Skip to main contentSkip to footer
Sakarya OSB’den kadın işçiler anlatıyor:

“Destekçin olunca hayat aslında çok kolay”

Kadın işçilerin fabrika deneyimleri farklı. Çalışma koşulları, kendi aralarındaki rekabet, dayanışma duyguları, teknoloji ve sosyal medya kullanımları zaman içinde epey değişikliğe uğramış. Evlerde süren bakım yükümlülüklerinde bir değişiklik yok ama…Arkadaşımız Merve kadınlarla ücretli çalışmanın günlük hallerini konuştu.

Sakarya Organize Sanayi Bölgesi’nde aynı fabrikada çalışan Neslihan, Leyla ve Burcu* ile buluşmak ve konuşmak için Harem’den yola çıktım. İstanbul il sınırına doğru gelirken fabrikalar sırayla dizilmeye başladı. Önce dikkatimi Migros çekiyor. Geçtiğimiz aylarda Migros depo işçilerinin düşük ücrete karşı direndikleri yer burası. Biraz ilerisinde ise Farplas’ı görüyorum. Oradaki işçiler de 2022 yılında düşük ücretler ve haksız işten çıkarmalar nedeniyle direnmişti. Böyle irili ufaklı birçok fabrika, Kocaeli’den Sakarya’ya yol boyu beni takip ediyor ya da ben onları takip ediyorum. Onların birinde çalışan üç kadınla görüşmek için oldukça heyecanlıyım.

Sakarya’daki işçilerin durumuna gelince; Toplam altı adet Organize Sanayi Bölgesi’nde 300 firma var ve bu firmalarda toplam 35 bin kişi çalışıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın 2025 yılında açıkladığı Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu (2024) verilerinde Sakarya’dan 39 firma yer alıyor. Kentteki 221 bin 150 kayıtlı işçiden sadece 38 bin 107’si sendikalı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz 2025 verilerine göre sendikalaşma oranı yüzde 17,23; yani her 100 kişiden 83’ü sendikasız.

Sakarya’ya vardığımda önce Burcu ile buluşuyoruz. Yolda Neslihan ve Leyla’yı da alıp birlikte oturacağımız pastaneye gidiyoruz. O hafta Neslihan ve Leyla 12-8 vardiyasında çalışırken Burcu 8-4 vardiyasında çalışıyor. Yani sözleştiğimiz saat olan 17.00’de Burcu işten yeni dönmüşken, Neslihan ve Leyla gece yarısı işe gidecek.

Pastanede pastalarımızı ve çaylarımızı aldıktan sonra sohbete başlıyoruz. Ben söze nasıl başlasam, ne sorsam diye düşünürken kendi aralarında konu Burcu’nun ehliyet alma sürecinden açılıyor**. Teorik sınavı sonunda geçtiğinden ve direksiyon sınavı için çalıştığından bahsediyor. Neslihan’ın da ehliyeti varmış ama araba kullanmayı pek sevmiyormuş.

Bakım işleri

Neslihan 45 yaşında ve yedi yıldır bu fabrikada çalışıyor. Evlenmeden önce, henüz 18 yaşındayken başka bir fabrikada işe başlamış. Beş ay çalıştıktan sonra sıkılıp işten çıkmış. O zamanlar sigortadan ve çalışma şartlarından pek anlamadığını, iş yerinin şartlarını bile doğru düzgün bilmediğini söylüyor. Etrafında da bu işlerden anlayan ve kendisine akıl verecek pek kimse yokmuş. Yıllar sonra tekstil üzerine olan başka bir işe girmiş ve orada sigortasız olarak bir yıl çalışmış. Daha sonra kızı doğmuş ve ancak doğum sonrasında sigortalı olabilmiş. Devamlı çalışsaymış şu an emekli olabileceğini ama o dönem şartları bilmediğini belirtiyor. Sonra oradan ayrılmış ve bir oğlu olmuş. Tekrar işe girip dört yıl çalıştıktan sonra çocukları küçük olduğu ve evde aile büyükleri de yaşadığı için oradan da çıkmış; dört yıl boyunca çalışma hayatına ara verip ev içi bakım emeği vermiş. Ardından şu an çalıştığı fabrikaya girmiş ve burada emekli olabileceğini öğrenmiş. “Keşke ara vermeseydim, çocukların bakımıyla ilgili mücadelemi farklı verseydim” diyerek şu an prim gününü doldurmaya uğraştığını belirtiyor.

Çalışma yaşamının iyi yönlerini ve arkadaş çevresini sevdiğini dile getiren Neslihan, düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Burada diğer fabrikalara göre şartlar daha iyi ama çalışma arkadaşlarım şımarık. İş bir şekilde gidiyor, elin alışıyor. Bazen iş yerinde insanlar yoruyor, bazen evde de bunalıyor insan. İkisi bir araya gelince işin içinden çıkamaz hale geliyorsun. Belli olmuyor hayat işte; bazen evde güzel geçiyor, bazen iş yerinde güzel geçiyor. Çalışmayı seviyorum, ’emekli olayım’ diye uğraşmıyorum ama sadece altı gün çalışıp eve yetemeyince üzülüyorsun. Çalışma süresi beş gün olsa çalışmakta hiçbir şey yok. Çocuklar büyüdü zaten.”

Fabrika hiyerarşileri

Neslihan’ın kızı 23, oğlu ise 17 yaşında. “Artık onların bana destekleri oluyor” diye ekliyor. Eşi emekliymiş ama çalışıyormuş. Neslihan, “Destekçin olunca hayat aslında çok kolay da bazen zorlaşıyor. Belli olmuyor yani. Biraz psikolojiyi pozitife çekmek lazım; negatif ortamda negatif gittiğin zaman daha da negatifleşiyor” diyor. Sözlerine şunları da ekliyor:

“İnsanlara güvensen darbe yiyorsun. Güvendiğim arkadaşların sağlam gerçekten. Örneğin Burcu’yla hayat görüşlerimiz çok zıt olmasına rağmen o beni anlayabiliyor, ben de onu anlayabiliyorum. Aynı şekilde Leyla’yla da… Ama başkalarıyla konuştuğunda ‘sen öylesin, sen böylesin’ diye seni deşifre ettiği zaman diyorsun ki: ‘Aa tamam, bundan olmaz.’ Böyle insanlar kendi kusurlarını sana atmaya çalışıyor.”

Bu konuya dair Burcu’nun yorumu, “Yani kötü olan bir şeyi iyi gösterebiliyorlar, aslında iyi değil” olurken Neslihan, “Sana gelince ‘lay lay loma’ çekiyorlar, onların başına gelince hassas olmak zorundasın” diye ekliyor.

Yaklaşık 1.800 çalışanı olduğunu öğrendiğim fabrikadaki işleyişi ve hiyerarşiyi sorduğumda, işçilerin başında vardiya formenlerinin, onların başında da vardiya amirlerinin olduğunu öğreniyorum. Onların da üstünde mühendisler yer alıyormuş.

Sonra sıra Leyla’ya geliyor. Leyla da 45 yaşında ve 18 yaşından beri ücretli çalışıyor. Eski iş yerinde sürekli geceleri çalıştığı ve çalışma şartları zor olduğu için oradan ayrılıp başka bir fabrikaya geçmiş. Yaklaşık 12 sene çalıştığı o eski işinden tazminat almadan ayrılmış ve Burcu ile de orada tanışmış. Üstelik o fabrika yaşadığı yere çok uzakmış. Çocuğu okula başladığında ilgilenebilecek kimse olmadığı için onu annesine bırakmak zorunda kalmış. İşten çıktığında ikinci çocuğuna hamileymiş ancak bunu bilmiyormuş. İlk çocuğuna bakarken sıkıntılar çektiğinden ve çalıştığı için onu annesine bırakmak zorunda kaldığından aslında ikinci bir çocuk istemiyormuş; ancak kızı sürekli bir kardeş isteyince durum değişmiş. Oğlu doğduktan sonra üç sene çalışmamış, ardından hayat şartlarından ötürü tekrar işe girerek orada da üç sene kadar çalışmış. Orada bazı uygunsuzluklar görüp rahat edemediğini, başlarındaki amirden rahatsız olduğunu söylüyor. Sonunda gönüllü çıkışla işten ayrılarak tazminatını almış. Ardından şu an çalıştığı yere girmiş ve altı yıldır burada çalışıyormuş. Çocuğunu da fabrikanın kreşine vermiş. Leyla’nın kızı şu an 18, oğlu ise 11 yaşında.

Burcu ise 49 yaşında ve EYT’den emekli olabilen şanslı kesimden. Ücretli çalışmaya 23 yaşında başlamış. O da Leyla ile tanıştığı ilk fabrikada tam 12 sene çalışmış. Çocuğu olunca dört yıl ara vermek zorunda kalmış. Sonrasında başka bir fabrikada işe girmiş ancak o fabrika kapanınca şu an çalıştığı yere geçmiş. Burcu, bu fabrikadaki sekizinci yılını doldurmak üzere.

Bölgenin giderek kalabalıklaştığını ancak çalıştıkları yerin şartlarının güzel ve disiplinli olduğunu belirtiyorlar. Neslihan, daha küçük fabrikalarda “aşiret gibi” kendi tanıdıklarını ve akrabalarını işe aldıklarını, bu yüzden oralarda durumun çok daha kötü olduğunu belirtiyor.

“Fabrikada düzenli vardiya değişimleri oluyor. İnsan Kaynakları (İK) departmanı çalışanlar arasındaki problemleri çözmeye çalışıyor; bazen çalışanları çağırıyor bazen de kendiliğinden gelenleri dinliyor. Eğer amirinizle bir sıkıntı yaşamışsanız, İK isim vermeden uyarı yapabiliyor.”

“İnternetten alışveriş yapmayı seviyorum”

Leyla, EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesiyle emekliliği iki ayla kaçırmış. Burcu ise emekli olmuş ama hâlâ çalışmaya devam ediyor. Leyla ve Neslihan’a, “Emekliliği bekliyor musunuz yoksa emekli olunca yine de çalışır mısınız?” diye soruyorum.

Neslihan, “Ben evi seviyorum, evde dururum” diyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: “Pazar yeri ayağımın dibinde ama gitmeyi sevmiyorum. Bana ‘Sen tuhafsın’ diyorlar. Ben kalabalığı, kargaşayı sevmiyorum. İnternetten alışveriş yapmayı daha çok seviyorum. Kalabalıkta baktığım şeyi de anlamıyorum. Örneğin domates almaya gidiyorum; pahalı da olsa alır, çıkarım, yeter ki bitsin. Emekli olsam evde sıkılmam yani, kendime yapacak bir şey bulurum.”

Leyla ise geçmişe dönerek, “Çocuklarım küçükken çalışmak zaten sıkıntıydı. Kızımı annem büyüttü, ayrı kaldık” diyor. Geleceğe dair ise şunları söylüyor: “Üniversiteye gidince bilemiyorum; hayat şartları değişince çalışmayı tercih eder miyim etmez miyim emin değilim. EYT’den emekli olursam verecekleri maaş 17-18 bin lira, bu para nereye yetecek?”

Burcu araya girerek, “Gençsin daha, devam edersin. Bak, ben ediyorum” diyerek destek oluyor. Leyla ise, “Burcu abla, valla zorlanıyor insan tabii; yaş ilerledikçe zor” diye yanıt veriyor. Neslihan da Leyla’ya katılarak, “Devam edersin de iş yerinde eskilerin seni saçma sapan oyunlarla yönetmeye çalışması sinir ediyor artık. Kavga edeceğim, kendimi zor tutuyorum. Şimdiye kadar sustum, ‘sus’ diyorum kendime” diyerek dert yanıyor. Burcu’nun bu duruma çözümü ise net: “Önemsemeyeceksin onları, yok varsayacaksın.”

Konu bir ara diğer iş arkadaşlarından açılıyor. Leyla bir arkadaşları için “Kandırır seni işte” derken, Burcu “Kandıramaz da…” diye karşılık veriyor. Ardından “Bir çay daha içelim mi?” diyerek iş arkadaşları üzerine konuşmaya devam ediyorlar. Burcu, bazı tehlikeli iş arkadaşları için “Üzerinde ‘tehlike içeriyor’ levhası var ya, aynen ona benziyor” benzetmesini yapıyor.

Burcu yine çay içmek için ısrar ediyor; belli ki çayı çok seviyor.  İşçiler Özçelik-İş sendikasında örgütlüler. Sendika aidatı olarak maaşlarından bir günlerini sendika kesiyormuş. Neslihan “Sendika önemli” derken, Leyla “İlk başta biz istemedik” diye itiraf ediyor.

“Hadi bir selfie çek; kankalarımla selfie çekilelim”

Kurumsal fabrikaların iyi olduğunu belirten Burcu, “Bir kadın olarak iyi kötü hakkını alabiliyorsun” diyor. Dışarıdaki insanların kendi fabrikaları için “çok ağır” dediğini aktarıyorlar. İşleyişte bir aksama veya kayma olduğunda iş arkadaşınıza kalıyormuşsunuz ve onun sizi idare etmesi gerekiyormuş. “Arkadaşın iyiyse iyi, kötüyse kötü” diyorlar. Kendilerinin hazırlık aşamasında çalıştıklarını, işi ne kadar sürede hazırlıyorlarsa onun ortalamasının alındığını belirtiyorlar. Belirlenen o sürede hazırlığı yetiştirmek zorundalar; yetiştiremezlerse hat duruyor. Hat durduğunda ise bunu hemen iletmeleri gerekiyor. Neslihan, “Leyla yorgunsa ben onu idare ediyorum, ben yorgunsam Leyla beni idare ediyor. Ama bazıları idare etmiyor, inadına seni zorluyor. O zaman performansın da düşüyor. Kinleniyorsun; dalaşmadan onu nasıl ezerim diye düşünmekten çalışamıyorsun” diyerek gülüyor. Burcu ise neşeyle araya giriyor: “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!” Ardından ekliyor: “Hadi bir selfie çek; kankalarımla selfie çekilelim.”

Fabrikada sadece üç kadın formen var

Fabrikada iletişimin kurulduğu bir WhatsApp grubu olduğunu öğreniyorum. Biri bir şeyi eksik yaptıysa ya da vardiyadan ayrılırken ortamı dağınık bıraktıysa fotoğrafı çekilip oraya atılıyormuş. Leyla, “Yöneticiler yazıyor, biz yazamıyoruz oraya. Formenler ve onların yardımcıları yazıyor” diyerek grubun tek taraflı işlediğini belirtiyor. Kendi ekiplerindeki formenlerden sadece bir tanesi kadınmış. Diğer hatlarla birlikte fabrikada toplamda sadece üç kadın formen var, gerisi tamamen erkeklerden oluşuyor (mühendis, daha alttaki mühendisler, vardiya amirleri, formenler…).

Fabrikada çalışırken telefon kullanmak kesinlikle yasak. Telefon ancak pantolonun cebinde durabiliyor. Diyelim ki telefonunuz çaldı; görüşmeyi sadece orta alanda yapmak zorundasınız, kenarda köşede duramazsınız. Öyle yerlerde durulduğunda telefonla oyalanıyormuşsunuz gibi değerlendiriliyormuş. Telefona ancak mola esnasında bakılabiliyor. Yemekhaneye giderken bile telefon kullanmak yasak; bunu da “Bazen araçlar geçiyor, telefona dalıp kaza yapabilirsiniz” diye gerekçelendirmişler.

Fabrikada iki saat aralıklarla çay molaları oluyor. Yemekhanelerinin temiz olduğunu ve yemeklerin doğrudan orada piştiğini söylüyorlar. Leyla, “Diğer fabrikalarda yemek dışarıdan hazır geliyor. Burada ise her vardiyanın başında taze pişiyor” diyor. Hijyene o kadar önem veriliyormuş ki meyveleri bile sirkeli suya bastırıyorlarmış.

Ancak kadınlar, gece vardiyalarında yemeğe gitmemeyi tercih ettiklerini söylüyorlar. Leyla, yemek molasında uyumayı tercih ettiğini ve bunun kendisine daha iyi geldiğini belirtiyor. Gece öğününü ise yanlarında getirdikleri bisküvilerle geçiriyorlarmış. Bu şekilde kendilerini daha rahat hissettiklerini ifade ediyorlar.

Leyla ve Neslihan’ın birkaç saate fabrikaya gitmesi gerektiği için onları çok da yormadan sohbetimizi tamamlıyor ve vedalaşıyoruz. Ben de onları tanımış olmanın verdiği mutlulukla İstanbul’a dönüyorum.

*İstekleri üzerine gerçek isimleri kullanılmamıştır
**Daha sonra Burcu’nun ehliyet aldığını öğrendim.

Yazarın Diğer Yazıları

Herhangi bir sonuç bulunamadı.

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar