Skip to main contentSkip to footer

Genç köylü kadın Pelin; ‘Bizim altınımız yerin üstünde!’

Genç bir köylü kadın. Sabırla ve özenle tarlasını eken, işleyen. Yaşadığı köyde altın rezervi olduğu duyulduğundan bu yana gözüne uyku girmiyor. Çünkü yakın zamanda bir şirket burası için ihaleye girdi. Maden tehditine karşı ön saflarda yer alan kadınlardan biri. Toprağın koruyucusu; “Bizim altınımız yerin üstünde” diyor.

Güncel

Genç ve cesur bir köylü kadın. Yaşadığı köyde altın rezervi olduğu duyulduğundan bu yana gözüne uyku girmiyor. Çünkü yakında binlerce dolar ödeyerek, burası ve diğer köyler için ihaleye girdi açgözlü şirketler. Pelin, yemyeşil bir yerde çiftçilik yapıyor. Yılanlı köyünde özenle eken biçen, tarlasını işleyen. Ona göre asıl “maden” kestane, kiraz ve zeytin. Toprak ananın koruyucusu, “Bizim altınımız yerin üstünde” diyor. İktidar, 400 ‘den fazla bölgeyi madencilere sattı. Yakında  “altına hücum” başlayacak. Ve ağaçlar, ormanlar, ekinler, sular cıvaya, metal tozlarına bulanacak. Varlığı tehlikede o kadar köy var ki…  Çocukken ailesine geleneksel bahçe işlerinde yardım ederdi. Okuldan artakalan zamanlarda toprakla haşır neşirdi. Artık O genç bir çiftçi. Ancak bugünlerde tarım emeğinin dışında bir misyonu daha var; Altın madencilerini köye yaklaştırmamak! Kadim topraklarını yok etmek isteyen vahşi madenciliğe karşı tepkisi çok büyük. Yılanlı Köyü, Bozdağ’ın eteklerinde kurulu. Ve doğanın en inanılmaz güzellikteki görüntülerine sahip. Altın işletmecilerinin gözü yıllardır bu dağın üzerinde. Bu köyden Pelin Girgin’i tanımanızı istedik..

“Bizim için yeryüzü önemli”

Birçok köy gibi Yılanlı’da hayatlarını sürdüren sakinler de ya akraba veya çok yakın. Birbirlerine bağlılar. Herkes birbirini tanıyor ve komşuluk ilişkileri sıkı. “Bütün hayatımı bu kırsal alanda geçirdim ve başka türlüsünü de istemezdim zaten” diyor genç çiftçi Girgin. Maden ihalelerinin ardından bütün Yılanlı sakinlerinin ortak konusu bu olmuş. Onların altınmış, bakırmış, gümüşmüş umurlarında değil. Köy halkını dağ taş, toprak, yeşil, orman ilgilendiriyor. Onlar altın aranırken kullanılan cıva gibi zehirli metallerin doğayı ne hale getireceğini iyi biliyorlar. 70 haneli Yılanlı köyü halkı, onların rızasını almadan madencilik projesini onaylayanlara çok tepkili. Pelin Girgin, yerli halkın direnişinin bölgenin geleceği için hayati önem taşıdığını söylüyor. “Bizim için bu toprağın altı değil, yeryüzü önemli” diyor. Bu bölgedeki altının varlığı, maden şirketi için yeşil dolarlar demek. Köylüler içinse hayat yeşil-toprak, kuş cıvıltılı ormanlar, doğa ananın sunduğu nimetler… Altın ise lanetten başka hiçbir şey değil.

Pelin Girgin

Ağaçlar da köy halkı için çok hayati

Madenciler para hırsıyla birçok Ege köyünü yerle bir edecek. Bölgede on yıllardır yaşayan insanlar altının nasıl bir felakete yol açacağını biliyorlar. Pelin Girgin’le bütün bunları konuşuyoruz. “Kadınlı erkekli bütün köy halkımız mücadeleye hazır. Hepimiz birlik içindeyiz” diyor. Geniş arazisinde çeşitli yaz ve kış sebzeleri ekiyor. Ağaçlar da Yılanlı’da çok hayati; Kestane, ceviz, kiraz ve çeşitli meyveler. Hasat ettikleri bu meyveleri satarak geçiniyorlar. Dinliyoruz genç kadının anlattıklarını; “Artık herkes tarlasını, bahçesini, toprağını korumamın derdinde. Köylü endişeli ama bir o kadar da kenetlenmişler. Doğayı, suyumuzu, hayvanlarımızı korumak için mücadeleye hazırız”.

“Sularımızı zehirleyecekler”

İnsanların havanın, suyun ve ağaçlarının bu madenden nasıl etkileneceğinin çok farkında olduğunu şu sözlerle vurguluyor. “Tüm ahali net bir şekilde madeni istemediğini dile getiriyor. Sesimizi her yere duyurmaya çalışıyoruz. Hayvancılık hem kendi köyümüzde hem de civar köylerde oldukça yaygın. Maden çıkarma işlemleri sularımızı da zehirleyecek, otlaklarımızı da. Oysa otlaklarımız küçük baş hayvancılık için çok çok önemli. Maden sahası tamamen bu otlaklarımızı kapsıyor. Bizim her şeyimizi olduğu gibi hayvancılığımızı da bitirmeye çalışıyorlar. Hepimiz var olan düzenimizin bozulmasından, doğamızın alacağı büyük yaradan oldukça endişeliyiz”.

Toprak ve doğa için kenetlendiler

Köyün öfkesi dinmiyor. Hep şu soruyu soruyorlar; Nasıl olur da Bozdağ çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleyi halka sormadan açarlar? Çiftçi Pelin, yaşanan sıkıntıları paylaşmayı sürdürüyor; “Herkes tarlasını, bahçesini, toprağını korumamın derdinde. Köylü endişeli ama bir o kadar birlik haldeyiz. Herkes kenetlendi toprağı ve doğası için. Dokuzlar, Yılanlı ve Kemer mahallelerinde yıllarca kestane üretiyoruz. Bu kestanenin tamamı Avrupa’ya ve dünyanın farklı ülkelerine ihraç ediliyor. Yani altını yerin altında aramaya gerek yok. Bizim altınımız yerin üstünde. Küçük Menderes ırmağının doğduğu yer de burası. Sadece biz kullanmıyoruz, Ödemiş ve Kiraz’ın içme suyu da bu akarsudan sağlanıyor. Maden atıkları bu suları zehirleyince zaten hayat çok kötü etkilenecek. Bizim ‘madenimiz’; kestane ve zeytindir. Suyumuz toprağımız ise canımızdır”.

“Gözlerini para hırsı bürümüş”

Şu cümleleri de eklemek istiyor; “Başka bölgelerdeki maden aranan köylerde halkın ne duruma getirildiğini biliyoruz. Maden diye canım ormanları yok ettiler. Maden sahası için bizim dağımızdaki ormanları da bitirecekler. Bunlar inşaat alanlarına makine taşımak için daha fazla yol yapacaklar. Bu yolları inşa etmek, yine yüzlerce ağaca kıymak demek. Bu altın arayıcıları iyi bilsinler. Bizim doğamıza uzanan ellere izin vermeyiz. Gözünü para hırsı bürümüş firmalar topraklarımızdan, bu güzelim doğadan uzak dursunlar. Devlet yetkilileri bu konuyu dikkate alıp, firmanın yanında durmayıp burada halkını, milletini savunsun. Ben ve benim gibi bütün kadınların sesini duysunlar. Evimiz, kurulu düzenimiz, çocuklarımız ve bu topraklarımız bizim geleceğimiz”.

Küçüklükten bu yana toprakla haşır neşir

Peki bir mücadeleci kadın olarak Pelin Girgin kimdir? İzmir, Kiraz’da doğdu. üç çocuklu bir ailenin en küçüğü. İki ağabeyi var. Çocukluğu köyde küçükbaş hayvancılıkla uğraşarak geçti. Ailesinin ana geçim kaynağı hayvancılıktı çünkü. Aynı zamanda toprağı ekmek biçmek. Ve yıllarca tarım sektöründe çalıştı ailesiyle birlikte. Daha sonra genç yaşta evleniyor. Yeni hayatına dair şu anekdotları paylaşıyor. “Eşimin ailesi de kestane, ceviz ve kiraz üretimi ile hayatını kazanıyordu. Yine tarım ve hayvancılık da diğer önemli işleriydi. Buraya gelin geldikten sonra da aynı topraklarda, aynı işlerle mücadelemi sürdürdüm. Genç bir çiftçiyim. Büyüklerimizin emaneti bu topraklara sahip çıkıyor işliyor ve üretiyoruz. Ve işimizi çok seviyoruz”.

“Akarsuyumuz yok olursa hayat biter”

Bu yaşam biçimi sabah nasıl başlıyor, sonra nasıl sürüyor peki. Anlatıyor günlük yaşamda o durmaksızın süren emeği; “Bozdağ’ın eteklerine yerleşmiş köylerden biriyiz. Biz sabah kalkar, hayvanlarımıza bakar, sütünü sağar, tavuklarımızın yumurtasını toplarız. Sonra kahvaltımızı saati gelir. Daha sonra bağ bahçede çalışmak için yola koyuluruz. Biz bu toprakların kıymetini çok iyi biliyoruz. Asla kıymet bilmeyen ellere geçmesini istemiyoruz. Küçük Menderes akarsuyu kirlenirse halkın yaşam kaynağı gider. Bu akarsuları hem biz içiyoruz hem de hayvanlarımız… Buradan gelen dağ suları, kar suları, yağmur suları hem küçük Menderes’in havzasını da besliyor. Ayrıca kendiliğinden çıkan kaynak sularımızı da günlük içme de dahil her şeyde kullanıyoruz. Küçük Menderes yok olursa ilk etapta 10.000 kişi ve daha sonra da on binlerce bölge insanı etkilenecek”.

Anne babası tarafından her zaman desteklenmiş. “Doğada özgürce koşup oynayarak büyüdüm. Daha sonra da tozun toprağın içinde tarım işlerimizi ve her şeyi kendi gücümüzle yapmaya çalıştık” diyor. Dikkat çeken özgüvenini soruyorum. “Kimseye muhtaç olmadan büyüdüğüm için kendimden eminim” yanıtını veriyor. Herkesçe sevildiğini gururla paylaşıyor ve ekliyor; “Çevresine faydalı etkinliklerde bulunan bir kişiliğim var”.

Pelin, komşuları ve bütün Yılanlı köyü sakinleri altın arayıcılarına göz açtırmayacak! Haberleri ola!

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar