Özel sektör öğretmenleri, düşük ücretlere, güvencesiz çalışmaya ve tutulmayan sözlere karşı 14 Haziran’da Ankara’daydı. Öğretmenler, hak mücadelesinin yalnızca kendi çalışma koşulları için değil, eğitimin geleceği için de verildiğini söylüyor. Çalışan öğretmenlerin büyük bölümünü kadınlar oluşturuyor, düşük ücretler, güvencesiz çalışma ve hak ihlallerinden de en çok kadın öğretmenler etkileniyor.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası‘nın çağrısıyla ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu’nun katılımıyla Türkiye’nin farklı kentlerinden Ankara’ya gelen yüzlerce öğretmen, taban maaş hakkı, güvenceli çalışma ve mülakat mağduru öğretmenlerin atanması talepleri için 14 Haziran’da bir araya geldi.
Ancak sendikanın açıklamasına göre eylem günü polis müdahalesi yaşandı. Sendika, aralarında yöneticilerinin de bulunduğu 40 öğretmenin darbedilerek gözaltına alındığını ancak sonra serbest bırakıldığını duyurdu. Sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Bizi vazgeçiremezsiniz. Biz Ankara’dayız” denildi.
Özel eğitim kurumları, kolejler, kurs merkezleri ve vakıf üniversitelerinde çalışan öğretmenler yıllardır düşük ücretler, güvencesiz sözleşmeler ve hak kayıplarına karşı mücadele ediyor. Geçen yıl düzenlenen Büyük Öğretmen Yürüyüşü‘nün ardından verilen sözlerin tutulmadığını söyleyen öğretmenler, bu nedenle yeniden Ankara’daydı.
Kadın İşçi olarak, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Yürütme Kurulu Üyesi Ceylan Korkmaz, Sendika Sekreteri Rabia Atbaş ve İl Meclisi Üyesi Havva Zenginler Kaya ile öğretmenlerin taleplerini, çalışma koşullarını ve mücadelenin bundan sonraki adımlarını konuştuk.

“Öğretmenliği yaşamak istiyoruz”
Özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler, 14 Haziran’da ortak bir taleple Ankara’daydı: Verilen sözlerin tutulması.
Bir yanda KPSS’de başarılı olmasına rağmen mülakat nedeniyle atanamayan öğretmenler, diğer yanda düşük ücretlerle ve güvencesiz sözleşmelerle çalıştırılan özel sektör öğretmenleri var. Öğretmenlere göre iki grubun ortak sorunu, emeğin sistematik biçimde değersizleştirilmesi.
Ceylan Korkmaz, eğitimin piyasanın ve patronların insafına bırakılamayacağını söylüyor :
“Biz öğretmenliği yaşayamıyoruz. Öğretmenliği yaşamak ve yaşatmak için Ankara’daydık. Verilen sözleri hatırlatmak ve taleplerimizi almak için oradaydık.”
Öğretmenler için bu Ankara yolculuğu ilk değil. Taban maaş talebiyle önceki yıllarda da Ankara’da nöbetler tutuldu, eylemler düzenlendi. Sendika, geçen yıl İstanbul’dan Ankara’ya Büyük Öğretmen Yürüyüşü gerçekleştirdi. Bu sürecin ardından öğretmenlerin çalışma koşullarını görüşmek üzere bakanlıklar, patron temsilcileri ve sendikanın yer alacağı bir masa kurulacağı, taban maaş konusunda çalışma yapılacağı yönünde sözler verildi.
Havva Zenginler Kaya, benzer sözleri daha önce de duyduklarını söylüyor. Kaya, taban maaş ve Öğretmenlik Meslek Kanunu konusunda öğretmenlerin lehine düzenlemeler yapılacağının ifade edildiğini ancak somut bir sonuç çıkmadığını belirtiyor.
Bu nedenle öğretmenler bir kez daha Ankara’daydı. Korkmaz, “Artık sabrımız kalmadı. Her türlü bahaneye de karnımız tok” derken, öğretmenlerin verilen sözlerin takipçisi olduğunu vurguluyor.
Rabia Atbaş ise mücadelenin yalnızca öğretmenlerin çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını söylüyor. Atbaş’a göre öğretmenin hakkının korunmadığı bir yerde nitelikli eğitimden de söz etmek mümkün değil.
Öğretmenler, 14 Haziran’ın bir son değil, yeni bir eşik olduğunu söylüyor. Bir yıldır bekleyen sözlerin karşılık bulmasını isteyen eğitim emekçileri, talepleri karşılanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguluyor.

Özel sektör öğretmenleri daha çok çalışıyor, daha az kazanıyor
Özel sektör öğretmenleri, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarının yıllardır derinleştiğini söylüyor. Sendikaya göre en temel sorunlardan biri, 2014 yılında kaldırılan taban maaş uygulaması.
Kaya, taban maaşın kaldırılmasıyla birlikte öğretmen ücretlerinin hızla gerilediğini anlatıyor. Kamudaki meslektaşlarıyla aynı işi yapan birçok öğretmenin bugün asgari ücret düzeyinde maaşlarla çalıştığını söylüyor.
Düşük ücretler, uzun çalışma saatleriyle birleşiyor. Kaya’ya göre özel sektörde öğretmenler kamudaki meslektaşlarından daha fazla derse giriyor. Ancak fazla mesai ve ek ders ücretleri çoğu zaman ödenmiyor. “Patronun istediği kadar ek derse giriyoruz ama bunun karşılığını alamıyoruz” diyen Kaya, hafta sonu çalışmaları, etütler ve mesai dışı görevlerin de öğretmenlerin iş yükünü artırdığını belirtiyor.
Bazı kurumlarda öğretmenlerin ders saatleri birkaç güne sıkıştırılarak kısmi zamanlı gösterildiğini anlatan Kaya, bunun hem ücretleri hem de sigorta primlerini düşürmek için kullanıldığını söylüyor. Bu durumda öğretmenler daha az maaş alıyor, eksik sigortayla çalışıyor ve yaz aylarında gelir kaybı yaşayabiliyor.
Atbaş da güvencesizliğin yalnızca ekonomik sonuçlar yaratmadığını vurguluyor. Atbaş’a göre belirli süreli sözleşmeler öğretmenlerin hak aramasının önünde de bir engel. Pek çok öğretmen, sözleşmesinin yenilenmeyeceği korkusuyla yaşadığı hak ihlallerine itiraz edemiyor.
Fazla mesai, iş tanımı dışındaki görevler ve özlük hakları ihlallerinin yaygın olduğunu söyleyen Atbaş :
“Öğretmenler eğitim emekçisi olmaktan çıkarılıp her işi yapmak zorunda bırakılan çalışanlar haline getiriliyor. “
Öğretmenlere göre mülakat mağduru öğretmenlerin yaşadığı sorun da aynı tablonun bir parçası. Yıllarca sınavlara hazırlanan ve başarılı olan öğretmenler atanamazken, özel sektörde çalışanlar düşük ücret ve güvencesizlikle karşı karşıya kalıyor. Her iki durumda da ortak nokta değişmiyor: Öğretmen emeği değersizleştiriliyor, gelecek belirsizliğe bırakılıyor.

Taban maaş “eğitimi sermayenin elinden kurtarma talebi”
Öğretmenlerin Ankara’ya taşıdığı temel taleplerin başında taban maaş geliyor. Ancak sendikaya göre bu talep yalnızca ücret artışıyla ilgili değil.
Korkmaz, taban maaşın yeni bir talep olmadığını hatırlatıyor. Korkmaz, özel sektör öğretmenlerinin kamudaki meslektaşlarıyla aynı kademede en az aynı ücreti almasını güvence altına alan uygulamanın 1965’ten 2014’e kadar yürürlükte olduğunu belirtiyor.
Korkmaz’a göre taban maaş hakkının kaldırılması, bugün yaşanan ücret eşitsizliklerinin ve güvencesizliğin de önünü açtı. Korkmaz, uygulamanın dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Yusuf Tekin’in müşteşar olduğu dönem kaldırıldığını hatırlatarak bunun eğitimin daha fazla piyasa koşullarına bırakıldığı bir dönüm noktası olduğunu söylüyor.
“Taban maaş talebi eğitimi sermayenin elinden kurtarma talebidir” diyen Korkmaz, şöyle devam ediyor: “Taban maaş artık bizim için sadece bir ücret talebi değil. Özel sektör öğretmenleri için bir haysiyet talebi.”
Atbaş da taban maaşın öğretmenlik mesleğinin itibarı, güvencesi ve geleceğiyle ilgili olduğunu söylüyor. Atbaş’a göre düşük ücretler ve belirli süreli sözleşmeler, öğretmenleri işsizlik korkusuyla yaşamaya zorluyor. Bu durum yalnızca ekonomik güvencesizliği değil, hak arama mücadelesini de zayıflatıyor.
Öğretmenler, taban maaş ve güvenceli çalışma hakkının birlikte hayata geçirilmesinin hem eğitim emekçilerinin yaşamını hem de eğitimin niteliğini doğrudan etkileyeceğini savunuyor.
Güvencesizlik kadın öğretmenleri iki kez vuruyor
Kamu ve özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin büyük bölümünü kadınlar oluşturuyor. Bu nedenle düşük ücretler, güvencesiz çalışma ve hak ihlallerinden de en çok kadın öğretmenler etkileniyor.
Rabia Atbaş’a göre ekonomik bağımsızlık kadınların yaşamın her alanında güçlenmesinin temel koşullarından biri. Ancak güvencesiz çalışma koşulları kadınları işyerindeki baskılar karşısında daha kırılgan hale getiriyor.
“Güvencesiz çalışma ve düşük ücret politikaları kadınların ekonomik bağımsızlığını zayıflatırken, onları işyerindeki baskılara karşı daha kırılgan hale getirebiliyor” diyen Atbaş, işsiz kalma korkusunun kadın öğretmenlerin mobbing, ayrımcılık ve şiddete karşı ses çıkarmasını da zorlaştırdığını söylüyor.
Ceylan Korkmaz ise kadın öğretmenlerin ortak güvencesizlik koşullarına ek olarak cinsiyet temelli ayrımcılıkla da karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Korkmaz, kadın öğretmenlere işe alım süreçlerinde “Evli misin?”, “Çocuk düşünüyor musun?”, “Eşin ne iş yapıyor?” gibi sorular yöneltilebildiğini anlatıyor.
Kadın öğretmenler doğum izni ve süt izni gibi yasal haklarını kullanırken de çeşitli engellerle karşılaştıklarını söylüyor. Havva Zenginler Kaya ise sorunun hamilelik sürecinde daha da görünür hale geldiğini belirterek, “Hamile bir öğretmeni çalıştırmak istemiyorlar” diyor.
Öğretmenlere göre toplumsal cinsiyet rolleri okul kapısından içeri girince de kaybolmuyor. Kadın öğretmenlerden yalnızca ders anlatmaları değil; öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarıyla ilgilenmeleri, velilerle ilişkiyi yürütmeleri ve görünmez bakım emeğini üstlenmeleri de bekleniyor.
Kaya, eğitim kurumlarında yönetici pozisyonlarının büyük ölçüde erkekler tarafından doldurulduğunu, kadınların kariyer basamaklarında ilerlerken ek engellerle karşılaştığını söylüyor. Erkek öğretmenlere daha yüksek ücret teklif edildiğini ve kadın öğretmenlerin daha yoğun mobbinge maruz kalabildiğini belirtiyor.
Atbaş ise tüm bu eşitsizliklere rağmen kadınların sendikal mücadelede ön saflarda yer aldığını vurguluyor. Ona göre kadınların eşit ve özgür biçimde söz kurabildiği bir mücadele, aynı zamanda daha güçlü bir mücadele anlamına geliyor.
Kadın öğretmenler için sorun yalnızca düşük ücret değil. İşe alım süreçlerinden terfilere, hamilelikten bakım emeğine kadar uzanan ayrımcılık zinciri çalışma hayatının her aşamasında karşılarına çıkıyor.

“Yeni sözler değil, verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz”
Öğretmenlerin Milli Eğitim Bakanlığı’na ve kamuoyuna mesajı net: Verilen sözler tutulmalı.
Atbaş, hem özel sektör öğretmenlerine hem de mülakat mağduru öğretmenlere çeşitli dönemlerde çözüm sözü verildiğini hatırlatıyor. Ancak bu sözlerin hayata geçirilmediğini söylüyor.” Biz Ankara’ya yeni sözler duymaya değil, verilen sözlerin tutulmasını sağlamaya gittik” diyen Atbaş’a göre öğretmenlerin asıl sorunu artık çözüm vaadi değil, yerine getirilmeyen taahhütler.
Öğretmenler, taban maaş ve çalışma koşullarına ilişkin taleplerini yıllardır çeşitli bakanlıklara ilettiklerini anlatıyor. Ancak sendikaya göre bugüne kadar değişimi yaratan şey görüşme masaları değil, sahadaki mücadele oldu.
Kaya, “Biz bunu bir lütuf olarak istemiyoruz. Bu hakkımız vardı ve elimizden alındı” diyerek öğretmenlerin talebinin yeni bir hak değil, kaybettikleri bir hakkın geri verilmesi olduğunu söylüyor.
14 Haziran’daki eylemde yaşanan polis müdahalesi ve gözaltılar da öğretmenleri durdurmuş değil. Sendika, verilen sözlerin tutulmamasının yalnızca öğretmenleri değil, eğitim sisteminin geleceğini de etkilediğini savunuyor.
Korkmaz’ın sözleriyle, “Biz yaşamak istiyoruz. Öğretmenliği yaşamak, mesleğimizi yapmak ve öğretmenliği yaşatmak istiyoruz.”
Öğretmenler, 14 Haziran’ı bir son değil yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyor. Bakanlıktan yeni vaatler değil, somut adımlar bekliyorlar.










