Konfederasyonlar, sendikalar, meslek örgütleri… 1 Mayıs’ta kadın emeğine dair hangi talep ve söylemleri alanlara taşıyacaklar? diye sorduk. İşte kadınların cevapladığı ve 1 Mayıs’ta alanları dolduracak o talepler…
“Şiddetin olmadığı eşitlikçi bir çalışma yaşamı istiyoruz”

1 Mayıs yaklaşırken yapılan açıklamalar ve hazırlıklar içerisinde kadın emeğine dair talepleri konfederasyon, sendika ve birliklerdeki kadınlara sorduk. “Sendikanız 1 Mayıs’a giderken kadın emeğine dair hangi talep ve söylemlerle alanlarda olacak, bunları alanlara taşıyacak?” Eşdeğerde işe eşit ücretten ILO 190’ın uygulanmasına, kayyımların gitmesinden kreş hakkının uygulanmasına dek birçok talebi konuştuk.

DİSK Kadın Komisyonu:
“Eşdeğerde işe eşit ücret”
Bu yıl “Tut elimden örgütlen! Eşit, özgür, şiddetsiz bir yaşam için kadınlar 1 Mayıs meydanlarında!” başlıklı bir açıklama yayınlayan DİSK Kadın Komisyonu, “Bu 1 Mayıs’ta emeğimiz, bedenimiz ve hayatlarımız üzerindeki tüm baskılara karşı sesimizi yükseltmek için alanlardayız. Nafaka hakkımızdan, eşdeğer işe eşit ücret talebimizden, kamusal ve ücretsiz kreş hakkımızdan, güvenceli ve bakım yükünü paylaştıran ebeveynlik izinlerinden, şiddetsiz bir yaşam hakkımızdan vazgeçmiyoruz. Biliyoruz ki bu düzeni değiştirecek olan biziz!” dedi. Taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
“Eşdeğer işe eşit ücret için, güvenceli çalışma hakkı için, bakım yükünü kadınların üzerinden alan kamusal sosyal politikalar için, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için, 6284 sayılı Kanun’un etkin bir biçimde uygulanması için, ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz
Sözleşmesi’nin Türkiye Hükümeti tarafından onaylanması ve uygulanması için, eşit, özgür, şiddetsiz bir yaşam için 1 Mayıs’ta alanlarda taleplerimizi kız kardeşlerimizle haykırıyoruz!”

DİSK/Genel İş Batman Şube Eş Başkanı Narin Erol:
“Kayyımlar gidecek işimize döneceğiz”
Bilindiği gibi emeğiyle geçinen kesimlerin hem ekonomik hem psikolojik anlamda ezildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bölgemizde daha çok kayyımların varoluşu ile emeğe saldırıların had safhaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Bütün işçilerin aslında bundan payını aldığı ama en fazla kadınların, kadın çalışanların daha çok mağdur edildiği bir durumu yaşıyoruz. Mesela kayyım atanan Batman Belediyesi’nde kadın çalışanlara yıldırma politikası uygulanıyor. Kadınlar her gün başka bir alanda görevlendiriliyor, mobbing uygulanıyor. İşinden, ekmeğinden edileceğini düşündüğü için de buna sesini çıkaramıyor. Bu yaşanmayan bir şey değil çünkü. Üç kayyım döneminde onlarca arkadaşımız işten atıldı. Burada sadece kadın çalışanlara değil, kadın kazanımlarına da saldırılar var. Ki bu sıkça basına da yansıdı. Kadın politikaları birimine erkek müdür atandı. Tepkiler sonrası görevden alındı ve yerine kadın müdür atandı. Ama bu sefer kadın müdür eliyle kadına mobbing uygulanmaya başladı. O müdürlük bünyesinde çalışan kadın politikaları müdürlüğünde çalışan bütün arkadaşlarımızın psikolojisini bozacak seviyeye gelen yaptırımlar uygulandı. Mobbingler, sürgünler, keyfi uygulamalar.
Bizim 1 Mayıs’a giderken kadının emeğine, kazanımlarına, mücadelesine ve bunların önündeki engellere dur diyecek taleplerimiz olacak. Ek olarak kadın bedenine dönük saldırılara, kadın katliamlarına, kadın ve çocuklara dönük cinsel saldırılara karşı yasal düzenlemelerin yapılması ve bunların hayata geçirilmesi için mücadele ile taleplerimizi yüksek sesle haykıracağız. Ayrıca geçen sene de söylediğimiz gibi, “kayyımlar gidecek, işimize döneceğiz” demeye de devam edeceğiz.

Eğitim-Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım:
“ILO 190’ı imzalayın”
1 Mayıs’ı, bütün olarak emekçilerin haklarının gasp edildiği bir süreçte karşılıyoruz. Tabii ki bu kadınlar açısından katmerlenen bir hak kaybını beraberinde getiriyor. Çalışma yaşamındaki cinsiyet eşitsizliklerinin her geçen gün arttığı, kadın emekçilerinin haklarının daraltıldığı, esnek-güvencesiz çalışmanın kadınlar üzerinden tanımlandığı bir dönemin içerisindeyiz. Aynı zamanda kadına yönelik şiddet işyerlerinde de yoğun bir biçimiyle artıyor. Emeğe dönük politikaları kadınlar açısından değerlendirdiğimizde kadın eğitim emekçileri de bu süreçten azade değiller. Kamuda çalışan kadınlar görece daha eşit koşullarda görünse de aslında cinsiyet eşitsizliklerin her geçen gün daha fazla derinleştiğini görüyoruz.
İş yerlerinde şiddet artıyor ve bunun ilk hedefi yine kadın eğitim emekçileri olmaya devam ediyor. Bunu son iki yaşadığımız olayda da gördük. Dolayısıyla bizim açımızdan 1 Mayıs’ta kadın mücadelesi ve kadın emeğine dönük talepler en temel taleplerimizden birisi. Ve çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılacağı cinsiyet eşitlikçi, şiddetin ortadan kalktığı bir çalışma yaşamı talep ediyoruz. Cezasızlık politikalarına son verilmesi, 6284’ün uygulanması temel talebimiz. ILO 190’ın imzalanması için uzunca bir süredir bir kampanya süreci de yürütüyoruz. Dolayısıyla bu 1 Mayıs’ta yine ILO 190’nın imzalanması talebi bizim için esas olacak.
Bir diğer talebimiz cinsiyet eşitliğinin ders olarak okutulması. Buna uygun bir müfredat değişikliği yapılması. Kreş talebimiz keza öyle. Tabii ki bunu ebeveyn talebi olarak ifade ediyoruz. Ama kamu kreşlerinin olmaması bugün pek çok kadın açısından da iş yaşamından uzaklaştırılmasını ya da yarı zamanda çalışmayı tercih etmesini beraberinde getiriyor. Esnek güvencesiz çalışma maalesef eğitim alanında da yaygın. Özellikle bunu biz ücretli öğretmenlik uygulamalarında görüyoruz. Ücretli öğretmenlerin büyük çoğunluğu kadın ve güvencesiz koşullarda çalışıyorlar. Dolayısıyla da ücretli öğretmenlik uygulamasının kaldırılması tüm eğitim emekçilerinin kadrolu güvenceli atanması talebimiz var. Yine aynı zamanda idari teknik personel açısından da kadro istiyoruz. Çünkü TYP gibi programlar kapsamında genelde kadınlar tercih ediliyor ve kadınlar güvencesiz şekilde okullarda çalışıyorlar.
Tabii ki kadınlar aynı zamanda toplumda eşitlik, adalet, demokrasi, barış taleplerini de yükseltecekler bu 1 Mayıs’ta. 8 Mart’ta çok güçlü bir irade açığa çıkmıştı. 8 Mart’tan 1 Mayıs’ta örgütlediğimiz süreçte ve sonrasında da bu taleplerimizde mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

İMECE Ev İşçileri Sendikası Kurucularından Yıldız Seven:
“Ev işçileri örgütlensin, sendikalı olsun”
Bu yıl 1 Mayıs’ta ev işçisi kadınlar olarak özellikle kadın yoksulluğuna, savaşa, sömürüye, şiddete karşı sesimizi yükselteceğiz. Zaten yaşadığımız yoksulluk hepimizi etkiliyor, ev işçilerini daha çok etkiliyor. Ev işçilerinin görünmez emeğinin görünür kılınması için biz sesimizi meydanlarda haykıracağız. Çünkü ev işçileri görülmüyor, ev emeği görünmüyor, görünmeyen emek zaten. Emeğimizin görülmesi için ILO C189’un imzalanması, sendikada kadınların örgütlenebilmesi lazım. Ev işçileri örgütsüz, örgütlenemiyoruz. Evlere girip teker teker evlere girip örgütlenme yapamadığımız, çok zor bir alan olduğu için, bütün ev işçilerine sesimizi duyurmak istiyoruz 1 Mayıs’ta. Ev işçileri örgütlensin, sendikalaşsın, sigortasını yaptırsın ki emekli olabilsin, istiyoruz. Bedenleri ev işinde, bu görünmeyen emekle gidiyor, çürüyor. Gerçekten de omuzlar, dizler yürüyemez hale geliyor. Dünyadaki tüm emekçi kadınlar 1 Mayıs’ta alanlarda olsunlar istiyoruz. Seslerini duyursun, bir arada daha güçlü olsun, olalım istiyoruz. Bütün kadınların 1 Mayıs’ını kutluyorum.

TEKSİF Sendikası Kadın Kolları Üyesi Pelin Vuruşaner:
“Bakım destekleri artırılsın”
Biz sanayi bölgelerinde örgütleniyoruz. Spesifik olarak kadın emeğine dair bu 1 Mayıs için öne çıkardığımız farklı talepler yok. Genel olarak eşit işe eşit ücret, taciz ve mobbinge karşı etkin yaptırımlar, güvenceli, sigortalı ve insanca çalışma koşulları, işyerlerinde kreş hakkı ve bakım desteklerinin artırılması ve kadın istihdamını artıran politikaların hayata geçirilmesi temel taleplerimiz. Bununla ilgili toplu iş sözleşmelerimizde yer verdiğimiz maddelerimiz var. Mesela kadınların iki yılda bir kansere yönelik göğüs taraması ile ilgili izin alma hakkı var. 8 Mart’ta yine izin kullanma hakkı var. Bir maddemiz var mesela, o da çok işe yarayan bir madde. Çalışan kadın, işyerinde ya da evinde şiddete maruz kalıyorsa, bunu kolluk kuvvetleriyle, resmi olarak darp raporuyla vs. ile belgeliyorsa; işveren, kadının gönüllü olarak iş akdini sonlandırıyor tazminatını verebilmek için. Çünkü yeni bir hayata adım atılabilmesi için paraya ihtiyacı var. Yine kreş zorunluluğu koyuyoruz. Tabii her fabrikamızda yok, her fabrikanın toplu iş sözleşmesi farklılaşabiliyor. Bir de sendikal olarak ILO 190’u imzalayan sayılı sendikalardanız.
Bu 1 Mayıs’ta da özellikle hayat pahalılığına, çocuk işçiliğine, taşeron çalıştırmaya, yoksulluğa, işsizliğe, vergi ve gelir adaletsizliğine yönelik söylemlerimiz olacak alanlarda.

TTB Merkez Konseyi Üyesi Ayşegül Ateş Tarla:
“Sağlık alanında kadınların emeği görünsün”
Sağlık çalışanlarının yüzde 65’ini kadınlardan oluşturuyor. Hekimler arasında bu oran yüzde 45-46 civarında. Ve bu iş kolları arasında dağılım yaptığımızda, hemşireler ve ebelerin yüzde 60’ına yakını kadınlardan oluşuyor. Tüm bunlar sağlık alanının aslında kadın emeğinin yoğunlaştığı bir alan ve kadın çalışma alanı olduğunu gösteriyor. Görünmeyen bir emeği var kadının bu alanda. Türkiye 148 ülke içerisinde 135. Sırada toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda. Bu aslında eşitsizliğin, ayrımcılığın ne kadar büyük bir boyutta olduğunu gösteriyor. Sağlık alanında da kadınlar mesleki tatminsizlik, tükenmişlik yaşıyor. Çünkü hak arama noktasında çok yetersiz bırakılan bir alan. Sağlık çalışanları olarak kadınların sayısı yüksek olmasına rağmen yönetim alanlarında kadınlar yok. Bu da önemli sorunlara yol açıyor.
1 Mayıs’ta bunları konuşmak gerekir. Bir de tabii toplumsal cinsiyet eşitsizliği her geçen gün artıyor. Kazanılmış haklarımız elimizden alınıyor. Ve insanlarda bir korku gelişiyor. Mevcut olan hakların da gidebileceği ve daha geriye gitme hali var. Bir yandan bakanlık doğum izni arttırıyor ama bu doğum izni arttırdığı zaman daha sonraki süreçteki kreşi yapmıyor. Yani daha çok evde olma halinin kadın için doğallaştırılması gibi bir noktaya evriliyor.
Bizler bir yandan hem sağlık çalışanıyız, kendimize dair sorunlarımız var. Hem de kadın hastalarımıza dönük sağlık politikaları var, karşı çıktığımız. Özellikle üreme sağlığı hizmetlerine erişemiyor kadınlar. Ciddi bir süreklilik yok. Gebelik hizmetlerini parayla alması gerekiyor çoğu kadının.
Bu konuda daha önce sıkça konuştuk. 14 Mart Tıp Bayramı’nda bu talepleri sıklıkla dile getiriyoruz. 1 Mayıs’ta toplumsal dayanışma ağını güçlendirecek noktada birlikteliklere önem veriyor ve sağlık alanının da bundan bağımsız olmadığını söylüyoruz. Emek ve demokrasi güçleriyle birlikte dayanışmanın, söz üretmenin çok kıymetli olduğunu düşünerek KESK, DİSK ve TMMOB ile birlikte alanlara çıkıyoruz.

TGS Genel Eğitim Sekreteri Didem Mercan:
“Dezenformasyon yasasına karşı sesimizi yükseltiyoruz”
Her yıl olduğu bu yıl da Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak basın özgürlüğü, haklarımız ve emeğimiz için alanlarda olacağız. Mesleğimiz son yıllarda iki büyük kıskaç altında; yoksulluk hatta açlık ve hukuki baskı yani dezenformasyon yasası ile. Bu nedenle bu yıl sesimizi “Haberin bedeli çok, Maaşın hükmü yok!” sloganı ile yükseltiyoruz. Açlık sınırının altında kalan gazeteci maaşları kabul edilemez bir noktaya gelmiştir. Gazeteciler toplumun diğer kesimleri gibi yoksulluğa mahkum edilmiştir.
Gazetecilik mesleğinin önündeki bir diğer en büyük engel ise Dezenformasyon Yasası kıskacıdır. Meslektaşlarımızı hedef almaya devam eden bu yasaya ilişkin veriler durumun vahametini ortaya koymaktadır. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği Ekim 2022’den itibaren elimize ulaşan verilere göre; 88 gazeteci hakkında toplam 113 soruşturma başlatıldı, 29 gazeteci gözaltına alındı ve altı gazeteci tutuklandı. Bir gazeteci hakkında konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedildi. TCK 217/A suçlamasından ötürü henüz kesinleşmiş bir ceza hükmü bulunmasa da, yargılama süreçleri birer cezalandırma aracına dönüşmüştür.
Gazeteci yoksulluğuna ve dezenformasyon yasası adı altındaki sansür dalgasına karşı sesimizi 1 Mayıs’ta alanlarda duyuracağız. Hem kendi haklarımızı hem de halkın haber alma hakkını korumaya devam edeceğiz.

Dev Yapı-İş Kadın Meclisi:
“Bakım emeği kadın sorumluluğu olmaktan çıkarılmalı”
Bünyesinde bir kadın meclisi barındıran Dev Yapı-İş ise 1 Mayıs’a giderken taleplerini şu şekilde sıraladı:
“Emperyalist yayılmacılık, savaş politikaları ve militarizm, halkların güvenliğini ve biz kadınların yaşamını kuşatıyor. Bölgemizde ve dünyada savaşın bitmesi, barışın toplumsallaşması ve halkların huzur içinde yaşaması için somut adımlar atılmalıdır.
- Taşeron çalışma, yevmiyeli çalışma, parça başı çalışma, yarı zamanlı çalışma gibi esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri son bulmalı, herkesin asıl işveren kadrosunda toplu is sözleşmeli ve güvenceli çalışması sağlanmalı.
- Göçmen işçilerin de güvenli bir ortamda yaşayacağı ve çalışacağı koşullar yaratılmalı.
- Eşit işe eşit ücret uygulanmalıdır.
- Çalışma süreleri kısaltılmalı; haftalık 35 saat çalışma süresi hayata geçirilmelidir.
- Bakım emeği yalnızca kadınların sorumluluğu olmaktan çıkarılmalı ve toplumsallaşmalıdır; kamusal, ücretsiz, bilimsel ve anadilinde eğitim veren kreşler açılmalıdır.
- İş yerlerinde taciz, şiddet ve mobbinge karşı etkin önlemler alınmalı; ILO190 sayılı sözleşme imzalanmalıdır.
- Şantiyeler ve tüm çalışma alanları toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek düzenlenmelidir.
- İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek ele alınmalı, gerekli önlemler eksizsiz sağlanmalı ve kamusal denetime tabi tutulmalıdır.
- İşçi cinayetlerine son verecek politikalar hayata geçirilmeli; tedbirsizlik, denetimsizlik, cezasızlık düzenine son verilmelidir.

Tekgıda-İş Sendikası Genel Merkez Kadın Komite Başkanı Neslihan Taşoluk Nakaş:
“Kamuya ait ücretsiz, nitelikli kreşler istiyoruz”
Tekgıda-İş Sendikası üyesi kadınları olarak 1 Mayıs’a giderken kadınların sesinin de yükseltilmesini istiyoruz, bugün yalnızca bir kutlama değil; aynı zamanda yıllardır biriken eşitsizliklere, güvencesizliğe ve kadın emeğinin görünmezliğine karşı güçlü bir itirazdır. Bugün emekçi kadınlar olarak meydanlara yalnızca taleplerimizi değil, yaşamın her alanında hak ettiğimiz eşitliği ve adaleti de taşıyoruz.
Kadın emeği hâlâ sistematik biçimde değersizleştiriliyor. Aynı işi yapmamıza rağmen daha düşük ücretlere mahkûm ediliyor, kayıt dışı ve güvencesiz çalışma koşullarına itiliyoruz. Bu nedenle 1 Mayıs’ta en temel taleplerimizin başında eşdeğerde işe eşit ücret ve güvenceli istihdam geliyor. Kadınların iş gücüne katılımını artırmak yalnızca bir istatistik meselesi değil; insanca çalışma koşullarının sağlanmasıyla mümkündür.
Öte yandan bakım yükü hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarında. Kreş hakkı, yaşlı ve hasta bakımına yönelik kamusal destekler olmadan kadınların çalışma hayatında kalıcı olması beklenemez. Bu yüzden kamusal, ücretsiz ve nitelikli bakım hizmetleri talebimizi bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz.
İş yerlerinde ve yaşamın her alanında karşılaştığımız şiddet, taciz ve mobbing ise en acil çözüm bekleyen sorunlardan biri. Kadınların güvenli çalışma ortamlarına sahip olması bir lütuf değil, temel bir haktır. Bu doğrultuda etkin yasal düzenlemelerin uygulanmasını ve denetimlerin artırılmasını talep ediyoruz.
Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller de kadınlar açısından daha da ağır sonuçlar doğuruyor. Kadınların sendikalarda daha fazla temsil edilmesi, karar mekanizmalarında yer alması ve toplu sözleşmelerde kadınlara özgü taleplerin görünür kılınması 1 Mayıs gündemimizin önemli başlıklarından biridir. Bizler biliyoruz ki kadınların özgürleşmesi, emeğin özgürleşmesinden ayrı düşünülemez. Eşit, adil ve demokratik bir çalışma yaşamı için mücadelemizi büyütmeye kararlıyız. Bu 1 Mayıs’ta da alanlarda; EMEĞİMİZ, HAKLARIMIZ ve GELECEĞİMİZ için bir aradayız.

BİRTEK-SEN adına Esmer Özer:
“Eşit, özgür bir dünya için örgütlü mücadele”
İşçi cinayetlerinde yaşamını kaybeden, hayatı çalınan kadın işçilere saygıyla… “Fabrikada çalışmak çok zor” diyor bir kadın işçi, “en çok da bağırdıklarında karşılık verememek zoruma gidiyor, ağlamaklı oluyorum” diyor. “Kızımın saçlarının uzadığını aylar sonra fark ettim” diyor bir diğeri. “Herkese söyledim, susturmaya çalıştılar” diyor cinsel şiddete maruz kalan kadın işçiler. Ya da hiç söyleyememişler. Bunlar gibi binlerce, yüz binlerce örnek var.
Öyle bir düzen ki bu, en temel kavgamız insanca yaşam kavgası haline gelmiş durumda. Asgari ücretle çalıştırarak, canımıza kastederek, onurlu bir muameleyi dahi çok görerek sırtımızda yükseliyor sermaye. Yanarak can veriyoruz atölyelerde. Biz biliyoruz emeğimizin sömürüsü üzerinde yükselenlerin ayağa kalktığımızda yıkılmaya mahkum olduklarını. Biliyoruz bu sömürü çarkının ancak ve ancak örgütlenirsek kırılacağını. Sermaye-devlet-sarı sendika kuşatması altında ezilen; esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkum edilen, aile yılı adı altında kendi bedeni, emeği üzerinde söz söyleme hakkı dahi elinden alınmaya çalışılan kadınlar, işçi kadınlar olarak her geçen gün artan saldırılara karşı yarını bugünden daha eşit, özgür ve adil kılmak için örgütlü mücadeleden başka seçeneğimiz yok.
BİRTEK-SEN olarak çağrımızdır: başta tekstil işçisi kadınlar olmak üzere tüm kadınları örgütlenmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz. 1 Mayıs’ta da yine başta kadın işçiler için olmak üzere eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam talepleri ile alanlarda olacağız. Yaşasın örgütlü mücadelemiz, yaşasın 1 Mayıs!

SİNE-SEN’li Kadınlar:
“Yönetim kademelerinde cinsiyet kotası”
Film ve sahne sektörü emekçisi kadınlar olarak bu 1 Mayıs’ta da taleplerimizle alanlardayız. Sektördeki cinsiyetçi iş bölümüne ve ücret eşitsizliğine karşı eşit işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmesini istiyoruz. Özellikle erkek işi denilerek kadınların dışlandığı yönetim kademelerinde cinsiyet kotası uygulanmasını savunuyoruz.
Kamera arkasında, setlerde ve ofislerde yaşanan taciz, mobbing ve her türlü şiddete karşı caydırıcı denetim mekanizmaları ve güvenli çalışma ortamlarını garanti altına alacak resmi yönetmelikler oluşturulana kadar mücadelemiz sürecek. Uzun ve esnek çalışma saatlerine karşı insanca mesai süreleri talep ediyoruz.
Ana Fotoğraf: Çatlak Zemin










