Skip to main contentSkip to footer

Birbirimize yaslanmak hakkında…

Lynne Segal yeni yayımlanan Yaslan Bana isimli kitabında karşılıklı bağımlılıklarımızı kabul edip bütün ilişkilerimizde bir gözetme ve dayanışma etiği geliştirmemiz gerektiğini vurguluyor. “Özen gösterme ve özen görme, bakım verme ve bakım alma” kavramlarının etrafını “şefkat politikasının” gerekliliğiyle örüyor. Kitabı okuyalım, tartışalım.

Kültür Sanat

Lynne Segal Türkiye’de tanınan bir yazar. Özellikle Feminizm, Sosyalizm ve Eylemde Birlik, Radikal Mutluluk ve de Andreas Chatzidakis, Jamie Hakim, Jo Littler, Catherine Rottenberg’le birlikte yayınladıkları Bakım Manifestosu isimli kitaplarından tanıyoruz onu. Yeni yayınlanan kitabı ise Yaslan Bana: Radikal Bakım Politikası (çev.: Ebru Kılıç, Livera Yayınları). Kitapta Segal, kendi tarihinden, deneyimlerinden yola çıkarak odağına bakım meselesini yerleştirdiği annelik, eğitim, yaşlılık, feminist hareket, feminist çevrecilik, iklim krizi gibi kavramları tartışıyor.

Bakım Manifestosu

Bakım Manifestosu’nun bir boyutu kapitalist söylemin 1970’lerde keskinleşen krize yanıt olarak ortaya çıkan neoliberal politikalarla birlikte yeniden yapılanma sürecine girmesiyle uygulamaya konulan serbest piyasa ekonomisi ve özelleştirme uygulamaları sonucunda “sosyal devlet” ve “kamusal yarar” anlayışı göz ardı edilmeye unutturulmaya başlanmasının bir eleştirisiydi.  Manifesto yazarlarına göre evrensel bakım, yalnızca eviçi alanda değil akraba gruplarımızdan ve topluluklarımızdan devletlerimize ve gezegenimize kadar bütün alanlarda önceliğimiz olduğu anlamına gelir. Bakım odaklı politika, doyurucu hayatlar ve sürdürülebilir bir dünya geliştirmek için zorunludur (s.24).  Toplumsal umursamazlığı dünya ölçeğinden başlayarak, umursamaz devletler, piyasa, yerel topluluklar ve akrabalık bağları ölçeğinde ele alırlar. Çekirdek aileyle ilgili verdikleri örnekte bakım işlerinin piyasalaşmasında adil olmayan bakım düzenlemelerinin bulunduğunu kadınların karşılıksız ya da düşük ücretli emeğinin burada söz konusu olduğunu ve bu işlerin kadınlara yüklenmiş olmasına karşı çıkarlar. Yazarlar, aile eleştirilerini “çoklu bakım” kavramı üzerinden yaparlar. Bu kavramı ise şöyle tarif etmekteler: “İster anne olabilsinler ister olmasınlar bütün kadınların anne olmayı istemediğini; sizin olmayan çocuklarla, toplulukla ve çevreyle ilgilenmenin, yeterli derecede kaynak ayrılması ve kıymet verilmesi gereken eşit derecede işler olduğunu kabul eder. Çoklu bakım, göçmenler, mültecilerle ilgilenmenin, bizim kültürümüzde kendimizden olanların bakımının taşıdığı kadar önem taşıdığını savunur” (s.43).  Alternatif bakım odaklı akrabalık bağları örnekleri için Afro-Amerikalı siyah kadınların kendi aralarında kan bağına dayalı annelerle “başka anneler” arasında bölüştürdüklerini, 1970’li yılların ikinci dalga feministlerinin erkekli ya da erkeksiz kolektif yaşam/kolektif çocuk bakımı ve ev işi paylaşımı deneyimlerinden yararlanıp bu tür kolektif bakım düzenlemeleri için LGBT+ hareketinin “seçilmiş bireyler” terimini kullanmayı tercih ediyorlar (s.43). Yaslan Bana’ da öğrendiğimiz Segal’in de çocuğunu büyütürken tam da böyle bir deneyim yaşamış olması.

Feminist militanlık elzem

“Annelik” meselesinin bakım üzerinden güçlüklerini tartıştığı Yaslan Bana’da Legal, “Anneliğin Yeniden Politikleştirilmesi” isimli bölümde bakım emeğinin ve anneliğin Birleşik Krallık’da gitgide zorlaştığını dile getirmekle birlikte haftalık çalışma saatlerinin azaltılması, sosyal yardım kesintilerinin geri alınması ve çocuk bakımına daha fazla kamusal kaynak aktarılmasını savunan kampanya gruplarına katılan birçok genç kadın aktivist olduğunu coşkuyla vurgulamakta.

“Feminist Hayat” isimli bölümde Segal kendi kişisel tarihinden yola çıkarak 1970 sonrası Birleşik Krallık’da feminist hareketin tarihinden, örgütledikleri kampanyalardan, direniş ve eylemlerden söz ediyor.  Bugüne dair gözlemi ise şu şekilde: “Bütün aktivistlerin artan eşitsizlik, tehlikeye açık ve kırılgan durumda olanların sosyal ihmali ve en önemlisi iklim değişikliği meselelerini halletmenin, kapitalizmin bizzat kendisine karşı çıkmadan imkânsız olduğu konusunda hemfikir olması daha muhtemel. Biz de 1970’lerde bu kadar geniş çaplı bir direnişle yola çıkmıştık ama bugünün şirket dünyasında bu görev çok daha göz korkutucu görünüyor ve feminist militanlığı hiç olmadığı kadar elzem kılıyor” (s.176).

Yaşlanmak feminist bir meseledir

“Kırılganlığı Kabul Etmek” isimli bölümde esas meselenin özerklik değil bağımlılık olduğunu vurguluyor. Bu bölüm içinde yer alan “Yaşlanma Skandalı” isimli başlık kitabın en can alıcı kısımlarından. Birleşik Krallık’da yarım milyon yaşlının haftanın en az beş-altı gününü hiç kimseyi görmeden ya da hiç kimseyle konuşmadan geçirmesi; ABD’de de bu durumun farklı olmadığı özellikle ekonomik güvensizlik ve sınırlı sosyal seçeneklerin Afrika kökenli Amerikalılarda yalıtılmışlığa yol açtığını dile getiriyor (s.205). Segal’e göre yaşlanmak feminist bir meseledir. Çünkü hangi gruba ait olurlarsa olsunlar, sonunda yalnız yaşama ve yalnız ölme ihtimali en yüksek olanlar yaşlı kadınlardır.  Kuşaklar arasında bakım verme başta olmak üzere yaşlılık ve bakım meselesinin birçok boyutunun sorgulandığı bölümde, ücretli işlerden emekli olduktan sonra yirmi-otuz yıl daha yaşanacağı için “verimlilik” mefhumunun sorgulanması önemlidir. “Bakım vermenin hayatın sürdürülmesinde, verimli olmakla kalmayıp bütün kişisel ilişkilerimizi zenginleştiren bir ilişki kurma biçimi olduğunun ısrarla vurgulanmasını gerektirir” (s.215). Tiffany Watt Smith’in Tronto’dan aktardığı bakımın dört boyutu şöyledir: “Birini önemsemek, onların iyiliği için sorumluluk aldığımız anlamına gelir. Birinin bakımını üstlenmek, yardımcı olmaya çalıştığımız kişiye fiziksel olarak yakın olmayı gerektirir. Birisinin bakımını almayı kabullenmek, bakım alan ve veren arasında bir alışveriş olduğu anlamına gelir, bakım veren de alan kadar bundan fayda sağlar. Bakımın bu yönlerinin her biri diğeri kadar önemlidir” (Kötü Arkadaş; Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı, çev.: Ayça Göçmen, Kolektif Kitap, 2025, s.245) Segal’in de kitapta çizmeye çalıştığı bakımın çerçevesinin ana hatları bu boyutlarla örtüşüyor.

Kırılganlıklarımız aynı

Kitapta eğitimin öneminin de altını çizen Segal, her zamankinden çok daha fazla verilen eğitimin sorgulanmasına ihtiyacımız duyduğumuz günlerde, gerekli olan eğitimi şöyle tanımlar: “Özenli bir eğitim bütün öğrencilere kulak verilmesini ve onların teşvik edilmesini, sahip oldukları tüm becerilerin zenginleştirilmesini gerekli kılmakla kalmaz; aynı kırılganlıklara sahip olduğumuza, birbirimize ve genel olarak dünyaya bağımlı olduğumuza ilişkin bir farkındalığı aktarmak anlamına gelir” (s.121).

Karşılıklı bağımlılıklarımızı kabul edip bütün ilişkilerimizde bir gözetme ve dayanışma etiği geliştirmemiz gerektiğini vurgulayan Segal, “özen gösterme ve özen görme, bakım verme ve bakım alma” kavramlarının etrafını “şefkat politikasının” gerekliliğiyle örer. Kitabı okuyalım, tartışalım.

Görsel: Kitapyurdu

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar