“bugün bu türkiye’de politik eyleme dökülecek üç söz var bence: iran’a saldırı dursun. türkiye’deki abd üslerinin kullanılmasına izin verilmesin. savaş pahalılığa, artan yoksulluğa bahane edilmesin. savaş sanayiine kaynak bulan, köprü ödemelerine kaynak bulan, petrol fiyatlarındaki artışı da sübvanse etsin.”

öncelikle şunu söylemem gerek, herhangi bir konuda uzman değilim, iran konusunda bu yazıyı okuyacak olan birçoğunuzdan fazla bilgim yok, amacım belki unuttuğumuz bilgileri hatırlatmak ve yorumlamak.
öncelikle iran’da kadınların durumuyla ilgili hafıza tazelemek istiyorum.
islam devrimi’yle yıkılan pehlevi hanedanlığı döneminde, kadınlar bir referandumla seçme ve seçilme hakkını elde etti, 1968’de bir kadın eğitim bakanlığına seçildi, ertesi yıl aralarında daha sonra nobel alan şirin ebadi’nin de bulunduğu beş kadın yargıçlığa atandı. 1966 yılında kurulan iran kadınlar örgütü’nün en önemli başarısı 1967’de kabul edilen ve 1975’te güncellenen aile koruma yasası oldu. bu yasayla kadınlara boşanma hakkı, eşlerinin çokeşliliğine itiraz hakkı ve boşandıktan sonra çocuklarının velayetini alma hakkı verildi, kızlar için en düşük evlenme yaşı 13’ten 18’e çıkartıldı, kürtaj yasallaştı. bunların önemli bir kısmı kadınların mücadelesiyle kazanılan haklardı anca hanedanın batılılaşma arzusu da etkili oldu; bu arzu başörtüsü yasağını da getirmişti.
medeni haklar
devrimden sonra aile koruma yasası askıya alındı, evlilik yaşı düşürüldü, erkek çokeşliliği yasallaştı. ancak iran toplumunun ağırlıklı olarak tekeşli olduğu, evlenme yaşının kadınlar için ortalama 24, erkekler için 27 olduğu aktarılıyor. aile yasasının askıya alınmasıyla kadınlar için boşanmak ve çocuklarının velayetini almak çok zorlaştı, erkekler için ikisi de aşırı kolaylaştı. bu iranlı kadınların en önemli sorunlarının başında geliyor. bütün bunlara rağmen boşanma oranlarının çok düşük olmadığı (2014’te yüzde 20) bildiriliyor. kürtaj ve doğum kontrolüyle ilgili politikalar tamamen nüfus politikalarına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor.
eğitim
tahran üniversitesi 1935’de kadın öğrenci kabul etmeye başlamış, 1944’te zorunlu ilköğretim kızları da kapsadı. ancak 1979’dan sonra karma eğitim yasaklandı, eğitim konuları cinsiyetlendirildi (örneğin kadınlar hukuk eğitimi alamıyordu), bu sınırlamalar daha sonra, 1997-2005 arasında, hatemi’nin başkanlığı sırasında gevşedi.
genç kadınlar arasında okuma yazma oranı yüzde 99. kadınların yüksek eğitime erişimi de yüksek, 2007’de üniversite öğrencilerinin yüzde 62’si kadındı, bu oran daha sonra düşse de halen yüzde 50 civarında seyrediyor.
şunu da aktarmak istiyorum; daha önce kızlarını karma okullara göndermek istemeyen aileler arasında islam devrimi’yle birlikte kızlarını okula gönderenler olmuş.
istihdam
iran’da kadınlar arasında yüksek öğrenim oranı yüzde 50 civarında ancak iş arayanlar ve çalışanlardan oluşan toplam işgücünün yüzde 17’sini oluşturuyorlar. yüksek öğrenim görmüş kadınların üçte biri çalışıyor. toplumsal sınırlamalar kadınları bir geçim alanı olarak aileye mahkum ederken çalışmak isteyip iş bulamayan kadınların sayısı aynı durumdaki erkeklerin iki katı.
beden
kıyafet dünyanın her yerinde politik bir konu olabilir ama iran’da biraz daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz. hanedanlığın son dönemlerinde, özellikle üniversitelerde, başörtüsü yasağını protesto etmek için, eşarp takan kadınlar olduğu söyleniyor. bugün de, kıyafet konusundaki yasaklara itiraz, protesto ve bunları delmek için geliştirilen yöntemler iran’daki önemli dinamiklerden biri. ancak köylerde gönüllü giyilen çarşafın yaygın olduğu da aktarılıyor. kadınlara biçilen rolün sadece rejimin baskısından kaynaklanmadığını hatırlamak gerek.
iran’da çoğunluk fars ama başka halklar da nüfusun parçası. türkiye’de daha çok kürtler biliniyor ve konuşuluyor ama azeriler, belluciler ve afganlar da iran’da yaşıyor.
iran’da ağır bir yoksulluk söz konusu, korkunç bir baskı rejimi olduğunu da söylemeye gerek yok. fakat neden bunları abd ve israil’in saldırısı münasebetiyle konuşalım? trump’ın iran’ı kimin yöneteceğine karar verme hakkına sahip olduğunu iddia edebilmesi arsızlığını da göz önüne alarak şunları unutmamak gerek bence:
-bu saldırının kadın haklarıyla falan tabii ki ilgisi yok da iran’a “demokrasi” getirmek gibi bir amacı da yok tabii ki. bu noktada, özellikle wisconsin cinayetlerini de hatırlayarak yakınlarda düzenlenen bir gösteride “önce kendi yurdumuzdaki düzeni değiştirelim” diyen jane fonda’ya hak vermemek elde değil.
-abd’nin hedefi tek kutuplu dünya düzenini sağlamlaştırmak; sadece iran’a bir ders vermek değil, o düzeni tehdit eden güçlerin başında gelen ve en önemli enerji kaynağı iran olan çin’i zora sokmak.
-iran ve israil, iran’ı, islam devrimi gerçekleştiğinde 19 yaşında olan ve o tarihten beri iran’a gitmemiş bulunan oğul rıza pehlevi’nin yönetimine teslim etmek istiyor. rıza pehlevi görünüşe bakılırsa babasından bile daha amerikancı ve annesi ferah diba pehlevi bile bu projeye itiraz etti.
-her dönemde güçlü bir işçi hareketinin de bulunduğu iran’da halk, bütün baskılara rağmen kendi kaderini belirleyecek güce sahip. ancak şunu da unutmamalı bence, on yıllar süren dinselleştirmenin iran halkını etkilememiş olması mümkün değil, bunun birçok sonucu var. bundan bağımsız bir olgu olarak, rejimin hiçbir biçimde destek görmediği de doğru değil; kasım süleymani’nin cenazesini hatırlayın. abd ve siyonizm karşıtlığının güçlü olduğuna dair çok işaret var. (benzer bir şey lübnan için de söz konusu, hasan nasrallah’ın cenaze törenini hatırlatayım.)
-abd’nin coğrafi konumu, saldırılarına kendi toprağında karşılık görmemesini sağlayan büyük avantaj ancak bölgede ölen abd askerleri var ve sayılarının artacağı söyleniyor. profesyonel askerlik buna verilecek tepkiyi azaltsa da abd’de, özellikle kadınların örgütlediği bir barış hareketinin varlığı da düşünülünce mutlak sessizlikle karşılanmayabilir. diğer yandan israil -ve abd’nin bölgedeki temsilcileri- saldırılarına karşılık görüyor ve bunu sonuçları olacağı şüphesiz. çünkü kimse sürekli çatışma halinde yaşamak istemiyor. nitekim 7 ekim 2023’ten beri israil’den avrupa’ya göçenlerde artış var. filistin’de gördüğümüz gibi hedef aldığı kişinin evini vurabilecek kadar “titiz” teknolojiye sahip olan israil’in, sadece rejimin sorumlularını vurabilecekken sivillerin bulunduğu alanları da bombalaması bana iran halkında da benzer bir tepki oluşturmaya yönelik gibi görünüyor ancak görünüşe bakılırsa öyle olmuyor.
-bu saldırıyı bir emperyalist işgalden ziyade devrimci dinamikler barındıran bir kaos olarak görmeyi tercih edenler var. benzer şeylerin yaşandığı başka topraklara bakarak bunun bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. yakın tarihte, abd işgali püskürtüldükten sonra bağımsızlığını sağlayan halklar var ama abd eliyle bağımsızlığını kazanan bir halk yok.
ne diyelim?
türkiye’de muhalefetin analizi, adlandırmayı politika saymasının büyük bir problem olduğunu düşünüyorum. öznesine ulaşacağı bile şüpheli olan bildirilerle dayanışma ifade etmenin işlevini ve anlamını hiç çözemiyorum.
bugün bu türkiye’de politik eyleme dökülecek üç söz var bence:
-iran’a saldırı dursun.
-türkiye’deki abd üslerinin kullanılmasına izin verilmesin.
-savaş pahalılığa, artan yoksulluğa bahane edilmesin. savaş sanayiine kaynak bulan, köprü ödemelerine kaynak bulan, petrol fiyatlarındaki artışı da sübvanse etsin.
Fotoğraf: Yetkin Report










