözüm sürecinin ardından kalıcı barışın sağlanması için başta Meclis ve İmralı Adası’nda tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan olmak üzere birçok faktör devreye girdi. Meclis çatısı altında komisyon kuruldu, toplantılar gerçekleştirildi, gerçekleştirilmeye de devam ediliyor. 

Yıllar sonra atılan bu adım nihai sonuca ulaşır mı bilinmez ama işin bir diğer noktası da savaş ve barış gerçekliğinin merkezinde yer alan kadınların konumu ve talepleri. Kadın İşçi olarak Tevgera Jinen Azad (TJA) adına Dilan Geyik ve Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Savunuculuk Sorumlusu Yıldız ile süreci ve kadınların konumunu konuştuk.

Geyik’e göre kadınlar barış sürecinde yalnızca seyirci değil, özne olmalı. Dilan Geyik, barışın yalnızca masalarda imzalanan protokollerle değil, toplumsal dönüşümle mümkün olabileceğini vurguladı. Dilan, “Bizler için bugün mücadele ettiğimiz şey yalnızca masalarda konuşulan bir barış değil. Bu ülkenin gerçek bir dönüşümü ve iyileşmesidir. Kadınlar, ‘Ben ancak şöyle bir barışa varım’ diyerek tahayyüllerini ortaya koymalı” diyerek kadınların misyonuna dikkat çekti. 

“Kadın Barış Masası” önerisiyle Meclis’te kurulacak komisyonlarda kadın bakış açısının yansıtılması gerektiğini söyleyen Dilan, kadın örgütlerinin sürece dahil edilmesinin önemini vurguladı: “Kadın örgütleri süreci izlemeli, gerektiğinde alternatif raporlar sunmalı. Yerel kadın meclisleri de dahil edilmeli. Barış yalnızca Ankara’dan kurulmaz, köylerden ve mahallelerden başlar” dedi. 

Dilan Geyik

“Toplumsal cinsiyet eşitliği barışın parçası olmalı”

Dilan, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının barış anlaşmasının ayrılmaz bir unsuru olması gerektiğini belirterek “Eğer bir barış anlaşması toplumsal cinsiyet eşitsizliğini dikkate almıyorsa, o barış yalnızca erkekler arası bir uzlaşı olur. Kadınların özgürleşmediği bir barış eksik kalır. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez, toplum özgürleşmeden barış mümkün değildir” dedi. 

“Barış, imzalarla değil mücadeleyle kurulur” 

Kalıcı barışın güvencesinin “özgür kadın ve örgütlü toplum” olduğunu ifade eden Dilan, barışı pasif bir bekleyiş değil, aktif bir mücadele hattı olarak gördüklerini söyledi: “Her savaş, her kriz en önce kadının bedenine, emeğine ve kimliğine yönelir. Kadınlar sadece mağdur değil, aynı zamanda en güçlü direnişçileridir. Örgütsüz bir halk barışın garantisi olamaz. Ancak kendi sözünü ve kararını oluşturmuş toplumlar barışı koruyabilir.” 

Dilan, Kürt kadın hareketi olarak barışı yalnızca devletlerin ve erkeklerin yapacağı bir süreç olarak görmediklerini belirterek, “Barış kadınların öncülüğünde toplumsal bir dönüşüm sürecidir” dedi.

“Barış kadınsız olmaz”

Türkiye’de yeniden gündeme gelen barış süreci tartışmalarında kadın örgütleri, kadınların yalnızca savaşın mağdurları olarak değil, barışın kurucu aktörleri olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Feminist hareketin şiddetsizlik, katılımcılık ve dayanışma ilkelerinin barış inşasına benzersiz katkılar sunabileceğini belirten Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Savunuculuk Sorumlusu Yıldız, “Barış kadınsız olmaz çünkü kadınların sözü ve deneyimi sürece dahil edilmeden sürdürülebilir barış mümkün değil” diyor. 

“Kadınların komisyonda dinlenmesi yetmez”

Yıldız, Meclis’te kurulan komisyona ilişkin eleştirilerde, toplumsal cinsiyet eşitliğinin merkezde olması gerektiğini vurguladı. Kadın örgütleri, kadınların ve LGBTİ+’ların barış müzakerelerine doğrudan katılımının kritik olduğunu belirten Yıldız, “Savaşın en ağır yükünü taşıyan kadınların sözünün masaya taşınmadığı bir süreç toplumsallaşamaz, yalnızca elitler arası bir pazarlık olarak kalır” diyerek kadınların barış konusundaki önemine dikkat çekti. 

Yıldız, “Kadınların barışa dair sözünü yalnızca ‘dinlemek’ yetmez, bu söz karar süreçlerine doğrudan taşınmalıdır. Komisyon’un tartışmalarının merkezinde toplumsal cinsiyet eşitliği olmalı. Çünkü eşitlik karşıtı saldırılar sürerken barışın toplumsallaşması mümkün olamaz. Evlerinden zorla göç ettirilen, üniformalı cinsel şiddete maruz kalan kadınların deneyimleri masaya taşınmazsa barış toplumsallaşamaz, elitler arası bir pazarlığa sıkışır. Kadınların ve LGBTİ+’ların katılımı barışın kapsayıcı ve sürdürülebilir olmasının ön koşuludur” dedi. 

Yıldız

“Yüzleşme olmadan kalıcı barış zor” 

Savaşın en ağır tablosunu kadınlar ve çocukların yaşadığı gerçekliğine vurgu yapan Yıldız, savaş sürecinde yaşanan hak ihlalleri ve cinsel şiddet vakalarının cezasız bırakılmasının barışın kalıcılığı açısından büyük risk taşıdığına dikkat çekti. Ekin Wan ve Taybet İnan örneklerini hatırlatan Yıldız, “Hak ihlalleriyle yüzleşme mekanizmalarının kurulması, onurlu bir barış için kritik. Çünkü cezasız kalan her şiddet yeniden yaşanıyor. Ekin Wan’ın bedeninin teşhir edilmesi, Taybet İnan’ın günlerce sokakta bırakılan bedeni… Bunlar feminist hafızamızda derin yaralar bıraktı. Faillerin yargılanmadığı, adaletin sağlanmadığı yerde barış yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Toplumsal yüzleşme barışın kalıcılığı için hayati önem taşır” değerlendirmesinde bulundu. 

“Sivil toplum için güvenli alan şart” 

Barışın toplumsallaşması için sivil toplumun etkili bir şekilde sürece dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, kayyım uygulamalarının ve yargı baskılarının sona ermesi gerektiğini de söyledi. Sivil toplum ile siyaset arasında güvenli ve sürekli bir diyalog mekanizmasının kurulmasının barışın toplumsal temellerini güçlendireceği ifade etti. 

Kadın hareketi, barış anlaşmalarında toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yer almasının zorunlu olduğunu savunuyor. Feminist bakış açısına göre, kadınların ve LGBTİ+’ların kriminalize edildiği bir ortamda kapsayıcı ve sürdürülebilir barıştan söz edilemez. 

Kaynaklar savaşa değil, yaşama ayrılmalı”

Yıldız, kadınlar kalıcı barışın yalnızca silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık temelinde inşa edilebileceğini vurguluyor. Kadınların, Kürtlerin, LGBTİ+’ların ve tüm ezilen kesimlerin sürece katılımının barışın en büyük güvencesi olduğunun altını çizen Yıldız, ayrıca kaynakların savaşa değil, yaşamın kendisine ayrılması gerektiğini söyledi ve cezasızlık kültürünün sona ermesi ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırıların durması barışın temel koşulları olduğunu belirtti. 

Ana Fotoğraf: Evrensel

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar