Skip to main contentSkip to footer
ABD’de sokağa inen kadınlar anlatıyor

“Var olma hakkımız için her gün mücadele ediyoruz”

Minneapolis kentinde Ocak ayında federal göçmenlik polisi ICE’ın operasyonları sırasında Renee Good ve Alex Pretti’nin öldürülmesinin ardından başlayan protestolar ülke geneline yayıldı. Üç farklı eyalette protestolara katılan kadınlara ulaştık ve onların mücadele deneyimlerini dinledik.

Uluslararası

ABD’de 7 Ocak’ta 37 yaşındaki şair Renee Good, 24 Ocak’ta ise yine 37 yaşındaki yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti ICE tarafından vurularak öldürüldü. Minneapolis eyaletinde başlayan protestolar ülkenin farklı eyaletlerine de yayılarak ülke tarihinin en kitlesel protesto dalgalarından birini tetikledi. Artan polis şiddeti sadece göçmenler için değil, kadınlar ve queer bireyler için de artık bir “var olma” meselesine dönüşmüş durumda.

Trump yönetimini geri adım atmaya zorlayan bu kitlesel direnişe katılan üç Amerikalı kadınla görüştüm: Aydan Garlan Miner, Ry Vazquez ve Tess Kudia. Üç farklı eyalette yaşayan bu kadınların hepsi farklı hayat hikayelerine sahip; kimisi beyaz, kimisi göçmen kökenli, kimisi regl yoksulluğuna karşı mücadele veriyor, kimisi de trans kadın kimliğiyle Trump’ın homofobik ve transfobik politikalarına karşı direnişi gündelik bir yaşam pratiğine dönüştürmüş durumda. Queer bir birey olan Renee’nin öldürülmesiyse hepsini ortak bir mücadelede bir araya getirmiş.

“ABD devlet şiddetini dünyaya ihraç ediyor”

24 yaşındaki Ry Vazquez Teksas’ta yaşıyor. Onu protestolar sırasında yaptığı ilham verici konuşmaların videolarını sosyal medyada izleyerek tanıdım. Kendisini bir hak savunucusu olarak tanımlayan Ry’a göre devlet şiddeti, Amerika’nın dünyaya ‘ihraç ettiği’ bir gerçekliğe dönüşmüş durumda:

“Amerika’da süre gelen devlet şiddeti bir üst seviyeye taşındı ve ABD bu şiddeti dünyanın çoğu yerine de ihraç ediyor. Çocukluğumdan bugüne kadar her gün okulda silahlı saldırı yaşayabileceğimden ve polis şiddetinden korkarak büyüdüm.  Bu bakımdan otoriteye duyulan korku benim için yeni bir şey değil, ancak bu korkuya karşı inandığım şeyler için ayağa kalkmak her zaman beni harekete geçiren ideal oldu.”

Washington’da düzenlenen eylemlere katılan 27 yaşındaki Aydan Garlan Miner da Renee’nin öldürülmesi sonrası duygularını şöyle açıklıyor:

“Sadece Renee’nin öldürülmesi değil, hükümetin buna verdiği tepki, soruşturmayı reddetmesi ve onun ölümünü haklı gösterip onu suçlaması da çok rahatsız edici. Tüm bunlar beni çok endişelendiriyor ve artık bir demokraside yaşadığımıza hiç inanmıyorum.”

Bir eylem sırasında katıldığı canlı yayında solda duran Ry Vazquez

“Renee’nin yerinde ben de olabilirdim”

Regl yoksulluğu alanında hak savunucusu olarak çalışan Aydan, regl ürünlerine eşit erişim hakkı ve regle yönelik toplumsal damgalamayı ortadan kaldırmak için mücadele veriyor. Bununla birlikte göçmen hakları savunuculuğu gibi başka konularda da çalışmalar yürüten Aydan göçmen baskınlarına yönelik ‘hızlı müdahale’ çalışmalarına da katılıyor:

“Pek çok hızlı müdahale çalışmasına katıldım, bu yaşadığımız toplulukları hedef alan ICE operasyonlarına müdahale etmek anlamına geliyor. Ve birçok meslektaşımla birlikte, ICE faaliyetleri hakkında bir duyum alır almaz olay yerlerine gittik.  Bu konuda en kötü senaryonun ne olabileceğini daha önceleri de tartışmıştık. Bir keresinde bir ekip üyemizin “Peki, ya adaleti engellemek gibi uydurma bir suçlamayla yargılanırsak?” dediğini hatırlıyorum. O zaman, bunun en kötü senaryo olduğunu varsayıyorduk.”

Renee’nin bir ICE baskını sırasında öldürülmüş olması ICE baskınlarına ilişkin doğrudan böylesi dayanışma çalışmalarına katılan Aydan’ı bu nedenle çok etkilemiş

“Topluluğumuzu ICE’tan korumak için yaptığımız eylemlerin potansiyel bir sonucu olarak kafamdan vurulmak hiç aklıma gelmezdi. Bu yüzden, Renee’nin başına gelen, kolaylıkla benim ya da meslektaşlarımdan herhangi birinin başına gelebilirdi.” 

“Bu haydutlar korku ile yönetmek istiyorlar” diyen Ry Vazques de “Renee’nin yerinde ben olabilirdim” duygusunda Aydan ile ortaklaşıyor: “Bu mücadelede açıkça yer alan biri olarak, her sabah uyandığımda düşecek bir sonraki domino taşının ben olabileceğimi düşünüyorum”

Regl yoksulluğuna karşı bir kampanya sırasında soldan ikinci Aydan Garlan Miner

“Polis şiddeti kolektif güvenlik duygumuzu azalttı”

ABD’de ana akım medya kanallarında hükümet yetkilileri ve hükümete yakın yorumcular eylemcilerden sıklıkla ‘para ödenen provokatörler’ olarak bahsetti. Peki bu eylemlere katılan kadınlar bu iddiaları nasıl değerlendiriyor?

“Protestolar için tek kuruş bile ödeme almadım, ancak Fox News gibi sağcı yorumculara doğrudan maddi katkı sağlayan milyonlarca aşırı sağcı operasyon olduğunu söyleyebilirim” diye yanıtlıyor Ry Vazquez ve şöyle açıklıyor:

“Protestolarda her zaman çevremdeki insanlarla konuşuyorum ve hepsi sıradan yurttaşlar; bu yönetimin politikalarının topluluklarına nasıl zarar verdiğini gören, aileleri ve arkadaşları olan endişeli insanlar bunlar: Çocukların güvenli bir öğrenim ortamından mahrum kalmasına, komşularının istedikleri işlerden para kazanmalarına engel olunmasına karşı çıkan insanlar.”

Pek çok insanın artan polis şiddeti nedeniyle ‘güvenlik kaygısı’ taşıyarak ve pek çok risk alarak sokağa indiğini anlatan Aydan ise bunu “Polis ya da ICE tarafından eliyle hükümetin kadınlara yönelik uyguladığı şiddet, ABD’deki kolektif güvenlik duygumuzu ve direnme yeteneğimizi kesinlikle azaltıyor, çünkü direnirsek güvenliğimizin tehlikeye girebileceğini biliyoruz” diye açıklıyor.

“Trans ya da cis, herkes sonraki kurban olabilir”

Illinois, Chicago’da doğan ancak son 13 yıldır eşi Maggie ile birlikte Kentucky, Lexington’da yaşayan 30 yaşındaki Tess Kudia, Trump yönetiminin LGBTİ+ herkesi ‘açık hedef’ haline getirdiğini düşünüyor:

“ICE, açıkça Donald Trump’ın kişisel ordusu haline geldi. Renee’nin ölümünden sonra yapılan açıklamalarıyla Trump yönetiminin kullandığı güç onun iktidarının ne kadar sınır tanımadığına dair bir emsal oluşturuyor. Eşcinsel, heteroseksüel, trans veya cis herkesin sıradaki kurban olabileceğini açıkça belirtiyorlar. Onların yoluna çıktığımıza inanmaları bunun için yeterli.”

20’li yaşlarımın ortasında trans kadın olarak açılan Tess için bunu yapmak hiç kolay olmamış:

“Bunu açıklamam çok uzun sürdü çünkü açıklamamın hayatımı mahvedeceğini düşünüyordum, ancak açıkladığımda tam tersi oldu. Açıkça ifade ettikten sonra, insanlar gerçek beni gördükçe tüm ilişkilerim ve deneyimlerim daha da iyiye gitti. Bunun hayatımı kurtardığını düşünüyorum.”

Kendisini ‘görünür şekilde queer bir hak savunucusu’ olarak tarif eden Ry için de Trump ABD’sinde yaşamak ‘her gün varlık mücadelesi’ anlamına geliyor:

“Trump ikinci döneminde en üsttekileri zenginleştirmek ve yaygın korku yoluyla kişisel kazanç elde etmekten başka bir şey yapmadı. Şu anda var olma hakkım için her gün mücadele ediyorum ve bu mevcut yönetimden önce de önümüzde uzun bir yol vardı, ancak bu rejimin gerici politikaları geçmişteki tiranların gülünç parodileri gibi. Bir sürü küçük adam daha büyük olmanın peşinde ve bunu müttefiklerine ve vatandaşlarına karşı öfke nöbetleri geçirerek yapıyorlar.”

Ne yazık ki bu öfke nöbetlerinin Ry için gerçek hayatta sonuçları var:

“Translara yönelik Cumhuriyetçilerin soykırımcı söylemlerinden korkan pek çok queer arkadaşlarım var. Aile üyelerinin nereye gönderildiğini bilmeyen göçmen topluluk üyelerim var.”

Eylem sırasında çektikleri selfiede solda Tess Kudia ve yanında eşi Maggie

“Irkçı profilleme yüzünden kadınlar evden çıkmaya bile korkuyor”

“ICE çoğunlukla ABD’deki göçmen kadınlara, ailelerine ve beyaz olmayan kadınlara karşı şiddet uyguluyor” diyen kadın hakları savunucusu Aydan Garlan Miner, ABD’de devlet şiddetinin kadınları nasıl hedef aldığını açıklarken medyanın bu konudaki sessizliğine dikkat çekiyor:

“Ülke çapındaki göçmen tesislerinde kadınlar tecavüze uğruyor, cinsel istismara maruz kalıyor, aç bırakılıyor, tıbbi bakımdan mahrum bırakılıyor ve hatta düşük yaparken kelepçeleniyor. Kadınlara yönelik bu korkunç muamelelere dair daha geçen ay bile yeni raporlar hazırlanmışken buna dikkat çeken çok az haber var. Mesela New York Times’ta veya okuduğum haber kaynaklarında bu konuyla ilgili herhangi bir haber görmedim.”

“ABD vatandaşı olsun olmasın, evlerinden çıkmaktan korkan, dışarı çıkamayacak kadar güvensiz insanlar var çevremde” diyen Aydan da, tıpkı Ry gibi, Trump yönetimin yarattığı korku ikliminin yansımalarını hayatında gözlemliyor:

“Benim topluluğumda birçok Latin kökenli insan var, onların nasıl etkilendiğine şahidim. Yüksek Mahkeme ‘ırkçı profillemeyi’ onayladı ve böylece ICE’nin insanlara gidip göçmenlik belgelerini ve göçmen olup olmadıklarını sormasının önünü açtı. Bu nedenle çevremdeki birçok kadın ve aileleri kendilerini güvende hissetmedikleri için evlerinden çıkıp market alışverişine bile gidemiyor.”

“Mücadeleyle kazandığımız haklarımızı savunmaya devam edeceğiz”

Peki kadınlar böylesi bir korku iklimi içinde mücadeledeki cesaret kaynaklarını nereden alıyor? Tess Kudia bunu şöyle yanıtlıyor:

“İnsanların Amerika’nın harita üzerindeki çizgilerle bölünmediğini anlamalarını isterim. Kentucky gibi çok muhafazakâr eyaletlerde bile (insanların savunmasız toplulukları koruyacağı birçok güvenli bölge var. Muhafazakârlar arasında bile Trump’ın politikaları popülerliğini kaybetmeye başlıyor. Şehrimde bu kadar çok insanın böyle korkunç bir cinayete karşı durduğunu görmek benim için cesaret verici.”

Ailemin her iki tarafında da göçmen olan dördüncü nesil gururlu bir Amerikalı olarak mücadelemi sürdüreceğim” diyen Ry Vazquez de hem queer kimliğini hem göçmen kökenlerini gururla taşımak için mücadele etmekte kararlı:

“Haklarınızı kaybetmenin en kolay yolu, onları kullanmamaktır. Bu nedenle, hükümetimizin maskesinin altındaki gerçek yüzünü göstermesinin ardından benden önceki hak savunucularının uğruna mücadele ederek kazandıkları haklarımızı savunmayı ve sivil eylem mirasını sürdürmeyi hedefim haline getirdim. ICE sadece bizim onlara izin verdiğimiz kadar güçlü olabilir ve ben bu doğrultuda onlara karşı direnmeye devam edeceğim.”

“Trump yönetiminin yarattığı korkuya rağmen seni sokaklara çıkmaya motive eden şey nedir?” diye sorduğum Aydan’ ise “Gerçeğin peşine düşmek. Artan risklere rağmen bu röportaja da aynı nedenle katılıyorum” diyor ve ekliyor:

“Bu yönetimin sadece Amerikalılara değil, tüm dünyaya yaşattığı korkunç gerçeklerin tümüyle ortaya çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Ve birleştiğimizde halkın muhalefet etme gücü yadsınamaz. Bir de gençler, ayakta duran ve örgütlenen tüm gençlerden umut alıyorum. Protestolarda sık sık söylediğimiz sloganlardan biri, ‘Birleşen halk asla bölünmez’. Kafamın içinde şu an bile duyabildiğim bu slogana her zaman inanacağım.”

ABD’li kadınlardan Türkiye’deki kadınlara mesaj var!

Türkiye’deki kadın ve LGBTİ+lara neler söylemek istediğini sorduğum Tess şu mesajı paylaşıyor:

“LGBTQI+ topluluğumuzdaki pek çok insanın tehlikede yaşaması kalbimi kırıyor. Bu baskı altında yaşamak ne kadar zor olduğunu hayal bile edemiyorum ve sizler var olmaya ve hikayenizi anlatmaya devam ederek son derece cesur davranıyorsunuz. Bazı insanlar Trump’ın faşist gündemini Türkiye’de Erdoğan’ın ilk günleriyle karşılaştırıyor, bunlara yönelik tartışmaları daha önce duydum. Umarım bu gerçekleşmez, ama faşizm ABD’de çok güçlü bir şekilde yerleşmeden önce onunla nasıl mücadele edileceğine dair sizin önerileriniz varsa bunları duymak isterim.”

Bu röportajın bir parçası olmaktan dolayı çok heyecanlı olduğunu ifade eden Aydan ise Türkiye’deki kadınlara şöyle sesleniyor:

“Sizinle bağlantı kurabilmek çok güzel ve dünyanın dört bir yanındaki kadınların bizi izliyor olduğunu bilmek çok ilginç ve etkileyici. Sosyal medyanın işe yaramasına ve size ABD’de neler olup bittiğini göstermesinden dolayı çok sevindim. Şunu söylemek isterim ki dünyanın her yerinde şiddet faillerini tanıyoruz, ister burada ister sizin orada ister Filistin’de ister başka bir yerde olsun. Amerikalı bir kadın olarak bir de özür dilemek istiyorum, Trump’ın tüm dünyayı terörize etmesinden dolayı çok üzgünüm, bu sadece bizim için değil, herkes için çok talihsiz bir durum.”

Ry’ın da hem Türkiye’deki hem de tüm dünyadaki kadınlara verdiği son mesaj şu:

Trump sonsuza kadar koltuğunda olmayacak. Mevcut çılgınlığı destekleyenlerden çok daha fazla Amerikalı değişim istiyor. Dünya bunu biliyor, Amerikalılar bunu biliyor ve biz bu çılgınlıkla her adımda mücadele etmeye devam edeceğiz. Tepede oturan ‘turuncu adamların’ haklarımız için nasıl mücadele edeceğinize karar vermesine izin vermeyeceğiz.”

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar