Skip to main contentSkip to footer
Hobi değil, iş:

Kadın stand-upçılar da ağır emekçi

Stand-up sahnesi de erkeklerin tekelinde. Kadınların sayısı artıyor ama sahneye erişimden kaşe farkına, tacizden ifşa süreçlerine kadar birçok engelle karşılaşıyorlar. Üç kadın komedyenle, düşük ücretleri, güvencesizliği, cinsiyetçiliği, sendikalaşma faaliyetlerini konuştuk.

Son dönemde, yeni tanınan bir erkek stand-upçının bir kadın komedyeni taciz ettiği, ancak bunun çeşitli gerekçelerle ifşa edilmediği de sosyal medyada gündeme geldi. Bu, ne yazık ki istisna bir durum değil.

Her sektör gibi komedi alanı da erkek ağırlıklı bir yapıya sahip. Kadınlar var olabilmek ve kalabilmek için kimi zaman cinsiyetçi dile uyum sağlamak zorunda kalıyor, kimi zaman da buna mesafe koyarak kendi yollarında ilerliyorlar.

Stand-up yapan kadın emekçiler kendilerini nasıl tanımlıyor? Hangi koşullarda çalışıyorlar? Cinsiyet eşitsizliğini nasıl deneyimliyorlar? Taciz ve ifşa süreçleri nasıl ilerliyor? Kadınlar arasında bir dayanışma mümkün mü?

Bu soruları, Nebiye Arı, Ilgın Yeşim Eldeş ve İzmir’den Gizem Özkan’a yönelttik.

Hatırlatmakta fayda olabilir; kadınlar ve LGBTİ+’lar için açık mikrofon etkinlikleri düzenleyen Şakası Olan Gelsin (ŞOG) da bu alanda alternatif bir zemin yaratmaya çalışıyor. 2024’te ilk etkinliğini düzenleyen ŞOG, “güvenli ve özgür” bir alan yaratmak” amacında.

Nebiye Arı

“Stand-up ‘işimiz’ demek için bu işten geçinmek lazım”

Kadın arkadaşlarımıza stand-up’ı bir kadın olarak “iş”, “hobi” ya da “ifade alanı” olarak mı gördüklerini ve bu işten geçinmenin mümkün olup olmadığını sorduk.

Nebiye, stand-up’ı “bir anlatı ve performans sanat türü” olarak tanımlıyor:

“Stand up benim için hayatımın bir parçası. Şu an stand up’tan geçinecek kadar para kazanmadığım için onu tam zamanlı bir iş olarak görmüyorum ama normalde ciddiyetle uğraşılması gereken eğlenceli bir iş benim için”

İzmir’de 2021’den bu yana sahne alan ve aynı zamanda tiyatro oyunculuğu yapan Gizem Özkan ise sahneyi uzun süredir bir üretim ve ifade alanı olarak gördüğünü söylüyor: “Stand up’ta kolektif değilsiniz daha tek başınıza kalıyorsunuz o sebeple stand up bir yandan da hem sahne öncesi hem sahne sırasında bir mücadele alanı çünkü bilet satımından tanıtımına, organizasyonuna kadar başlı başına bir iş”

Ancak bu emek çoğu zaman geçim sağlamaya yetmiyor. Gizem, sahneden kazandığı gelirin sürdürülebilir olmadığını ve farklı işlerde çalıştığını da ekliyor.

İstanbul’da sahneye çıkan Ilgın Yeşim ise son iki yılda 70’in üzerinde line-up’a çıkmış olmasına rağmen stand-up’ı “iş” olarak tanımlamakta mesafeli: “Kazanmıyorum. Beklentim, maddi olarak eksiye düşmeden devam ettirebilmek

Ancak bir hobi de değil. Onun için daha çok bir ifade ve iletişim alanı: “Bazen yalnız iletim oluyor. Ben anlatıyorum, seyirci gülüyor veya gülmüyor. Güldüğü yerlerde iletişim kurabiliyorken, gülmediği yerlerde yalnızca iletim gerçekleştirmiş oluyorum”

Türkiye’de yalnızca stand-up’tan geçinmek mümkün mü? Sorusuna onun cevabı “Noname bir komedyen için zor ama name komedyen için mümkün.”

İzmir’de kadın stand-upçı olmak

Kadın ve erkek komedyenler arasında kaşe farkı olup olmadığı ve organizatörlerin kadınlara sunduğu tekliflerin ne kadar farklılaştığını sorduğumuzda, Gizem Özkan İzmir’de kadın olarak sahne almanın başlı başına zor olduğunu söylüyor. Özellikle kendisi gibi “feminist şakaları olan” biri için bu durumun daha da belirginleştiğini vurguluyor.

Gizem kaşesi yüksek sahnelerde çoğu zaman kadın komedyenlerin yer almadığını söylerken, kendi biletini ve sahnesini yıllar içinde kendisinin kurduğunu anlatıyor: Mekân sahipleriyle tanışarak bir düzen oluşturduğunu ve İzmir’de birçok erkek komedyenden daha fazla kazandığı dönemler olduğunu ifade ediyor.

“Ama iyi bir komedyen olmak için iyi bir yazar ya da performansçı olmak yetmiyor, iyi bir pazarlamacı, iyi bir satışçı, iyi bir bilet kesici de olmanız gerekiyor, sonra bunların hepsini bir daha bir daha yapmanız gerekiyor. Ben İzmir’de her şeyden önce kadın olduğum için yalnız ilerlemeyi seçtim/ seçmek zorunda kaldım.”

Kadınlara not veren “algı operatörü erkek komedyenler”

Ilgın Yeşim Eldeş ise cinsiyet fark etmeksizin sahneye giden yolun yalnızca performansa bağlı olmadığını vurguluyor: “Ben eşit derecede güldüren erkeğe göre daha yavaş yol ve sahne alıyorum. Seyircinin size ne kadar güldüğünden çok sizin için yaratılan “Komik” veya “Komik değil” algısı önemli ve bu algı operatörleri erkek komedyenler. Çünkü içten içe erkeklerin mizahtan anladığına inanan organizatör, onların görüşlerini dikkate alıyor.”

Nebiye Arı da komedi kulüplerindeki karar alıcıların büyük ölçüde erkeklerden oluşmasının kadınların sahneye çıkma süreçlerinde “çok belirleyici bir etken” buluyor. Ona göre sahneye çıkanların çoğunluğunun da erkek olması kadınları “tat kaçıran feminist” ya da “ortamın neşesini kaçıran” olarak yaftalanma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle kadınlar kimi zaman “erkek muhabbetine (cinsiyetçi kötü şakalar, cinsiyetçi söylemler) dahil olmak zorunda kalabiliyor.”

Gizem Özkan

“Kendi organizasyonumuzu yaptığımız sahneler oluşturmalıyız”

Nebiye, kadınların sahnedeki varlığının bir başka boyutuna dikkat çekiyor. Komedyen kadınların etkisiyle bazı erkeklerin de dilini dönüştürebildiğini, “söylediğim cinsiyetçi olur mu?” diye düşünmeye başlayabildiğini söylüyor. Bu nedenle şu yaklaşımı önemsiyor: “Artık “erkekler bizi sahneye çıkarmıyor” gibi söylemler kurmak yerine, kendi organizasyonunu yaptığımız sahneler oluşturmayı önemsiyorum. Çünkü komedi kulüpleriyle yarışamayacak olsak da mevcut sistemle mücadele ederken, bir yandan da yeni bir şeyler oluşturup yola devam etmek değerli”.

Nebiye’ye göre her sektörde karşılaşılan “erkek muhabbeti” burada da belirleyici. Bazı kadınlar bu dile dahil olmayı seçerken, bazıları kendi sahnesini kurarak ya da mesafe koyarak var olmayı tercih ediyor.

Gizem ise İzmir’deki deneyimini bu tabloyu somutlayan bir örnek olarak anlatıyor. Sahne dağılımlarında kadınların çoğu zaman “çeşitlilik unsuru” olarak yer aldığını söylüyor: ‘Çeşit” olsun diye dört komedyen erkek varken bir komedyen kadın”, ”bir tane de kadın olması lazım” Kadın komedyenlerin sayısını sorgulayan bir bakışla da sık karşılaştığını ekliyor: “Stand up yapan kaç kadın var ki?”

Karar verici pozisyonlarda kadınlarla neredeyse hiç karşılaşmadığına hayıflanan Gizem, bu nedenle İzmir’de Kirpi Stand-up adlı küçük bir topluluk kurduğunu; ancak burada da nihai kararın erkek mekan sahiplerinde olduğunu vurguluyor. Kendisine “feminist şakalarla bir yere gelemezsin, para kazanamazsın” denildiğini söyleyen Gizem, yine de “erkek muhabbetine” dahil olmamış ve bu sahnelerin parçası olmayı tercih etmemiş.

“Güvenliğimizi kendimiz sağlıyoruz”

Kadın komedyenlerin gece geç saatlere kadar süren gösterileri ve çoğunlukla erkek ağırlıklı seyirci profili birlikte düşünüldüğünde, sahnede ve sahne arkasında kendilerini ne kadar güvende hissettikleri ayrı bir mesele…Bu yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda psikolojik, mesleki ve sürdürülebilirlik açısından da belirleyici.

Gizem, sahne alınan mekanlardan güvenliğe dair bir beklenti dahi geliştiremediğini çünkü “Bu işteysem her şeyi benim zaten düşünüyor ve yapıyor olmam gerekiyordu, öyle de oldu.” sözleriyle gerekçelendiriyor.

Bu durum, güvenliğin kurumsal bir sorumluluk olmaktan çok kadın komedyenlerin bireysel çabalarına bırakıldığını gösteriyor.

Ilgın Yeşim de Gizem’le hemfikir; Türkiye’de kadınların kendi güvenliklerine dair sorumluluğu kendilerinin üstlenmek zorunda bırakılması sahneye çıktığında da sürüyor: Sahnede her türlü saygısızlığa cevabı olsa da “sonrasında sahne, tekrar beni show’a davet eder mi kaygım da var.” tedirginliğini de gizlemiyor.

Ilgın Yeşim’in Türkiye’de genel bir soruna işaret ediyor ve “özgüveni eksik erkek, sahnedeki kadını aşağılama yoluna giderken, özgüveni eksik kadın da benzer bir eylemi aynı şekilde gerçekleştirebiliyor. Stand up’ta yalnızca erkeklerin hedefi olmuyoruz.” diyor.

Kadınlar için sahne almak ve kendi güvenliğini sağlamak yalnızca mekânla ya da organizasyonla sınırlı değil; seyirciyle kurulan ilişki, sektör içi dengeler ve mesleki sürdürülebilirlik kaygılarıyla birlikte çok katmanlı bir deneyim gibi görünüyor.

Ilgın Yeşim Eldeş

“Sahneye belli bir ekonomik güvencesi olan tutunabilir!”

Stand-up’ın gece hayatı dinamikleri ve yüksek maliyetleri, geçim derdi olan bir kadının bu sahnede var olmasını baştan zorlaştırıyor. Sektörün, işçi sınıfından kadın komedyenleri daha en baştan elediği söylenebilir mi?

Nebiye’ye göre mesele sadece sahneye çıkmak değil; o sahneye ulaşana kadar geçen sürecin kendisi de ciddi bir maliyet: Ulaşım, gece geç saatlerde eve dönüş, mekânda beklerken geçen zaman ve bu süre boyunca kazanılamayan gelir.

“Geçim derdi olan bir kadının “belki bir gün kazanırım” diyerek yıllarca açık mikrofonlarda bedavaya (hatta bazen yol parası cebinden çıkarak) ter dökmesi sınıfsal bir imtiyaz gerektiriyor. Bu yüzden stand-up sahnesi ne yazık ki hala belli bir sosyo-ekonomik güvencesi olanların daha rahat tutunabildiği bir alan.”

Bu nedenle birçok komedyen gündüz başka bir işte çalışıp akşam sahneye çıkıyor. Süreç hem maddi hem manevi olarak yıpratıcı. Hızlı yükselmek isteyenlerden bırakanlar olduğu gibi, ne olursa olsun devam etmeye kararlı çok fazla kadın da var.

Ilgın Yeşim de gündüz bir işte ve akşam sahnede olmanın verdiği yoğunluğu “deli işi” olarak tanımlıyor. Ancak mesele bununla da kalmıyor; stand-up yapmanın iş hayatında nasıl karşılanacağının da bir risk oluşturması mümkün. Neyse ki onun patronları sorun çıkarmamış.

Komedyen Kadınlar İnisiyatifi

Üç kadına komedi sektöründe taciz vakalarının nasıl ele alındığını, kadınların ifşa mekanizmalarını işletip işletemediğini ve “sahnesiz kalma” ya da “iş bulamama” korkusuyla sessiz kalıp kalmadıklarını da sorduk.

Nebiye, taciz vakalarına verilen tepkilerin hala büyük ölçüde bireysel ve “kimin yaptığına” göre değiştiğini söylüyor: “Eğer fail “gişe yapan” veya çevresi geniş biriyse, bir tür sessizlik sarmalı oluşabiliyor. İfşa mekanizması kadınlar için çok yıpratıcı; çünkü “sorun çıkaran kadın” etiketi yapıştırılması ve o bahsettiğim yüzde 90’ı erkek olan karar vericiler tarafından dışlanma riski çok reel bir korku.”

Gizem de ifşa sürecinin kadınlar için ağır sonuçlar doğurduğunu söylüyor: ”iftiracı” olarak yaftalanma, yorumlarda ve DM’lerde yıpratılma, faillerin sahnelerde varlığını sürdürmesi ve ifşa eden kadınların “tehlikeli” olarak etiketlenmesi.

Ilgın Yeşim ise durumu “Bir grup insanın ve kurumun kendini tanrılaştırıp, her duruma karşı ayetler indirdiği ve kendini akladığı bir ortam” olarak özetliyor. George Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği’ni hatırlatarak, tacizlere karşı alınan tutumların koşullara göre değişebildiğini de vurguluyor.

Peki kadınlar bu tablo karşısında ne yapıyor? Gizem’e göre belirleyici olan dayanışma:

“İfşa eden kadın yalnız hissetmezse, birlikte olursak ve bu birlik sayesinde sahneleri kaybetmekten değil de fail korkarsa yani utanç yer değiştirirse, ki bu mümkün, o zaman bu belirleyici olabilecek faktörler de yer değiştirir ve esas muhatabına gider. Benim çok sevdiğim bir söz var ”Korkmayın korkmayın bir aradayız, korkun korkun bir aradayız’‘ diye.”

İşte tüm bu nedenlerle kadınların Komedyen Kadınlar İnisiyatifi’ni kurduklarını söyleyen Nebiye, ifşa sonrası “iş bulamama” korkusunun sektörün gerçeği olmasına karşın, İnisiyatifin “korku duvarına karşı bir kalkan olmasını” umduklarını söylüyor. Kurumsal bir koruma mekanizması olmasa da “birbirimizin omuzlarına tutunarak o güç dengesini değiştirmeye çalışıyoruz.” diyor.

İnisiyatif, komedi kulüplerine yönelik toplumsal cinsiyet eğitimleri düzenleyerek sektörde farkındalık yaratmayı hedefliyor.

Sendika üyesi “kadın işçi” komedyenler

Söz konusu kaygıları ve sorunları giderecek olan bir sendikal bir örgütlenme ne kadar mümkün? Kadınların bireysel başarıları, sektördeki yapısal eşitsizliği değiştirebilir mi?

Nebiye’ye göre bireysel başarılar görünürlük açısından önemli olsa da eşitsizliği çözmüyor, yalnızca “istisnalar” yaratıyor: “Rekabet yerine sendikal hakları konuştuğumuz bir zemin de inşa etmeye çalışıyoruz.” derken sektörün kadınları birbiriyle kıyaslamaya ve rakip görmeye itmesine karşı olan kadınları anlatıyor: ” Kadın kadının yurdudur” düsturuyla kurulan kolektifleri ve sadece kadın komedyenlerin çıktığı geceleri bir tür “gayri resmi örgütlenme” örneği olarak gösteriyor.  “Yapısal eşitsizliği ancak biz kendi sahnelerimizi, kendi prodüksiyon ağlarımızı kurduğumuzda ve birbirimize sahne açtığımızda esnetebiliyoruz.”

Kadın komedyenlerin bir kısmı örgütlenmede somut adımlar da atmış durumda. Oyuncular Sendikası’nın stand-up komedyenlerine kapılarını açmasıyla sendikaya üye olanlar var. Nebiye, bu sürecin henüz emekleme aşamasında olduğunu söylese de komediyi bir “hobi” olmaktan çıkarıp işçi hakları çerçevesinde tartışmanın önemli olduğunu vurguluyor.

Komedyen Kadınlar İnisiyatifi içinde yer alan Gizem ve Ilgın Yeşim de bu sürecin parçası. Ilgın Yeşim, güvenli sahne talebiyle hazırladıkları bildiriyi paylaşırken başlangıçta kalabalık olan grubun zamanla küçüldüğünü, ancak dayanışmanın güç verdiğini söylüyor.  Ancak bir eleştirisi de var: “Komedyenler genelde birbirini pek sevmiyor anladığım… Çok az kişi birbiri ile arkadaş.”

Her durumda kadın komedyenler de emekçi ve haklarının sendikal koruma altına alınması için dayanışanların sayısı az değil.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar