Skip to main contentSkip to footer

“Bir günümüz var, onu da kutlayalım”

8 Mart’ta Kadıköy’deki eylemde bir yandan kaybettiklerimizi andık, bir yandan da birbirimizden güç aldık. Kadınlar yas ile dayanışma arasında gidip gelen bir duyguyla sokaktaydı. Alandaki Kürt kadın arkadaşlarımızla, barış sürecini, kadın olmayı, erkekliği konuştuk.

Güncel

Kadıköy’de miting saat 13.00’te başladı. Meydan her zamanki gibi rengârenkti. Farklı şehirlerden, farklı hayatlardan kadınlar bir araya gelmişti. Savaşlar, ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluk konuşuluyordu. Konuştuğum kadınların çoğu pek umutlu değildi. Yine de güneşli bir pazar gününde oradaydılar. Birlikte olmak, biraz eğlenmek, yok sayılan emeklerini ve haklarını birbirlerine hatırlatmak için.

Rıhtıma inerken meydanda olmayan kadınların da desteği hissediliyordu. Sokaklardan alkışlayanlar, sloganlara eşlik edenler vardı. Belki işe gidiyorlardı, belki bir yere yetişiyorlardı ama destekleri bizimleydi.

En kalabalık gruplardan biri yine Kürt kadınlarıydı. Kıyafetleri, müzikleri ve halaylarıyla meydanın en renkli köşelerinden birini oluşturuyorlardı. Sorular sormak için yanlarına yaklaştığım bir grup Kürt kadınla sohbet etmeye başladık. Açıkçası çok zaman ayıracaklarını düşünmemiştim. Ancak yaklaşık 20 dakika konuştuk. Yanımızda halay çekiliyordu ama onlar konuşmayı tercih etti. İsimlerini vermek ve fotoğraf çektirmek istemediler, yalnızca ses kaydı almama izin verdiler.

Konuştuğum üç kadından biri Zelal’di. İki oğlu var ve eşinin “eşitlikçi bir erkek” olduğunu söylüyor. Diğer iki kadın ise eşlerinden şikâyetçi. 50 yaşındaki Rojin’in üç oğlu var. Eşinin dışarıda kendini çağdaş ve gelişmiş gösterdiğini, ama evde bambaşka biri olduğunu anlatıyor. Grubun en genci Dilan ise 30’larında ve iki çocuk annesi. Bir süre ücretli çalışmış ancak hem iş hem ev yükünü birlikte taşımakta zorlanmış. En çok da eşinin emeğini değersizleştiren sözleri onu kırmış.

Üç kadın da kendilerini “örgütlü” olarak tanımlıyor. Ancak DEM Parti’yi kadın hakları konusunda yeterince aktif bulmadıklarını söylüyorlar. Kadın STK’larıyla da ilişkileri yok; bu yapılara güvenmediklerini ifade ediyorlar. Bağcılar’da yaşadıklarını ve belediyenin kadınlara yönelik hizmetlerinin yetersiz olduğunu söylüyorlar. Bir konuda ise hemfikirler: Kadınlar çoğu zaman yalnız ve korumasız.

Konuşmamız sırasında dikkat çekici tespit Zelal’den geldi. İçinde bulunulan “barış sürecine” ve PKK’nın silah bırakmasına değinerek, bu durumun bazı Kürt kadınlarında yeni bir güvencesizlik hissi yarattığını söyledi. Kadınların “bizi şimdi kim koruyacak?” sorusunu daha sık sormaya başladığını anlatıyor.

Yine de üç kadın da değişimin mümkün olduğuna inanıyor. Kadınların erkekleri değiştirebileceğini düşünüyorlar. Zelal, eşinin ev işlerine katılmasının akraba çevresinde bile bazı değişimlere yol açtığını anlatıyor. Rojin’in üç oğlundan biri kadın hakları konusunda daha duyarlı davranmaya başlamış. Diğerleri için ise “klasik erkek” diyor. Bugünün kendileri için önemli olduğunu söylüyorlar.

 

“Eşimle halı çırpıyorum”

Her üç kadınla sohbetimde en dikkat çekici kısımları kendi cümleleriyle paylaşmak istiyorum:

Zelal: Ben eşimi alıp gidip halı çırpıyordum. Dayı diyordum sen de eşini al gel halı çırp. Akraba erkekler, başımıza bela oldu. Nasıl halı çırpacak? diyorlardı. Sıfırdan değiştik. Ya bence kadının erkeğin değişmesi kadının değişmesiyle bağlantılı.

Rojin: Eğer ki erkeklerin sahip olduğu haklara sahip olmuş olsaydık erkek hiçbir zaman kadını ezemezdi. Ve ben bunu ekonomik olarak da, güç olarak da, manevi olarak da bunu kanıtına varmış biriyim. Çalışsaydın o kadar ezemezdi. Çevre kadına üçüncü planda bakılıyor. Ben tek değilim. Yengem olsun, eltim olsun, arkadaşım olsun. Mesela bir şey almak istiyorsam kocamla konuşmak gerekiyor. Ben onunla konuşmak istemiyorum.

Bugün sen kendine değer vermezsen kendini bir yerlere getirmezsen seni çocukların bile kullanır. Kaynanan da her dediğini yaparsan dört dörtlük gelinsin. Ama kendi ihtiyacını, kendi istediklerini yaparsan sen iyi değilsin.

“Ekonomisiz kadını ezerler”

Rojin: Onun için ne yapacaksın? Kendin için yaşayacaksın. Çünkü bu hayat benim. Bu hayat eşimin şunun bunun değil. Eşim bir şey almak isterken bana soruyor mu? Yok. O hak bende de olması lazım. Onun için kadınların en büyük yaptıkları hata okutmamak; okutmadılar kadınları. Ben de okutulmadım. İkincisi iş sahibi olamadık. En ufak bir atölye bile açmış olsaydık, en ufak bir şeyde çalışmış olsaydık bugün o kadını hiç kimse ezemez.

Ekonomisiz kadını ezerler. Bilgisiz kadını dikkate almazlar. Eğitimsiz kadını hiçe sayarlar. Ben bunu gördüm. Bunun için kadının ilk önce kendini eğitmesi, kendini güçlendirmesi lazım.

Kadın bilgilendikçe kadın katliamları da artıyor. Kadınlar susmuyor. Diyor ki ben artık bu evliliği sürdürmek istemiyorum. O cesaret var ya. Ses çıkarınca karşıki taraf (erkek) bunu nasıl susturayım? İkinci şiddetle, şiddet olmayınca da öldürmekle kapatılıyor.

Dikkat ederseniz bundan yirmi ya da yüz yıl önce kim boşanabiliyordu? Erkek seni dövse de kadınların gözleri açıldı aslında. Artık kendini ezdirmemek istiyor.

“Biz artık kime sığınacağız”

Zelal: PKK silah bırakıldı ya. Bizim kadınlar kendileri için ağlıyorlardı. Şimdiye kadar kendi eşimizi orayla tehdit ediyorduk. Şimdi nereye gideceğiz? Peki biz artık kime sığınacağız? Biz baba biliyorduk, biz ana biliyorduk örgütü, diyorlar. DEM Partili kadın vekiller falan biraz pasifler.

Rojin: Bu sorunun çözülmesi için ayrıca grup oluşması lazım. Bu milletvekilinin işi değil. Milletvekilinin zaten kendince bir yükü var. Kimin işi bu? Devletin. Mesela CHP’li bir kadın, AKP’li bir kadın, DEM’li bir kadın, Meclis’te bir araya gelip bunun için bir komisyon oluşturması lazım.

Her kadının dini, kültürü fark etmesin. Alevisi olabilir, Kürdü olabilir, Çerkezi olabilir. Bu konuda maddi manevi destek olması lazım. Bunun için ayrı bir meclis oluşması lazım kadınların genel sorunu için.

Bir erkek kadının gelişmesini istemiyor. Örgütlü olmasını istemiyor. Bugün evde temizlik, yemek, bütün genel olarak her şey kadında. Para getiren kim erkek? Oğlum akşama kadar çalışıyor, diyor. Bu zihniyete lanet olsun.

Ben bazen diyorum ki bir günde üç erkek çocuğum, bir de eşim vardır. Bir gün de siz bir çayı getirin. Yok… Ama benim büyük oğlum çok merhametli. Şimdi aradı, anne yeşillikleri sirkeye koydum dedi, bana yardımcı oluyor.

Bu sabah gelirken ortanca oğlum, anne neye gideceksin dedi. Ben de, oğlum 365 gün bu evde ne yapıyorum, bir gün de çıkayım bir hava alayım dedim. Onu da çok mu görüyorsunuz? Ortanca oğlum erkeğe egemenliğini çok destekliyor. Neyi gördüyse onu uyguluyor. Ama çocuklarımıza her zaman merhamet ve adaleti aşılamamız lazım.

“Önce emeğe saygı”

Dilan: Aslında kendimi biraz savunan bir insanım. Ezilmiyorum bu konuda. Ben de çalışmıyorum. Bazen şöyle bir eleştiri var. Şunun eşi çalışıyor, sen çalışmıyorsun, gitsen. Bu eleştiriler beni çok sinir ediyor.

Erkekler nankör. Ne kadar çalışsam da gelip evde de çalışıyorum. Daha öncesinde denedim hatta bir günlük tekstil işleri var. Gidip geliyordum, uykusuz kalıyorum ben. Çocuklarım küçük. İki saatlik uykuyla kalıyorum. Bir işe gidip geliyorsun, yoruluyorsun. Evde gelip yatıyorsun, sen ne yapıyorsun dedi kocam. Biraz değer verilse aslında kadınlar için karşılıklı daha değişik şeyler olabilir.

Fotoğraflar: Derya Kap

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar