Dilan Karaman’ın şüpheli ölümünün ardından hazırlanan rapor tartışma yarattı. Dilan’ın ailesine, rapor yazımında ‘tanık’ sıfatıyla dinlenen yakın arkadaşına, emek mücadelesi ile feminist mücadele alanında uzman kadınlara ulaştık. ‘İddialara’ konu olan ve “yanıt hakkı” kapsamında ulaştığımız kadınların yanıtları da bu haberde…
Özneler, tanıklar, bağımsız uzmanlar ve hakkında iddialar olan kadınlara ulaştık

Patriyarka, mikro-iktidar ve kadın emeğinin her alanda sömürüsü üzerine tartışmalar sürerken konunun birincil öznelerine ulaştım: Dilan’ın ablası Gönül Karaman ve Dilan’ın yakın dostu ve komisyonda tanık olarak dinlenen Aram… Ayrıca İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nden akademisyen ve sosyal bilimci Aslı Odman ile feminist yazar Berrin Sönmez de konuya dair perspektiflerini paylaştılar.
Dilan’ın durumunda hem “erkek şiddeti’ içermesi nedeniyle feminist mücadele açısından hem de ‘işyerinde mobbing’ olması nedeniyle emek mücadelesi açısından kadınlar için hayatın her alanında süren kesişimsel ve çok katmanlı mücadelelerin ileriye taşınması çok önemli.
Haberde ayrıca iddialara konu olan DEM Parti Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Kesira Önal’a ‘kadınların yanıt hakkı’ kapsamında ulaştım. Her iki isim de yanıt haklarını ‘kayıt altında’ kullanarak beyanlarını bu haber için kamuoyuna sundular.
Yası içinde sessiz kalmayı reddeden bir kız kardeş: Gönül Karaman
Dilan Karaman’ın 2025’in Kasım ayında gerçekleşen şüpheli ölümünü araştırmak üzere sivil bir inisiyatif olarak Diyarbakır merkezli çalışmaya başlayan kadın komisyonu 9 Mart itibariyle hazırladıkları raporu yayınlandı. 19 sayfalık raporda Dilan Karaman’ı ölüme sürükleyen günden başlanarak öncesine uzanan arka plan süreci farklı konu başlıkları altında incelendi. Öncelikle bu raporun hazırlanma süreci Türkiye’de kadın mücadelesi tarihinde ‘bir ilk’ olarak yerini aldı. Kadınların sivil inisiyatif alarak kendi araştırmalarını yapmaları, bağımsız bir kadın araştırması perspektifinin kadın mücadelesine sunulması açısından kadın komisyonu ve rapor çalışması süreci tüm kadınlar ve feminist kamuoyu açısından yeni bir deneyim yarattı. Rapordaki birtakım hususlar kamuoyunda eleştirileri beraberinde getirirken Dilan’ın öncelikle ailesi, daha sonra arkadaşları ‘raporun geri çekilmesi’ taleplerini sosyal medyada kamuya beyan etti.
Dilan’ın ablası Gönül Karaman açtığı sosyal medya hesabında ilk günden beri Dilan’a dair yasını dile getiriyor. Rapor yayınlandıktan sonra Dilan’ın ailesi olarak raporun ‘geri çekilmesi’ talebini açıkladı. “Bu haberde senin de sesin olsun isterim” diye ulaştığım Gönül Karaman, kısaca şu mesajı paylaşmak istediğini söyledi:
“Dilan çok onurlu bir mücadele yürüttü. Onun anısını ve mücadelesini ona layık bir şekilde yaşadığımızın sözünü veriyorum. Yoldaşı ve ablası olarak…”
Gönül Karaman, tüm ailesiyle birlikte bir yandan adalet talebini yükseltirken diğer yandan Dilan’ın ‘yarım kalan hayallerini’ gerçekleştirme çabasında:
“Dilan bir yazı kaleme almak istemiş ama işte yapamadı. Yarım kalmış çoğu projesini arkadaşları ile yapmayı planlıyoruz.”
Dilan’ın kaleme almak istediği yazının konusu “35 yaş üstü üniversiteli kadınlar” imiş… “Ben de onun anısına 35 yaş üstü bir kadına 6 aylık burs bağladım” diyor Gönül abla. Yani o, bu yasın içinde başka kadınlar için umut ve dayanışma yükseltmenin gücünü bir kadın olarak yüreğinde taşımaya devam ediyor ve bu aşamada bu haber kapsamında rapora ilişkin kamuya açıkladığı ’raporun geri çekilmesi’ talebi dışında ek bir beyan vermek istemiyor.
Tanıklığını hem komisyona hem kamuoyuna cesurca sunan bir dost: Aram
Aram’ı Dilan’ın vefat haberini aldıktan kısa süre sonra sosyal medyada açtığı hesabıyla tanıdım.
Aram’ın isyanı öyle sınır tanımıyordu ve bir yandan öyle hedef gösteriliyordu ki… Dilan hastaneye kaldırıldığı anda yolları aşarak Diyarbakır’a ulaşan Aram son anında Dilan’ı asla yalnız bırakmamıştı. Komisyon kurulduğu haberi gelince ‘tanık’ olarak konuşmak üzere yeniden Diyarbakır’a gitme kararı aldığında, komisyondan önce onu dinleyerek tanıklıklarını yüz yüze dinlemek ve ‘bağımsız’ olarak kayıt altına almak için onun bulunduğu şehre gittim.
7 Aralık 2025 günü Aram’ın komisyona anlatacağını ifade ettiği tanıklıkları kayıt altına aldım ve Aram’ın bu röportaj boyunca aktardığı ve raporda ‘eksik’ olduğunu söylediği tanıklıkların tamamı, 7 Aralık günü kayıt altında anlattıklarıyla bire bir örtüşüyor.
Rapor yayınlandıktan sonra yeniden ulaştığım Aram raporu şu sözlerle değerlendiriyor:
“Raporu okuduğumuzdan beri öfkeden içimizin sıkıştığı bir haldeyiz. Komisyonda beni dinleyenlerin gerçekten samimi olduklarına ve bunun bir çözüm olabileceğine inanmak istemiştik. Komisyon raporunu okuduğumuzda inanamadık. Komisyona kanıtlarıyla sunduğum şeyler ortadayken, benim beyanlarım değil de benim beyanlarıma karşı başkalarının doğru olmayan beyanları üzerinden ilk üç sayfa boyunca isimsiz bir şekilde hedef gösterildiğimi gördüm. Raporda asıl sorumlulardan ziyade Dilan’ın ailesi ve yakın arkadaşlarının hedef gösterildiğini gördüm. Bir kadını hedef göstermeme ilkesi adı altında, böyle bir ilkesellik adı altında, mobbing faili olan ve neredeyse bütün tanıkların beyanlarınca kanıtlanmış şiddet ve mobbing uyguladığı ortada olan milletvekili Saliha Aydeniz’in ismi gizlenmiş. Fail Mazlum Toprak’ın şiddeti verilirken araya çok manipülatif bir şekilde bir aldatma detayı eklenmiş, ki bunun hiçbir temeli yok. Bizim arkadaşımızın çocukken yaşadığı şeylerden kullandığı psikiyatrik ilaçlara kadar her şeyi afişe edilmiş. Bir sayfa boyunca benim arkadaşımın özelini, seneler önce yaşadığı şeyleri neden yazdınız?”
Komisyon sürecinde yaşananlar ve raporda yer almayan beyanlar neler?
“Komisyon raporu baştan sona eksik ve yanlış. Bunun basit bir hatadan fazlası olduğunu düşünüyorum. Birileri korunmaya çalışılmış ve arkadaşımızın anısı lekelenmiş” diyen Aram’ın komisyona Mazlum Toprak’ın Dilan’a uyguladığı şiddet ve Saliha Aydeniz’in Dilan’a uyguladığı mobbing dışında anlattığı başka kişi ve kurumlar da var, ancak anlattığı halde bunlar raporda yer bulmadığı için tepkili:
“Dicle Fırat Gazeteciler Derneği/DFG içinde yaşadığı şiddet, TJA’ya bundan birkaç sene önce taşıdığı olaylar ve buna dair işletilmeyen sürece dair hiçbir şey yok raporda.”
Aram komisyona ilk gittiğinde bu komisyonda mutlaka bir “LGBT+ örgütünün” de bulunması gerektiğini söylediğini, “Bende hepsinin iletişimi var size iletebilirim” diye önerdiğini, buna rağmen kadın komisyonunun bu örgütlerle iletişime geçmemesi üzerine yaşananları şöyle anlatıyor:
“Ondan sonra bu LGBT+ örgütleriyle biz konuştuk, kendi aralarında bir temsilci belirleyip komisyona katılma talebinde bulundular, ısrar ettiler. Ancak bu talep görmezden gelindi. Günün sonunda bizim parti içerisinde, kimi partililer tarafından uygulanan LGBT+fobik şiddete dair verdiğimiz beyanların tamamı raporda yok sayılmış. Arkadaşımızın gerçekten özel hayatına dair detaylar ortaya serilirken, bu şiddet biçimlerinin ‘mahrem’ denilerek üstü kapatılmış.”
“Taleplerin neler?” Sorusuna Aram öncelikle “Bu rapor geri çekilsin. Bu raporun yazılmasında yer alan her kadın da kendi içinde ‘Biz nasıl böyle bir rapor yazabildik’ diye bir sorgulama yapsın ve lütfen bir özeleştiri versin” yanıtını veriyor.
Dilan’ın yakın dostu, yaşadığı tüm süreçlerin tanığı olan Aram’ın talepleri raporda yer bulmadı, ama tüm kamusal alan ve yetkililerin duyması açısından talepleri bunlar:
“Dilan’ın intihar ettiği günün sabahı Dilan’ı öldürmekle tehdit eden, bıçakla üzerine saldıran Mazlum Toprak’ın tutuklanmasını talep ediyorum.
Eksik bile olsa bu raporla mobbingi kanıtlanan Saliha Aydeniz’in sadece istifası değil, parti tarafından ihraç edilmesini talep ediyorum.
“Mazlum Toprak’ın halası olan eski Silvan Belediye Eş Başkanı olan ve aynı zamanda TJA aktivisti olan Naşide Toprak hastane önüne aileden kimliğini gizleyerek gelip insanlara ‘ortada bir şiddet yokmuş, Dilan’ın zaten psikolojik sorunları varmış’ diye Mazlum Toprak’ı aklamaya çalışmasının TJA tarafından soruşturulmasını talep ediyorum.”
“Dilan’ın daha önce TJA’ya taşıdığı ama işletilemeyen sürecin tekrar gözden geçirilmesini ve iki sene önceki süreçte Dilan’a yönelik davranışları nedeniyle Servet Yeğin ve Kesira Önal’ın da sorumluluklarının tespit edilmesini talep ediyorum.”
Feminist emek tartışmalarında mikro-iktidar ve mobbing
Dilan Karaman’ın durumunda işyerinde mobbing iddiaları, kadın emeği ve demokratik kurumlarda emek ilişkilerindeki mikro-iktidar tartışmaları ışığında işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki çalışmaları ile bilinen akademisyen Aslı Odman’a ulaştım.
“Bu tür vakaları yalnızca bireysel sorumluluk veya kişiler arası çatışmalar çerçevesinde değil, muhalif örgütlenmelerin kendi içindeki sınıfsal ilişkiler, örgütlenme tarzları ve mikro-iktidar dinamikleri bağlamında nasıl tartışmak gerekir?” Sorumu yanıtlayan Aslı Odman söze şöyle başladı:
“Görüş vermesi çok zor bir soru ile karşı karşıyayım. Bir yanı ile bu son derece öznel ve biricik eylem; intihar, hem de tanımadığım bir kadının intiharı hakkında bilemeyeceğim alanlara böylesine kamusal bir alanda girmeden, soyut bir düzeyde ahkam kesmeden, kendimi “çalışma koşulları – ruhsallık” alanıyla kısıtlamak isterim. Zira beni bu zor ve acılı konuda beyan vermeye sevk hatta ikna eden sorunuz da bu yöndeydi: “Sizin ‘ruhsallığı emek mücadelesinin üvey evladı olarak bırakmamak’ gerektiği yönündeki tespitinizden hareketle sorarsak” demişsiniz, Evet, epey uzun bir süredir “işyeri intiharı ve çalışma acısı” diye isimlendirebildiğimiz o karmaşık ilişkiler bütününü anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz.”
Raporu inceleyen Aslı Odman’ın ‘mobbing’in raporda nasıl ele alındığına dair yorumu şöyle:
“Dilan Karaman; toprağı canla dolsun, hem bir -kadın- milletvekilinin danışmanı, hem de benzer ağlardan sadır olan bağlamlarda çalışan bir gazeteci imiş. ÖHD’nin raporunda çalışma hayatına dair iki kısım bulunuyordu: “Çalışma yaşamı ve iş yükü” ve “Yönetsel ilişkiler ve mobbing iddiaları”. Esasında bu iki başlığın niye ayrı ayrı ele alındığını tam anlayamamakla beraber Rapor, Dilan’ın yoğun olarak emek verdiği, esas zamanını ve mana dünyasını kaplayan milletvekili danışmanlığı işinin organizasyon şeklinin neden ve nasıl bir yapı içinde ağır bir çalışma acısı yarattığını en ince ayrıntısına kadar tanık beyanlarına dayandırarak aktarılmış. Onura saldırı teşkil eden çalışma koşulları kahredici olacak kadar ayrıntılı tarif edilmiş. Okuyunca “milletvekili danışmanlığı” işinin organizasyonunda bu “ifa amiri” konumunda olan kişinin zorbaca davranabilmesini kolaylaştıran, kendi davranış zaaflarını statüsüne sararak çalışanlara eza çektirilebilmesine neden olan bir maskeleme yaşandığını düşündüm.”
Ölümcül olabilen bir öz baskı
“Parti içinde, zorbalık yaptığına dair çoklu tanık beyanı derlenen kişi neye göre, hangi kriterlere göre, hangi yapılardan geçerek o pozisyona getirildi? Bu konuda kurumda şeffaf ve meşruiyet oluşturacak kadar demlenmiş yapılar var mı?” sorularını soran Aslı Odman pür bir “çalışma barışı” olmasa da en azından Dilan Karaman raporunda tasvir edildiği kadar “derin bir çalışma acısının” yaşanmamasını sağlayacak çalışma pratiklerinin “ancak iş organizasyonundaki hiyerarşinin meşruiyet zemini şu veya bu şekilde kurgulanabilirse” var olabileceğini düşünüyor:
“Bu meşruiyet zeminine ve hissiyatına en fazla üst statüde olanların ihtiyacı var. Zira kendini meşru, kabul edilmiş, tanınmış görmeyen amirler en büyük potansiyel zorbalardır. Gönüllü emek, politize ve angaje emek, muhalif duruş haleleri, işyerinde sembolik, kültürel, ekonomik sermayenin farklı dağıtılmasından kaynaklı bu tip sınıfsal baskıları görünmez kılıyor. Çoğu zaman ‘yüksek idealler için duygularını ve çalışma acısını ikinci plana atma baskısı’ yaratıyor. Evet, ölümcül olabilen bir öz-baskı bu. Öz-şiddete kadar gidebilen bir öz-baskı. Feminist, sosyalist, ekolojist vs. Örgütlerde, sendikalarda, hak savunusuna adanmış sivil toplum örgütlerinde ne yazık ki bu tür bir ‘örgütün veya şahsın karizması’ halesi altında gizlenen duygusal sömürü ve psikolojik taciz çok sık rastladığımız bir durum.”
Aslı Odman bu satırları okuyacak kadar konu ile ilgili herkesin aklından “birkaç örnek vaka” geçtiğine emin olduğunu söyleyerek şöyle ekliyor:
“Bu psikolojik tacizin ciddi bir nesil ve yaş eşitsizliği taşıdığını da gözlemliyoruz. Çoğu zaman bu tip işyeri zorbalıkları biyolojik olarak karar verici konumlarda olan bir kadından daha az sembolik sermayesi olan diğer bir kadına yöneldiği durumlarda da içinde kesinlikle eril bir şiddet barındırıyor. Zorbalık ve psikolojik taciz eril kodları kullanıyor, karşısındakini kadınların sistem içindeki ezilen pozisyonda olma durumlarından kaynaklanan kadim duygulanmalarına kapanmalarını sağlayabiliyor, hatta amaçlıyor.”
Şimdi Dilan Karaman ile ilgili atılması gereken adımlar neler?
“Gerçekten raporda ‘mobbing’ kısmında yazılanların doğal sonucu, konu hakkında ivedilikle ve ciddi bir soruşturma süreci başlatılması olmalıdır diye düşünüyorum” diye yanıtlıyor Aslı Odman ve sözlerini böyle noktalıyor:
“Aynı zamanda bu acı gerçekliği ‘bir yol kazası’ olarak değil, bir emare olarak görmeli diye de düşünüyorum. Canına kıyan kadının bağlı olduğu üst yapının yapısal iç demokrasi, yerelde özerk karar verme, taban-tavan hiyerarşik mesafesi ve açıklık gibi sorunlarına -bildiğimiz yalansız tek gerçeklik olan- ölümcül bir işaret koyulmuş. Süreçte umudu uyandıran tek şey ise, halen bunları iç eleştiri okları ile kamusal alanda tartışıyor olabilmemiz.”
Berrin Sönmez: “Dilan için yasta değil rapora isyandayız”
“Dilan Karaman’ın anısına saygıyla ve 5 aydır beklenen raporun, bilindik erkek egemen örtbası yöntemini taklit ettiğini görmenin öfkesiyle…”
Sözlerine böyle başlıyor feminist yazar Berrin Sönmez.
Raporun yayınlanması akabinde özellikle kadınlar ve feminist kamuoyu için sosyal medya bir ‘kamusal tartışma alanı’ olarak, kadınların Dilan’ın ailesi ve arkadaşlarının taleplerini sahiplenmeleri ve demokratik itirazlarını dillendirmeleri için güçlü bir zemin oldu. Bu zeminin kullanılması kadınlar için kolay olmadı, zira muhalefet pozisyonunda olan ve yüzlerce siyasetçisi tutuklu olan DEM Parti’nin sistem karşısındaki kırılganlığı dolayısıyla diğer muhalif partilerin tabanında da anlaşılabilir fakat aşılması gereken bir refleks ortaya çıktı: partiyi koruma refleksi. Dolayısıyla “bağımsız feminist” tartışma kültürü açısından da yeni deneyimler ortaya çıktı. Bu nedenle Berrin Sönmez’in raporu ‘feminist’ bir gözle nasıl okuduğunu merak ederek kendisine ulaştım:
“Öfkeliyim çünkü: Genç bir kadının, Dilan’ın ölümüne dair hazırlanan rapor mağdur suçlama, karalama, hukuka aykırı şekilde kişisel verilerini kullanarak damgalama içeriyor. Öfkeliyim çünkü: Erkek şiddetinin varlığını tespit ettiği halde şiddet faili erkeğin beyanına dayanarak ölümün intihar olduğunu kabul etmiş. Cinsiyet temelli şiddette fail beyanı her zaman şüpheyle karışlanmalıdır ama rapor, zerre miktar şüphe kapısı açmamış. Tersine şüphe ihtimalini örtmek için azami çaba harcanmış. Şiddet faili Mazlum Toprak beyanı esas alınarak aklanmaya çalışılmış. Öfkeliyim çünkü: Dilan Karaman’a mobbing uygulandığı tespit ve kabul edilmiş olmasına rağmen bu suçun faili açıkça belirtilmediği için DEM Milletvekili Saliha Aydeniz adeta koruma altına alınmış. Yapısal sorunlar diyerek bireysel sorumluluk göz ardı edilmiş raporda. Ve Kürt siyasetinin hayran olduğum kadın eşitlik paradigmasıyla şekillenmiş mekanizmaların, somut olayda işletilmediği gerçeği de suskunlukla geçiştirilmiş. Bu haliyle rapor, siyasi kurumu ve siyasi elitleri savunma, koruma, kayırma çabası olarak görülmeli ve derhal geri çekilmeli.”
Raporun “Dilan’a yönelik katmanlı şiddete karşı söz kurmak yerine ideoloji, kurum ve kitle faydasını kadın ve LGBTİ+ haklarından, Dilan’ın canından daha değerli ve öncelikli” gördüğü yorumunu yapan Berrin Sönmez feminist kamuoyuna şöyle seslendi:
“Son yıllarda Kürt siyaseti, pek çok kadının insanüstü çabayla gerçekleştirdiği kadın eşitlik paradigmasını geri plana atmakta olduğu dikkatimi çekiyordu. Görüyorum ki bu rapor, kaygılarımda yanılmadığımın ispatı niteliğinde. Feministler gerektiğinde feministlerle de mücadele etmek zorunda imiş. Raporun öğrettiklerinden bir diğeri de feministler yeri geldiğinde dikenlerini feministlere de batırmazsa yozlaşma kaçınılmaz olurmuş. Dilan için adaleti aramak adına yasta değil isyandayız.”
Saliha Aydeniz yanıt hakkını kullandı: “Ben gerekli açıklamayı yaptım”
Kadın ve LGBTİ+ gazeteciler adına yayınlanan “Dilan Karaman İçin Çağrı” başlıklı ortak imzalı açıklamanın bir imzacısı olarak DEM Parti Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz’i ‘birincil haber kaynağı olarak göremeyeceğimizi” kamuya deklare ettik. Bu haber kapsamında kendisine birincil haber kaynağı olarak değil, ‘kadınların yanıt hakkı’ kapsamında kadın gazeteciliği etiği açısından ulaştım ve kayıt altında olduğu bilgisini paylaşarak kendisine “Kamuoyundaki istifa çağrılarına bir yanıt vermek ister misiniz? İstifa etmeyi düşünüyor musunuz acaba?” sorusunu yönelttiğimde Saliha Aydeniz yanıt hakkını şu sözlerle kullandı:
“Ben gerekli açıklamayı yaptım ve o sorumluluk gereği herkesin kendi sorumluluğunu görmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben bir açıklama yaptım. Yani o açıklama doğrultusunda bakarsanız iyi olur, teşekkür ederim, iyi günler.”
Kesira Önal yanıt hakkını kullandı: “İtibar suikastine maruz kaldım”
Kadınların yanıt hakkı kapsamında ulaştığım bir diğer isim Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Genel Başkanı Kesira Önal oldu. “Dilan Karaman ile ilgili haberde isminiz zikredildiği için yanıt hakkınız bağlamında sizi rahatsız ediyorum. Eşiniz olduğu iddia edilen Servet adlı kişinin Dilan Karaman ile bir hikayesi olduğu iddia ediliyor ve bu hikaye üzerinden sizin Dilan Karaman ile sorunlar yaşadığınız iddia ediliyor. Bu iddialara haberde yer vereceğim ama bu iddialara siz bu haber kapsamında yanıt vermek ister misiniz?” sorusunu ve konuşmamızın kayıt altında olduğu bilgisini paylaştığım Kesira Önal iddialara şu sözlerle yanıt verdi:
“Ben bu iddiaların tamamını gerekli mercilerle detaylandırarak konuşmuştum. Zaten yeterince bir itibar suikastine maruz kaldığım gerçekliği var. Her yerde başka bir teşhir biçimine dönüşüyor. Bir kadının meselesini ele almak isterken başka bir kadını harcama biçimine de dönüştüğünü net bir şekilde gördük. Bunun, ne yazık ki, biz de tekerine takıldık. O yüzden ben bu konuda uzun uzadıya şunları, şunları yaşadık diye anlatmayacağım. Çünkü gerek kadın kurumlarına gerek kendi basın kurumlarıma bunu detaylı bir şekilde açtım. İhtiyaç olursa, komisyon tabii ki de gelip ‘Ben sizinle de görüşmek istiyorum’ dediği andan itibaren, ben ilk günden beri söyledim, komisyon çağırıp görüşmek isterse buyursun gelsin, o başka bir şey. Ama ben özel olarak bununla ilgili detaylı bilgi vermeyeceğim. Spekülasyonların çok önü açık bir süreç yaşandı şahsım adına. Bilmiyorum, ne hedeflendi. Ama o iddiaların süslenip süslenip anlatıldığı biçimde olmadığına, en azından benim aktardığım süreçte birçok arkadaşımız da hakimdir. Bunu söyleyebilirim.”










