Skip to main contentSkip to footer

bakılmayan, görülmeyen

“Sınıfın yeni ve farklı bir sendikacılığa ihtiyacı olduğuna şüphe yok ama bunu belirleyecek olan siyasetin talepleri değil sınıfın ihtiyaçları.”

Kadın Emeği

öncelikle şunu hatırlatmak istiyorum. insanlar duygu durumlarını değiştirmek için bir şeyler okumuyor. o yüzden özellikle kritik tarihi dönemeçleri ele alırken, önemli siyasal kararlar önerirken, ajitasyona dayanan argümanlara başvurmak doğru değil. bu ajitatif ifadeler zaman zaman tarihsel gerçeklerin gerçekdışı bir biçimde aktarılmasını da kapsıyor. örneğin, geçenlerde bir yazıda gördüğüm, 1977 1 mayıs katliamın ardından, işçilerin, emekçilerin, devrimci güçlerin ertesi yıl daha büyük bir kalabalıkla taksim’i doldurduğu iddiası doğru değil. 1978’de alanda 1977’nin yarısı kadar bile insan yoktu yani saldırı hedefine ulaşmıştı. devrimci güçler saldırılar karşısında bilenebilir ama saldırıların, sınıfın, genel olarak kitlelerin mücadele azmini artırdığı fikri doğru değil, bunu geçtiğimiz on yılda da gördük.

sınıfın kayıpları

geçen haftaki yazımın ardından, adını vermek istemeyen bir sendikacı arkadaşım, bugün lastik fabrikalarından çıkarken x-ray’den geçildiğini yazdı. yani ta 1960’lı yıllarda elde edilen bir kazanım kaybedilmiş! sadece sendikal hakların değil, genel olarak toplumsal muhalefetin çok parlak bir noktada olmadığı, en azından umduğu noktada olmadığı ortada, o yüzden belki biraz farklı bir düşünce tarzına ihtiyacımız var.

daha önce de yazdım, mevcut ağır ekonomik durumun bir sebebinin de servetin el değiştirmesi süreciyle ilgili olduğunu düşünüyorum. bugün türkiye, büyük sermaye içinden belli bir kesimin -iktidara yakın olanların- yönetiminde demek yanlış olmaz ki bu faşizme ilişkin geleneksel tahlillerle de uyumlu bir durum. sermaye karşıtı siyaset, esasen bunları hedef almayı tercih edebilir, etmelidir.

ancak sendikacılık açısından durum farklı olmalı. kapitalizm koşullarında her çalışma, işçinin emeğinin sömürülmesini içerir, en rahat koşullarda ve iyi bir ücret karşılığında olsa bile. ancak bugün küçük işyerlerinde çok vahşi bir sömürü yaşanıyor. hatırlarsınız, bir böbreği eksik, yanmış cenazesi bulunan afganistanlı işçi vezir nourtani, kaçak bir maden ocağında çalışıyordu. üçü çocuk yedi işçinin can verdiği dilovası’ndaki ravive küçük bir işletmeydi. iş cinayetlerine kurban giden mesem öğrencileri hep küçük işyerlerinde çalışıyor. büyük kentlerin çeperlerindeki mahalleler, az sayıda kişinin, berbat koşullarda ve asgari ücretin altında paralar karşılığı çalıştığı merdivenaltı atölyelerle dolu. özellikle inşaat yasağının olduğu, çalışmanın yılın belli bir dönemine sıkıştığı yerlerde inşaat işçileri zaman zaman elektriği olmayan koğuşlarda kalıyor.

anaakım sendikacılığın sınırları

bunlar, aziz çelik’in çok yerinde bir ifadeyle anaakım olarak tanımladığı sendikacılığın ilgisini yeterince çekmeyen alanlar. aidat gelirinin az, kazanılabilecek zaferlerin sönük ama buna karşılık örgütlenmenin zor olabildiği, sigortasız çalışmanın yaygın, istihdamın düzensiz olduğu bu işyerlerinde çalışanların iş ve yaşam koşulları bir yana, canları bile allaha emanet!

siyasetin de ancak bir cinayet olduğunda baktığı, devrimci siyasetin ise ağırlıklı olarak “ya sosyalizm ya barbarlık” fikrini desteklemek üzere ele aldığı işkolları bunlar. oysa insanca çalışma koşulları ve insanca yaşayacak ücretler için bir devrimi beklemeye gerek yok, bu adil ve gerçekçi de değil.

işsiz değil ama yoksul!

rakamlara da bakalım. genel-iş sendikası araştırma dairesi’nin raporuna göre tam zamanlı istihdamda kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 19,5 iken, yarı zamanlı istihdamda bu oran yüzde 63,9’a çıkıyor. yani yarı zamanlı çalışan her 3 kişiden ikisi kayıt dışı çalışıyor. disk-ar’ın verilerine göre, özel sektörde çalışanların yüzde 46,7’si asgari ücret ve altında bir ücretle çalışıyor. git gide daha fazla işçi sınıfının bir parçası haline gelen öğrenciler ve emekliler yarı zamanlı ve kayıt dışı çalışanların önemli bir kısmını oluşturuyor.

kadınların durumu bu mecrada defalarca ele alındığı için tekrarlamak istemiyorum ama onların ihtiyaçlarını ele almayan bir sendikacılık kapsayıcı olamaz. bu da sınıfın mevcut bölünmüş koşullarının ve zenginliğinin bir parçası. sınıfın yeni ve farklı bir sendikacılığa ihtiyacı olduğuna şüphe yok ama bunu belirleyecek olan siyasetin talepleri değil sınıfın ihtiyaçları.

fotoğraf: ravive-bizim yaka kocaeli gazetesi

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar