Skip to main contentSkip to footer

konu sadece demokrasi değil ki

“artık pek bir işlevi kalmamış hukuk üzerine tartışmalar, erken/hiç seçim ihtimalleri falan bir kenarda dursun, sesimize kulak verenlere destek vermek istiyoruz. belki özgür özel’in de eylemlerde dalgalanan mor bayrakları görmesinin ve her mitingde saydığı demokratların arasına “feminist demokratlar”ı da katmasının zamanı gelmiştir.“

Kadın Emeği

teşbihte hata olmaz, denize düşen sincaba da sarılır, sarılabilir tabii. ama acaba bu sincabın denizde ne işi var, sakın bu şey olmasın diye sorsa mıydık… neyse artık, olan oldu.

yeni yaşam’da da yazdığım bir şeyi tekrar ederek devam etmek istiyorum. mevzu özgür özel ile kemal kılıçdaroğlu arasında değil, özgür özel’in genel başkanı olduğu chp ile iktidar arasında. iktidar ana muhalefetsiz, bir seçimli otokratik rejim (son iki kelimenin yerine faşizm’i de koyabiliriz, elimizi korkak alıştırmaya gerek yok) kurmak için elindeki araçları kullanıyor, yeni araçlar inşa ediyor…

ama emekten ve kadın özgürlüğünden yana olanlar için burada tercih sadece demokrasi arayışına dayanmaz bence…

uzun yıllar devletin çeşitli kademelerinde ve iş bankası’nda bürokrat olarak görev yaptıktan sonra 2002 yılında üye olduğu partiden şak diye istanbul milletvekili seçilen biriyle, 28 yaşında olduğu 2001 yılından itibaren kendi meslek örgütü olan manisa eczacılar odası’nda, ardından türk eczacılar birliği’nde çeşitli kademelerde görev yapan, çok kişinin adını 14 mayıs 2014 yılında soma’da maden ocağında yaşanan iş cinayetine verdiği tepkiyle duyduğu insanın düşüncesi de, pratiği de farklı oluyor.

malum, kılıçdaroğlu, “kadınlarımız” söylemine daha yakındır. bugün karşısında durduğu ekrem imamoğlu’nun başkanlığındaki istanbul belediyesi ise kadınları el uzatılacak “garibanlar” değil de bir sosyal kategori olarak gören işler yaptı, o bakış açısı başka chp’nin yönetimindeki başka belediyelere de taşındı.

ufak bir hatırlatma yapayım; ibb’nin bir yerel eşitlik planı var, istanbul sözleşmesi’ni temel alan “mor zirve toplantıları” düzenliyor. “bir annenin sokakta ne işi var” diye düşünenlerin tepkisini alan anne kart uygulaması var. ama bence en önemli hizmetlerin başında, şiddete maruz kalan ya da kalma tehlikesi olan kadınlar ile sosyal, hukuksal ve psikolojik rehberliğe ve güçlenmeye ilişkin talepleri olan kadınların 7/24 ulaşabildiğini ve çok dilli hizmet sunan kadın destek hattı, kadın danışma birimi ve kadın dayanışma evi geliyor. yine kadınlara yönelik geçim destek paketi, kreşler, semt doğumhaneleri gibi hizmetler var. yeterli mi, asla değil.

eylemlerde dalgalanan mor bayrakları görmek

bu hizmetlere ilham veren muhakkak ki bu topraklardaki kadın hareketleri, kürt illerindeki yerel yönetim deneyimleri oldu; bu etkinlikleri tasarlayanlar ve yürütenler arasında da feministler var. chp’nin kılıçdaroğlu sonrası çizgisinin onlara kulak vermesi bence önemli bir fark. (özgür özel de iki yıl önce düzenlenen 15’inci kadın kolları olağan kurultayı’nda yaptığı konuşmada, partinin yüzde 33 olan cinsiyet kotasını kademeli olarak yüzde 50’ye çıkarmaktan söz etmiş. (erkek bir genel başkan kadın kurultayında konuşmasa daha iyi olurmuş gibi geliyor bana. ama chp içi dengeleri bilemiyorum, belki bu umursamazlık olarak okunurdu.) çok fazla kadın üyesi olan, çok fazla kadının emek verdiği chp’nin kadınlar konusunda gidecek çok yolu var, tabii.

burada bir parantez açayım. zaten anaakım siyasette (bu kavramı burjuva-erkek siyaseti ifade etmek için kullanıyorum) yer alan herhangi bir partinin kadın özgürlüğüne dair bütün taleplerimizi temsil etmesi mümkün değil, bunu ilerletebilecek baskıyı, tabandan gelecek desteği örgütlemek, şekillendirmek de feministlere düşer. nasıl ki erkek şiddetinin meşruiyetini sarstıysak, erkeklerden oluşan siyasetin meşruiyetini sarsmak, hiç olmazsa küçümsenmesini sağlayarak işe başlamak zorundayız.

diğer yandan, son gelişmelerin başta asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam olmak üzere, birçok konuyu, işçi direnişlerini, lgbti+’lara karşı cezaevlerinde işlenen suçları gündemin gerisine attığını da unutmayalım.

anaakım siyasetin sınırlarını görmezden gelmek doğru olmaz, devlet aklı denen şey her neyse, o sınırları daha da daraltacağına şüphe yok. türkiye gibi bir ülkede verilecek siyasi kararlara ve siyasi yöne abd’nin ve başka emperyal güçlerin etkisinin olmayacağını düşünmek safdillik olur. ama bütün bunlar emek hareketinin ve kadın özgürlük hareketinin seslerini duyuramayacağı, hiçbir şeyi değiştiremeyecekleri anlamına gelmiyor. evde, işyerinde, sokakta hayatı bizler üretiyoruz, bir gün biz yöneteceğiz ama o güne kadar da siyasetin şekillenmesinde sözümüz olmalı. her gece tv ekranlarında uzun uzun konuşan adamların ve az sayıda kadının anlattığı kulis dedikoduları, artık pek bir işlevi kalmamış hukuk üzerine tartışmalar, erken/hiç seçim ihtimalleri falan bir kenarda dursun, sesimize kulak verenlere destek vermek istiyoruz.

belki özgür özel’in de eylemlerde dalgalanan mor bayrakları görmesinin ve her mitingde saydığı demokratların arasına “feminist demokratlar”ı da katmasının zamanı gelmiştir.

deniz meselesine gelince, bir kere daha düşme tehlikesine karşı hazırlıklı olmak, yüzme öğrenmek, hiç olmadı birer kolluk edinmek iyi olabilir.

fotoğraf: kadın savunması

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar