Skip to main contentSkip to footer
Feminist İktisat ve Kolektif Üretim Etiği:

Şemsa Özar’ın Açtığı Yol

Şemsa hocanın, Türkiye’de akademinin feminist mücadeleyle kurduğu ilişkiyi; gerek varlığıyla gerekse çalışmalarıyla ve dayanışma içinde olduğu feminist örgütler aracılığıyla dönüştüren bir gücü vardı. Her zaman akademik bilgi üretimin kamusal söz ve politika üretimine katkı sağlaması gerektiğine inandı; bu fikrini her mecrada savundu. Masa başında üretilen bilginin sahadan ve deneyimlerden beslenmesi gerektiği görüşü, araştırmalarının somut sorunlarla güçlü bir bağ kurmasını sağladı.

Şemsa Özar’ı kaybettik. O feminist bir iktisatçı olarak kadın emeğini ve toplumsal yeniden üretimi iktisadi analizin merkezine taşıyan araştırmalarıyla, feminist yaklaşımın Türkiye’de kurucuları arasında yer aldı. Feminist iktisada yalnızca bir araştırma alt alanı olarak değil; aynı zamanda kolektif bilgi ve deneyim biriktirme ve toplumsal dönüşüm için bir müdahale alanı olarak yaklaştı. Araştırma sorusu seçiminden araştırmalarında izlediği yönteme ve bulguları aktarma biçimine kadar tüm aşamalarına yansıyan feminist yöntembilim, çalışmalarında açık biçimde izlenebilir.

Feminist iktisatta en önemli soruların başında analize nereden başlandığı sorusu gelir. Marilyn Power bunu şöyle koyar: Anaakım iktisadın inceleme alanının başlangıcı yanlıştır. İktisat bilimi için doğru başlangıç noktası, günlük yaşamın ve insan yaşamı boyunca yaşamın sağlandığı alan, toplumsal yeniden üretim alanıdır. Bu çerçevede bakım emeği, ekonomik sistemin herhangi bir parçası değil, tam da merkezidir; analize sonradan dahil edilecek bir kategori değil, başından beri içinde yer alması gereken bir kategoridir.

Diane Elson ise kapitalist sistemin bu işleyişini şöyle açıklar: sistem emeğin yeniden üretimine ihtiyaç duyar, ama bu sürecin maddi koşullarını doğrudan değil, dolaylı biçimde düzenler. Yeniden üretim yalnızca piyasa ve meta ilişkileriyle değil, haneler, devlet ve toplumsal normlar aracılığıyla gerçekleşir. Bu nedenle birbirine yaşam bütünlüğünde bağlı iktisadi bireyleri, izole edilmiş birey varsayımlarıyla analiz etmek mümkün değildir. Tarihsel ve toplumsal ilişkiler, iktisadi analizin başına yerleştirilmelidir.

Feminist yaklaşıma göre etik yargılar ekonomik analizin ayrılamaz parçasıdır. Herhangi bir cinsiyet kimliği homojen bir kategori olarak değil, sınıf, ırk ve etnik kökenle kesişimsel biçimde ele alınmalıdır. Ve ekonomik başarının ölçütü, piyasada meta üretimiyle sınırlı büyüme değil; insanın iyi yaşam standartlarına erişmesidir — gelire değil, Amartya Sen’in insan ihtiyaçlarının heterojenliğini temel alan kavrayışına dayanan bir ölçüt.

Retorik Kodu Kırmak

Şemsa hocamın en başta dert edindiği mesele, bir sosyal bilim olarak iktisatta retorik ile gerçeklik arasındaki uçurumdu. Ürettiklerinin büyük bölümü bu ayrıma karşı bir uyarı niteliği taşır: iktisadın varsayımlarını deşifre etmek, söyleminin neyi örttüğünü açığa çıkarmak, iyi bildiğimizi sandığımız kavramların gerçekte neyi gizlediğini göstermek.

Feminist iktisada en temel katkılarından biri, kadın emeğini piyasayla sınırlandırılan çerçevenin ötesine taşımasıydı. Bu katkının içinde en ağırlıklı yeri yoksulluk tartışmaları tutuyordu.

Yoksulluk: Ölçümün Siyaseti

Feminist iktisatta yoksulluk, yalnızca gelir yetersizliği değil; hane içi kaynak dağılımı, bakım yükü, zaman yoksulluğu, şiddet ve bağımlılık ilişkileriyle birlikte düşünülmesi gereken çok boyutlu bir olgudur. Konvansiyonel iktisat ise bu boyutları devre dışı bırakarak gelir ve tüketim odaklı parasal yaklaşımla yoksulluğu ele alır.

Ölçüm yalnızca teknik bir tercih değildir. Hanehalkı temelli ölçümlerin hane içi eşitsizlikleri ve kadınların yoksulluk deneyimini nasıl görünmezleştirdiğini hem kuramsal hem ampirik düzeyde ortaya koyduk. Ölçümün kimi görünür kıldığı, hangi toplumsal ilişkileri veri haline getirdiği, hangi politika araçlarını meşrulaştırdığı, sahada bizzat yürütülen görüşmeler ve üretilen nitel veri aracılığıyla somutlaştırılan sorulardır.

Hane içi güç ilişkilerini yoksulluğun feminist analizine dahil eden bu yaklaşım, Türkiye’deki refah anlayışının ‘aileci’ niteliklerini de deşifre etti. Aileci politikaların ilkesel ve yapısal tutarsızlıklar taşıdığını, patriyarkal kapitalist sistem içinde kadın emeğini nasıl değersizleştirdiğini ve bakım yükünü nasıl hane içinde konumlandırdığını açığa çıkardı. Bu çalışmalar yalnızca görünmezliği saptamakla kalmadı; sosyal politika tasarımında, bakım hizmetleri, sosyal yardımlar, istihdam politikaları, emeklilik rejimi ve toplumsal cinsiyetli sonuçların iktisadi analizin merkezine taşınmasını sağladı.

Yaşlı Kadın Yoksulluğu: Birikerek Gelen Eşitsizlik

Yoksulluk yaşam boyu birikerek gelir. Toplumsal sınıf, cinsiyet, statü ve konuma göre deneyimlenen eşitsizlikler, yaşlılıkta özellikle kadınları yoksullaştıran sonuçlar doğurur. Emek gücünün yeniden üretimi büyük ölçüde kadınların ücretsiz emeğiyle sağlanırken, bu emek sosyal güvenlik haklarına dönüşemez. Şemsa hocamla, yaşlı yoksulluğunun bu gizli boyutlarını ölçüm metodolojisi açısından da tartıştık; ihtiyaçların ne denli çeşitlenebileceğini, hangi ölçüm araçlarının bu çeşitliliği yakalayabileceğini somut deneyimler üzerinden aktarmaya çalıştık.

Kriz: Kadınlar İçin Olağan Durum

Anaakım iktisatta kriz, çoğunlukla ‘normal’ işleyişin bozulması olarak kurgulanır. Feminist iktisat ise özellikle kadınlar açısından ‘normal’in zaten kırılganlık, güvencesizlik ve görünmez emek üzerine inşa edildiğini gösterir. Krizler bu yapıyı yeniden üretir, derinleştirir; onu yaratmaz.

Şemsa hocam bu saptamayı Türkiye’deki toplumsal deneyimlerle buluşturdu: kriz sürekliliği, soyut bir kavram olmaktan çıkararak somut bir analitik araç haline getirdi. Pandemi, bunu somutlaştırdı. Geniş kesimlerin ‘ekonominin durma noktası’ olarak nitelendirdiği dönemde, kadınlar işten çıkarılsalar da ücretli işlerine devam ediyor olsalar da artan bakım yüküyle tam kapasite evde çalışıyordu. ‘Kriz semptomu’ olarak görünen şey, kadınlar için uzun süredir süregelen yapının yalnızca görünür hale gelmesiydi.

Ücret, İşsizlik, Enflasyon: Piyasanın Ötesinde

Konvansiyonel iktisatta salt bir fiyat olarak piyasada belirlenen ücret, feminist iktisatta bölüşüm ilişkilerinin temsilidir. Ücretin düzeyini o ücreti kimin aldığının belirleyici olduğu toplumsal normlar, analizin başına alınmalıdır. 19 Mart sürecinde Şimşek programına feminist müdahale tam da bunu yapıyordu: programın örtbas ettiği gerçekleri, yani enflasyona ezdirilen ücretleri ve alım gücü kısıtlandığında bakım yükünün nereye yığıldığını görünür kılıyordu.

‘Bir kadın sorunu olarak işsizlik’ çerçevesi de aynı anlayıştan beslenir. İşsizlik burada yalnızca piyasayla sınırlı iktisadi bir sorun olarak değil; bakım yükü, cinsiyetçi işbölümü, ayrımcılık, kayıt dışılık ve sosyal politika eksiklikleriyle bütünlüğü içinde ele alınır. Bu çerçeve, anaakım iktisadın en temel saydığı kavramları yeniden düşünmeye zorlar: kadınların işgücüne katılımı ‘tercih’ ya da ‘insan sermayesi’ diliyle değil, toplumsal yeniden üretim dinamikleriyle açıklanır.

Enflasyon da aynı soruyu taşır. Fiyatlar yalnızca piyasada değil, piyasa dışı faktörlere bağlı olarak biçimlenir. Enflasyon herkesi sınıfsal ve toplumsal konumuna göre farklı etkiler; katmanlı toplum yapısı gözetilmeden kayıplar kavranamaz. Birlikte hazırladığımız “Bir ulusal istatistik ofisi, bir aşçı ve Türkiye’de kurye direnişleri” başlıklı yazı tam bu noktada duruyordu. İngiltere İstatistik Ofisi’nin enflasyon rakamlarını hane türlerine göre ayrı hesaplamaya başladığı, Jack Monroe’nun yoksullukla mücadele bloğu yazdığı, ülke çapında kurye direnişlerinin haberleri aynı günlerde gelmişti. Bu üç anı tek bir analitik çerçevede bir araya getirebildik hocam sayesinde.

Zorunlu Göç, Yerinden Edilme ve Kürt Kadınının Deneyimi

Şemsa hocamın çalışmaları yalnızca feminist iktisatın teorik alanında değil, Handan Çağlayan ile birlikte yürüttüğü saha araştırmalarında da somutlaşıyordu. Bu işbirliğinin en kapsamlı ürünü, 1990’larda yaşanan zorunda göçün Kürt kadınlar üzerindeki etkilerini inceleyen “Ne Değişti? Kürt Kadınların Zorunlu Göç Deneyimi” kitabıdır. Handan Çağlayan, Ayse Tepe Doğan ile birlikte hazırladıkları bu kitap, Ayizi Kitap tarafından 2011’de yayımlandı. Alan araştırmasından yola çıkarak, Başak Sanat Vakfı’nın 2005 ve 2010 yıllarında İstanbul’un 15 ilçesinde gerçekleştirdiği, yaklaşık beş yüz haneyi kapsayan kıyaslamalı araştırmalar yapmışlardı. Bu araştırmalara ek olarak 25 kadın ve kız çocuğuyla derinlemesine görüşmeler de gerçekleştirmişlerdi.

Kitap, kadınların zorunlu göçü nasıl deneyimlediğini ortaya koyuyordu; ama bunu bir mağduriyetin pasif tanığı olarak değil, kendi yaşamlarını yeniden kuran özneler olarak ele alıyorlardı. Kardeşlerini yeniden bulduğunda onlarla aynı dili konuşamadığını fark eden, sabah akraba ziyaretine gidip bir daha evine dönemeyen kadınların hikayeleri, zorunlu göçün hem toplumsal hem kişisel travma olarak nasıl yaşandığını somutlaştırır. Bu çalışmada sınıf, cinsiyet ve etnik kökenin kesişimsel boyutları sahada karşılaşılan somut deneyimlerden yola çıkarak ele alırlar.

Şemsa hocam bu alanda sadece bir araştırmacı olarak değil, aynı zamanda tanık olarak konumlanmıştı. Nurcan Baysal’ın Kavar köylülerinin zorunlu göç ve geri dönüş hikayelerini aktardığı “O Gün” kitabı üzerine Bianet’te kaleme aldığı yazıda, bu hikayelerin yakınlığını bir iktisatçı olarak değil, o coğrafyaya ait biri olarak işliyor. Yerinden edilmenin uzun vadeli ekonomik sonuçlarına ve “kalkınma” söyleminin bölgenin sorunlarını nasıl örtbas ettiğine dair tutumunu da net biçimde ortaya koyuyor.

KEFA toplantısı

Dayanışmayı Çoğaltan Bilgi Üretimi

Şemsa’yı anlamak için kamusal yazını ve tartışma pratiğini görünür kılmak gerekir; akademik yayınlar tek başına bu resmi vermez. Kadın İşçi, Bianet ve farklı mecralarda feminist iktisadı uzman dilinin dışına taşıdı; akademik bilginin toplumsal mücadelelerin ihtiyaçlarıyla buluşmasını sağladı.

İyi bildiğimizi sandığımız, gündelik kullanımda sıradanlaşan iktisadi kavramlar bu pratikte yeniden anlam kazanıyordu: emek ve dayanışma mücadeleleri içinde ne ifade ettikleri görünür hale geliyordu. Bu, feminist iktisadın bilgiyi demokratikleştirme iddiasıyla örtüşür. Akademik bilginin yalnızca açıklayıcı değil, dayanışmayı çoğaltan, politika tartışmasını dönüştüren ve eşitsizlikleri görünür kılan bir müdahale biçimi olarak kurulması anlamına gelir.

Bu kamusal üretim pratiği, feminist iktisadın akademi ile toplumsal mücadeleler arasında kurduğu çift yönlü ilişkinin bir parçasıydı. Bu ilişki, kurucuları arasında yer aldığı Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi’nde (KEİG) ve bünyesindeki Kadın Emeği Çalışan Feminist Araştırmacılar’da (KEFA) kurumsal biçim kazandı.

Akademide ve sivil toplumda sık karşılaşılan hiyerarşik bilgi ilişkilerinin aksine, Şemsa hocamın kolektif üretim tarzı; alan açan, güvenen, adım adım ilerleyen bir dayanışma etiği üzerine kuruluydu.

Bu etik, onun açtığı yol ve birlikte üretilenler ise bu yolun izleridir.

Kaynakça

Çağlayan, H., Doğan, A.T. ve Ş. Özar (2011) Ne Değişti? Kürt Kadınların Zorunlu Göç Deneyimi, Ayizi Yayınevi, 2011.
Çağlayan, H. & Türker, K. A. (Ed.). (2022). Feminizm, Ekoloji, Toplumsal Direniş: Şemsa Özar’a Armağan. Nota Bene.
Memiş, E. & Özar, Ş. “Bir kadın sorunu olarak işsizlik”. Kadın İşçi. kadinisci.org/bir-kadin-sorunu-olarak-issizlik/
__________. “Yoksulluk”. Kadın İşçi. kadinisci.org/ekonomi-bizim-de-meselemiz/
__________. “Yoksulluğa yaklaşımlar: teoriden ölçüme”. İktisat ve Toplum. iktisatvetoplum.com/yoksulluga-yaklasimlar-teoriden-olcume-emel-memis-semsa-ozar/
__________. (2024). “Feministler için yeni bir mücadele alanı: yaşlı kadın yoksulluğu”. Feminist Yaklaşımlar.
Memiş, E. & Özar, Ş. “Ekonomi programı: Sil baştan”. Kadın İşçi, Nisan 2025.
Memiş, E., Koyuncu, M. & Özar, Ş. “İşçi/İşsiz Kadınlar Salgında Tam Kapasite Evin Hizmetinde”. Bianet, 3 Nisan 2020.
Özar, Ş. (2009). “Kadınlar zaten doğduklarından beri krizde”. Amargi.
Özar, Ş. & Acar, T. (Ed.). (2021). Emek, Beden, Aile:

Yazarın Diğer Yazıları

Herhangi bir sonuç bulunamadı.

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar