Tabiatın “kötü adamlarına” karşı sesini yükselten Milaslı Esra Işık, köyünün ve ormanların “acele kamulaştırılması”na karşı susmayan halkın arasındaydı. Üç hafta önce gözaltına alınan ve ardından tutuklanan Esra’nın tek suçu toprak sevgisiydi. 27 Nisan’da mahkemesi var. O şimdi testerelerden kurtarabildiği ağaçlarına sarılabilmek için Şakran Cezaevi’nde gün sayıyor. Destek olalım!

Geçtiğimiz günlerde Milas’ta bir genç kadını tutukladılar. Sadece sorular soruyordu; “Ağaçlarımızı nasıl kesersiniz? zeytinliklerimizi kökünden nasıl sökersiniz? topraklarımızdan bizi nasıl atarsınız?” Bu soru işaretlerini her yere, herkese duyurabilmek için çabalayan Esra Işık’tı o. Olay günü, tek tek köyün bütün evlerini, ağıllarını, ormandaki (geride kalan) ağaçları kayda geçirmek için köye bir “Bilirkişi Keşif Heyeti” gelmişti. Bu “kayda alınan” evlere, bir süre sonra, “Evleri boşaltın, burası maden alanı oldu” tebligatının gideceğini çok iyi biliyordu yörenin sakinleri. Çünkü İkizköylüler yıllardır sadece kendi köylerinin değil, Milas’ın tüm ormanlarına göz diken maden şirketlerinin markajındaydı. Komşu köyler de. Binlerce ağaca acımadan kıymışlardı ama köylü mahkemeye verdiği için çok rahat hareket edemiyorlardı. Belli ki başka planlar devreye sokulmuştu. Beklenmedik bazı uygulamalar oldu. Önce köyün çeperindeki Akbelen ormanları “acele kamulaştırıldı”. Sonra duydular ki iktidar tarafından yüzlerce köy ve orman kamulaştırılmış. Çoğu “acele” koduyla. Bunun bir hesabı, kitabı vardı. Esas olarak oradan tüm halkı sürme planıydı bu. Köylüden evi, tarlası, ağacı, malları ne varsa bırakıp gitmesi istenecekti. Bu bir kırsal bölge insanının hayatında yok olmakla eşdeğerdi! Bu gerçeğin farkındaydı yöre insanı. Ve doğalarını, topraklarını korumak için harekete geçtiler. Üç hafta önce orman bölgesinde toplandılar. Esra, bu direnişin simgesi oldu.
“Cehennem çukuru”
İnsanların tepkisi çok gerilere dayanıyordu. Halkın protestoları ve gözyaşları arasında zeytin ağaçlarının kesilmesi yıllarca devam etti. Açılan toprakları kazmaya başladılar. Öyle ki, o alanlarda dev oyuklar oluştu. Köy sakinleri buraya “cehennem çukuru” adını vermişti. Faaliyet yürüttükleri bölge ormanlarında artık yeşil tamamen yok olmuştu. Kömür tozlarıyla kaplı simsiyah sahanın görüntüsü gerçekten korkunçtu. Madenin çıkarılmaya başlanmasıyla köylü önce duraksadı sonra kendini toparlayıp “nöbet eylemleri”ne başladı. Çevre kırsalındaki kadınlar acılarıyla da dayanışma içindeydi. Toprağı işleyen, ormandan bitkiler toplayan tarım emekçileriydi onlar. Ve doğa zarar gördüğünde hayatları her anlamda tahrip oluyordu. Şimdi ise son darbenin planlandığını anladılar. İkizköy’de ve “acele kamulaştırma” bölgesi olarak ilan edilen diğer yedi köyde de acı, öfke, umut bir aradaydı. Evlerine de çöküleceği, o bölgedeki birçok köyün tamamen maden sahasına katılacağı söylentisi yayıldı. “Biz madencilikten değil, çiftçilikten geçiniyoruz” diye haykırıyordu insanlar. Resmi mercilerden işletme izni alan şirket, bu çığlıklara aldırmıyordu…

“İçimde bir sızı var ama başım dik”
Köylü kadınların, ağaçları kesilmekten korumak için onlara sarıldığı görüntülerle simgeleşmiş bir kırsal alan İkizköy. Ninesiyle birlikte zeytinin gövdesini kucaklayan Esra şimdi özgürlüğünden mahrum. Bütün bu yaşatılanlar tepki de uyandırdı. Annesi Necla Işık’la bütün bunları konuşmamız çok kolay olmuyor. Çünkü çok üzgün. Kızı önce Muğla’da tutukluydu sonra İzmir Şakran Cezaevi’ne nakledildi. Görüş günlerinde çok uzun bir yolu katediyor. Aynı zamanda İkizköy’ün muhtarı Necla Işık. Günlerdir içinde bir sızıyla dolaştığını anlatıyor. Ama aynı zamanda, “kızımla gurur duyuyorum, başım dik” diyor. Düşüncelerini paylaşıyor ve hukuksal gelişmelerden söz ediyor; “Avukat aracılığıyla kızımın tutukluluğuna itirazın reddedildiğini öğrenmiş bulunuyorum. Bir annenin evladından ayrı kaldığı her dakika zordur. Ancak haklı bir davanın içindeyseniz, o sabır insanın yüreğine bir kor gibi düşer. Esra’nın isyanı, toprağının talan edilmesine tanıklık eden bir yaşam savunucusunun, doğasını korumaya çalışan bir evladın çığlığı. Onun sözlerinin muhatabı belli-tutuklanmasına gerekçe gösterilen konuşması. Bu sözler, yargıyı temsil edenlere değil, doğayı kâr uğruna yok edenlereydi. Evladım ifadesinde de bunu tüm samimiyetiyle dile getirdi. Bütün bunlara tabii ki üzülüyorum. Günlerdir çocuğumdan ayrıyım. Bir yandan da umutluyum. Çünkü bütün Türkiye kızıma sahip çıkıyor”.
“Köylüleri derin yoksulluğa gömmek”
Kazdağları Ekoloji Platformu’ndan Füsun Karya ise şöyle diyordu; “Çok üzgünüm ama bu süreci biz biliyoruz. Maden şirketleri bu kadar palazlandıkça, devlete, sermayeye bu kadar yakın durup, onların desteği ile yol aldıkça daha çok fazla gözaltılar, çok fazla tutuklamalar ne yazık ki olur. Artık bu dayanılmaz bir hal aldı. Bu ‘acele kamulaştırma’ denilen uygulama zaten çok büyük sıkıntı. Maden yasası sürecinden beri zaten İkizköy ve Akbelen hedef gösterilmişti. Kazdağları’nda da farklı değil aslına bakarsanız. ‘Acele Kamulaştırma’ adı altında köylülerin topraklarına el konuluyor”. Kayra, sözü derin yoksulluğa kadar getiriyordu. “Kamulaştırma ile köylünün tarım arazilerine, bahçelerine, zeytinliklerine giriliyor. Evlerini, ağıllarını, meralarını kaybediyorlar. Bu ciddi bir mülksüzleştirme projesidir aynı zamanda. Halkı yoksuldan daha da geriye, derin yoksulluğa gömme politikası diyebiliriz aslında. Esra da bunlara karşı ses çıkardı haliyle. İtirazı haklı bir yerdendi. Tutuklanmasına gerekçe gösterilecek herhangi bir asıllı iddia yok, asılsız iddialar”.
Her yer darmaduman mı edilecek?
27 Nisan’da Esra Işık’ın görülecek davasından söz ediyor Kayra. “Dileriz ki orada serbest bırakılır, yanımızda olur” umudunu taşıyor. Diğer yandan da kaygılı “Ama Akbelen için çok daha zorlu bir sürece giriliyor. ‘Acele kamulaştırmalarla’ tespit edilen yerlere bakıldı, çizildi, ölçüldü. Bunların paraları artık bankaya yatırılacak. O paralar yatırıldıktan sonra ister istemez acele kamulaştırmanın gereği olarak dava süreçlerini beklemeyecekler. Danıştay’ı, Anayasa Mahkemesi’ni beklemeden alanlara girilecek. Evler, ağıllar yıkılacak, bahçeler darmaduman edilecek. Yani o bölgedeki yedi köy ve bütün yaşam alanları ellerinden alınacak. Ve çok çetrefilli bir süreç bekliyor Akbelen’i, İkizköy’ü. Diğer yandan ülkenin dört bir yanından, Giresun’dan, Gümüşhane’den, Fatsa’dan, Denizli’den, Mardin’den ve birçok yerden de bu hak ihlallerine karşı çıkan doğa savunucularının sesleri yükseliyor”.

“Kadınların iradesi cezalandırılmak isteniyor”
Bodrum Kadın Platformu’ndan Yüksel Okyay da Füsun’dan farklı düşünmüyor; Doğasını ve yaşamını savunanları susturma amaçlı olarak Esra’nın tutuklandığına inanıyor. Okyay, aynı zamanda Eğitim-Sen Muğla Şubesi Başkanı. Dinliyoruz anlattıklarını; “Köylünün toprağında ve yaşam alanlarında, ‘keşif’ adı altında yürütülen bu süreçler hukuki değil. Bunun arkasına saklanılarak gerçekleştirilen bir saldırı söz konusu. Doğasını, yaşamını savunanları susturma ve köylünün tapulu malına çökme girişimi. Esra Işık’ın tutuklanması siyasi bir tercih ve açık bir gözdağı. Şirketlerin çıkarı uğruna kolluk ve yargı gücünün köylülerin üzerine sürülmesi, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına yönelmiş açık bir saldırı. Hedef alınan aynı zamanda kadınların direnişi. Akbelen mücadelesinin ön saflarında yer alan kadınların iradesi, Esra Işık’ın şahsında cezalandırılmak isteniyor. Bugün mesele yalnızca Esra Işık değil. Aslında tutuklanan İkizköy, Akbelen! Muğla’da süren bu tür keşifler 48 köyü, 34 bin insanı binlerce dönüm araziyi hedef alıyor. Zeytinlikler, meralar ve ormanlık alanlar yok oluş riski içinde. Ve köylüler de zorla yerlerinden edilmeyle karşı karşıya. Bu davalar talan lehine sonuçlanırsa, eşikten sonrası doğa ve yaşam için zifiri karanlık olacak. Yaşamı savunanlar değil, doğayı talana açanlar yargılanmalı. Esra Işık bir an önce özgürlüğüne kavuşmalı”.
Tarım-Sen; “Esra’yı tutuklayarak köylülere gözdağı vermeyi amaçladılar”
Esra Işık’ın tutuklanmasına Tarım-Sen de çok sert tepki gösterdi. “Esra Işık, acele kamulaştırma yoluyla köyüne, topraklarına el konulmasına karşı çıktığı için tutuklandı. Esra’dan ‘ekolojist’ gibi bir sıfatla, bu yönde etiketlerle de söz ediliyor. Ama bütün bunların ötesinde o toprağını savunan bir köylü. Tespit için köylere gelen keşif heyeti, Yeniköy Kemerköy Enerji Şirketi’nin çıkarları doğrultusunda, köylülere bilgilendirme yapmadan, oldu bittiye getirerek bu süreci yürütmek istedi. Esra ise bu tutuma itiraz etti. Zeytin ağaçlarını koruyan, memleketinin taşına, toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan bir köylü. Esra Işık’ı cezalandırarak verildi, orada toprağına sahip çıkan bütün köylülere de gözdağı vermeyi amaçladılar. Toprakları için, geleceği için canla başla mücadele eden Esra Işık’ı uydurma gerekçelerle tutsak ettiler, serbest bırakılsın”
Rehin olan “Işık”
Esra’nın yanında duran, savunanlar arasında bir bilim kadının sözleri de anlamlıydı. Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, “muhalif” gazetesinde köşesi olan bir yazar. Sema Hoca, “Doğa talanını görmezden gelen siyasallaşmış adaletin elinde şimdi bir ‘Işık’ daha rehin” diyordu! Köy sakinleri ve çevreciler de benzer duyarlılığı taşıyordu. Bu büyük tahribata karşı doğa savunucusu Melek çok öfkeliydi. Esra Işık tutuklanınca O da büyük tepki göstermişti. Şöyle diyordu; “Biz onunla gurur duyuyoruz. Köyünü, doğasını savundu ve haksızlıklar karşısında eğilmedi, dimdik durdu. Küçük o daha, ne istediler. Ama adalet yerini bulacak kimse merak etmesin.” Sakine Durdu da kızgındı; “Toprağa sevgisi olmayanların insana da faydası olmaz. Ne söyledi de içeri aldılar bu kızı. Suçu neydi ki? Toprağını sevmek mi? Bizden artık her şeye boyun eğmemizi beklemesinler” sözleri dikkat çekiyordu. Sakine devam etti konuşmasına. “Maden bir defa çıkarılır ama zeytin ağacından bin yıl zeytin toplarsın! Biz köylüler zeytinin karasına tutkunuz”.
“Asıl hukuku ve doğayı yok sayanları yargılayın”
Tepki gösteren sendikalar arasında Tüm Yerel-Sen de var. Sendika bu tutuklamaya karşı şu açıklamayı yaptı; “Muğla İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı’nda yaşam alanlarını savunan köylülerin mücadelesi devam ederken, yaşam savunucusu Esra Işık’ın tutuklanması kamu vicdanını derinden yaralamıştır. Acele kamulaştırma uygulamalarına karşı anayasal haklarını kullanarak toprağını, zeytinliğini ve yaşam alanını savunan yurttaşların kriminalize edilmesi kabul edilemez. Hukuki süreçler devam ederken, keşif sürecine yönelik tepkilerin gerekçe gösterilerek bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. İkizköy halkı yıllardır yalnızca yaşam alanlarını, emeklerini ve geleceklerini savunmaktadır. ‘Biz sayıdan ibaret değiliz, burada hayatlarımız var’ diyen köylünün sesi, aslında tüm toplumun ortak vicdanıdır. Tüm Yerel-Sen Muğla Şubesi olarak doğanın, emeğin ve yaşam hakkının yanında olacağız. Yaşam alanlarını savunanların değil, hukuku ve doğayı yok sayan anlayışın sorgulanması gerektiğini ifade ediyor, Esra Işık’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz”

“Esra yalnız değil”
Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Serap Baysal ise Akbelen’de kesilen her ağaçla birlikte yalnızca doğa değil, adalet duygusu da yaralandığına vurgu yapıyor ve şöyle sürdürüyor sözlerini; “Akbelen’de yıllardır süren mücadele yalnızca ağaçları değil, yaşamı, suyu, toprağı ve geleceği savunma mücadelesidir. Bu direnişin içinde yer alan Esra Işık’ın gözaltına alınması, doğayı ve yaşam alanlarını savunan herkese yönelmiş bir baskıdır. Esra yalnız değil. O, bu topraklarda yaşamı savunan, köyünü, ormanını, geleceğini korumaya çalışan genç bir yürek. Akbelen’de kesilen her ağaçla birlikte yalnızca doğa değil, adalet duygusu da yaralandı. Ancak bilinmelidir ki; ekoloji mücadelesi suç değildir. Suç olan, ormanları talana açmak, yaşam alanlarını yok etmek ve halkın iradesini yok saymak. Toprağını, suyunu, geleceğini savunanlar değil, onu sermayeye teslim edenler hesap vermeli. Bugün İkizköy ve Akbelen’de yükselen hepimizin sesi. Bu mücadele yalnızca bir köyün değil, tüm toplumun mücadelesi. Haklıyız, meşruyuz, vazgeçmeyeceğiz. Esra Işık derhal serbest bırakılsın”.
Türkiye Barolar Birliği Esra’yı savunuyor
Hukukçular bu tutuklamayı “varsayımla verilen bir karar” olarak nitelendirdi! Türkiye Barolar Birliği yönetimi geçen hafta Esra’yı cezaevinde ziyaret etti. Ardından topluma yaptıkları açıklama, hukukun nasıl göz göre çiğnendiğini resmediyordu. Bu açıklamanın satır satır altını çizdik; “Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Akbelen’de bir mahkeme tarafından yapılmak istenilen keşif esnasında yaşanılan bir süreçten dolayı Esra Işık gözaltına alındı. Neydi isnat edilen fiil? Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi çerçevesinde ‘Görevi yaptırmamak için direnmek’. Bu suçlama ile gözaltına alındı. Ancak ifade edilen cümlelerin hiçbirinde tehdit unsuru bulunmuyor. Bugüne kadar baktığınızda Esra Işık yıllardır Akbelen’de en fazla bir ağaca sarılarak ‘Buraları yok etmeyin’ diye isyan etmişti. Yani varsayımla, ‘ileride gerçekleşebilecek bir olayı önlemek amacıyla’ ben bir kişiyi hapsediyorum diyorlar! Yani toprağına, ağacına, zeytinine, havasına, suyuna sahip çıkmaya çalışan genç bir kadından bahsediyoruz. Bakın, tutukluluğun temelinde maddi delillerin olması gerekir ve belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bu koşulların hiçbiri yokken de tutukladılar!”

Mektup okuma eylemi!
İzmir Şakran Cezaevi’ndeki Esra’nın soruları sürüyor. Çok sarsıcı sorular bunlar ve gönderdiği bütün mektuplarda var. “Siz hiç atalarınızın, ninelerinizin mezarlarını, kemiklerini taşımak zorunda kaldınız mı?” diyor örneğin. Yine allak bullak eden bir soru daha; “Siz hiç yüzyıllık emeğinizin, tüm geçmişinizin ve geleceğinizin bir gecede elinizden alınmasının ne demek olduğunu yaşadınız mı?”. Bu arada yeni bir eylem türü de gündemde. “Mektup okuma eylemi!”. İnsanlar bir araya geliyor. Doğa savunucusunun tutuklanması sloganlara protesto ediliyor. Ardından Necla Işık kızının cezaevinden gönderdiği “görülmüştür” ibareli mektubu yüksek sesle okuyor. Her mektubun sonu şu benzer duyguları içeren cümlelerle sona eriyor; “Köyüme, ağaçlarıma sarılabilmek için gün sayıyorum”. Farklı sloganlar da oluşturuldu. “Esra’ya özgürlük” toplantılarında artık “Akbelen’de ‘Işık’ sönmesin” pankartları taşınıyordu. Kamuoyu, bu haykırışın ardından mahkemeden gelecek kararı bekliyor.
Dava günü
Özgürlüğe, adalete susadığımız bu acımasızlığın ortasında, adalet talebi köylerden başlayarak mı yayılacak? Şu an karşımızdaki manzara o değil mi? Köylü kadınlarda, ağaçları kesilmekten korumak için onlara sarıldığı görüntülerle simgeleşmiş o kırsal alanlarda yaşayanlarda zaten büyük bir birikmiş tepki vardı. Doğayı savunma hareketinin büyümesinde kadınların rolü sanırım daha net kavrandı. Ülkenin her yerinden adeta çığ gibi destek geldi. Değil habere sığması, ciltlerce kitabın sayfaları dahi yetmez bu destekler… Bin yıl yaşayan zeytinin gövdesi gibi sağlam ve özgüvenli duruşlarıyla köy emekçisi kadınlar. Esra’ya mahkemede var olarak destek çıkmak isteyen kadınlar için bilgi paylaşalım.
Dava’nın yeri; Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarih: 27 Nisan 2026, Saat: 10.00
Haydi Muğla, İzmir desteğe!
Ana Görsel: Tarım-Sen










