8 Mart’ta İstanbul Kadıköy’de ve Taksim’de bir araya gelen binlerce kadın ve LGBTİ+, yoksulluğa, şiddete, sömürüye ve savaşa karşı isyanda olduklarını vurguladılar. Kadın ve LGBT+lar, partiyarkadan, kapitalizmden, erkek- devlet şiddetinden kurtuluşumuzun feminizmde olduğunun altını çizdiler
“Yoksulluğa, şiddete, sömürüye ve savaşa karşı isyandayız”

8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla kadınlar ve LGBTİ+’lar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Kadıköy Boğa Heykeli’nde de bir araya gelerek kortejler oluşturdu. Binlerce kadın, “Yoksulluğa, şiddete, sömürüye ve savaşa karşı kadınlar isyandayız” şiarıyla Kadıköy Rıhtım’a yürüdü. Yürüyüş boyunca sık sık “Aile değil kadınız, kadınlar isyandayız”, “Koruma, aklama, failleri yargıla”, “Yaşasın 8 Mart, yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadın, yaşam, özgürlük”, “Kadın dayanışması sınırları aşıyor”, “Görünmeyen emek sesini yükselt”, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganları atıldı. Ayrıca “Ekmek küçülüyor, şiddet büyüyor”, “Yoksulluk, şiddet kaderimiz değil”, “Yasaklar sizin, mücadele bizim”, “İş yerinde emek sömürüsüne ve şiddete karşı direnişe çıkan emekçi kadınlara selam” şeklinde dövizleri taşındı.
Tazminatsız işten çıkarılan Dardanel işçileri de “Tazminat hakkımız için direniyoruz” pankartıyla yürüyüşe katıldı. Kadıköy’de konuşma yapan Dardanel işçisi kadınlar, tazminat haklarını alana kadar mücadele edeceklerini ve dirileceklerini vurguladı. Akşam ise ise Taksim’de Feminist Gece Yürüyüşündeydik.
Kadıköy’de ve Taksim’de görüştüğümüz kadınlar ile 8 Mart’a gelme nedenlerini, taleplerini konuştuk.

“8 Mart’a sesimizi duyurmaktan çok mutluyuz”
Dardanel fabrikasında tazminatsız işten çıkarıldığı için hakları ve emeklerinin sesini duyurmak amacıyla Kadıköy’de olan Dardanel işçisi Hanife, 8 Mart alanında olmaktan gurur duyduğunu vurguluyor. Hanife, yaşadıkları sorunları şu sözlerle anlatıyor; “Üç yıl Dardanel Fabrikası’nda çalıştım. Yeri geliyordu çok soğukta yeri geliyordu çok sıcakta çalışıyorduk. Temizlik alanlarında ağır kimyasallar ile çalışıyorduk. Ara sıra mobbing yaşıyorduk. En çok mağduriyetimiz maaşlarımızdı. Zaten asgari ücret alıyorduk ve maaşlarımız neredeyse ayın sonuna doğru yatırılıyordu. Sık sık bunun için eylemler yapıyorduk. Kimse duymuyordu. Zor şartlar vardı. Her insanın gücü farklı. Sonunda işten de çıkarıldık. Haklarımız için direnmeye başladık. 8 Mart’ta sesimizi duyuracağımız için çok mutluyuz. Bizler, çalmadık, çırpmadık. Hakkımızı istiyoruz. Bunun için sonuna kadar devam edeceğiz. Bütün sendikaları, kadınları, siyasi partileri bizlere destek olmaya bekliyoruz çünkü Dardanel patronları kendini o kadar güçlü görüyor ki bizi yalnız hissediyor, yalnız görüyor. Ama üç kişi de olsak beş kişi de olsak biz güçlüyüz.”

“Tacize, baskıya, mobbinge karşı mücadele etmeliyiz”
Çalıştığı iş yerinde patronunun tacizine karşı susmadığı ve sessiz kalmadığı için işten atılan 32 yaşındaki Bahar, cinsel tacize, erkek şiddetine, baskı ve mobbinge karşı 8 Mart alanında olduğunu belirtiyor. Bahar, “Şu an işsiz bir kadınım. İşten atılma sebebim erkek patrona karşı rahatsızlığımı dile getirmemdi. Tacize sessiz kalmadım. İşten atıldım. Kadınlar olarak iş yerlerinde daha fazla baskı ve mobbing ile karşılaşıyoruz. Erkek işçilerden ile daha iş yapmamıza rağmen daha fazla emeğimiz sömürülüyor. Yöneticiler genelde erkeklerden oluşuyor. Kadınlar olarak patriyarkanın altında ezilmek durumunda kalıyoruz. Mobbingi, tacizi biz yaşıyoruz. Tacize karşı, emek sömürüsüne karşı baskı ve mobbinge karşı sessiz kalmamalıyız. Mücadele etmeliyiz” diye ekliyor.

“Yılın her günü kadınlar için mücadele günü olacak”
Kadın Zamanı Derneği yöneticisi Nevroz Ünverdi, savaş politikalarına karşı erkek- devlet şiddetine karşı sömürüye karşı kadınların birlikte, ortak mücadele etmesi gerektiğine dikkati çekiyor. Ünverdi, “Hem Orta Doğu’daki savaş politikaları hem Türkiye’de özel savaş politikaları, kadına yönelik artan şiddet aslında bizi 8 Mart öncesinde, 8 Mart’a ve sonrasında hayatın her alanını mücadele alanına çevirme zorunluluğunu hatırlatıyor. Bir günde altı kadının öldürüldüğü ve en yakınlarında olan erkekler tarafından öldürüldüğü bir gerçeklik var karşımızda. Sabah Kadıköy’de yoksulluğa, savaşa, sömürüye karşı sesimizi yükselttik, akşamda Taksim’de Feminist Gece Yürüyüşündeyiz. Kendi mücadelemizle, varlığımızla, neşemizle, umudumuzla, var olmaya çalışıyoruz ve bunun için aslında mücadele ediyoruz. 8 Mart’a toplanan bu kalabalık bunun en iyi örneklerinden bir tanesi. İran’da, Rojhilat’ta, ‘Jin, Jiyan, Azadi’, direnişi başlamıştı o dalga dalga Orta Doğu’ya, Avrupa’ya ve tüm Dünya’ya yayıldı. Bu bize kadınların sınırları aşan bir mücadeleyi örgütlemenin zorunlu olduğunu gösterdi. Kadınlar, birlikte örgütlenerek, ortak bir mücadele zemininde mücadele ettiklerinde bazı şeyleri değiştiriyorlar. Kadınlar olarak bir arada olmadan başka bir şansımız yok. Bir günde altı kadının katledildiği, cezasızlık politikasının arttığı, erkeğin, devletin birbirlerine inanılmaz güç verdiği bir dönemden geçiyoruz. Sadece 8 Mart’a değil yılın her günü kadınlar için mücadele günü olacak” diyor.
“Erkekliğin kapladığı alanla yüzleşmesi lazım”
Barış için podcastler üreten Efruza Esra, savaşa karşı barışı inşa etmenin mümkün olduğunu vurguluyor. Efruza Esra, “8 Mart’ın benim için önemi sokakta olabilmek, farklı farklı kadın temsillerinin bir arada olabilmesi. Sokaklarda yan yana olmak, 8 Mart’a Taksim’de olmak benim için çok kıymetli. Şiddetin kökeninin nereden kaynaklandığını görmemiz gerekiyor. Erkekliğin, kapladığı alanla yüzleşmesi lazım ki bu öldürme, şiddet biçimleri dursun. Savaşın güzellemesi kadın bedeni üzerinden yapılıyor. Savaş erk dünyanın bir getirisidir çünkü ezmek ve alanı kaplamak üzerinden gelişiyor. Kadınlar olarak alanı kaplamak zorunda değiliz alanı bölüşebiliriz diyoruz. Barışa da savaşın yokluğu gibi bir yerden değil gerçekten kimsenin kimseyi öldürmediği, ezmediği, hiyerarşik üstünlük kurmadığı, yatay bir şekilde ilişkilendiğimiz bir bakmak gerekiyor. Bu denklemde barış kültürü inşa edebiliriz. Savaş konusunda kadın bedeni üzerinden meşruiyet kazandırmaya çalıştıkları hikayeleri yemiyoruz.”

“Kurtuluşumuz feminizmde”
Selin Top, kadınların, patriyarkaya, transfobiye, homofobiye karşı, emek sömürüsüne karşı artık yeter dediğini ve tüm yasaklamalara rağmen Taksim’de bir kez daha buluştuğunun altını çiziyor. Top, kurtuluşumuzun feminizmde olduğunu vurguluyor. Top, “Bugün Feminist Gece Yürüyüşü için Taksim’deyiz. Bu yıl en öne çıkan başlıklardan birisi yoksulluk ve kadınların ücretli-ücretsiz emeğinin sömürüsü. Savaşa karşı barış demek için buradayız. Kadınlar, patriyarkaya, transfobiye, homofobiye karşı, emek sömürüsüne karşı artık yeter diyorlar. 24 senedir olduğu gibi kadınlar bu sene de Feminist Gece Yürüyüşü’nde Taksim’de. Kadınların umudu, inancı, yasaklarla engellenemiyor. Yaşamak istediğimiz hayatlarımız için buradayız. Kurtuluşumuz feminizmde. Ücretli-ücretsiz emeğimizi gören bir ideoloji varsa oda feminist ideolojidir. Neredeyse bedavaya düşük ücret ile üç kuruşa çalıştırılıyoruz. Hala 1880’lerdeki çalışma koşullarında, kadınlar çalıştırılıyorlar. Her gün daha da yoksullaştırılıyoruz. Biz bu çifte emek sömürüsüne karşı kurtuluşumuzun feminizmde olduğunu söylüyoruz” diye belirtiyor.

“Hiçbirimiz yalnız değiliz ve kimseyi yalnız bırakmayacağız”
Rüya Kurtuluş, artan kadın katliamlarını hatırlıyor. Erkek-devlet şiddetine karşı mücadelenin önemine değiniyor. Kurtuluş, “Her gün mücadele ediyoruz. Eşitliği, özgürlüğü kazanmamız gerekiyor. Ancak böyle var olabiliyoruz. Bugün 8 Mart, kadınlar evde işte sokakta uğradığı, şiddeti, emek sömürüsünü, tacizi, biliyor ve bunların farkında. Kadınlar, mücadele talepleri isyanıyla 8 Mart alanlara geliyor. Bu yıl 8 Mart’a odak noktalarımız, savaşa karşı mücadele, yoksullaştırma politikalarına karşı emek sömürüsüne karşı mücadele ve tabii ki hiç gündemimizden düşmeyen erkek şiddetine karşı mücadele. Bu şiddet artık hem kadınların canını alıyor, hem özgürlüklerini kısıtlıyor. Çok iyi biliyoruz ki, erkekler hem patriyarkadan aldıkları güçle hem de doğrudan devletin koruyucu, önleyici politikaları uygulamamasıyla kadınlara şiddet uyguluyorlar. Kadınlar, eskiye göre daha örgütlü, daha dirençli. Bunların hepsi bizim için çok önemli. Birbirimizin sesini daha da çok duyuracağız. Hiçbirimiz yalnız değiliz. Kimseyi yalnız bırakmayacağız” diye ekliyor.
“Yaşasın 8 Mart, yaşasın trans feminist mücadele”
LGBTİ+ aktivisti Yusuf, LGBTİ+ların hedef haline getirildiğini ve nefret söylemlerinin arttığını dile getiriyor. Yusuf, “Katledilen tüm translar için emeği yok sayılan trans seks işçisi kadınlar için buradayız. İktidar, 2025 yılını ‘Aile yılı’ ilan etti. Devlet, 12. Yargı Paketi ile birlikte cinsel kimliğimize saldırıyor. Uyum süreçleri 18 yaşından 25 yaşına çıkarıldı. LGBTİ+lar, hedef gösteriliyor. 2016 yılından itibaren yürüyüşlerimiz dahil olmak üzere tüm LGBTİ+’ya dair her şey suç unsuru olarak görülüyor. Gökkuşağı bayraklarımızı alanlarda gösterdiğimiz için gözaltına alınıyoruz. Biz bu yasaklamalarla, baskıyla mücadele etmesini çok iyi biliyoruz. Umutsuzluğa kapılmamıza hiç gerek yok. Devlet aynı saldırı aynı ama mücadelemiz katmerlenerek artıyor. Yaşasın 8 Mart, yaşasın trans feminist mücadele.”










