Bostanlar İstanbul tarihinin ayrılmaz bir parçası ve herhangi bir kriz ânında kentin belki de tek gıda kaynağı. Ama gelecekleri tehlikede. Bostanlarda çalışan üç kadınla konuştuk. Bunlardan Cemile, “İnanmazsın; hayalimde, gece rüyamda bile ot yoluyorum. Toprak işi içimize yerleşmiş” dedi

Piyalepaşa ve Yedikule Bostanları, İstanbul’un kent tarihinin unutturulmaya çalışılan bir parçası. Mekanda Adalet Derneği’nin (MAD) hem Yedikule’de surların hem de surların dibindeki bostanların iç içe geçmişliğiyle oluşan bu tarihi, içindeki canlılıkla koruma çabası ve mücadelesi uzun yıllardır sürüyor. Piyalepaşa Bostanı ise Yedikule’den farklı olarak tek bir aile tarafından işletiliyor. Ancak kent tarımını ranta kurban etmek isteyenler, bu alana da gözünü dikmiş durumda. Oysa deprem vb. herhangi bir kriz ânında kent tarımcılığı tek gıda kaynağı olabilir. MAD’ın ve bostancıların mücadelesi şimdilik bu rant oyunlarını belli bir derecede durdurmuş durumda.* Ancak hem tarihe hem de yüzyıllardır burada devam eden kent tarımına olan neredeyse düşmanca tutumun her an yeniden rant projelerini genişletmesi, devreye koyması uzak ihtimal değil.
MAD’dan Suna Kafadar, Kiraz Özdoğan ve Bediz Yılmaz hem bu tarihi hem de bostancılarla birlikte verdikleri mücadeleyi konu alan bir kitap derliyorlar. Ben de bostanlarda çalışan kadınlarla röportaj yaparak katkı verdim bu kitaba. Yaptığım röportajların bazı kısımlarına Kadınİşçi’de yer veriyoruz. Ayrıca, MAD, Yedikule Bostanları ile ilgili 15-16 Kasım’da iki günlük bir atölye düzenlemişti. Katılımcılardan Elif Şen, atölye izlenimlerini yazmıştı.**

“Bugün bulduğunu bugün yer adamlar”
1994’te Kastamonu’dan kalkıp İstanbul’a gelen ve burada bostan işine başlayan Kezban Kaplan, bostancılık, bahçıvanlık işine memlekette çocukken başladığını anlattı. Yedikule’de zaten bahçıvanlık yapan eşinin ailesinin yanına geldiklerinde ise işin diğer kısımlarını (ürün bağlama vs.) öğrendiğini söyledi.
Bostanda çalışırken üç de çocuk büyütmüş Kezban, evin geçiminin idaresinin de kendisinde olduğunu anlattı o kendine has neşeli üslubuyla: “Adamlar çok para harcıyor. Ben bir elimi uzatmazsam bugün bulduğumuzu bugün, yarın bulduğumuzu yarın yer adamlar. Tabii ki o da (eşi) parasız değildir de genelde bende durur.” Ancak gelir konusundaki bu durum, bostandaki işlere dair kararlara yansımıyormuş. “Çalışmak başka, öncülük başka” dedi Kezban ve ne ekilir, ne biçilir, ürün kaça, nerede satılır gibi kararları eşinin aldığından bahsetti.
Bostandaki işlere ek olarak evin günlük yemek ve temizlik işlerini de Kezban üstleniyor. Şimdilerde çocuklar büyümüş ama başka bir bakım sorumluluğu altında olduğunu öğrendik. “Kayınvalidem yatalak ve Alzheimer. Dört seneden beri yatalak, ben bakıyorum. Sabahları önce yemeğini veririm, çayını veririm. Altını alırım, bezliyorum çünkü. Güzelce giyindirir, yatırırım. Sonra öğle yine yanına gider, bir yemek veririm. Yine bakarım altına, üstüne. Alzheimer olduğu için ne olduğunu, ne yaptığını pek bilmiyor. Zor. Ama benim için zorsa onun için daha zor. Kolay değil yaşlılık. Atamazsın bir yere.”
Onun sağlığı konusunda da konuştuk Kezban ile. Kalp rahatsızlığı ve panik atağı var. Ama buna rağmen bir sosyal güvencesi yok. Haliyle çalışmasının karşılığı olarak emekli olma ihtimali de… “Çocuklar sigortalı çalışıyor, anca onların sigortasından. Kocamın da yok, benim de yok. Emeklilikle ilgili de hiçbir şey yok. Yarın bir gün düştüğün zaman çoluğundan çocuğundan başka güvenecek bir dalın kalmaz” dedi ve endişeli olduğunu gizlemedi.
Çocuklardan söz açılmışken bostancılık konusuna çocuklarının yaklaşımını ve mesleği devam ettirme ihtimallerini de sordum. “Çocukların hiçbirisi gelmiyor. Herkesin işi ayrı. Çoluğumuz çocuğumuz sevmediği için, valla hiç zannetmiyorum. Bizim versiyon bitti, bahçıvanlık bitti. Sağlığın yerindeyken çapanı çalarsan, yemeğini de yersin. Bu dünya öyle dünya. Birine eğilmemek için, birine muhtaç olmamak için çalışacaksın” dedi.
“Adamları salar, kadın kadına çok eğlence yaparız”
Öyle de yapmış Kezban. Hep çalışmış ve çalışmayı terapi olarak görmüş. Ama çalışırken diğer kadın bostancılarla bir araya gelmeyi, eğlenmeyi ihmal etmemiş. “Gün yaparız bazı akşamları. Burada hep tanıdığız. Çok eğlenceli oluyor kadınlarla. Bir de bazen davul-zurna çağırırız. Kastamonu usulü oynamaya başlarız. Adamları başka yere salarız. Biz kadın kadına, çok eğlence yaparız.”
“Bir hayalin var mı?” diye sorunca “Hiç öyle hayalim yok. Allah huzur, mutluluk, çoluğuma çocuğuma bela-kaza getirmesin, evlatlarımızı bize bağışlasın. Başka hiçbir şey istemem. Sana kalpten söylüyorum” dedi. Ama yine de ısrar ettim, “Ne bileyim, ülkeyi gezmek istersin, emekli olmak istersin…” “Onları geçeceksin. Onları biz unuttuk artık” diye cevap verdi.
Bunları söylerken bile keyifli tutumundan ödün vermedi ama söz belediyeye gelince can sıkıntısını saklayamadı: “Tabii ki belediye canımızı sıkıyor. Bak yine bu arka tarafa gireceklermiş. Ondan sonra geçen sene büyük bir temiz alan yaptılar, yıktılar, biçtiler. Darmaduman. Bütün meyve ağaçlarını kestiler. Yine keseceklermiş. Onlara canımız sıkılıyor işte. Meyveden ne istersin, duttan ne istersin, incirden ne istersin? Mevsimi geldiğinde sen de yersin, ben de.”

“Kadınlar çekiyor en çok çileyi”
Diğer bir bostancı Ayten Kaplan ile de buluştuk. O da 45 yıldır İstanbul-Yedikule’de ve bu işi yapıyor, dört çocuğu var. Henüz 16 yaşındayken evlenmiş ve ilk çocuğu doğduğunda, yaşını doldurmamışken gelmişler buraya. O da bu mesleği Kastamonu’da, çocuklukta öğrenenlerden…
“İlk zamanlar adamla beraber 24 saat çalışırdık. O zaman işçi yoktu. Şimdi işçi var. Yardım ediyor” dedi Ayten. Sağlık sorunları ilerlediğinden bostandaki işlerin bir kısmını artık yapamıyormuş ama yemek, temizlik hâlâ onda. Ayten’in bel fıtığının yanında dizlerinden ameliyat olması gerek ama yakın zamanda bir tanıdığının, bir başka bostancı kadının aynı ameliyat nedeniyle yaşamını yitirdiğini ve bundan kaynaklı korktuğunu söyledi.
Ayten, bostancılığın devam etmesi konusunda Kezban’a göre daha umutlu. En azından kendi çocuklarından birinin bu mesleği devam ettireceğini düşünüyor. Ama görüştüğümüz tüm kadınlarda olduğu gibi sosyal güvence, emeklilik ihtimali maalesef onun için de yok. Eşinin emekli olabilmesi için ise bir milyondan fazla olan borçlarını bitirebilmeleri gerekiyor. “Yani bahçıvanlığı istemiyorum. Artık diyorum adamla oturayım, adam da bir emekli olsa… Oturalım, emekli paramızı yiyelim. Onu da yapamıyorsun, olmuyor.”
Şimdilerde evdeki işleri oğlunun eşi yaptığı için daha rahat olduğundan bahsetti. Bir ara eşi sohbetimize dahil olup şaka yollu Ayten’in sadece yemek yaptığından bahsedince biraz üzüldü. “Bana ‘sadece yemek yapıyor’ dediğine bakma. Çoğunlukla yardımcı oluyorum işlerde. Bu kadar sene kim topladı burayı? İşçi olmadığında kim çalıştı? Çocuklara da ben baktım. Dört tane çocuğu burada büyüttük. Kolay bir şey değil. Oturarak büyütmedik ya! Kusura bakmasın özellikle kadınlar çekiyor en çok çileyi. Doğumu var. Ondan sonra yemeği var, ondan sonra hizmet etmesi var. Yani var da var kadın için. Kendilerinin bir askerliği var. Ama kadın çalışıyor da. Erkeklere göre daha çabuk yıpranıyor kadın” diye dert yandı.

“Rüyamda bile ot yoluyorum”
Cemile Özan ise Piyalepaşa’da bostancılık işini yüklenen tek aileden. Onunla bostandaki günlük hayatını konuştuk ağırlıklı olarak. 73 yaşındaki Cemile, otuz yıldan fazla bir zaman önce İstanbul’a yerleşmiş ve bu işe başlamış. Yakın zamanda iki büyük kayıp (önce oğlunu, ardından eşini yitirmiş) yaşadığı için hâlâ yas sürecinde.
Bu kadar yılda dokuz çocuk ve bostan işleri, üzerine yaşın ilerlemesi… Hâlâ dinç, hâlâ bostandaki işleri yapmaya devam ediyor ancak sağlık sorunları da var. Özellikle gözlerindeki rahatsızlık ilerlemiş durumda ve düzenli yaptırması gereken bir iğnesi var ki, 18 bin lira. Devlet 12 bin lirasını karşılasa da 6 bin lira ödemek zorunda.
Büyük oğluyla birlikte bostanı işleten Cemile ne kendini bostandan ne de bostanı kendinden ayrı görüyor. Ve bunu öyle güzel ifade etti ki, “Biz alışmışız buraya. Mesela evde durduğum zaman sanki hiç kalkamıyorum ben. İnanmazsın; hayalimde, gece rüyamda bile ot yoluyorum. Toprak işi içimize yerleşmiş.” Diğer yandan sosyal güvencesizlik sebebiyle emeklilik de hayal haline gelmiş ve hem yıllar hem de yas süreci Cemile’yi hayal kurmaktan imtina eder hale getirmiş: “Dünya malı dünyada kalıyor kızım. Hiçbir şeyde gözüm yok. Emekli olsaydık da geçti onlar bizden.”
* Bknz Yedikule Bostanları: Krizlerle sarsılan kentte çözümün parçası olabilir mi? – muzir.org – çizgili gazete!
** Buralar Hep Bostandı – Elif Şen
Ana fotoğraf: Çağrı İşbilir, Buralar Hep Bostandı










