Eski sevgilisi Erkan G. tarafından sistematik olarak cinsiyetçi küfür, hakaret, tehdit şeklinde dijital şiddete maruz kalan ana okulu öğretmeni Hilal Yüzüak dava açtı ve kadınlardan destek bekliyor. Avukat Arzu Aydoğan, olayın eziyet suçu dahil birden fazla suç tipini içerdiğine dikkat çekerken, Mor Çatı gönüllüsü Kübra Karagöz, şiddet uygulayanları durdurmaya dönük politikaların gereğine vurgu yapıyor.

Anaokulu öğretmeni Hilal Yüzüak, eski sevgilisi Erkan G. tarafından sistematik olarak dijital şiddete, tehdite, psikolojik şiddete cinsiyetçi küfür ve söylemlere maruz kalıyor. Erkan G., Yüzüak’ın istediği dışında Yüzüak adına sahte hesaplar açarak fotoğraflarını internette paylaşıyor, ailesine, velilere, öğrencilere fotoğraflarını gönderiyor. Anaokulu öğretmeni Yüzüak, yaşadığı dijital şiddet nedeniyle çalıştığı okuldan da işten çıkışı verildi. Erkan G. öğretmen İpek Yüzüak’ı ailesini öldürmekle tehdit ediyor. İpek Yüzüak ile yaşadığı şiddeti konuştuk.
Sahte hesaplar açıp tüm çevreme ulaşıyor
Yüzüak, yaşadığı dijital şiddeti şu sözler ile anlatıyor; “Erkan G. ile yedi yıllık bir ilişkimiz vardı. 2023 Haziran ayında ilişkimiz sona erdi. Ayrılığın ardından bir yıl boyunca benimle barışmaya çalıştı. Barışmayı kabul etmedim. Bir yılın sonunda ise adıma sahte hesaplar açarak telefon numaramı bu hesaplar üzerinden yaydı. Yedi yıllık ilişkimiz süresince elinde bulunan mahrem görüntülerimi de bu sahte hesaplardan paylaşmaya başladı. Savcılık aracılığıyla bir hesabı kapattırdık ancak yeni hesaplar açarak, aileme, çevreme ulaşmayı sürdürdü. Yaklaşık üç yıldır bu davranışları, tehditleri, şantajları sistematik şekilde devam ediyor. Bu sahte hesaplardan, neredeyse tüm çevreme ulaşmış durumda. Anaokulu öğretmeni olmam nedeniyle velilerime ve mezun ettiğim 7–9 yaş arası öğrencilerime kadar ulaşıp mahrem görüntülerimi paylaştı. Velilerimi ve öğrencilerimi sosyal medyadan ekleyerek benim adıma son derece çirkin ve kabul edilemez davranışlarda bulunuyor. Her gün onlarca, hatta yüzlerce mesaj alıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.” diyor.
Artık okula da gidemiyorum
Yüzüak, kendisinin ve ailesinin tehdit altında olduğunu, can güvenliklerinin olmadığını vurguluyor. Yüzüak, yaşadığı şiddet nedeniyle hem ekonomik hem de psikolojik olarak zorlandığını dile getiriyor. Yüzüak, “Üç yıldır dayandım, belki durur diye düşündüm ama aksine tehditleri, baskıları daha da arttı. Bu durumun artık bir takıntı boyutuna ulaştığını düşünüyorum. Doğum günümde bana yabancı bir numaradan mesaj göndererek ‘İntihar et’, ‘Ya sen intihar edeceksin ya da anneni öldüreceğim’ şeklinde tehditlerde bulundu. Artık okula da gidemiyorum. Öğrencilerimden ayrı kalmak beni derinden üzüyor. Okul müdürüm, Erkan G. velilere, öğrencilere ulaştığı için, mahrem görüntülerimi veliler ve öğrenciler ile paylaştığı için bu durumun okul açısından da zorlaştığını ve gerekirse işten ayrılmam gerektiğini söyledi. Okul yönetimi bana destek oldu fakat işten çıkışımda verildi.”
Annemi öldürmekle tehdit etti
Yüzüak, yaşadığı şiddet nedeniyle İstanbul’dan taşınmak zorunda kaldığını belirtiyor. Yüzüak, sürekli tehdit edildiğini şu sözler ile anlatıyor; “Tehditleri hâlâ devam ediyor. Farklı numaralar üzerinden +1 ile başlayan numaralardan sürekli benimle iletişime geçmeye çalışıyor. Annemin evinin önünden fotoğraf gönderip annemi öldürmekle tehdit etti. ‘Anneni öldüreceğim’, ‘Babanın sigara içerken fotoğrafını çektim. Anan da çıkar elbet, ceza alırsam içeri girersem böyle öldürürsem maksimum altı yıla çıkarım’, ‘Sıra sana, babana da gelecek, çocuk tacizini de kadın cinayetini ödeyeceksiniz’, ‘İntihar et anneni kurtar’ gibi mesajlar attı. Bu durum artık ailem ve can güvenliğim açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Bu süreçte yaşam düzenimi tamamen değiştirmek zorunda kaldım. Nerede olduğumu paylaşmaktan çekiniyorum, telefonumda konum bilgilerimi kapattım. İstanbul’daki evimi kapatmak zorunda kaldım. Başka bir şehre taşındım. Kaldığım yeri kimseyle paylaşmamaya çalışıyorum. Uzun yıllar emek vererek kurduğum düzenimi geride bırakmak zorunda kaldım. Sürekli tetikte olmak, her an yeni bir şeyle karşılaşma korkusu yaşamak çok ağır. Psikolojik olarak çok yıprandım. Bir yerde artık kalbim dayanmayacak diye korkuyorum.”
Defalarca şikayet etmeme rağmen ceza almadı
Yüzüak, yaşadığı, şiddet, tehdit, şantajlara karşı şikayette bulunmasına rağmen Erkan G’nin, gerekli bir ceza almadığının altını çiziyor. Yüzüak, “Bu süreçte defalarca kez şikâyette bulundum. Savcılığa gidip ifade verdim, karakola başvurdum ve sürecin ilerlemesini bekledim. Hiçbir şey yapılmıyor. Cezalandırılmasını talep etmeme rağmen bir ceza almıyor. Mahrem görüntülerimin benim rızam dışında yayılması açıkça suç olmasına rağmen hala bir ceza almıyor. Gerekli yaptırımların uygulanmadığını düşünüyorum. Mahrem görüntülerimi paylaştığı için elektronik cihazlarına el konulması ve evinde arama yapılması için talepte bulundum ancak bu taleplerde reddedildi. İki yıldır hakkında uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen bu kararı da ihlal etti ve yalnızca kısa süreli bir üç günlük hapis cezası aldı. Bu cezada davranışlarını durdurmadı. Daha önce benim gibi tehdit ve taciz ettiği kadınlarda oldu ancak çoğu kişi şikâyetçi olmadı veya sürecin dışında kalmayı tercih etti. Daha önce taciz edilen, tehdit edilen kadınlarda şikayetçi olursa belki gerekli cezayı alır. Erkan G.’de öğretmen, öğrencilerini de taciz etti. Bu konuda bana ulaşanlar oldu. Öğrencilerine, ‘göğüslerinin kaç beden, ayakların kaç beden’ olduğunu soran mesajlar attı. Hem öğrenciler, hem de ben taciz edildim. Gereken cezayı alması gerekiyor. Somut bir sonuç alınamaması beni çaresiz hissettiriyor. Bir an önce tutuklanmasını istiyorum.” diye belirtiyor.
Kadınlar beni yalnız bırakmasın, desteğe ihtiyacım var
Yüzüak, şiddete asla sessiz kalmamak gerektiğini vurguluyor. Yüzüak, 10 Eylül’de İstanbul Bakırköy 32’inci Asliye Mahkemesi’nde görülecek olan davasında herkesten destek beklediğini belirtiyor. Yüzüak, “Farklı numaralardan sürekli tehdit mesajları alıyorum. Bu mesajları da kendim için bir destek hesabı açtım kamuoyuyla paylaşıyorum. Sürekli yeni numaralar kullanarak beni rahatsız etmeye devam ediyor. Hatta avukatıma bile ulaşmaya başladı. Yetkililerden beklentim, bu kişinin artık tutuklanması ve toplumdan uzaklaştırılmasıdır. Yaptıklarının karşılıksız kalmaması gerekiyor. Bu sadece benim değil, çevremdeki herkesin güvenliğini etkileyen bir durum. Kadınlara çağrım ise şiddete asla sessiz kalmayın. Ben uzun süre susarak geçmesini bekledim ama geçmedi, aksine daha da kötüleşti. Taciz, tehdit veya şantaj varsa mutlaka şikâyetçi olun. Asla korkmamak gerekiyor; çünkü bu kişiler korku üzerinden güç kazanıyor. Ben artık korkmuyorum. 10 Eylül’de İstanbul Bakırköy 32’inci Asliye Mahkemesi’nde davamız görülecek. Herkesten destek bekliyorum. Kadın örgütleri, kadınlar, beni yalnız bırakmasın, desteğe ihtiyacım var. Şiddete karşı yanımda olun.”

Avukat Arzu Aydoğan: “Birden fazla suç tipini içermektedir”
Konuyla ilgili görüştüğümüz Avukat Arzu Aydoğan, dijital şiddetin, tehdit, şantaj suç olduğunu vurguluyor. Aydoğan, “Somut olayda, failin eylemleri tekil suçlar olarak değil, bütüncül bir şiddet pratiği olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin taraf olduğu ancak uygulamadan çekildiği İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin tüm biçimlerinin (özellikle de dijital şiddet dahil) açık ve etkili şekilde suç olarak düzenlenmesini ve yaptırıma bağlanmasını öngörmektedir. Bu perspektifin yokluğu, uygulamada parçalı değerlendirmelere ve sonuç olarak cezasızlık algısına yol açmaktadır. Dosyada yer alan eylemler, ısrarlı takip, hakaret, tehdit ve nitelikli hali, şantaj, kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması, özel hayatın gizliliğinin ihlali, eziyet ve cinsel taciz gibi birden fazla suç tipini içermektedir. Özellikle ölümle tehdit, mağdurun ve ailesinin açık hedef haline getirilmesi ve failin bu tehditleri somutlaştıran davranışlar sergilemesi (adres tespiti, fotoğraf gönderimi vb.) riskin ciddiyetini artırmaktadır” diyor.
“Eziyet suçu oluşmuş”
Avukat Aydoğan, etkin ve yetkin bir soruşturma yürütülmesi gerektiğine dikkati çekiyor. Aydoğan, bir an önce önleyici, koruyucu tedbirlerin alınması gerektiğini vurguluyor. “Eylemlerin süreklilik arz etmesi, suçun mağdurunun hayatına eskisi gibi devam edememesi ve mağdur üzerinde ağır psikolojik yıkım yaratması, Türk Ceza Kanunu Madde 96 kapsamında ‘eziyet’ suçunun oluştuğunu göstermektedir. Ayrıca bu fiillerin farklı zamanlarda ve sistematik biçimde tekrar edilmesi, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirmektedir. Bu suçların bir arada ve zincirleme şekilde değerlendirilmesi halinde ortaya çıkan toplam ceza, Ceza Muhakemesi Kanunu bakımından tutuklama tedbirinin ölçülü ve gerekli olduğu bir alt sınıra ulaşmaktadır.” Mevcut durumda uzaklaştırma kararlarının ihlal edilmiş olmasının da dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kaldığını sözlerine ekleyen Aydoğan şöyle devam ediyor; “Öte yandan çocuklara yönelen davranışlar çocuk istismarıdır, ayrıca soruşturulması gerekmektedir. Sonuç olarak, bu dosyada yaşanan süreç, dijital şiddetin cezasız bırakılması halinde nasıl hızla fiziksel şiddet ve hayata yönelik tehdit boyutuna evrildiğinin somut bir örneğidir. Etkin soruşturma yürütülmesi, tüm suç tiplerinin birlikte değerlendirilmesi ve fail hakkında tutuklama dahil koruyucu-önleyici tedbirlerin ivedilikle uygulanması hukuki bir zorunluluk.” Bir diğer zorunluluğun İstanbul Sözleşmesi’ne bir an evvel çekincesiz geri dönülmesi olduğunun altını çizdikten sonra sözleşmenin ‘koruma, önleme, bütüncül politika oluşturma ve etkin soruşturma/kovuşturma’ ilkeleriyle kadına yönelik şiddeti bertaraf etme yol haritasının uygulanması gerektiğinin de altını çiziyor ve “Söz konusu olayda bu ilkelerin bir tanesinin bile uygulanmadığını net şekilde görebiliyoruz.” diyor
Mor Çatı gönüllüsü Kübra Karagöz: “Şiddet uygulayanları durdurmaya dönük politikalar gerekli”
Mor Çatı Gönüllüsü Kübra Karagöz, şiddete karşı koruyucu ve önleyici politikaların oluşturulması gerektiğinin altını çiziyor. Karagöz, “Dijital şiddet kadınların çok sık karşılaştığı bir şiddet biçimidir. Diğer tüm şiddet biçimleri gibi birbiriyle iç içe yaşanıyor. Dijital şiddet, dijital kanallarla şiddet uygulansa da tehdit, baskı uygulama, kadını korkutmak, kaygılandırmak, cezalandırmak amacıyla gösterilen bir davranıştır. Genel olarak şiddete karşı aslında tabii ki bazı haklardan faydalanmak, kendimizi korumanın birtakım yollarını bulmak mümkün ama kadınların şiddetten korunmasından, kendi başlarına şiddete karşı önlemler alması bir yana, önemli olan şiddet uygulayanları durdurmaya dönük aslında politikaların olması gerekiyor. Kadınların destek alabilecekleri, bütüncül bir yaklaşımla bunu paylaşabilecek mekanizmaların faaliyete geçmesi gerekiyor. Şiddet sadece tanımadığımız insanlardan gelmiyor, çok yakınımızdan, ailemizden, bizim içimizden, partnerlerimizden, arkadaşlarımızdan da şiddet görebiliyoruz ve bu çok sık başımıza gelebiliyor. Şiddete karşı 6284 Sayılı Kanun’la aldırabileceğimiz tedbir kararları, bilgilerin yayılmasını engellemek gibi aslında kapsamlı taleplerde bulunabilir. Hem de tabii ki bunların hepsi aslında ceza kanununa göre birer de suç. Israrlı takipte sadece fiziksel olarak takip etmek değil, haberleşme ve iletişim araçlarını kullanarak bu kanallar ya da üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak, huzursuzluk yaratmak tüm bunların hepsi suç. Israrlı takip suçunu oluşturuyor. Hem şantajdan hem tehditten aslında bunların hepsinden şikâyetçi olmak mümkün ve şikâyetçi olmak gerekiyor. Şiddet hep tanımadığımız insanlardan gelmediği için biz ne kadar önlem alırsak alalım, failler bunun yollarını ve yöntemlerini bularak bizi korkutmaya, huzursuz etmeye ya da caydırmaya dönük tavırlar sergileyebiliyorlar” diye ekliyor.
“Şikayetler cezasızlıkla sonuçlanıyor”
Karagöz, şiddete karşı kamu kurumların ataerkil bakış açısıyla değil kadın bakış açısıyla kararlar verilmesi gerektiğini belirtiyor. Karagöz, “Kamu kurumlarının ya da şiddete karşı destek olmakla mükellef mekanizmaların çalışmasının çok büyük bir önemi var. Çünkü bunların çalışması için bizim talepkâr olmamız, bu şiddete karşı ses çıkarmamız, bu mekanizmalara ısrarla başvurularda bulunmamız önemli. Özellikle buralarda, uygulamalarda karşılaşılan çok fazla sorun olabiliyor. Kadınların birden fazla kere taleplerinin reddedilebiliyor. Kadınlar, şiddete karşı cezasızlıkla sonuçlanan süreçlerle karşı karşıya kalabiliyor. Çoğu zaman şikayetlerin cezasızlık politikası ile sonuçlandığını görüyoruz. Bu mekanizmaların kendisinin de aslında kadından yana bir bakış açısıyla karar vermesi gerekiyor. Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz, patriyarkanın içinde yaşıyoruz. Şiddet gören kadının ihtiyacına odaklanan ve failin eylemini durdurmasına yönelik birtakım politikaların işleme girmesi gerekiyor. Bunlarla ilgili bir bakış açısıyla da bu kararların verilmesi gerekiyor. Çünkü aslında 6284 bize şunu söylüyor, “bir kadın şiddet gördüğünde ya da şiddet görme tehdidi bulunduğunda bu kanunun kapsamı geniş ve bu kapsamda şiddet gören kadına koruyucu, önleyici tedbirlerin alınmasını içerir” diyor.
“Feminist örgütlere ulaşmak, destek çok önemli”
Karagöz, şiddete karşı sessiz kalmak gerektiğini vurguluyor. Şiddete maruz kalan kadınların, Mor Çatı’ya, kadın örgütlerine, feminist örgütlere ulaşarak destek istemenin önemine dikkati çekiyor. Karagöz, “Şiddete karşı dayanışmanın, kadın dayanışmasının çok büyük bir önemi var. Şiddet gördüğümüz noktada destek alabileceğimiz örgütlere, kadın örgütlerine, feminist örgütlere, kamu kurum ve kuruluşlarına ulaşmaktan çekinmemek aslında en iyisi olur. Çünkü yakınlarımızdan destek almak, arkadaşlarımızla konuşmak, eğer onlarla konuşamıyorsak, çekiniyorsak bir kurumla görüşmenin aslında bundan sonra atılabilecek adımlarla ilgili kendimizi koruyabilmekle ilgili çok ciddi destekleri oluyor. Şiddet yaşandığında suçluluk duygusu hissedebiliyoruz, kendi suçumuz olduğunu düşünebiliyoruz, şiddeti hak ettiğimizi düşünebiliyoruz. Çünkü failler, şiddet uygulayan erkekler bize bunu inandırıyorlar, korkutuyorlar ama aslında şiddet tam da bu korkudan, suçluluk duygusundan besleniyor. Özellikle dijital şiddet kanallarında şunu çok iyi görüyoruz, korktukça o baskının ve tehdidin dozu hiçbir zaman düşmüyor, aksine artıyor. Ve ne kadar korkarsak ya da durursak ya da o kişinin isteklerini yaparsak yapalım, o illaki o görüntüleri dolaşıma sokmak isterse sokuyor. Tüm güç onun elinde aslında bakarsanız. Dolayısıyla bu noktada şiddete sessiz kalmamak, riskleri değerlendirebileceğimiz birilerinden destek almak çok önemli. Kadınların en iyi yapabildiği şey, kendi güçlerini görmeleri ve kurumlara ulaşmaları olur. Bundan sonra da tabi ki atılabilecek hukuki adımları atmak, o süreçte kadının kendini koruması için nasıl imkânlar veya destekler gerekiyorsa bunlara bakmak çok önemli. Biz de zaten Mor Çatı’da aslında bunu yapıyoruz. Kadınlar Mor Çatı’ya ulaştıklarında birlikte durumu konuşuyoruz, süreci değerlendiriyoruz, risklere birlikte bakıyoruz. Her kadının ihtiyacına ve biricik durumuna göre bir plan yapıp bir hedef koyup bununla birlikte de aslında süreci birlikte yürütüyoruz. Kadınların bu noktada yapabilecekleri en iyi şey, kendi güçlerini hatırlamak ve bu şiddete karşı ses çıkarabileceklerini, kadın örgütlerinden, bununla ilgili çalışan kamu kurum ve kuruluşlarından destek alabileceklerini bilmek önemli. Kadınlar, yaşadıkları şiddete karşı bizlere ulaşabilirler.”
Ana Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org










