“Emine Ülker Tarhan 12 yıl sonra CHP’ye döndü. Gelene, rozet isteyene git denilemiyordur büyük ihtimalle ama yine de ve demokrasi sandıktan ne çıkacağının çok ötesinde bir mesele ve sandığı kimin, nasıl kurduğu ve nasıl dolduğunu da düşünmemiz gerek.”

ilk bakışta insanın aklına hürmüz boğazı’nı açtıracak bir şey mi biliyor sorusu gelebilir ama tabii ki hedefi mazot fiyatından mustarip olup sebepleri üzerine düşünmeye mecali bulunmayanların aklını karıştırmak. bu ilk kafa karıştırma denemesi değil ki ilki epeyce başarısız olmuştu.
biliyorsunuz, emine ülker tarhan 12 yıl sonra chp’ye dönme kararı almış. kendisi, uzun yıllar, bu ülkenin “aydınlık yüzü”nün illa örtüsüz bir kadın olması gerektiğine inananların ve sanırım bundan başka çok az şeye inananların takdirine mazhar olmuştu. bunlar, ülkenin eşitlikçi, özgürlükçü imkânları üzerine düşünmeye niyeti olmayanlar aynı zamanda …
emine ülker tarhan hukukçu, devlette çalışmış. farklı dönemlerde, farklı sebeplerle şaibeli sayılabilecek yarsav’ın kurucusu ve bir dönem yöneticisi. bu şaibe, farklı odaklar adına da olsa, siyasete siyaset dışı araçlarla müdahaleyle ilgili.
hakkında çok övgü var, güzelliğine şüphe yok, gerçi onu da “batılı” bulup burun bükenler var. eğitimli olduğuna kendisi de inanıyor ki, bir akp’li vekile karşı sarf ettiği “beni susturabilecek tek şey bilgidir, o da sizde yok” cümlesinin ilk kısmını bir kitabına ad olarak vermiş; beni susturabilecek tek şey. bu ifade aynı zamanda cesareti çağrıştırıyor, gezi döneminde tomaların önüne oturmuş olmasına istinaden cesaretini övenler var. haklılar ama cesarete bu kadar anlam yüklemesek mi acaba?
içeriden birileriyle hareket etmek
ama ülker tarhan’ı takdir edenlerin önemli bir kısmı dahi iki konuda sitem etmekten geri durmuyor. birincisi, 17-25 aralık’la ilgili yüce divan oylamasına “sonucu belliydi” diyerek katılmamış olması.
ikincisi chp’den istifa ettikten sonra 2014 yılında anadolu partisi’ni kurup 2015 seçimlerine girmesi. seçimde yüzde 0.06 oranında oy aldı, bu hezimet sitemlerin bir kısmını alaya çevirdi, kendisinin siyasetten anlamadığını çünkü eğer amacı -iddia edildiği gibi- chp seçmeninin kafasını karıştırmak, oyları bölmek idiyse bile, örneğin örgütlenmek gibi çabaların gerektiğinden bihaber olduğunu gösterdi. ilişkiler ve çarpıcı konuşmalar sandıkta kâr etmiyor.
şimdi chp’ye döndüğünde de bir ilçe ya da il örgütünde çalışmayı düşünmediği belli. partiye “omuz vermeye” gelmiş. bakın bu çok muğlak bir ifade, tam olarak nasıl ve nereye taşınırken omuz vermek? muharrem ince ile omuz omuza mı mesela? mansur yavaş ve tanju özkan ile mi ya da? bunlar benim değil, chp’nin içindeki siyasi gelişmeleri takip edenlerin aklına gelen sorular.
bir de cumhurbaşkanı adayı olacağı iddiası var. bu adaylığın mansur yavaş’ınkinden farklı etkileri olmayacağı belli.
peki chp’yi, özgür özel’in oturttuğu ve hem vizyonunu hem de oy potansiyelini büyüten çizgiden başka bir yere çekmek, kimin fikri olabilir sizce? kim emine hanım’dan hangi sahneye çıkmasını rica etmiş olabilir?
hele de başında, gençliğinde işkence gören manisalı çocukların davasını takip etmiş, birçok konuda kılıçdar çizgisinden birkaç adım ileri şeyler söyleyen, birçok kesimi harekete geçirebilmiş biri varken, chp’ye bile, örneğin içişleri bakanlığını teslim etmek istemeyecek birileri olabilir mi?
bu bana mümkün gibi görünüyor ve bunlar her kimse, “içerden” birileriyle hareket etmeleri ihtimalini yüksek görüyorum ki “içeridekilerin” genel başkanın ta kendisi de olabileceğine şahit olduk değil mi?
gelene, rozet isteyene git denilemiyordur büyük ihtimalle ama yine de ve demokrasi sandıktan ne çıkacağının çok ötesinde bir mesele ve sandığı kimin, nasıl kurduğu ve nasıl dolduğunu da düşünmemiz gerek.
Fotoğraf: T24










