İstanbul’da uzun yıllardır yürüyüş yapılmasına izin verilmeyen bir güzergahta el ele tutuşup bir ‘kadın zinciri’ oluşturarak yürümeyi başaran kadınlar ‘şüpheli’ denilerek akıbeti karanlıkta bırakılan tüm kadın ve çocuk ölümleri için sokağa taşıdıkları taleplerini Kadın İşçi’ye anlattı.
“Gülistan Doku yeni bir başlangıç”

2 Mayıs Cumartesi akşamı Kadınlar Birlikte Güçlü adına Gülistan Doku ve katledilip akıbeti karanlıkta bırakılan tüm kadınlar için “adalet” talebiyle yapılan “insan zinciri” eylemine katılan kadınlar Kadın İşçi gazetesi için taleplerini, duygularını ve kadın mücadelesine dönük önerilerini paylaştı.
Kadınlar Tünel’den Eminönü’ne kadar el ele tutuşarak yürüyüş yapmak istiyordu. Ancak Tünel’de toplandıklarında karşılarında çok sayıda çevik kuvvet polisi buldular. Kadınlar polisin kendilerine dönük abluka girişimine karşı ısrarlarını sürdürünce Karaköy’e inerek Galata Köprüsü üzerinden Eminönü’ne bir ‘kadın zinciri’ kurarak yürümeyi başardı. İstanbul’da uzun zamandır bu güzergahta herhangi bir yürüyüş yapılamıyordu, bu yürüyüşe katılan kadınların sesleri ve sözlerini ‘tarihe bir not’ düşmek açısından işte böyle kayıt altına aldık…

‘Erkek’ değil, ‘gerçek’ adalet olsaydı…
Tünel’de yoğun polis ablukası altında toplanan kadınlarla birlikte beklerken etrafımızdaki barikat sayıları giderek artıyor, çevik kuvvet polisi peşi sıra kadınların etrafında bir halka oluşturacak şekilde diziliyordu. Bu gergin bekleyiş sırasında Kadın Zamanı Derneği’nden Fatmanur’a mikrofon uzattığımda “Sadece Gülistan Doku için değil, kaybedilen, akıbeti belli olmayan tüm kadınlar için adalet mekanizmasının çalışmasını, faillerin bulunup cezalandırılmasını istiyoruz” sözleriyle neden sokağa indiğini açıkladı ve şöyle ekledi:
“Aslında adaletin sağlanması için bizim eylem yapmamıza dahi gerek olmamalı. Erkek adalet değil, gerçek adalet dediğimiz sistemi tam oturtabilseler bizim burada eylem yapmamıza gerek kalmayacak.”

Kadın Savunması’ndan Hivda da kadın zincirine katılan kadınlar arasındaydı. “Gülistan Doku altı yıl önce öldürüldü ve o zaman bu cinayete intihar dediler. Ama biz buna hiç inanmadık ve altı yıl sonunda Gülistan’a ne olduğunu öğrendik” diyen Hivda Gülistan Doku’nun faillerinin devlet yetkililerine uzandığına dikkat çekti:
“Halen Gülistan’ın nerede olduğunu öğrenemedik. Gülistan’ın cenazesinin üzerine örten bir baş hekimden, bir validen söz ediyoruz. Bunlar kamu görevlileri. O zaman biz sırtımızı kime yaslayacağız? Sözde bizim güvenliğimizi sağladığını iddia eden insanlardan bizi kim koruyacak?”
Şüpheli kadın ölümlerinde ilk akla gelen neden intihar?
Elinde 11 Mart 2020’de Dersim Hozat’ta kaybolan ve 24 gün sonra cansız bedeni Gülistan Doku’yu arama çalışmaları sırasında bulunan 27 yaşındaki Esma Kılıçarslan’ın fotoğrafını taşıyan bir kadının yanına gittiğimde kendisini Özgür Genç Kadın’ndan İvan olarak tanıtarak neden bu dövizle sokaklara indiğini şöyle açıkladı:
“Esma da şüpheli kadın ölümü olarak ölümünün üstü kapatılan bir kadın. Gülistan Doku aranırken Uzungöl Barajı’nda Esma’nın cansız bedeni bulunmuştu. Bunun ardından hiçbir soruşturma yürütülmedi. Neden oradaydı? Kim katletti? Hiçbir araştırma yapılmadı. Esma için de diğer şüpheli kadın ölümleri için de etkin soruşturma yürütülmesini talep ediyorum.”

Son yıllarda şüpheli kadın ölümlerinde etkin soruşturma yürütülmediğini düşünen İvan kadın cinayetlerinin bu şekilde “üzerinin örtüldüğüne” vurgu yaptı:
“Erkek devletin, erkek yargının geldiği yeni bir boyut şüpheli kadın ölümleri… Bir kadının cansız bedeni bulunduğunda ilk akla gelen intihar… İşte ‘hayatı sevmiyordu, dersleri kötüydü, sorunları vardı, mutsuzdu’ gibi bahaneler ortaya atılarak etkili soruşturmaların önü kapatılıyor ve dosyalar ‘şüpheli’ şekilde tozlu raflara bırakılıyor. Failler böyle aklanıyor, katiller böyle korunuyor.”

Polis ablukası kadınlara nasıl hissettiriyor?
Yoğun polis ablukasının kendisine nasıl hissettirdiğini sorduğum Hivda “Hiçbir zaman polisin olduğu bir yerde güvende hissetmiyorum. Gülistan’ı da bir valinin oğlu öldürdü. Musa Er de askerdi, bir Kürt kadına tecavüz etti. O nedenle bir kolluğun beni güvende hissettirmediğini söyleyebilirim” derken Fatmanur ise benzer duyguların şöyle açıkladı:
“Hayır, asla güvende hissettirmiyor. Burada toplanan bir kadın grubu var. Elimizde molotof yok, silah yok, herhangi bir öz savunma için bir materyal yok elimizde; biz sadece bir söz kurmaya gelmişken kolluğun sayısının bizden fazla olması beni çok şaşırttı. Böyle bir şeyi kesinlikle beklemiyordum. Kolluğun bizim güvenliğimizi sağlamak için yanımızda olmasını beklerken kolluk etrafımıza barikat kurmuş durumda. Şu meydanda dünyanın her yerinden her insanın geldiği bu kadar tarihi bir yerde bu tablo bana ülke adına mahcup hissettiriyor.”
İvan da 1 Mayıs’da Taksim’e yürümek isteyen tüm emekçilere ve kadınlara dönük yoğun polis şiddetini hatırlatarak bu tabloyu şaşırtıcı bulmadığını belirtti:
“1 Mayıs alanlarında da cins kırımına karşı, yoksulluğa karşı Taksim iradesini sahiplenerek alanlardaydık kadınlar olarak. Tünel’den Şişhane’ye bir kadın zinciriyle yürümek isterken erkek devletin polisinin bizi bu kadar abluka altına alması çok şaşırtıcı değil. Çünkü kadın özgürlük mücadelesi yürüten, örgütlü mücadele yürüten kadınlardan çok korkuyorlar. Bu korkuyu da polis taciziyle, göz altılarla, tutuklamalarla ortaya koyuyorlar.”

Adalet, yüzleşme ve barış için yeni bir eşik: Gülistan Doku
HDK Eş Sözcüsü ve DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş da kadın zincirinde el ele yürüyen kadınlar arasındaydı. Bir siyasetçi olarak kadınların Gülistan Doku ve tüm katledilen kadınlar için adalet talebini “Ankara’ya nasıl taşıyacağını” sorduğum Meral Danış Beştaş sözlerine şöyle başladı:
“Aslında bu talepleri kesintisiz taşıyoruz. Mesele Gülistan Doku dosyası için sormadığımız hiçbir soru yoktu mecliste. Bugün hepsi tek tek ortaya çıkıyor. Ne dediysek doğrulandı. Susmamaya devam etmemiz lazım.”
“Bugün katıldığımız eylem çok değerliydi. Büyük barikatları aşarak uzun bir yol yürüdük. Tam da 1 Mayıs sonrası kadınlar kararlılıklarını ve güçlerini ortaya koydu” diyen Meral Danış Beştaş kadınların insan zinciri eylemine ilişkin bir gözlemi daha vardı:
“Etrafta bulunanların ilgi ve desteği çok büyüktü. Bunu çok somut gördüm. Tek tek izledim çünkü. Kadınlar dönük destek çok fazlaydı.”
Meral Danış Beştaş’a göre “Gülistan Doku bu mücadelede yeni bir ilk adım olabilir, ama asla son olmayacak”:
“Rojin, Rabia Naz gibi bütün kadınların ve çocukların dosyalarının yeniden açılması lazım. Türkiye bir faili meçhul, daha doğrusu ‘faili belli’ cinayet mahalli maalesef. Cenazeler yok, aileler hala kemik arıyorlar ya da zaman aşımıyla failler, katiller on yıllardır ödüllendiriliyor. Hep buna yeter diyorduk, ama Gülistan’dan sonra faillerin ne kadar korunduğunu somut olarak Türkiye halkları gördü.
Çatışmasızlık ve barış sürecinde de siyasi bir özne olarak yer alan Meral Danış Beştaş’a kadınların adalet mücadelesi ile barış mücadelesinin kesişimselliğini sorduğumda şöyle yanıtladı:
“Kadınlar için mücadele kesintisiz. Adaletsiz barış olmaz zaten. Barış talebi, barış inşası, demokratik toplum inşası tabii ki adaleti kapsamak zorunda. Neticede Kürt meselesi büyük bir tarihsel adaletsizlik, haksızlık demek ve bu adaletin tesisinde de tabii ki cezasızlık politikaları çok önemli bir gündem. Yüzleşme çok önemli… Gülistan Doku bunları tekrar gün ışığına çıkardı, bunların yeniden tartışılmasına vesile oldu”

“Kadınlar olarak birbirimiz için varız!”
Gülistan Doku ile birlikte Rojvelat Kızman ve Rojin Kabaiş’in isimlerini de hatırlatan Hivda “Kürdistan’ın farklı yerlerinde bir savaş politikası uygulanıyor” diyerek Kürt kadınlarına dönük erkek şiddetine ayrıca dikkat çekerek sözlerini şöyle noktaladı:
“Bu savaş politikaları nedeniyle katledilen tüm kadınlar için buradayız. Ve elbette sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’nin her yerinde katledilen kadınlar ve çocuklar için, Narin için, Rabia Naz için de buradayız.”
Farmanur da kadın dayanışmasının önemine dikkat çekerek kadın mücadelesinde ısrarını sürdürmeye kararlı:
“Bu dayanışmayı daha da büyütmemiz gerekiyor. Adalet sağlanana kadar bu davaların tüm kadınlar olarak daha fazla takipçisi olmalıyız. Artık bu kadın cinayetlerinin son bulması gerekiyor. Sadece Gülistan, Rojvelat, Rojin, Nadira, Yeldana değil, sayamayacağım onlarca kadın cinayetinin üstü örtülüyor. Bunun için ben de sesimi yükseltmeye her zaman devam edeceğim. Bence bu mücadeleyi hiçbir kadın örgütü, hiçbir kadın derneği bu mücadelenin peşini bırakmayacak.”
İvan’ın Kadın İşçi’yi okuyan tüm kadınlara son mesajı ise şu:
“Kadınlara geri adım attırmak, kadınları bastırmak, kadın özgürlük mücadelesini geriletmek istiyorlar. Ancak tüm baskılara rağmen biz kadınlar mücadelenin ortasında birbirimiz için varız!”










